|
Prof. Dr. Sinsi
|
İlahi Armağan -61- Meclis
Ey evlat! Ön safa geç Kahramanlar ve bahadır kişiler orada bulunur Geride kalma, orası korkak olanlara has bir yerdir Nefsini hizmetçi eyle Onu gayret gereken işlere sok Ona yük vurmazsan, en ağır yükü o sana vurur Onun başından sopayı kaldırma Sopa kalktığı an uyur ve sırtındaki yükü yere vurur Ona dişlerin beyazlığını gösterme, gözlerini ona açarken heybet göster ki, bakıp içindeki beyazlığı görmeye O kötü bir köledir, yalnız sopa zoruyla iş tutar Onu doyurma, ancak doyurmakla onu azdırmayacağına inanırsan doyur istediği kadar yesin Yediği gibi iş görmesi de gereklidir
Süfyân-ı Sevrî, çok yer ve ibadet ederdi O, midesini doyurduğu zaman bir zenci gibi yerdi Onu gören doymak bilmeyen bir yaratığa benzetirdi Sonra ibadete kalkar, sonsuz hazzını ondan alırdı
Bazı büyükler, Süfyân-ı Sevrî'nin yemek yeyişini gördükleri zaman kızdıklarını ve ibadet anındaki ağlamasını, sızlamasını gördükleri zaman da acıdıklarını söylerler
Sen ona yemek işlerinde uyma; ibadet bahsinde onu izle Sen Süfyân gibi olamazsın O nefsini doyurduğu için sen de doyurma O nefsine hâkim olurdu, ama sen belki olamazsın Haram işlerden kaçınmaya devam et, helâlin de oldukça azını al İmanın kuvvet bulduğu an, her şeye karşı bir yeterlik duygusuna sahip olmaya bak Hele ikan derecesine gelince bu hâli daha çok taşı Söylediklerimi yaparsan Allah'ın tam kullarından olursun Zâhidlik hâlin iyi olursa Hak sana, dilerse vasıta ile, dilerse Tekvin sıfatı tecellisi yolu ile vereceğini verir Bu durumda maddi bir gayret sarfı olmadan kalp elin alacağını alır
Ne konuşursun, henüz Allah'ın has kullarından olmadın ki! Halkın değil, Hakk'ın has kulu oluncaya dek ses etme Hele sebepler  Onların da bendeliğinden çıkmak gerek
Bu yolda sana kolayca söz hakkı tanımaz; tâ ki, dünyaya kul olmayasın Şehvetler ve şeytanlar çevreni sarmaya Kulların yanında bir şöhret kapma hevesi seni yere sermeye Onların varışı ve terki sen bağlamaya Övmeleri ve zem eylemeleri yolunu Hak’tan çevirmeye Bu hâller, sâlih kullarda olmaz
Kalbini Hakk'a bir adım bile attırmadan; nefsinle, değersiz arzunla oturmakta ve tabiî isteklerine uymaktasın
Ömrün asra yakın Bütün ömrü, halka bağlanmak, sebeplere güvenmekle geçirmektesin ki, bu hâlini görmekteyim Onlara dayanmakla daha nice ömür tüketeceksin? Bana gel, onların kaydından halâs yolunu sana göstereyim, öğreteyim
Ey cahil, kalbin Hakk'ı nasıl görebilir ki, halk onu doldurmuş Cami kapısını nasıl görebilirsin ki, evinde oturmaktasın Evinden çıkarken yavrularını, ehlini bir yana atar, camiye doğru yol alırsan o caminin kapısını görürsün Demek ki, bir grubu arkaya atmadıktan sonra ikincisini görmek kabil olmuyor
Halkla olduktan sonra Hakk'ı görmen mümkün olmaz Dünyayı gördükten sonra âhireti bilmen nasip olmaz Bir yanında dünya bağı, öbür yanında âhiret sevgisi olursa, onların Yaratan'ını bulmayı nice umarsın? Her fâni varlıktan tamamen sıyrılırsan, sır âlemin Rabb'inle karşılaşır Bu dıştan anlaşılmaz, iç âlemin hâlleridir
Yapılan iyi işler kalbe yarar, mâna âlemini bulmak sırra hastır, Allah yolcuları, kendi yaptıkları iyi işi görmezler Yaptıkları güzel işe onlar karşılık beklemez Şüphesiz bu hâlle onlar, en güzel makama erdiler; Hakk'ın fazlı yetişti, onları yüce makama götürdü O makamda ne bir yorgunluk, ne de bir geçim derdi bulunur İnsan orada ne kesiklik bilir, ne de bir zayıflama  Orada kazanç derdi ve çalışma yoktur “O makamda, bize nasab değmez ” (el-Fâtır, 35/35)
