Yalnız Mesajı Göster

Muhatabin Taninmasi Ve Anlayiş

Eski 08-02-2012   #8
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Muhatabin Taninmasi Ve Anlayiş




h) Muhatabın Seviyesine İnme


Bazen muhatabın durumu, bizim, onun seviyesine inmemizi gerektirir Bu takdirde mürşit ve mübelliğ, konuşacaklarını onun seviyesine inerek yapmalıdır
Bu mülâhazayı da yine mücerret bir ifade olmaktan kurtarmak için, şöyle açıklayabiliriz: Muhatabın seviyesine inerek konuşma İlâhî bir ahlâktır Efendimiz (sas) ise bizleri Allah ahlâkıyla ahlâklanmaya çağırır Kur’ân, baştan sona kadar beşer aklına tenezzül etmiş, İlâhî bir kelâmdır Eğer Kur’ân beşerin akıl, istîdat ve kapasitesine uygun inmemiş olsaydı, bizim hâlimiz nice olurdu?
Evet, eğer Cenâb-ı Hakk Kur’ân'ında, Tur'un bir yanında Hz Musa'ya konuştuğu kelam ile konuşsaydı, onu dinlemeye güç yetiremeyecektik Ve yine Kur’ân sadece büyük deha ve kariha sahiplerinin anlayacakları bir üslûpla inmiş olsaydı, insanların yüzde doksandokuzu Kur’ân'dan hiç istifade edemeyecekti Halbuki mesele hiç de öyle değil; Cenâb-ı Hakk azameti ve Rubûbiyetiyle beraber, iradesine uygun olarak muhataplarının durumunu nazara alıyor ve onlarla öyle konuşuyor O'nun kelâmı Kur’ân'dan ibaret değildir Kim bilir Cenâb-ı Hakk'ın azametine uygun daha nice konuşma keyfiyetleri vardır, ama biz bunları bilemiyoruz Bildiğimiz şu ki; O, sırr-ı ehadiyetle hep insanların idrâk ve anlayış seviyesine göre hitap etmiştir
Biz, Kur’ân'da kendi anlayış ve kendi seviyemizi buluruz Kur’ân âdeta herkese kendi seviyesine göre konuşur Ancak bir insanın anlayış ve seviyesi ne olursa olsun, her insan Kur’ân'da kendi rûhî durumunun okunduğunu hisseder Evet insan, Kur’ân'da, sanki kendisine yakın birisinin, en mahrem yanlarına varıncaya kadar kendisini anlattığını hisseder
Böyle olması da gayet normaldir Zira Kur’ân, insanı yaratan ve her an onun kalbine nigehbân olan Allah (cc)'ın kelâmıdır O Allah (cc) ki, insanı yoktan yaratmıştır Sonra da onu cismaniyet âleminde inşa etmiş ve ona emir âleminden bir de ruh vermiştir Ne ruh içine girdiği cesedi, ne de ceset kendini ayakta tutan ruhunu tam mânâsıya bilebilir! Her ikisini kim yarattı ve birleştirdi ise, en iyi bilen yine O'dur Ve işte Kur’ân da O'nun kelâmıdır
Bu İlâhî kelâm, muhtevası itibarıyla insanların hidayet kaynağı ve istikâmet garantisi olduğu gibi, hitap keyfiyetiyle de bütün mürşit ve mübelliğlerin irşâd menbaıdır Hep O'na bakacak ve muhatapla konuşma tekniğini de yine O'ndan öğreneceğiz
Kur’ân'ın farklı seviyelere hitap ettiği bir gerçektir Zira O, insanı bütün farklı tezahürleriyle yaratan ve inşa eden Allah'ın kelâmıdır Bugüne kadar yetişmiş binlerce âlim, Kur’ân üzerindeki düşünce ve mülâhazalarıyla kendi anlayış seviyelerini ve farklılıklarını tezahür ettirmişlerdir Asr-ı Saadet'te de vaziyet böyle idi, yani Ashab'ın hepsinin Kur’ân'ı anlayış ve kavrayışı aynı seviyede değildi ve bu seviyelerin farklı olması da, yine Kur’ân'dan istifadeye mani değildi
Düşünün ki, Allah Resulü (sas)'nün devrinde yaşayan bedevî bir Arap gelip Kur’ân'ı dinliyor ve hem kalbiyle hem de aklıyla Kur’ân'dan istifade edebiliyordu Aynı devirde yaşayan ve şiirleri Kâbe'ye asılan büyük şairler de aynı şekilde Kur’ân'dan istifade edebiliyordu Lebid, bunlardan sadece biriydi Ve o, Kur’ân'ı dinledikten sonra artık hiç şiir yazmamıştı Hansâ, Kur’ân'a dilbeste olmuş dev bir kadındı O günkü devrin en güçlü şairlerindendi Evet onlar, bu yönüyle Kur’ân'ın muhataplarıydı ve Kur’ân hem akıllarıyla hem de kalbleriyle onları tatmin ediyordu İbn-i Sinâlar, İbn-i Rüşdler, Farabîler, İmam Gazalîler, Fahreddin Râzîlerin yanında, Ebu Hanife, İmam Şafiî, İmam Ahmed b Hanbel, İmam Malik ve isimlerini sayamayacağımız daha nice muhteşem dimağlar, hep O'na muhatap oldular ve O'nun rahle-i tedrisinde yetiştiler Demek oluyor ki Kur’ân, onlara da aynı şekilde hitap ediyordu
