|
Prof. Dr. Sinsi
|
İlahi Armağan -62- Meclis
Hakk'a vasıl olunca, farzları eda etmenle iktifa edilir
Padişahın aşçısı ihtiyar oldu Aklı gitti Göremez oldu Kulağı işitmez oldu İşareti anlamaz hâle geldi Bundan sonra onun Hakk'a karşı olan bilgisi hüküm sürmeye başlar
Ey sadık yolcu, ne zamana kadar kendi bencil hâline kapılıp gideceksin? Kuvvetini bilip ne zamana kadar kendini komşundan üstün tutacaksın? Ne zamana kadar, abana, sarığına aldanacaksın ve daha ne vakte kadar kıldığın namazla arkadaşlarına üstünlük taslayacaksın?
Şu gördüğün Allah yolcuları, tabii arzularını, nefislerini ve hevâlarını yok ettiler ve içtiklerini de bırakıp manen ölüp gittiler Onlar manen fena buldular, kader eli ile idare edildiler Kader yıkayıcısı onları bir sağa, bir de sola çevirir Kıtmîrleri de ayak uçlarında bekler Onların kıtmîri, nefislerinden kalan bakiyedir
Duyguların tedavisi, akla uygun olmayan, dine aykırı olan kötü işleri bırakmakla olur
Elini hırsızlık etmekten koru, kimseyi onunla dövme Ayaklarını batakhanelere gitmekten esirge İnsanoğlundan maddi bir talep için ayaklarını devrin maddi sultanlarına koşturma Şu göz var ya, onu, aslında iyi olmayan, güzelliğe özenenleri iyi görüp şerrine kapılacağı şeylerden beri etmek gerek
Nefis iyilikten yana uyudu Esas hükme karşı cahil kaldı Ama kalp, sevgili yolunda uçar oldu
Allah Teâlâ’nın veli kulları, iyi edep sahibi olurlarsa peygamber vasfına bürünürler İlâhî hüküm, tabii işlerle ilim arasında yürür, bir ona varır, sonra döner öbürüne O, bir nevi şöyle emir verir: “Peygamber’in getirdiğini alınız; yasak ettiği şeyleri bırakınız ” (el-Haşr, 59/7)
İlâhî hüküm, kalbe gelir Aradığın ne? Ben seninleyim Hizmet ediyorum Seni yormadan arzularını yerine getiriyorum Sana gelince, şahla bilesin
Gece, o büyükler için padişah otağı sayılı Gizli hâli onlar, bir gelin odası sanırlar Gündüz olunca sebeplere dalar, bir oyalanma hâline düşerler Musibetler onlarda gizlenir Ve bir emir: “Yavrucuğum, gördüğün rüyayı kardeşlerine anlatma ” (Yûsuf, 12/5) Onlar arasında senin için bir azizlik var
Kitap hükmünü icra edinceye, yazılan yazı sonuna varıncaya kadar çalışınız, arayınız
Ölünce, kabre girersin; münkir nekir gelir Beni onlara sor Onlar, benden sana haber verirler
İsmin günahkâra çıktı Adın, muhasebeye ve münakaşaya oturacak kimseler arasında yazıldı Ve sen, kabirde perişan bir hâle geleceksin
Bilemezsin, cennet ehli misin, yoksa cehennem ehli mi? Sonun müphem Bugün belki bir temiz adın olabilir, ama aldanma Yarın adın kimlerin arasında okunur, bilemezsin
Yavrucuğum, sabaha erince, akşama kalacağını nefsine vadetme Akşamı yapınca da sabaha çıkacağını ona söyleme
Dün geçip gitti, iyiliğine ve kötülüğüne dair olan şeyler orada kaldı Onlar sana şahitlik edecek Yarına çıkıp çıkmayacağını da bilemezsin O hâlde sen, bugünün adamısın Bulunduğun günü iyi kapamaya bak
Seni hangi şey gaflete itti? Tam bir gafil olmanın delili, bir sürü gafille oturup kalkmandır
Ey ahmak, mademki üzerinde bir gerçek işareti bulunmuyor, o hâlde onunla neden arkadaş olursun? Temeli, bir hiç üzerine atılanla sohbet etme; hem onunla sohbet ne lâzım Dışına baksan, mühürlü; içine dalsan ayıpların yerleştiğini görürsün Ve daima, Hakk'a karşı geldiğini anlarsın
Gelmesi arzu edilen iyi hâller, omuz büküp oturmakla olmaz Gözlere ayıklık sürmesini çekmeden bir sürü süs sürmek mana taşımaz
Halk çevreni sararsa aldanma; o hâlde bir hikmet bekleme Zor işleri yapmakla da bir şey ele geleceğini umma
Ey aklı kıt, bizim işaret ettiğimizi temenni edersin; şu tarafa da döner dilencilik yaparsın Halkın, çevreni sarmasını istersin Topladığın şeylerin daha da artmasını umarsın Bu hâlinle nasıl senin için felah ümidi olur?