Bu âyetteki “nasab” kelimesini, bazı tefsirci zâtlar: “Ekmek gailesi, onu kazanma derdi ve ayal geçindirme sıkıntısı  ” olarak açıklarlar
Cennet, faziletle, hayırla doludur Rahat, oranın ayrılmaz vasfı sayılır Orada hesapsız ihsan yapılır
Bütün mesele, kalbin huzura ermesindedir Bu huzur, dünyaya âhirete dayanan bir iş için olmamalı Hele halka ait bir dilek için hiç olmamalı Kalbin tam huzura varması için ölüm gerek Hakk'ın zikrinde hakikate varmak lâzım Hakk'ı zikirde öyle bir hakikat bulunur ki, neye baksan onu asıl şekli ile görürsün Herhangi bir şeyi düşünmek de öyledir Devamlı ölümü düşünsen, baktığın her şeyde onu görürsün; işittiğin her şeyde onu duyarsın Asıl ölümü düşünmek ayıklığın tâ kendisidir; bunu da unutma Ölümü düşününce, şehvet arzun azalır Herhangi bir aşırı ferah anında duygularına sahip olabilirsin Size düşen daima ölümü düşünmek, çünkü ondan kurtuluş yoktur
Kalp sağlık bulursa Hakk'ın Zât’ından başkasını unutur Bilir ki, ezelî, ebedî, daimî var olan yalnız Hak'tır; O'nun Zât’ından gayri her şey sonradan yaratıldı
Kalp sağlık bulunca konuştuğu her kelâm hak olur, doğru olur Onu kimse reddedemez Onda kalpten ileri bir kalp konuşur Sırrın sırrı hitap eder Açıktan açık konuşur Mânanın mânası, özün özü, doğrunun doğrusu onun varlığından kelâm eder İşte bu zattan çıkan sözler, kalplere işler Onun her sözü yerine ekilen bir tohumdur O tohumun ekildiği yerler, yumuşak topraklı ve mümbit bir arazidir; ona saçılan hiçbir tohum boşa gitmez
Sağlığını bulan kalpte bir ağaç olur; onun dalları, yaprakları ve meyveleri bulunur; halk ondan faydalanır
Bir kalbin ki, sağlığı olmaz, o hayvanattaki kalbe benzer  İçi olmaz, dışı olur İçinde su taşınmayan ibrik o kalbe misal getirilir
İnsan olsun, melek olsun, sağlam kalbi bulmadıktan sonra, meyvesiz ağaç gibidir Kuşu olmayan kafes, içi boş eve benzer İçinde altın, gümüş dolu olan ve kimseye verilmeyen hazine ne ise sıhhati olmayan kalp de öyledir Kalbi sağ olmayanlar, ruhsuz cesede benzer ve kuru taş gibidir Taşın dış görünüşünden gayri neyi olabilir ki?
Allah'tan yüz çeviren ve Hakk'ı inkâr eden bir kalp esas şeklini yitirmiştir Allah kâfirlerin kalbini taşa benzetti ve şöyle buyurdu: “O taş gibidir; hayır, ondan da katıdır ” (el-Bakara, 2/74)
Bu âyet-i kerime, Beni İsrail'i anlatır Onlar Tevrat ahkâmına göre amel etmedikleri için Hak Teâlâ onların şeklini değiştirdi; rahmet kapısından uzak etti
Ey Muhammed ümmeti, siz de Kur'ân'a göre amel etmez ve onun hükmünü benimsemezseniz kalbiniz iyi şeklini yitirir; Hakk'ın rahmet kapısından uzak olursunuz Bildiği şeyler yüzünden sapıtanlardan olmayınız Allah, birçok kimseleri ilim yolunda şaşırttı; sizi onlara karıştırmaması için dua ediniz
Her işini Allah için yap Bir işe kimin için başlarsan neticesi yine onun için olur İlmini halk için tahsil edersen eline halk geçer Allah için ilim yoluna koyulursan sonunda O'nu bulursun Dünyaya dair bilgi toplarsan, dünyayı bulursun Âhiret işlerini öğrenirsen ona kavuşursun Hâsılı neye çalışıyorsan ona nail olursun Her şey böyle  Yaptığını görür, ettiğini bulursun Her kap, içindekini sızdırır Kabını neft yağı ile doldurunca, gül yağı akmasını beklemek olur mu?
