|
Prof. Dr. Sinsi
|
İlahi Armağan -62- Meclis
Varlıkla bir olmaya alış, ayrılmak istersen ayrıl, sonra yine vuslat âlemine geç Her şeyi öğren, sonra onu bırak, başkasına bak Cehaletle ibadet olmaz Cehalet hâli ile kim ibadet etmeye kalkarsa, yıktığı, yaptığından çok olur
Rabb’in çizdiği yolun lambasını al, yolunu onunla aydınlat Hükme boyun eğ, o seni ilim yoluna kavuşturur Sebepleri kalbinden kes at Arkadaş ve komşu sevgisini iç varlığına sokma Sadece, sana gelen kısmetleri al; onlardan perhizkâr olmak doğru değildir
Zevceni kalbinden bir yana at Kısmetleri de öyle at Zâhid olmaya çabala Maddî olan her şeye karşı kalpten gına duy Daha sonra neyin varsa mezada arzet
Aç kimseler gibi gördüğün her şeye sarılma Edebini iyi kıl Hak Teâlâ'nın zatından gayri cümle eşyadan ayrıl Ağyarı bırak, sebeplerde gerçek tesiri görme Elinde bulunan lambanın sönmesi ile karanlıkta kalmaktan kork Bunları yaparsan, Hak Teâlâ lambana yakıt gönderir Bildiklerinle sana nur verir Her kim bildiği ile âmil olursa, Hak Teâlâ ona bilmediğini verir Bir kimse Allah için kırk gününü iyilikle geçirirse, hikmet kaynakları kalbinden fışkırır, diline gelir
Kul, iyi işleri yapmaya devam ederken Musa Peygamber gibi Hakk’ın yaktığı şuleyi aniden görür Vakta ki o, şuleyi görmüş ve ehline demişti ki: “Siz burada kalın; ben bir ateş gördüm ” (Tâhâ, 20/10)
Bu arada sır âleminden coşup kalbe gelen bir ses şöyle diyordu: “Muhakkak, ben senin Rabb’inim ”, “Ben Allah’ım!”, “Kulum ol ” (Tâhâ, 20/12-14)
Benden gayriye zillet gösterme Zât’ıma karşı irfan duygusu taşı, gayrımı bırak Benimle birleş ve Zât’ımdan gayriden kesil Beni ara, başkasından irâz et İlmime yönel, yakınlığıma dön Mülküme katıl Saltanatıma bağlan Bu hâller sende tamam olursa, Hakk'a kavuşma hâsıl olur
Bundan sonra olan oldu, Hak Teâlâ: “Kuluna vahyedeceği kadar vahyetti ” (en-Necm, 53/10)
Perdeler kalktı Nefis şahin oldu Her şey yerine geçti Lütuflar erişti Ve Firavun’a gitmek zamanı geldi; ona git
Ey kalp, sen de nefse, şeytana ve hevâya dön Onların yolunu bana, Zât’ıma çevir Hidayetimi göster, cemaatini başına topla ve de ki: “Ey kavmim, bana uyunuz; sizi kurtuluş yoluna götüreyim ” (el-Mü’min, 40/38)
Birleş, ayrıl, sonra yine birleş, en sonunda vuslat âlemini bul ve kurtul
Sana gelince ey zavallı, yakında kuvvetin gidecek Gücün kalmayacak Kalabalığın eriyecek Dostların seni kovacak Dünyanın fakirlik hâli, öbür âlemin de azabı seni saracak Kabir sana dar gelecek Kaburga kemiklerin birbirine girecek, Münker ve Nekir’e cevap veremez hâle geleceksin; dilin tutulacak Kabrinde şiddetle azap edilecek Cehennemde sana bir kapı açılacak Sana oranın sıkıntısı ve zehri gelecek
Ey cemaatimiz, bu dünyada iyi edep sahibi olunuz; ancak bu şekilde selâmete erilir İçiniz ve dışınız, Hakk’ın kıyamına ancak böyle durabilir O kez gözünden perdeler kalkar Dilinden kir, pas gider Kulağından perdeler açılır
Hak Teâlâ sana lokmalar yedirir, kuvvet üstüne kuvvet bulursun Basiret üstüne basirete erersin Bir hayattan diğer hayata kavuşursun Bir beka biter, öbürüne geçersin Bu rızkın ötesinde bir başka rızık alırsın Çalışman hoş olur İyi edebin övülmeye başlar Adına âkil, din ehli, sabırlı dendikten sonra şâkir adını alırsın Hak, senin bütün kötü hâllerini değiştirir Hak, insanlardaki istidada göre hâllerini değiştirir Bir âyet-i kerimede bu hâle işareten şöyle buyrulur: “Onlar, kendilerinde bir değişiklik yapmadıkça, Allah onların hâlini değiştirmez ” (el-Enfâl, 8/53)
Büyük insanlar, İslâm dininin emirlerine uyarak yaramaz huylarını değiştirirler Sonra ilme geçer, daha sonra da kader âlemine girer ve bütün hâllerini değiştirirler Bu güzel hâlleri, onlara Hak nasip etmiştir
