Yalnız Mesajı Göster

İlahi Armağan -62- Meclis

Eski 08-02-2012   #46
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İlahi Armağan -62- Meclis




Allah'ı tek varlık biliniz; bu bilginizi saklayınız Başkalarından ayrılınız
Kalp hâli, vücut karanlığına gömülüdür Onu, Hakk’ın yakınlığı kapısına kadar vardırabilirsen bilgi şafağı çakar, kalp gözüne, ince ve derin bilgilerin sürmesi çekilir Ve sen ona kaderin fihristini okutursun Sonra her şeyi yanında bulursun
Cennet âlemine geçtikten sonra yemek ve içmek için zorluk olmaz Hak Teâlâ'nın sevip seçtiği kullar için orada yemek içmek işleri bir güçlük olmadan gelir Bilhassa Hak Teâlâ'nın sevilmiş seçilmiş kulları için Her şey onlara boyun eğer, iç âleminde genişlik olur Ve dersin: “Ben, Allah'ın velî kullarındanım; O'nun tecelli yolu ile verdiği varlıkla Zât’ına çevrilen kimselerdenim
Bu işler: “Ah ben de onlar gibi olsaydım!” deyip boş arzu ile ele girmez Hak Teâlâ'nın seçilmiş kulları, O'nun arzusuna bakarlar Esefle deriz ki: “Sizin bu işlere dair hiç bilginiz yok
Ey oturumlara devam edenler ve ey dedikodu ehli! Siz, anlattığımdan haberdar değilsiniz
Bundan sonra Geylânî Hazretleri, avucuna şöyle bir üfledi, etrafına döndü, her yanı süzdü ve devam etti: O ki, mal, mülk harcamadan cennet arzular, yalancıdır O ki, fakir fukaraya karşı şefkat duygusu beslemez ve bununla beraber Peygamber’i (sav) sevdiğini iddia eder, bu da yalancıdır
Her şeyin kendine göre, bir vazifesi olur Baş gözü ile dünya görülür Kalp gözü ile âhirete bakılır Sır gözü ile de Mevlâ müşahede edilir
Halka karşı iyi edepli ol Şöyle ki, sesin, halkın hiçbirinden daha yüksek olmasın Edebini ve terbiyeni böylece takınabilirsin
Yaptığın isyan hareketleri ile Hak'la çekişmektesin Ve yaptığı işlere karşı gelmektesin Bu, senin için ayıptır
Dikkat et, sabahları güneş, yatakta iken üzerine doğmasın Güneş yalnız cahil kişinin üstüne doğar Güneş yalnız nefsine ve kötü arzusuna uyan kimsenin üzerine doğar Erken kalk, güneşin doğmasına hazır ol O doğduğu zaman, seni gaflet yatağında bulmasın
Bu anlatılan şeyler biraz akılların ötesini ilgilendirir
Zorla da olsa, bazen ruh âlemine, bazen de tabiat âlemine boyun eğmek zorundasın Her ne hâlde olursa olsun kalbin imanla dolu olması gerek Bilhassa tabiat bataklığına düşüldükte
Sadık ve gerçek yolcu için kalbe her çeşit varidat gelir Bu varidatı alan zat, yanlış yola sapmaz Dıştan yaptığı işleri dinî hükümlere göre ayarlar, o aynada görür İç âlemini ise ilim aynasına arzeder, kalbini ona göre işe koşar İşleri, ilim ve hüküm aynasında gerçek yüzünü buluyorsa, kalbini Aziz ve Celil olan Melik'e arz eder Şayet, iki aynanın biri gerçeğe uyar, öbürü uymazsa şahın katına alınmaz Böylece kapıda bekletilir “İşlerini tahkim et!” diye emir verilir İşlerini dinî hükümlere uydurabilirsen çalışman yerini bulur Her işin övülür Aksi hâlde o şaha varman nasıl kabil olur?
