08-02-2012
|
#3
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
İlahi Armağan -31- Meclis
Hâlinizde ne var? İsâ (a s) Peygamber sahra bitkilerini yer, onlardan sıkılan suyu içerdi Mağaralara sığınır, harabelerde yatardı Uyuduğu zaman ya bir taşa başını koyar; ya da kolları üzerinde yatardı İman sahibi böyle yapsa ne var? Ölüm gelince bu hâlde ölse, Yaratan'ına böyle kavuşsa ne çıkar? Sanki kısmeti kendine gelmeyecek mi? Dağlara, sahralara çıksa, dünyalıkları kaçırır mı? Yook  Hiç bir şey kaybolmaz Giyeceği şeyleri giyer Nefsine bol bol her şeyini verir Kalbi de Hak'la olur Ne gelirse gelsin, iman sahibi renk değiştirmez
Zühd hâli iman sahibini kaplarsa dünyanın gelişi kalbini bozmaz Onun getirdiği maddî gıda ve ruhî duruma tesir etmez
İman sahibinin imanı olgun hâle geldikten sonra dünyayı sevse; içindekilere kapılsa da tadlarına dalsa; zaman olsa ondan bir an bile ayrılmasa, bu hâlde Allah'ı az hatırlayacak olsa, imanı olduğu için bu kötü hâlinden kurtulur Allah kayıplarını ona gösterir Kötü işlerde geçirdiği günleri ona hatırlatır; o da tevbe eder Kitab’a koşar, Peygamber (s a v) Efendimiz’in sünnetini tutar Zühd hâlini tam bulur Her bir kötü işi sezer, fâni olduğunu bilir, bırakır İmanı olan, pek kötülüğe giremez ya; neyse  
Dünyanın ömrü nedir? Nimeti ne kadar sürer? Bir gün mevcut olan güzel hâli, ikinci gün oluyor mu ki? İman sahibi bunları iç âleminde sezer
Dünya çirkin huyludur Elinde karası bulunur Her sözü zehir taşır Tadı hemen gider Ve bir daha dönmez Hiçbir vaadinin aslı çıkmaz Ahdine vefa etmez Ona güvenip üstünde köşkler kurmak, su üstünde ev yapmaya benzer
İman sahibi dünyayı tutmaz Onda yerli olmayı aklına koymaz Bu sebeple derecesini artırır Hak irfanına sahib olur Mahlûk şeyleri sevmez Bu yüzden öbür âlemi de istemez Kalbini ona da kaptırmaz Yalnız Hak tecellisi öbür âlemde olacağı için âhireti ister
İman sahibinin büyük işi kalbini yapmaktır İç âlemi için binalar kurar Kalbi sağlam olunca dünya binaları da kursa zarar etmez Çünkü yaptığı işi kendisi için değil, başkaları için yapar Allah'ın emrine uyarak kullara hizmet eder Bu hâlde bin bina kursa kalbi bozulmaz, biri bile kalbine girmez
İman sahibi, kader hükümlerine uymayı bilir Yaratılmışların iyiliğini ve rahatını düşünür Ona göre, bir iman kardeşinin huzur duyması, kendi huzurundan daha iyi ve daha önemlidir
İman sahibi, karanlığa lamba ile girer Mutfaktan alacağı ekmeği elinde tuttuğu ışık ile bulur Yanına ortak almadan sofraya oturmaz Kendi yemeği olursa yer; nereden alındığı bilinmeyen yabancıların sofrasında oruçlu olur
Zâhid olan, yemek ve içmek arzusunda şiddetli duyguyu bırakır İrfan sahibi Ma'rûf (Allah)’tan başkasına oruçludur Doktorunun verdiğini yer, başkasını almaz Hastalığı, O’ndan uzak olunca başlar, yakın olunca biter
Zahidin orucu gündüz olur Arif hem gece, hem de gündüz oruçlu bulunur; Yaratan'ına kavuşuncaya kadar iftarını açmaz
Arif, yılların orucunu tutar, her zaman ateşler içinde kalır Orucu tutan kalbi olur Sır âlemi hastalıklar içinde kalmıştır Onun şifası, ancak Yaratan'ına kavuşmakla olur İrfan sahibi için acaba, başka şifa ola mı ki?
Ey evlat! Felah istiyorsan yaratıkları kalbinden at Onlardan korkma; iyilik bekleme Onlarla manen ülfet etme Kalbini onlara bağlama Her şeyden kalbini kaçır Kalp yüzünü onlara buruşuk tut Onları ölüler gibi gör Bu söylenenleri iyi öğren Bunları öğrenirsen Hak katında olmak kolay olur Başkalarını andığın zaman sıkıntı duyar, Yaratan'ı andığın zaman ise huzura kavuşursun
|
|
|
|