Sanki onlar, yaramaz ellerini, ayaklarını ve diğer duygularını kötülükten almak için gizli bir âleme dalmışlar Onlarda, bu değişme anında maddî bir hareket görmek kabil değil Yemek yerken, sanki yiyen onlar değil de, içlerinde bir yiyen var Onlar, olur olmaz sözleri, niçin, nasıl gibi lafları bilmezler Onlarda beşerî akıl yok olur O gizli âlem geçtikten sonra akılları yerine gelir Hak Teâlâ'dan lütuflar iner Ve değişik hâlleri kendini gösterir
O değişik hâl öyle bir hâldir ki Açlık sonunda taam verilir Susuzluktan sonra su verilir Her şeyden soyununca bir başka kisve giydirilir
Mademki, bir yolcusun ve bu yolda yürüyorsun, azla yetinmen gerekir Bu azla yetinme hâli, şehevî uygunsuz arzuların sönünceye kadar devam etmeli Verilen bu emrin hükmünü eda etmelisin
İslâm dininde yapılması bildirilen işleri ele al ve yap Yasakları bir yana at ve onlardan kaç
İçinde bulunduğumuz bu günler geçmekte Ve her gün, aydın olduğunda, gecenin karanlığı geldiğinde, adım adım Hakk'a yaklaşmaktasın
Her zatın kendine has yolculuğu var Senin yolculuğun onlarınki ile kıyas kabul etmez Bazı zatların yolculuğu bir günde, bazısının yolculuğu bir aydadır; diğer kısmın ise, seneler sürer
Zamanını, niçin, nasıl olacak gibi laflarla harcayıp bitirme Orta hâlli bir yol bul ve onu kuvvetlendir
İyi amel sahibi ol Onun varlığı evinde yapılan iyi işler, seni Zât’ına has kılar Bu hâli bekleyebilirsin Belki de, onun özel cariyelerinden biri sana âşık olur ve seni ona nikâh eder, evlenirsin Şeklin değişir Küfen ve testin pazara atılır Ve sen orada koca bir çiftlik sahibi olursun Belki daha ileri gider, ülkeleri emrin altına alırsın Hatta bunumda aşar, şaha nâib veya vezir olursun İlâhî bir marifete sahip olan zat için bu hâller ve bu vergiler çok sayılmaz
Hakk'a vuslat bulduktan sonra iştihan açılır Yaptığın zâhidlik ve fazlayı terk irfan sahibi oluncaya kadardır; sonrası elinden çıkar Sen bir şey yapmaya kadir olamazsın Yaptığın her iş O'na vasıl oluncaya kadar ve kendi adını, kim olduğunu ve lakabını bilinceye kadar… Sonrası tam varlık
Kul marifet âlemini bulup, olup bitenleri anladıktan sonra, bütün arzuları verilir Elbisesi, kumaşı, evi, ehli, yavruları ve komşuları ona iade edilir
O irfan sahibi, bütün hâllerinde bir vasat yol bulmuştur Bir adımı ileri atsa, öbürü geride kalır; dengeyi temin eder Onun için hazlar ikiye ayrılır Biri ümit, öbürü de korku
Cahilin her şeye takaddümü nasıl olur? Bu bir irfan sahibi için düşünülür O lehine ve aleyhine olan şeylerin cümlesini bırakır Bunları bir yana attığı an, kendini sultanın kapısında bulur Hâlbuki o, böyle bir şeyin olabileceğini bilmiyordu Bu cehalet boştur
O, bu hâlinde şahın kapısına varır; onun gılmanı ve hurileri ile olur Bu işler olurken korkar, bir yandan da ümit besler Çünkü bu işlerin oluşunda şah onunla neler yapmayı diliyor, bilemez Hâlbuki padişah ona bakmaktadır Onun bütün işlerini bilir Ve gılmana emir verir: “Bunu her şeyden üstün tutunuz ”
Ve o kul, bundan sonra daimî bir meşguliyet âlemine geçer, Hakk'ın tecellisine zamanla bir perdeci olur O'nun katında teklerden sayılır Sırlarına vâkıf olur Nişan alır Önünde ilâhî merasim çalgıları çalınır Nutukları söylenir Ve saltanat tacı giydirilir
Sonunda aile efradına mektuplar yazdırılır ve davet edilir: “Ehlinizi toplayınız ve bana geliniz ” (Yûsuf, 12/93) Bu emri gönderirken, Hak Teâlâ'dan: “Senin bu hâlini değiştirmem” vaadini almıştır
Bundan sonra O'nun daimî sohbetçisi olur Daimî dostluk kazanır Artık bu marifet hâlini bulduktan sonra zühd vs kalmaz; ama bunu bulan milyonda bir olur Bu işler, ezelî kabiliyetin, ilâhî bilginin ve bir kader çizgisinin neticesidir
Allah'ın yemin ederek: “Levvâme nefis” (el-Kıyâme, 75/2) diye ayırdığı kimselerden olma
|