08-02-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Muhatabin Taninmasi Ve Anlayiş
MUHATABIN TANINMASI ve ANLAYIŞ
a) Muhatabın Tanınması
Tebliğ insanı, muhatabının durumunu yakından takip etmeli ve onun hatalarına karşı anlayışlı davranmalıdır Mü'mine karşı gösterilecek anlayış, mürüvvet; küfür ve ilhad ehline karşı gösterilecek anlayış ise, basiret, kiyaset ve dirayet şeklinde olmalıdır O, bunları kullanarak muhatabının gönlüne ve mantığına girerek, anlatmak istediği meseleleri bir taraftan sevdirip, bir taraftan da kabul ettirebilir
Evet, irşâd ve tebliğde bulunan kimseler, muhataplarının durumlarını çok iyi bilmeli ve onları kaçırıcı, nefret ettirici tutum ve davranışlardan fevkalâde sakınmalıdırlar Bir kere tebliğcinin sunduğu şeyler hep kudsî mefhumlardır Allah'ı, Resulü'nü, Kitabı'nı ve âhiret gününü insanlara sevdirmek durumunda olan bir insan, her hâlde vazifesinin ne olduğunu bilmeli ve davranışlarını da ona göre ayarlamalıdır Çünkü muhatabın -Allah korusun- ona karşı duyacağı bir rahatsızlık, sevdirmekle sorumlu olduğu şeylerden nefret edilmesine sebebiyet verebilir Böyle bir sebebiyet verme hasaretin en büyüğüdür Böyle bir sebebiyet verme, bizim şahsî durumumuzdan kaynaklanıyorsa, bunun sorumluluğunu da ötede biz çekeriz
Bakın, Allah Resûlü (s a s), fertleri suçluluk psikozuna sokmamak için tebliğlerini nasıl yapıyordu? Evet O, ne kafiri ne de mücrimi, suçlu bir adammış gibi karşısına almıyor, söylediği sözleri hep umuma hitap ediyor gibi söylüyordu Cemaati içinde, teferruata dair bir kusur gördüğü zaman, hemen minbere çıkıyor ve umûmî irşatta bulunuyordu Şimdi de bunlardan bir-iki misal sunmaya çalışalım:
Bir sahabi, Allah Resûlü (s a s)'nün bulunduğu yere yakın bir mekanda duâ ediyordu Ellerini semaya doğru iyice kaldırmış ve sesini de olanca gücüyle yükseltmişti Bu durum, duâ edebine aykırıydı Ama Allah Resûlü (s a s), bizzat onu karşısına alıp konuşmak yerine, oradakilerin hepsine hitaben şöyle buyurmuştu:
"Ey insanlar! Siz sağır ve kör birisine duâ etmiyorsunuz Kendinize acıyın ve duâda i'tidalden ayrılmayın Size her şeyden daha yakın ve duâlara icabet eden bir Zat'a duâ ediyorsunuz ki, O sizin duâlarınızı (her hâlükarda) işitir ve icabet eder "50
Bir keresinde de halk, imam olan bir zatın namazı çok uzattığı şikayetiyle O’nun huzuruna gelmişti Bunlar arasında, "Ya Resûlallah! Neredeyse cemaati terkedecektik" diyenler oldu İmam olan zat belliydi Allah Resûlü (s a s)'nün canı çok sıkılmıştı Fakat buna rağmen onu bizzat huzuruna alıp doğrudan ikaz etmemiş; mescitte, herkese hitaben umûmî bir irşâdda bulunmuş ve şöyle buyurmuştu:
"Ey insanlar! Ne oluyor sizlere ki, insanları nefret ettiriyorsunuz Sizden kim imam olursa namazı hafif kıldırsın Çünkü onların içinde ihtiyar, zayıf ve ihtiyaç sahibi olanlar vardır "51
İşte Allah Resûlü (s a s)'nün hatalar karşısındaki tavrı ve davranışı bu idi Çünkü O, insanların kurtuluşa ermesini istiyor ve her meseleyi onlara en kolay ve en yapılır şekliyle takdim ediyordu
"Ey insanlar! ‘Lâ ilahe İllallah’ deyin ve felaha erin"52 diyordu Zaten O'nun bi'setinin gayesi de buydu
Evet, irşâd ve tebliğde, şahısları suçluluk ruh hâletiyle ele alıp onlara bir şeyler anlatmaya çalışmak, kat'iyen yanlıştır Söylenecekler topluma ve umuma söylenmelidir Güneş şualarından herkes kendi istidadına göre istifade ettiği gibi, bu hayat saçan sözlerden de herkes kendi istidat ve kabiliyetine göre istifade edebilir Aksi hâlde açılan rahnelerin kapatılması çok zordur
|
|
|
|