Nedir bu hâlin? Şaha bir kapıcı olsaydın, onu arayanlara, yerinde olduğunu haber vermek şerefini kazansaydın, olmaz mıydı? Ve soranlara onun hikâyesini nakletseydin, olmaz mıydı? Onun vahdet âlemini bulsaydın, olmaz mıydı? Halkı bir aile ocağın sayıp onlardan ayrı bir yerde yaşasaydın; kapına geldikleri zaman kendilerine yarar eşyayı bulup alsalardı, olmaz mıydı?
Senin için ev, halkın gözünden uzak olan âlemdir Senin için yuva, kalbindir Senin için yer, iç âlemdir Senin için yurt, Rabb’inle sohbet, emirlerini yerine getirmek, yasaklarından kaçmaktır Ve O'nun kader icabına, ettiğine uymaktır
Yaptığın duada ve sarf edeceğin gayrette halkın nasibi vardır Olur ki, bir göz için bin göze ikram edilir
Gizli olarak büyük, kerîm zatlara iyilik edersen, Rabb’ine tâat etmiş olursun Allah yolcularına ikram eder, nefsini ortaya atmazsan, sana kerîm sıfatı verilir Sen kerîm olursan, hürmetine bin göz kurtulur Aile efradına bela inmez Hatta, senin hürmetine komşuların, bulunduğun ülke halkı bile kurtulur
Artık nasibin, olmayacak işler peşinde koşmak oldu; durmadan zahmet çekici oldun Ömrünün sonuna kadar kapı kapı dolaşacaksın Senin nasibin bu! Hâlin böyle! Ya senin için ne zaman zahmet çekilecek? Halk, ne zaman sana koşacak ve manevî gıdasını talep edecek? Halk, senden manevî bir fayda almak için ne zaman kapını aşındırmaya başlayacak? Senin için ne zaman ağyara veda edilecek? Ne zaman çevrende çadırlar kurulacak? Ne zaman şahın katına bezenip varacaksın? Temizliğin, ehliyetin, liyakatin ne zaman açığa çıkacak? Şahın huzuruna alınmaya ne zaman lâyık olacaksın? İlâhî hazineden ne zaman lakabın çıkacak? Hakk'ın seninle iftihar ettiği ne zaman belli olacak? Ne zaman Peygamber’in temiz sülâlesine tertemiz olarak katılacak ve onun bereketini almaya lâyık olacaksın?
