|
Prof. Dr. Sinsi
|
Tagutu Reddetmek Tevhidin Gereğidir
4 – Onlara Düşman Olmak, Onlara Buğzetmek Onlardan ve Onlara Tapanlardan Beri Olmak
Her kim tagutu terkeder, onun batıllığına inanır fakat ona ve ona tapanlara buğzetmez ve hem ondan hem de ona tapanlardan beri olmazsa Allah (c c)’ın kendisine farz kıldığı ve onsuz müslüman olunamayan, “tagutu red” şartını yerine getirmemiş olur
Allah (c c) şöyle buyuruyor:
“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir milletin, babaları, oğulları, kardeşleri ve aşiretleri olsa bile, Allah’a ve rasulüne karşı gelenlere sevgi gösterdiklerini göremezsin ” (Mücadele: 22)
Beydavi, bu ayet hakkında şöyle dedi:
“Allah (c c) bu ayette; Allah (c c)’a ve ahiret gününe gerçek manada iman eden bir kimsenin, en yakın akrabası bile olsa, Allah (c c)’a ve rasulüne karşı geldikleri anda onlarla dostluk ilişkisine giremeyeceğini haber veriyor Çünkü Allah (c c) ve rasulüne karşı gelenlere dostluk göstermek, Allah (c c)’a ve ahiret gününe imana zıddır Bu ikisinin birarada bulunması asla mümkün değildir Tıpkı su ile ateşin bir arada bulunamaması gibi  ” (Beydavi Tefsiri)
Şeyh Süleyman b Abdullah bu ayet hakkında şöyle dedi:
“Allah (c c) bu ayette, Allah (c c)’a ve rasulüne karşı gelenlere, velevki bu kimseler; baba, kardeş, oğul ve onlar gibi yakın akraba olsun, dostluk gösteren kimselerin imanını reddetmiştir En yakın akrabalar için durum böyleyse, Allah (c c)’a ve rasulüne karşı gelen ve akraba dahi olmayan kimselere dostluk gösterenlerin durumu nasıl olur acaba? Elbette bundan daha kötüdür ” (Ed-Durerus Seniye kitabında geçer Evsak Ura’l iman risalesi)
El Muvala ve’l Muada (Dost ve Düşman) kitabının yazarı şöyle dedi:
“Sahabelerin, tabin ve tabei tabin alimlerinin hepsi ve (selef-halef) bütün müslümanlar; bir kimse, büyük şirki terketmediği, bu şirki işleyenlerden beri olmadığı ve gücü, imkanı nispetinde onlara buğzedip, düşmanlık göstermediği sürece o kimsenin müslüman olamayacağında ittifak etmişlerdir ” (El-Muvala ve’l Muvada Kitabı c: 1 s: 170)
Allah (c c)’a dostluk ancak; en yakın akraba bile olsalar, bütün kafirlerden beri olmakla gerçekleşir Allah (c c)’a ve ahiret gününe iman, Allah (c c)’a düşman olan kimselerle dost olmaya zıddır ve bu ikisi bir kulun kalbinde asla bir arada bulunamaz
İşte bu, Allah (c c)’ın hükmüdür Allah (c c)’a iman ancak, Allah (c c)’a dostluk göstermek ve müşriklerden beri olmakla gerçekleşir
Allah (c c) şöyle buyuruyor:
“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız Sizi reddettik Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır ” (Mumtahine: 4)
Ayette geçen “bede” lafzı “apaçık ortaya çıktı” manasındadır Bu kelimeyi dikkatle düşün! Ancak uzuvlarla belli olan düşmanlığın, sadece kalpte oluşan kinden önce zikredildiğini de dikkatle düşün! Bu gösteriyor ki, tagutlara ve bağlılarına buğzederek onlara zahirde sevgi göstermemekyeterli değildir Onlardan, uzuvlarla belli olan apaçık düşmanlıkla da uzak durmak gerekir
Ayette, taguttan önce taguta tapanlardan uzak olmak gerektiği bildirilmiştir Çünkü taguta tapanlardan uzak olmak, tagutu reddi gerektirir Bunun aksi ise böyle değildir Zira taguttan uzak olmak, tapanlardan da uzak olmayı gerektirmez Allah (c c) İbrahim (a s) hakkında şöyle buyuruyor:
“İbrahim babasına ve milletine dedi ki: Beni yaratan hariç sizin taptığınız şeylerden uzağım Beni doğru yola iletecek şüphesiz O’dur ” (Zuhruf: 26-27)
“İbrahim şöyle demişti: “Şimdi, gerek siz ve gerekse daha evvelki atalarınız, nelere ibadet ettiğinizi görüyor musunuz? Alemlerin rabbi hariç onların hepsi benim düşmanımdır ” (Şuara: 75-77)
“(İbrahim dedi ki) Size ve Allah’ı bırakıp da ibadet ettiğiniz şeylere yazıklar olsun! Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?” (Enbiya: 67)
