Yalnız Mesajı Göster

İlahi Armağan -59- Meclis

Eski 08-02-2012   #4
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İlahi Armağan -59- Meclis




Bir kişiyi sevmek, öbürüne de kızmakla karşılaşırsan, nefsine gö­re sevme ve onun arzusu ile kızma Bunları yaparken tabiî arzunla yapma Her iki hâli de kitaba -Kur'ân'a- ve Sünnet’e arz et Sevgi işine uyarlarsa sev; uymazlarsa dön Yine kızmak için uyarlık gösterirlerse, uy; aksi hâlde hemen dön Şayet Kitap ve Sünnet’te bir hüküm bulamazsan, doğru zâtların kalbine yönel, onlara sor, hâlini öğren Onların kalbine müracaat et; o kalpler doğrudur Kalp iyi olursa, Allah'a en yakın olan olur Kalp, Kitap ve Sünnet’le amel ederse Hakk'a yakın olur Yakın olunca, iyiliğine ve kötülüğüne olan şeyleri öğrenir Hak için ve Onun zâtından gayri şeyler için olanı öğrenir Hakk'ı bâtılı beller
İmanlı olmanın ilk derecesinde bulunan kimsenin dahi bir nuru olunca, imanda derece alan ve sıddîk mertebesini bulan kimse için nasıl nur olmaz ve o nurla iyiyi kötüyü nasıl seçemez? Peygamber (sav) Efendimiz, iman sahibi için şöyle buyurur: “İman sahibinin ferasetinden (bir şeyin özünü kavramasın­dan) sakınınız; çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar
Bu nur, Hak yakınlığını bulan irfan sahibinde bulunur O nurla, Hakk'a yakınlık mertebesine bakar, görür Ve kalbi cihetiyle Hakk'a nice yakınlığı olduğunu anlar O irfan sahibi, meleklerin, nebilerin ruhlarını görür Doğru kimselerin kalbi ona ayan olur Onların ruhî durumlarını sezer Ve onların hâllerini, makamlarını bilir Bunların hepsi, kalbin safiyeti ve Hak tarafından verilen, süveyda -siyahçık- tâbir edilen bir noktadan ibaret kanla olur O irfan sahibi Yaratan'ı ile sonsuz bir ferah içindedir O irfan sahibi, bir vasıta olur, Hak'tan alır, halka dağıtır
İman ve irfan sahiplerinden bir kısım vardır, kalpleri hikmet deryasıdır; dilleri onu halka aktarır Onlardan bir zümre vardır, kalp­leri ilim hazinesidir, dilleri peltek olur, halka laf edemez
Münafığın bütün bilgisi dilindedir; kalbi peltek olur, bir şey di­yemez İşte bu yüzdendir ki, Peygamber (sav) Efendimiz şöyle bu­yurur: “Ümmetim için en korktuğum şey, dili bilgin, içi bozuk (mü­nafık) olmaktır
Hiçbir şey seni aldatmasın Allah, dilediği işi yapar O'nun yapa­cağı işe bak ve hâline ağla Bazı sâlih kimselerden naklolunduğuna göre; bir sâlih kişi arkadaşını ziyarete gitmiş ve şöyle demiş: “Kardeş, yaklaş da hâlimize ağlayalım Hak bizim için neler düşünüyor ve neler biliyoruz?”
Bu, irfan sahibi bir zât tarafından anlatılmıştır
İrfan sahibi bir zâtın hâlini anlatırken bir arif de, şöyle der: Biri vardı Peygamber (sav) Efendimiz’in şu hadîs-i şerifini okur, ağlardı: “Sizden biriniz cennet ehlinin yaptığı işi yapar Cennetle ara­sında yarım kol kalır, şekavet hâli yetişir; onu cehennem ehli eder Ve sizden biriniz, cehennem ehli işini yapar, saadet hâli yetişir, bu­lunduğu hâlden onu kurtarır, cennet ehli eyler
Bazı sâlih kullara şöyle bir soru vaki oldu:
“Rabb’ini görebiliyor musun?” Buna karşılık o da şu cevabı verdi:
“Görmesem yerimde duramam” Sonra biri:
“Onu nasıl görüyorsun?” diye sordu Cevap olarak şunu dedi:
“Kul halkı kalbinden atar, Hakk’ın zâtından gayri şey kalmaz­sa dilediği gibi O'na yakın olur Başkaları zahir gözü ile nasıl görüyorsa, o da bâtın gözün ile öy­lesine görür Peygamber (sav) Efendimiz Mi'rac gecesi onu nasıl gördüyse o da öyle görür Bir kul uykuda kendini nasıl görüp konuşu­yorsa o kul da Yaratan'ını öyle görebilir O kulun kalbi ayık olarak Kelâm sıfatı tecellisine erer ve konuşur O kul varlık gözünü kapatın­ca aynen O'nu görür Bu görüş şüpheden beridir, zahirde nasıl görülürse kalp âlemi ile de aynı görülür”
“Kul O'nu görür” sözüne bir başka mâna da verilebilir Şöyle ki: “O'nun yakınlığına erer; sıfat tecellisine mazhar olur; kera­metini, fazlını, ihsanını, lütfunu görür O'nun iyiliğini ve varlıkta çok
olduğunu görür” mânaları da verilebilir
Bir kul, marifet âleminde hakikati bulunca, Hakk'a itham yollu görür veya göremez babından laflar sarf edemez Bana ver, şuna ver­me, gibi laflar söyleyemez O kul, varlığından fâni ve Hakk'ın zâtında müstağrak olur Bu sebeple, anlatılan makama eren biri şöyle demiş: “İstek benim neme? Ben, O'nun kölesiyim Bir köle için efen­disine arzusu ne olabilir ki?”
Biri, köle aldı O köle din ehli ve sâlih bir kişi idi Eve götürünce efendi ile kölesi arasında şu konuşma geçti:
“Hangi yemekleri istersin?”
“Hangisini yedirmek istersen!”
“Hangi elbiseleri giymek dilersin?”
“Hangisini giydirmeyi arzu edersen!”
“Evimin neresinde kalmayı arzularsın?”
“Nerede oturmamı uygun bulursan!”
“Ne gibi işleri görmeyi arzu edersin?”
“Neyi yapmamı dilersen?” Efendi ağlamaya başlayarak:
“Ben de efendime, Rabb’ime karşı senin gibi olsaydım, saadeti bulurdum” dedi
Bunun üzerine köle dedi ki:
“Efendim, bir kula, sahibinin emri dışında bir istek ve talepte bulunmak yakışır mı?”
Efendi düşündü ve:
“Seni Allah için azat ediyorum” deyip onu azat etti
Her kimin ki, kalbi irfan duygusuyla dolar, onun için irade, istek ve dilek kalmaz Ve o şöyle der: “İstek sahibi olmak neme gerek?”

Alıntı Yaparak Cevapla