Şahın kapısından, bilgi ile ve gerçek ahkâmı yerine getirmekle girilebilir
Yaptığın her işi hesap edebilmen senin için kabil olmaz O kapıyı açan işler öyle şeylerdir ki, iç âlemde saklıdır
O işin hikmet yönü sonradan sana açılır, onu bir sen bilirsin, bir de Rabb’in Bu hâle, zâtî varlığa yakın melekler de akıl erdiremez; İlâhî elçi olarak kullara gönderilen peygamberler de tam bilemez
Büyük zatlardan, maddî işlere yarayan akıl gitmiş, akıllara akıl olan bir başka akıl verilmiştir Ve onlardan, her şeyin aslına varmak için şart edilen yorgunluk günleri de geride kalmıştır
Onlar, yollarından hayli aç kalmışlardı, şimdi sofra önlerine açıldı Susuz kalmışlardı, onlara şimdi su sunuldu Çok yoruldular, şimdi onların dinlenme demi Hayli uykusuz kaldılar, şimdi uyku zamanı
Bu hâlleri geçirdikten sonra o kula oyalayıcı meşgaleler verilir Bunlar onu Hak'tan ayırmaz Çünkü Hak onu sırlarına vâkıf kılmıştır Her ilâhî sırra karşı o kulun sezişi vardır
Sonra bu hâle eren bir Allah kulu, bulunduğu ülke halkının gizli işlerini de bilir, istediği beldenin ve arzu ettiği ülkenin âlemine vâkıf olur Şayet ona bir kutubluk hâli verirlerse bütün dünya ehlinin işlerini bilir Onların rızkını da taksim eder Kendi iradesine verilen cümle işlere karşı uyanıktır, ayıktır İlâhî sırların gizliliklerine vâkıftır Onun için, dünyada olup biten hayrın ve şerrin hiçbiri, gizli değildir Onun varlığındaki kutluluk, Hak tarafından seçilmesine vesile olmuştur O, nebilerin resullerin vekilidir Ülkenin emini odur O, içinde bulunduğu zamanın bütün işlerini merkez olarak idare eden bir kutubtur
Kalp meleklerin geçit yeridir Sır ise daima Hakk'a nazırdır
Allah, bir kulun kendine yönelmesini dilerse, onu âdemoğullarının içinden alır, yırtıcı ve vahşi hayvanlarla ülfet ettirir Bu vesile ile insanın vahşet duygusu yok olup gittikten sonra meleklerle ülfet duygusu hâsıl olur Onların muhtelif şekillerini görür ve çeşitli yüzlerine bakar, sözlerini işitir Karada, denizde ve ıssız yerlerde onlarla olmaya başlar
Ey Hakk'a varmak isteyen işit Ey bu yola talip olan ve Hakk'a kavuşmak için karar veren, önce söz, sonra görmek, önce konuşmak, görme işi sonra O yüce meleklere kavuşmak için önce sözlerine alışmak lazım Sonra yüzlerini görmeye iştiyak duymalısın Bu iki sıfat bir zatta hâsıl olursa, meleklerle arasındaki perde kalkar
Allah'ın yaratıkları içinde meleklerden tatlı sözlüsü yoktur Onlar gibi güzel surette yaratılan olmamıştır Onların sesinden daha lezzetlisi olmadı
Hakk'a varmaya istidatlı olan kul, bir zaman o hoş meleklerle vakit geçirdikten sonra; Hak, tarafından meleklerle arasına perde gerer Zâtı kapısına getirir, yakınlık duygusunu verir Varlığı ile ülfet ettirir O makamda bir zaman sükût hüküm sürer Sonra olacak olur O kulun kalbine Musa Nebi’nin anasına olan cinsten ilâhî tecelliler olur
At varlığını, korkma Ey kalp, içindeki sırrın zayi olmamasını istiyorsan denize ve ıssız yerlerdeki sulara sal Korkma, o seni yine bulur Onu akraba ve arkadaşlardan ayır Yazık, bir kadın senden hayırlı! Yavrusunu denize atıyor Sen benliğinden sıyrılıp iki adım atmaktan korkarsın Bu senin, iman bakımından noksan oluşuna bir delil sayılır Musa Nebi’nin anasına Hak vaat etmişti Oğlunu yine ona döndürecekti Senin, o ananın kalbine vurulan iman damgasına inancın yok: “Biz onun kalbine oğlunun döneceğine dair inancı yerleştirmeseydik…” kelâmına imanın yok Varsa da çok zayıf!
Senin içinde bulunduğun kara ülkede bir muradın yerine gelmese, bir alıştığın işten olsan; onlara tekrar kavuşmak için sebepleri kovalarsın Bu anlarda Hakk'a varmaya tam istidat sahibi isen kalbin, Yaratan'ına bağlanır, hâlinden memnun olursun Çünkü geride bıraktığın her şeyin daha iyisini vereceğini Hak vaat etmiştir
Ey tevhid, ilim ve takva hâlinden yaya kalanlar, siz neredesiniz, kötü hâllerden iyiye dönme arzusu nerede?