Örnek almamız gereken güzel örnek işte bu örnektir: İbrahim’in milleti  Bu milletten yüz çeviren kimse ancak kendini bilmeyen kimsedir
Allah (c c) şöyle buyuruyor:
“İbrahim’in milletinden kendini bilmeyenden başka kim yüz çevirir?” (Bakara: 130)
5 – Tagutlara ve Onlara Tapanlara, İmkan Dahilinde Düşmanlık Göstermek, Onlarla Dil ve Elle Cihad Etmek
İslam akidesinin, “Allah (c c) için sevmek, Allah (c c) için buğzetmek” ifadesi üzerine bina ettiği en büyük kaide olan “dostluk ve düşmanlık” kaidesi, imanın şartı ve tevhidin rüknudur
Bunun, imanın şartı olduğunu Allah (c c)’ın şu ayeti ifade etmektedir:
“Eğer onlar Allah’a, nebiye ve ona inene iman etmiş olsalardı onları dost edinmezlerdi ” (Maide: 81)
Tevhidin rüknü olduğunu ise Allah (c c)’ın şu ayeti göstermektedir:
“Kim tagutu inkar edip Allah’a iman ederse kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa tutunmuş olur Allah işitendir, bilendir ” (Bakara: 256)
Vela ve bera (Allah (c c) için sevmek, Allah (c c) için buğzetmek) kaidesi, la ilahe illallah’ın gerektirdiği şeylerin en önemlisidir Kafirlere karşı düşmanlık göstermek ve onlara buğzetmek, tevhidin rüknu olan tagutu reddin pratik göstergesidir Aynı şekilde İbrahim (a s)’ in milleti ve bütün nebilerin dininin pratik tercümanıdır
Zaten, İslam ümmeti bu meseleyi ihmal ettiği için zelil olmuş, onlara kafirler tarafından hükmedilmiş, İslam dini zayıflamış ve bu sebeble tevhid yok olmaya yaklaşmıştır İşte, bu asılın ihmal edilmesinden dolayı kopmak bilmeyen sağlam kulp kopmuştur
Nebilerin babası ve muvahhidlerin imamı İbrahim (a s), sadece la ilahe illallah’ın söylenmesini yeterli görmemiş ve Allah (c c)’a olan sevginin, ancak kafir ve müşriklere düşmanlık ve kin göstermekle tamamlanacağını, vela ve beranın Allah (c c) için olması gerektiğini bizzat pratik hayatında yaşayarak göstermiştir
Allah (c c) onun hakkında şöyle buyuruyor:
“İbrahim şöyle demişti: “Şimdi, gerek siz ve gerekse daha evvelki atalarınız, nelere ibadet ettiğinizi görüyor musunuz? Alemlerin rabbi hariç onların hepsi benim düşmanımdır ” (Şuara: 75-77)
İşte bu la ilahe illallah’ın manasıdır
Allah (c c) şöyle buyuruyor:
“İbrahim babasına ve milletine demişti ki: “Beni yaratan hariç sizin taptığınız şeylerden uzağım Beni doğru yola iletecek muhakkak ki O’dur Böylece (İbrahim) belki dönerler diye ardından gelenlere bu kelimeyi devamlı kalacak bir miras olarak bıraktı ” (Zuhruf: 26-27)
İbrahim (a s), Allah (c c)’a dostluk göstermeyi ve Allah (c c)’tan başkasına ibadet etmekten kaçınıp ona düşmanlık göstermeyi, kendisinden sonra gelenlere bir miras olarak bırakmıştır İşte onun bıraktığı kelime budur!
Muvahhidlerin imamı İbrahim (a s)’den sonra kendisine tabi olanların ve ondan sonra gelen bütün nebilerin miras olarak bırakmaları gereken yine; “sadece Allah (c c)’a dostluk göstermek ve Allah (c c)’tan başka iba-det edilenleri reddetmek” idi Miras bırakılacak şey, an-cak işte bu kelimedir
Allah (c c), Rasulullah (s a s)’ı son rasul olarak gönderdiği zaman, babası İbrahim (a s)’in söylediği kelimeyi söylemesini ona emretti ve bu kelimeyi açıklayan tam bir sure indirdi İşte bu, Kafirun suresidir
“De ki: Ey kafirler! Ben sizin taptığınıza tapmam Siz de benim taptığıma tapmazsınız Ben sizin taptıklarınıza asla tapacak değilim Sizler de benim taptığıma tapacak değilsiniz Sizin dininiz sizin, benim dinim benimdir ” (Kafirun: 1-6)
İşte bu sure, la ilahe illallah şehadet kelimesini açıklamaktadır Aynı zamanda İbrahim (a s)’in miras olarak bıraktığı kelimenin manasının da açıklamasıdır
İmam İbni Teymiye şöyle dedi:
“La ilahe illallah’ı söylemek”; manasını bilmeden ve gerekleriyle amel etmeden sadece dille söylemek değildir Münafıklar bu kelimeyi söylemelerine, sadaka vermelerine ve namaz kılmalarına rağmen cehennemde kafirlerden daha aşağıda, cehennemin en dibinde olacaklardır “La ilahe illallah’ı söylemek”; “bu sözü söylemekle beraber kalbin bu kelimenin manasını bilmesi, inanması, sevmesi ve bu kelimeye bağlı olanları sevmesi, bu kelimeye muhalefet edenleri ise sevmemesi, onlara buğzetmesi ve düşmanlık göstermesidir ” (Mecmuatut Tevhid s: 108)
