|
Prof. Dr. Sinsi
|
İlahi Armağan -62- Meclis
Dünya bir anlık sözden ibarettir, ona dayanma
Birtakım cemaat var ki, onları heybet zayıf düşürdü ve duygularını bağladı Onların kalbini, halktan yana bir dehşet sardı Bu yüzden, onlar, bütün hâllerini bir yerde kalmaya icbar ettiler Her şeyi bırakıp bir izbeye çekildiler Onların kısmet alma zamanı gelince Hak Teâlâ, lokma vereni gönderir
Ne geçmişte, ne de gelecekte bu kula itiraz edecek bulunmaz (Hazret, kendini kast ediyor )
Din başını sakla ve esirge, aksi hâlde, seni ne yoluma uğratırım, ne de izime
Cahil olma; evinde oturur birtakım hezeyanınla avunursun
Biz, birtakım şifa ilâçları aldık, mana dolduk
Sizi, mana bakımından denemeden geçen şeye delâlet ediyorum Oğulların ve malın fayda vermeyeceği bir gün gelecek; ondan sakınınız Mal nedir ki?
Sen helâl kazancından birçok mal topladın ve onun yarın faydalı olacağını sandın Zengin olmanın, sana bir imtiyaz sağlayacağına aldandın ve yarın oğullarının seni o gün içine dalman muhtemel azaptan kurtaracağını sandın Bunu geçmişteki cahil Arap kavmi de iddia ediyordu; Allah şöyle buyurdu: “O gün, malın ve evladın faydası olmaz; ancak selim kalbi taşıyanlar kurtulur ” (eş-Şuarâ, 26/88-89)
O kalbin sahibi özünü, malına ve evladına baktırmadı Kalbini onlara vermedi O, malın ve evladın Hak tarafından vekili olarak yaşadı, gitti Yaratan’ın emrine uyarak onlarda yaşadı Ve kalbini, malın ve evladın şerrinden korkarak Hakk'a teslim etti
Burada bir temsili hikâye anlatmak gerek
Bir zat, haber aldı: Şah, ona bir cariyesini nikâh etmek ve o cariyenin eli ile onu öldürmek istiyordu O zat, kendi kendine şöyle diyordu: “Ben kaçacak olsam, o askeri ile bana yetişir Ona muhalif hareket edecek olsam, kuvveti beni ezer Şayet uyacak olsam, cariyesi vasıtasıyla beni öldürür, ne yapmalıyım?”
Vah, bugün benden uzak durana ve yazık o zavallının hâline
Burada en uygun iş, iyi edep sahibi olmak ve kalbi korumak şartı ile şahın fermanına boyun eğmektir O zat da böyle yaptı Sonra dedi: “Emrini işittim, itaat ediyorum ”
Şahın huzuruna girdi ve nikâhı, hediyeyi kabullendi Zifafa girdiği gün korunma zırhını aldı Kalp gözüne ayıklık sürmesini sürdü
O cariyenin bütün hareketini takip için yapıyordu Sabah olunca sevinci tazelendi; çünkü o gece ayık durmuştu Hâl böyle iken, çevresinde bulunan hizmetçiler, onun bulduğu şeyle sevindiğini ve aldandığını sanmışlardı Gün ağardığı zaman onu zehirlenmiş bulmadılar Çünkü Hak Teâlâ'nın tavsif ettiği “selim kalbe” sahipti
Dünya, o öldürücü zevcedir “selim kalp”in sahibi gaflete dalıp onunla uyumadı ve onunla gizli âlem yapmadı Bu yüzden öbür âleme göçerken, takva hâli sökülmemiş ve din gayreti sönmemişti İşte selâmet yolu!
İşte irfan sahibi bu âlemde zâhid geçindi; bütün gücünü öbür âleme verdi O irfan sahibi saf ve temiz bir hâlde idi Bilgi elçisi geldi ve şu haberi verdi: Allah Teâlâ dünyadan bir kısım zatları emrine vermek diledi Ve devam etti:
Sen o doğruların kalbine hayat olacaksın Bu bir nevi meşgale, yorulma ve kederdir Bu âlem bir iltifattır Bak, nasıl iş tutacaksın ve kalbin selâmetini nasıl sağlayacaksın? Sır ayılırsa, kalbi de ayıltır; birlikte şahın kapısına varırlar Ve şöyle derler:
Ey şahımız, bizimle ne yapmak arzularsın, bizi zatından mahcup etmek mi dilersin, kapından kesmeyi mi arzularsın? Yoksa bizi bu hoş hâlimizden kedere mi daldırmak istersin? Bu durumda, zatından bir ahd ve ferman olmadıkça buradan ayrılıp gitmeyiz
Bunu söylerler ve Hak Teâlâ'dan: “Korkmayınız, ben sizinleyim, görürüm ve işitirim!” fermanını alırlar
Bundan sonra onlar dünyaya döner Çevrelerinde bekçiler ve muhafızlar bulunur İşte bu vasfa sahip olan kalp ve sır, gösterişten, riyadan, nifaktan ve her türlü maddi afetten beri olan bir “selim kalp” olarak anlatılır
|