Yalnız Mesajı Göster

İlahi Armağan -61- Meclis

Eski 08-02-2012   #8
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İlahi Armağan -61- Meclis




Ey evlat! Ön safa geç Kahramanlar ve bahadır kişiler orada bu­lunur Geride kalma, orası korkak olanlara has bir yerdir Nefsini hizmetçi eyle Onu gayret gereken işlere sok Ona yük vurmazsan, en ağır yükü o sana vurur Onun başından sopayı kaldırma Sopa kalk­tığı an uyur ve sırtındaki yükü yere vurur Ona dişlerin beyazlığını gösterme, gözlerini ona açarken heybet göster ki, bakıp içindeki be­yazlığı görmeye O kötü bir köledir, yalnız sopa zoruyla iş tutar Onu doyurma, ancak doyurmakla onu azdırmayacağına inanırsan doyur istediği kadar yesin Yediği gibi iş görmesi de gereklidir
Süfyân-ı Sevrî, çok yer ve ibadet ederdi O, midesini doyurduğu zaman bir zenci gibi yerdi Onu gören doymak bilmeyen bir yaratığa benzetirdi Sonra ibadete kalkar, sonsuz hazzını ondan alırdı
Bazı büyükler, Süfyân-ı Sevrî'nin yemek yeyişini gördükleri za­man kızdıklarını ve ibadet anındaki ağlamasını, sızlamasını gördük­leri zaman da acıdıklarını söylerler
Sen ona yemek işlerinde uyma; ibadet bahsinde onu izle Sen Süfyân gibi olamazsın O nefsini doyurduğu için sen de doyurma O nefsine hâkim olurdu, ama sen belki olamazsın Haram işlerden ka­çınmaya devam et, helâlin de oldukça azını al İmanın kuvvet buldu­ğu an, her şeye karşı bir yeterlik duygusuna sahip olmaya bak Hele ikan derecesine gelince bu hâli daha çok taşı Söylediklerimi yapar­san Allah'ın tam kullarından olursun Zâhidlik hâlin iyi olursa Hak sana, dilerse vasıta ile, dilerse Tekvin sıfatı tecellisi yolu ile vereceği­ni verir Bu durumda maddi bir gayret sarfı olmadan kalp elin ala­cağını alır
Ne konuşursun, henüz Allah'ın has kullarından olmadın ki! Hal­kın değil, Hakk'ın has kulu oluncaya dek ses etme Hele sebepler Onların da bendeliğinden çıkmak gerek
Bu yolda sana kolayca söz hakkı tanımaz; tâ ki, dünyaya kul olmayasın Şehvetler ve şeytanlar çevreni sarmaya Kulların yanında bir şöhret kapma hevesi seni yere sermeye Onların varışı ve terki sen bağlamaya Övmeleri ve zem eylemeleri yolunu Hak’tan çevirme­ye Bu hâller, sâlih kullarda olmaz
Kalbini Hakk'a bir adım bile attırmadan; nefsinle, değersiz ar­zunla oturmakta ve tabiî isteklerine uymaktasın
Ömrün asra yakın Bütün ömrü, halka bağlanmak, sebeplere gü­venmekle geçirmektesin ki, bu hâlini görmekteyim Onlara dayan­makla daha nice ömür tüketeceksin? Bana gel, onların kaydından halâs yolunu sana göstereyim, öğreteyim
Ey cahil, kalbin Hakk'ı nasıl görebilir ki, halk onu doldurmuş Cami kapısını nasıl görebilirsin ki, evinde oturmaktasın Evinden çı­karken yavrularını, ehlini bir yana atar, camiye doğru yol alırsan o caminin kapısını görürsün Demek ki, bir grubu arkaya atmadıktan sonra ikincisini görmek kabil olmuyor
Halkla olduktan sonra Hakk'ı görmen mümkün olmaz Dünyayı gördükten sonra âhireti bilmen nasip olmaz Bir yanında dünya bağı, öbür yanında âhiret sevgisi olursa, onların Yaratan'ını bulmayı nice umarsın? Her fâni varlıktan tamamen sıyrılırsan, sır âlemin Rabb'inle karşılaşır Bu dıştan anlaşılmaz, iç âlemin hâlleridir
Yapılan iyi işler kalbe yarar, mâna âlemini bulmak sırra hastır, Allah yolcuları, kendi yaptıkları iyi işi görmezler Yaptıkları güzel işe onlar karşılık beklemez Şüphesiz bu hâlle onlar, en güzel ma­kama erdiler; Hakk'ın fazlı yetişti, onları yüce makama götürdü O makamda ne bir yorgunluk, ne de bir geçim derdi bulunur İnsan orada ne kesiklik bilir, ne de bir zayıflama Orada kazanç derdi ve çalışma yoktur “O makamda, bize nasab değmez (el-Fâtır, 35/35)