Sende hayır yok Dünyada dünya için amel edersin Dünya oğulları uğruna çalışırsın, ama âhiret âlemini de talep edersin, olur mu? Bugün bütün işlerini halka tahsis ettin; yarın için de Yaratan'ı bulmak emelindesin; bu nasıl olur? Sana göre olur, çünkü varlığında iyilik kalmamış
O'na bakmak ve O'na yakın olmak için hiç iyi yönün yok
Söylediklerimiz dış hükümleri ilgilendirir ve galip olan budur Ama Hak dilerse, bu hâlinle birçok şeyleri sana ihsan eder, hatalarından geçer; bu O'na ait  Bize göre tâat cennetlik iştir, isyan da cehennemlik İşin bundan ötesi sahibine  Hak Teâlâ'ya  Dilerse yapılan işe karşılık verir; dilerse azap eder Bizden herhangi birinin Hak tarafından ceza vermek ve dargın yüz göstermek babında işlerimiz bir önem taşımaz O yaptığımıza bakmadan hem döver, hem de sever O dilediğini yapar; yaptığından sorguya maruz kalmaz Şayet o bir peygamberi ve sâlihlerden birini ateşe atacak olsa zalim olamaz; âdil olur Mal, mülk, hüküm onun olduğuna göre kim karışır? Herkes mülkünde istediği tasarrufa sahip değil mi? Bu hâllerde bize düşen, Hakk'a ait işlerin doğruluğunu tasdiktir Bizim için, bu nasıl olur, neden ve niçin gibi sözler ve bunun olması caizdir veya değildir gibi laflar yaramaz
Allah, bir işi yapıyorsa o adalettir ve haktır “Allah bu gibi işleri yapamaz ve böyle işler olamaz” gibi lafların bize ne yaran olabilir?
Sözlerimi işitiniz Ağzımdan çıkan her kelâmın mânasına akıl erdirmeye çalışınız Şunu katî bilesiniz ki, ben, evvel zamanda gelip geçen büyük zâtların çocuğuyum Onların kudreti ve kuvveti önünde dururum Onların metaını satmaya çalışırım Bağırmam, çağırmam, onlarını malını satmak için O mallara hıyanet etmem, kendiminmiş gibi göstermek de istemem İşlerime onların sözüyle başlarım Onların metaını överim Yaptığım işlerin bereketini Allah verir
Peygamber'e (s a v) uyduğum, anama, babama iyilik ettiğim için Allah bu işlere beni ehil kıldı Allah, anamın babamın üzerinden rahmetini eksik etmesin
Babam zengindi, dünyalığı vardı Fakat ona karşı bir yeterlik duygusuna sahipti Annem de ona uydu Yaptığı her işe razı oldu Hiçbir zaman babamın yaptığına anam itiraz etmedi
Babam ve annem ehl-i din olup daima iyilik ederlerdi Kalplerinde halka karşı bir şefkat duygusu vardı Üzerimde gördüğünüz iyilik onlarındır, başkalarının değil Allah'ın ve Peygamberin (s a v) huzuruna onlarla birlikte varacağım Onları ben götüreceğim  Zaferimi onların sayesinde bulacağım Her hayrım ve bulunduğum nimet onların sayesinde oluyor Her iyiliğimi onların yanında görüyorum Hazret-i Rasûl (s a v) hariç halkın hiç birinden beklediğim şey yok Esas Yaratıcı’mdan gayri kendini yaratıcı tanıtanların hiç birinden umduğum bir şey yok
|