İlim sahipleri, sözde, işte, hâlde, Peygamber’in (s a v) vârisleridir İsim ve şöhretle ona vâris olmak olmaz; yalnız isimle, ondan sırf maddî bir lakap kapmakla işler yürümez
Nübüvvet bir isim olup, risalet ise, ilâhî bir lakaptır
Ey cahil, sen nübüvvet ve risalet hâlini bulamazsın Bedel olmaya, gayp erlerinden olmaya bak
Bir âyet-i kerimede şöyle buyrulur: “Siz âhiretten geçip, dünya hayatına razı mı oldunuz?” (et-Tevbe, 9/38)
Dünya hayatı, nefsin, tabiî hâlin ve kötü arzularındır
Bu dünya hayatı yok denecek kadar geçicidir Şehvet ve kederlerle doludur Ve senin de, onda bir kısmetin vardır Dünya odur ki, bütün duygularınla sarılır, alırsın; ama hiçbir şey ebedî senin olmaz Hiçbir mülke sahip olman kabil olmaz Dünyada mutlak ve katiyetle gerekli hemen hiçbir şey yok gibidir Bütün şehvet alanı senin olsa ne önemi var? Sahip olmak istediğin şeylerin çoğu da bunlar gibi
Dünyada senin olacak bir yuva olmaz Her bakımdan seni örtecek bir libası, doyuracak ekmeği bulamaz, sükûneti verebilecek bir zevceye eremezsin
Dünya hayatı denince, Hakk'ı bir yana atıp halka yüzünü çevirmek akla gelir
Hevâ adı ile anılan boş arzu ve aslı olmayan şeylere bağlanmak, imanın, ibadetin tam tersidir
Sebeple, onu yaratan arasında tam bir tezat vardır Dış âlem, iç âlemin zıddıdır
Zahirdeki işlerini tahkim ettikten sonra, manevî işleri yapmakla emrolunursun Verilen hükümleri yaptığın işlerle kavi kılarsan, Hakk'ın kulu olursun; Hakk'a uyar ve onunla manevî sohbet hâlini bulursun Ve sen tabiî hâlinden ayrılan yeni bünyeli bir zat olursun Seni ilim bağları sarar, ilân-ı aşk eder Ve sen, iki ruh arasında bir ruh olursun Padişahla veziri arasında perdedarlık edersin Artık dünya da seni sever, âhiret de Hak Teâlâ da sever, halk da, melekler de Kalplere bir şenlik olursun
Bizim bazı hâlimiz var ki, o hâl, şu anda sizden çok uzakta Davûd Nebî bir gün oğlu Süleyman'a şöyle bir sual sordu:
“Oğlum, iflâstan sonra ve ondan beter ne vardır?”
Cevabını yine kendisi verdi: “Bundan daha beter olanı, bir adamın ibadete devam etmesi, sonra da onu bırakıp boş işlere dalmasıdır ”
Davûd Peygamber’e, Süleyman Peygamber’e ve bütün peygamberlere, meleklere, velî ve sâlih kullara selâm olsun
“Âhiretten beri durup, dünya hayatına razı mı oluyorsunuz?”(et-Tevbe, 9/38)
Dünya hayatı, senin içinde bulunduğun maddî varlığın olup âhiret ise bundan yok olmaktır
Himmetler değişir, sırlar değişir Avam halk değişir Havas kullar değişir Bunların her birinin kendine has bir hâli vardır Bunları anlayabilmek için fena âlemine geçmen gerek
Dünya, işte bu dıştan görünen sayılır; âhiret ise, içinden açılıp gelen âlemlerdir O âlem önünde açılınca, aklın ermediği çeşitli şeyler görürsün Onları ayan olarak görünce hayret edersin
Sana herkesin düşündüğü şeyleri yaptıran akıl, dünyadandır; akılların aklını bulduran derin düşünce ise, âhiretten
Derinliğine dal, oradan ne alırsan âhirettir Dışında olup bitenler de dünya Dünyalık hâller Hakk'ın zatından gayri olanlardır Âhirete gelince, bu âlemin dedisini kodusunu bırakıp Mevlâ'ya bağlı olmaktır Hatta denir ki, âhiret, övülmeyi, sevilmeyi, sövülmeyi ve üzüntülerle geçen günleri eşit görmektedir
Senin için önemli olan nedir? Bunu anlamak kolay! Bize göre Hak Teâlâ olmalı Ama sen bunu düşünmüyorsun Düşün; önemli bildiğin ne? Kastın neye yönelmiş ise, önemli bildiğin odur Hak ise, Hak; gayri ise, gayri!
Hakk'ı dilemekte sağlam iradeye sahip olabilirsen, o senin elinden tutar Kader âlemindeki sohbete erdirir İraden sağlam olursa, adımların Âdem Peygamber’in adımı kadar uzun olur Bu hâli bulabilmek için komşunun dedikodusunu duymaman, iyi edep sahibi olman gerek
|