Evet Kur’ân, her sahada beşerin düşünce seviyesini nazara almış ve onların anlayışına göre hitap etmiştir Kur’ân'ın bu yönü o kadar renklidir ki, onu yürekten dinleyen herkes, kendini onun biricik muhatabı sanır İlim ve teknik, her gün daha da ilerleme kaydederek baş döndürücü bir keyfiyet alıyor Hemen her sahada, daha güçlü ilim adamları yetişiyor Bunlar, Yüce Yaratıcı'nın onların fıtratlarına yerleştirdiği meknî (gizli) kabiliyetlerini geliştirmek için, yine Yaratıcı'nın kainatta vaz'ettiği fıtrî kanunlarla mümârese kazanırken yanlarında en büyük destekçi olarak, aynı Yaratıcı'nın kelâm-ı ezelisi olan Kur’ân'ı bulmaktadırlar
Evet binlerce ilim erbabı, farklı seviyelerde de olsa, Kur’ân'dan istifade etmekte ve kendini Kur’ân'ın şemsiyesi altında görmektedir Kimyâger, Kur’ân'ı sadece kendine hitap eden bir kitap gibi dinleyebilir Sadece o mu? Elbette hayır Fizikçi de, astronom da, biyolog da, hatta matematikçi de, hendeseci de Kur’ân'ı kendilerinin diliyle konuşuyor gibi dinleyebilirler Bir ziraatçiye göre Kur’ân, âdeta baştan sona ziraatten bahsetmektedir Mâhir bir hekime göre Kur’ân, hastalıkların teşhis ve tedavisine yeni ufuklar açan mükemmel araştırma merkezlerinden daha mükemmel, saydam, nurânî, konuşan, aydınlatan ve yol gösteren bir merkez gibidir Diğer ilim dalları için de aynı şeyler söylenebilir Demek ki, elinde saban çift süren köylü de, gökleri elindeki düğmeye basarak fetheden ilim adamı da Kur’ân'ın muhatabı olabilmektedir
İşte, bu derinlerden derin keyfiyetiyle Kur’ân, bizlere ahvâle göre ders vermektedir Bunun yanı sıra Kur’ân, ansiklopedik tarzda her ilimden bahsetmekle birlikte bir ansiklopedi de değildir O'nun yegane gayesi insandır; onu kolundan tutarak yerden semaya, oradan da ebedîliğe yükseltmeyi hedefler O, bütün bunları yaparken aynı zamanda bir usûl de öğretmektedir Bu televvünâtı Kur’ân'da yaşayan, gören bir tebliğ adamı ve mürşit, daima muhatabının durumunu, seviyesini göz önünde bulundurmalı ve konuşacaklarını ona göre konuşmalıdır Bu iş zor olmakla beraber son derece faydalı ve o nisbette de zarûridir
Mutlaka ağırbaşlı görünmek için, müphem, muğlak ve felsefe yüklü konuşmayı âdet hâline getirenler, büyük bir yanılgı içindedirler Çünkü irşâdda mühim olan, verilen mesajın muhataplarca en güzel şekilde alınmasıdır Bu da mesajın mümkün olduğu kadar açık, net ve pürüzsüz olarak verilmesine bağlıdır Evet konuşmalar, her seviyede insanın kolayca anlayabileceği bir üslûpla yapılmalıdır
Günümüzdeki gençlik, dînî terim ve tabirlere yabancı bulunmaktadır Onlara, yine onların anlayabilecekleri bir dille konuşmak gerekir Bunu, çocukların anlayışına mümaşâtımızla misallendirebiliriz Nasıl ki elinden tutup gezdirmeye çıkardığımız üç yaşındaki çocuğun yürüyüşüne uyarız, onun konuşmasıyla konuşur, onun gibi güler ve onun gibi davranırız; öyle de, irşâd ve tebliğde de muhatapların anlayışının nazara alınması şarttır Çocuklara karşı yapılan müdepdep konuşmalar, sadece onları güldürecek ve fakat malûmat dağarcıklarına hiçbir şey ilave etmeyecektir
Neslimize İslâm'ı anlatırken Berkson, Paskal, Eflâtun ve Descartes’in felsefe yüklü tarzlarına değil; Hz Muhammed (sas)'in irşâd ve tebliğ tekniğine ihtiyaç vardır Allah Resûlü (sas) ise, hep beşerin anlayış seviyesine mümâşat ediyordu Hitap yelpazesini, herkesi içine alacak kadar geniş tutuyordu ve yerinde çocukla çocuk, gençle genç, ihtiyarla da ihtiyar oluyordu İşte bu sistem ve bu İlahî ahlâk, nebilerin sistemi ve nebilerin ahlâkıdır Nebiler Sultanı, kendisine isnat edilen bir sözünde:
"Biz peygamberler topluluğu daima insanların seviyelerine inmek ve onların anlayabilecekleri şekilde konuşmakla emrolunduk"55 Diğer bir beyanında da:
"İnsanlara akılları nisbetinde konuşun"56 buyurmakla bizlere tebliğ ve irşâdda vazgeçilmez bir kaideyi fısıldamaktadır

Alıntı Yaparak Cevapla