Bu âyetteki “nasab” kelimesini, bazı tefsirci zâtlar: “Ekmek gai­lesi, onu kazanma derdi ve ayal geçindirme sıkıntısı” olarak açık­larlar
Cennet, faziletle, hayırla doludur Rahat, oranın ayrılmaz vas­fı sayılır Orada hesapsız ihsan yapılır
Bütün mesele, kalbin huzura ermesindedir Bu huzur, dünyaya âhirete dayanan bir iş için olmamalı Hele halka ait bir dilek için hiç olmamalı Kalbin tam huzura varması için ölüm gerek Hakk'ın zik­rinde hakikate varmak lâzım Hakk'ı zikirde öyle bir hakikat bulu­nur ki, neye baksan onu asıl şekli ile görürsün Herhangi bir şeyi dü­şünmek de öyledir Devamlı ölümü düşünsen, baktığın her şeyde onu görürsün; işittiğin her şeyde onu duyarsın Asıl ölümü düşünmek ayıklığın tâ kendisidir; bunu da unutma Ölümü düşününce, şehvet arzun azalır Herhangi bir aşırı ferah anında duygularına sahip ola­bilirsin Size düşen daima ölümü düşünmek, çünkü ondan kurtuluş yoktur
Kalp sağlık bulursa Hakk'ın Zât’ından başkasını unutur Bilir ki, ezelî, ebedî, daimî var olan yalnız Hak'tır; O'nun Zât’ından gayri her şey sonradan yaratıldı
Kalp sağlık bulunca konuştuğu her kelâm hak olur, doğru olur Onu kimse reddedemez Onda kalpten ileri bir kalp konuşur Sırrın sır­rı hitap eder Açıktan açık konuşur Mânanın mânası, özün özü, doğ­runun doğrusu onun varlığından kelâm eder İşte bu zattan çıkan sözler, kalplere işler Onun her sözü yerine ekilen bir tohumdur O to­humun ekildiği yerler, yumuşak topraklı ve mümbit bir arazidir; ona saçılan hiçbir tohum boşa gitmez
Sağlığını bulan kalpte bir ağaç olur; onun dalları, yaprakları ve meyveleri bulunur; halk ondan faydalanır
Bir kalbin ki, sağlığı olmaz, o hayvanattaki kalbe benzer İçi ol­maz, dışı olur İçinde su taşınmayan ibrik o kalbe misal getirilir
İnsan olsun, melek olsun, sağlam kalbi bulmadıktan sonra, mey­vesiz ağaç gibidir Kuşu olmayan kafes, içi boş eve benzer İçinde al­tın, gümüş dolu olan ve kimseye verilmeyen hazine ne ise sıhhati ol­mayan kalp de öyledir Kalbi sağ olmayanlar, ruhsuz cesede benzer ve kuru taş gibidir Taşın dış görünüşünden gayri neyi olabilir ki?
Allah'tan yüz çeviren ve Hakk'ı inkâr eden bir kalp esas şeklini yitirmiştir Allah kâfirlerin kalbini taşa benzetti ve şöyle buyurdu: “O taş gibidir; hayır, ondan da katıdır (el-Bakara, 2/74)
Bu âyet-i kerime, Beni İsrail'i anlatır Onlar Tevrat ahkâmına göre amel etmedikleri için Hak Teâlâ onların şeklini değiştirdi; rah­met kapısından uzak etti
Ey Muhammed ümmeti, siz de Kur'ân'a göre amel etmez ve onun hükmünü benimsemezseniz kalbiniz iyi şeklini yitirir; Hakk'ın rah­met kapısından uzak olursunuz Bildiği şeyler yüzünden sapıtanlardan olmayınız Allah, birçok kimseleri ilim yolunda şaşırttı; sizi onlara karıştırmaması için dua ediniz
Her işini Allah için yap Bir işe kimin için başlarsan neticesi yine onun için olur İlmini halk için tahsil edersen eline halk geçer Allah için ilim yoluna koyulursan sonunda O'nu bulursun Dünyaya dair bilgi toplarsan, dünyayı bulursun Âhiret işlerini öğrenirsen ona ka­vuşursun Hâsılı neye çalışıyorsan ona nail olursun Her şey böyle Yaptığını görür, ettiğini bulursun Her kap, içindekini sızdırır Kabı­nı neft yağı ile doldurunca, gül yağı akmasını beklemek olur mu?