Şeyh Hamed b Atik şöyle dedi:
“Müslüman ve müminlere düşen en önemli görev; Allah (c c)’ı ve O’nun sevdiği gizli aşikar bütün söz ve amelleri, O’nun sevdiği kulları (melekler ve Adem oğullarının salih kullarını) sevmek, onlara dost olmak, Allah (c c)’ın buğzettiği gizli veya aleni bütün söz ve amellere ve bunları işleyenlere buğzetmektir
İşte bu temel, müminin kalbine tam olarak yerleşirse Allah (c c)’ın düşmanına karşı asla mutmain olmaz, onlarla oturmaz, haşir neşir olmaz ve onlara devamlı kötü gözle bakar Fakat bu asıl, insanların çoğunun kal-binde zayıflar veya azalırsa Allah (c c)’ın düşmanlarına karşı gösterdikleri tavır, Allah (c c)’ın dostlarına gösterdikleri tavıra eşit olur, her iki topluluğa da güler yüz gösterirler Böylece harp diyarı, İslam diyarı gibi olur Böyle bir duruma düştükleri zaman artık Allah (c c)’ın gazabından çekinmez olurlar
Oysa Allah (c c)’ın gazabına gökler, yerler ve dağlar bile dayanamaz  Onların kalplerinde dünya metaının çok önemli bir yeri vardır Bu sebeble dünya metaını elde etmeye çok önem verir ve bütün çabalarını buna göre harcarlar Hatta, Allah (c c)’a karşı gelmek söz konusu olsa bile, dünya metaını elde etmek için bütün güçleriyle çalışırlar ” (Eddurerüs Seniye 7 bölüm s: 196)
Şeyh Hamed b Atik bir başka yerde şöyle dedi:
“Bütün rasullerin dininin aslı; “tevhidi yerine getirmek, onu ve ona bağlı olanları sevmek, onlara dost olmak, şirki reddetmek, şirk ehlini tekfir etmek, onlara buğzetmek ve onlara düşmanlık göstermektir ”
Allah (c c) şöyle buyuruyor:
“İbrahim ve beraberinde olanlarda sizler için güzel bir örnek vardır Onlar kavimlerine şöyle demişlerdi: Biz, sizden ve sizin Allah’tan başka taptıklarınızdan uzağız Sizi reddettik Bizimle sizin aranızda, bir olan Allah’a iman edinceye kadar ebedi bir düşmanlık ve kin başlamıştır ” (Mumtahine: 4)
Allah (c c)’ın bu ayette buyurduğu “Bede” (başladı) sözü; “apaçık bir şekilde belli oldu” demektir ve bu söz, Allah (c c)’ı birlemeyenlere (tevhid etmeyenlere) karşı kin ve düşmanlığın devam ettiğini ifade eder
Her kim bu şartları bilir, ameliyle uygular ve bulunduğu yerdeki insanlara bunu açıkça söyleyebilirse, bulunduğu yerden hicret etmesi üzerine farz olmaz Fakat kim de bu söylenenleri yapamaz, buna rağmen o beldede namaza, oruca, haccetmeğe izin verilmesine bakarak hicret etmesinin üzerine farz olmadığını zannederse aslında o, İslam dininden haberi olmayan, rasullerin risaletinin mahiyetini bilmeyen, bu konuda gaflete düşmüş cahil bir kimsedir ” (Eddurerüs Seniye 7 bölüm s: 199)
Allah (c c) şöyle buyuruyor:
“Küfrün önde gelenleriyle savaşın! Zira onların yeminleri yoktur ” (Tevbe: 12)
Ayetteki “küfrün önde gelenleri” tagutlardır
“Onlarla savaşın ki Allah, sizin elinizle onlara azab etsin, onları zelil etsin ve onlara karşı size yardımda bulunsun ” (Tevbe: 14)
6 – Onlardan Uzak Durmak ve Onlarla Haşir Neşir Olmamak
Allah şöyle buyuruyor:
“Taguta kulluk etmekten kaçınarak Allah’a yönelenlere müjde vardır O kulları müjdele!” (Zümer: 17)
“Şüphesiz biz her ümmete, Allah’a ibadet edip taguttan kaçınmaları için rasuller gönderdik ” (Nahl: 36)
İbrahim (a s) hakkında Allah (c c) şöyle buyuruyor:
“Sizden ve Allah’tan başka yalvardıklarınızdan uzaklaşıyorum ” (Meryem: 48)
“(İbrahim) onlardan ve Allah’tan başka ibadet ettiklerinden uzaklaşınca, ona İshak ve Yakub’u bağışladık Ve her ikisini de nebi yaptık ” (Meryem: 49)
İbrahim (a s), tagutlardan ve onlara tapanlardan uzak durduktan sonra Allah (c c) ona mükafat olarak, her birisi salih ve nebi olan İshak ve Yakub’u verdi
|