Ey kendine indî çareler arayan, dini âlet edip onunla geçim sağlamak nifak işaretidir Çalışarak yemek, sünnettir; Peygamber’in (sav) âdetidir Çalışarak ye, Peygamber’in sünnetine sarıl Ta imanın kemale erip her türlü sanatı kavrayıncaya, sebeplere ve halka dayanmadan geçimini sağlayacak duruma gelinceye kadar O zaman, kalbini maddiyata kaparsın O kez ya ayrıl git, ya da Hakk’ın ilim evinde otur, dur Orada âmâ ol, sağır ol, maddî şeyleri duyma Kulağını ilâhî seslere ver, gerçeğin sesini dinle Hakk'ın fazlını gör Daha sonra seyahate çıkarsın Yeryüzünü sultanın verdiği nişanla gezer, dolaşırsın
Ey avam halk, sizin hiç biriniz, eline maddî bir şey geçince gönül rızası ile bırakmak, gitmek ve kaçmak arzulamaz
Hak'tan alman herhangi bir şeyin gerçek yönü var Ayrıca halktan talep edilen şeyin de bir hakikati var Ama bir kul, derecesini bulur, velayet hâli tahakkuk ederse, onun kalbine ne almak gelir, ne de vermek Eşya kendiliğinden gelir, ama bunları kendinden geçmiş olarak karşılar Onları almak, yemek o kula kısmettir Kısmet olan bir şeyden kaçmak imkânsızdır
Hak Teâlâ Musa Peygamber’in anasına şöyle buyurdu: “Ey Musa'nın anası, şayet ona bir sey geleceğinden korkuyorsan, denize bırak (el-Kasas, 28/7)
Sen de dinine bir zarar gelmesine ihtimal veriyorsan kalbini Allah'a bırak Kalbini O‘na teslim et Ehlini O’na terk et Şöyle yalvar: “Allah’ım, bu yolculuk hâlimde sen bana sahip olabilirsin Ve ehlimi, evladımı benim için esirge, himaye et
Hakk'a olan irfan duygun, belindeki kemer gibi olmalı ki, ne yana dönsen o seninledir Ve hakikaten bir irfan duygusuna sahip olabilseydin, uyumanın kaderin hükmüne göre olduğunu bilirdin İşitmenin yine kader icabı ve o kudret sahibinin izni ile olduğunu anlardın
Allah'a yemin olsun, sonra yine Allah'a yemin olsun ki, Allah'ın sevgili kulları olan velîlerin ahvali peygamberlerin ahvâline benzer Ne var ki, lakapları ayrıdır
Yeni bir dinle gelen rasûllere ve kendinden önceki bir peygamberin yolunu takip eden nebilere ölümden sonra Münker ve Nekir gelmez Çünkü onlar yaratılmışların şefaatçisidir İşte onlar gibi velîler de sorgu sual görmezler; çünkü onlar da, Hak Teâlâ'nın seçme kullarıdır
Ey boş arzulara, tabiatın karanlığına dalan ve ona tapan! Ey övülmenin, alâyişin kulu olan! Nedir bu hâlin? Üzerinde ezelin hükmü bulunan ve ezelî bilginin gerekli kıldığı nasibin muhakkak gelir Lâkin durum bir başka hâl arz etmektedir Acaba onların gelişi anında sen ne durumdasın? Acaba seni tevhid hâlinde bulmaları kabil olur mu? İşte bu mühim!
Kulun kalbine ilâhî sırlardan öyle bir sır konmuştur ki, ona kimsenin aklı ermez Ona ne şeytan, ne melek, ne de başkası yakın olabilir
Mevhum varlığını yok etmek yolu ile Hakk'ın yakınlığını ara O'nun rızasına ermeye bak O, senden hoşnut olursa seni sever Sevince sırların kapısını sana açar, sohbet hâline erdirir İlmî delillerinle birlikte onun sohbetine devam eder olursun
Hakk'a daima ibadet eden kimse O'nunla sohbet ediyor demektir
Bir Hak yolcusunun hâlini ancak irfan sahibi bilir Mademki Hakk'ın yolundasın, istesen de istemesin de O'nun ilgi çekici kuvvetine kapılmış sayılırsın O'na gönülden uyar, izini izlersen, pekâlâ Aksi hâlde rahmet nazarı sana ulaşmaz, tardolursun
Biz, büyük zatların peşinde yürümekteyiz Onlara göre bir zerre hükmündeyiz Onlardan arzumuz, şaha varmak için bir kelimeden faydalanmaktır Hiç kimse kendi keyfine göre yol alamaz Mutlaka bir büyük zata tâbi olması gerek Her kim kendi görüşü ile yetinirse sapar, şaşırır