Sende hayır yok Dünyada dünya için amel edersin Dünya oğul­ları uğruna çalışırsın, ama âhiret âlemini de talep edersin, olur mu? Bugün bütün işlerini halka tahsis ettin; yarın için de Yaratan'ı bul­mak emelindesin; bu nasıl olur? Sana göre olur, çünkü varlığında iyilik kalmamış
O'na bakmak ve O'na yakın olmak için hiç iyi yönün yok
Söylediklerimiz dış hükümleri ilgilendirir ve galip olan budur Ama Hak dilerse, bu hâlinle birçok şeyleri sana ihsan eder, hataların­dan geçer; bu O'na ait Bize göre tâat cennetlik iştir, isyan da ce­hennemlik İşin bundan ötesi sahibine Hak Teâlâ'ya Dilerse yapı­lan işe karşılık verir; dilerse azap eder Bizden herhangi birinin Hak tarafından ceza vermek ve dargın yüz göstermek babında işlerimiz bir önem taşımaz O yaptığımıza bakmadan hem döver, hem de sever O dilediğini yapar; yaptığından sorguya maruz kalmaz Şayet o bir peygamberi ve sâlihlerden birini ateşe atacak olsa zalim olamaz; âdil olur Mal, mülk, hüküm onun olduğuna göre kim karışır? Herkes mülkünde istediği tasarrufa sahip değil mi? Bu hâllerde bize düşen, Hakk'a ait işlerin doğruluğunu tasdiktir Bizim için, bu nasıl olur, neden ve niçin gibi sözler ve bunun olması caizdir veya değildir gibi laflar yaramaz
Allah, bir işi yapıyorsa o adalettir ve haktır “Allah bu gibi işleri yapamaz ve böyle işler olamaz” gibi lafla­rın bize ne yaran olabilir?
Sözlerimi işitiniz Ağzımdan çıkan her kelâmın mânasına akıl er­dirmeye çalışınız Şunu katî bilesiniz ki, ben, evvel zamanda gelip geçen büyük zâtların çocuğuyum Onların kudreti ve kuvveti önünde dururum Onların metaını satmaya çalışırım Bağırmam, çağırmam, onlarını malını satmak için O mallara hıyanet etmem, kendiminmiş gibi göstermek de istemem İşlerime onların sözüyle başlarım Onla­rın metaını överim Yaptığım işlerin bereketini Allah verir
Peygamber'e (sav) uyduğum, anama, babama iyilik ettiğim için Allah bu işlere beni ehil kıldı Allah, anamın babamın üzerinden rah­metini eksik etmesin
Babam zengindi, dünyalığı vardı Fakat ona karşı bir yeterlik duygusuna sahipti Annem de ona uydu Yaptığı her işe razı oldu Hiçbir zaman babamın yaptığına anam itiraz etmedi
Babam ve annem ehl-i din olup daima iyilik ederlerdi Kalplerin­de halka karşı bir şefkat duygusu vardı Üzerimde gördüğünüz iyilik onlarındır, başkalarının değil Allah'ın ve Peygamberin (sav) huzu­runa onlarla birlikte varacağım Onları ben götüreceğim Zaferimi onların sayesinde bulacağım Her hayrım ve bulunduğum nimet on­ların sayesinde oluyor Her iyiliğimi onların yanında görüyorum Hazret-i Rasûl (sav) hariç halkın hiç birinden beklediğim şey yok Esas Yaratıcı’mdan gayri kendini yaratıcı tanıtanların hiç birinden um­duğum bir şey yok

Alıntı Yaparak Cevapla