Manevî yol işlerinde Peygamber’in vekiline uymak vardır O herhangi bir şeyin terki için emir alır, yapar Ona uyanlar da aynısını yaparlar Naibi, vekili bulunduğu şahtan ne elde ederse, halka onu vermek zorundadır
Sen ona uyarsan, sabah aydınlığı gibi her şeyi önüne serer O kulun daima libası değişir Bir defa bakarsın varlık almış Sonra yokluk âlemine geçer Bir defa da bakarsın tümden yok olup kaybolmuş Bazen Hak ona ikbal tecellisi verir Bazen yitirdiği varlığını iade edip zatından haberler verdirir “Ve Rabb’im, kalbimdeki susuzluğu giderdi” diye söyletir Hepsi Hak Teâlâ'nın elinde değil mi? İstediğini Peygamber vekili olan o kuluna yaptırır, ettirir
İç âlemine dalınca, özüne iki kapı aç Onların biri Hak, öbürü de halk Böylece hem Hakk'a olan borcunu ödersin, hem de kulların hakkını Halka karışıp onlarla sohbet ettiğin zaman Hak için yaptığını unutma Böylelikle, halkın şerrinden emin olursun Ve Hak yakınlığına ait duygu kalbinde devam eder
Halk, Hak Teâlâ'nın zatından başka olan varlıktır Zahirî olup biraz da maddîdir Bu halk tabiri, bütün hâllere şümullüdür
Halk arasına karışıp onlarla sohbet etmenin buradaki manası, onlara öğüt vermek ve nasihatte bulunmaktır ki, bu vazife, Hakk’ın varlığını insan benliğinde sezince başlar Hakk'ın varlık duygusunu kalbine yerleştirir, her an anarsan, O'nunla sohbet etmiş olursun Bu hâli benliğine sindirdikten sonra halka karışıp onlarla yapacağın sohbet Hak için olur ve sen O'nunlasın demektir Bu hâle göre halkın varlığı silinip gitmiş demektir
Kullarla yapılan sohbetin gerçeğe uyması için iyiliği kötülüğü onlardan bilmemelisin Onların hepsini Allah tarafından sana salınmış ve emrine verilmiş kimseler olarak bilmelisin
Asıl saadet bulan kalpler öyle bir hâl aldılar ki, onlar, Hakk'ın fazilet taamını yedi O’nun sesini işitti Ve O’nun verdiği yakınlıkla ferah buldu Bu kalpler büyük zatlarda bulunur
O büyük zatlar, daima Hakk'ın hitabına mazhar olurlar Dünyadaki o hitabı kalpleri duyar, âhirette ise karşılıklı konuşmalar olur
Hakk'ın kelâm tecellisine mazhar olarak konuşma asıl öbür âlemde olacak Aynı tecelliyi bu âlemde bulanlar pek azdır, tek tek sayılabilecek kadar mahdut bazı fertlerdir
Ebü'l-Kasım Cüneyd şöyle diyor: “Ben konuşmalarıma, ebdal zümresinden en az dört büyük zâtın hazır olması ile başlarım
Sonra Cüneyd Hazretleri, o büyüklerin emri ile konuşmaz, o anda Peygamber’i de görmek isterdi Hazreti Peygamber’in (sav) ruhaniyeti hazır bulunur, şu emri verirdi: “Yâ Cüneyd, konuş; konuşma zamanın geldi
Hak Teâlâ'yı talep ediyorsan söylediğin şeyin gereğini yap, aksi hâlde felâket seni bekliyor
Namaz kıldığın zaman kıbleye dönersin Bela anında da kıbleye dön Bunun kıblesi Hakk'a bağlanmaktır Namaz anında kıbleye dönerek halkı geriye nasıl bırakıyorsan, bela anında da kalbini Hakk'a bağla, halkı unut Başına bir felâket geldiği zaman halka dönersen imanın batıl olur Bela anında iman sağlam olursa, o bela ezilmeye mahkûmdur İmanlı kalbin o belayı ezebilmesi büyük bir iştir
Avam halkın gönül kırıklığı dünya için olur Has kullara da bu hâl, öbür âlemin zevki dolayısıyla gelir
Havas kullardan daha ileri bir makamda olan kullarda ise, gönül kırıklığı Mevlâ'ya dair işlerden az şeyin kaybından veya verilen bir keşfin kapanmasından ileri gelebilir
Herkesin kendine göre bir gönül kırıklığı bulunur Ama bazı seçilmiş ve ayırt edilmiş kullar var ki, onlar için gönül kırıklığı, bir hususiyet arzeder Onlar, yalnız Hak için mahzun olurlar

Alıntı Yaparak Cevapla