Yalnız Mesajı Göster

Davet Yolunda İmtihan Ve Çileler

Eski 08-02-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Davet Yolunda İmtihan Ve Çileler




Davet Yolunda İmtihan Ve Çileler


Bilindiği gibi çileler, davetlerde Allah'ın kanunudur ve davet yolu­nun temel bir parçasıdır Allah çilelerin ardından, hem davet hem de davetçi için hayır gerçekleşsin diye, onları verdi Fakat, davet yolunun bu önemli merhalelerini geçerken, bazı sapmalar veya hatalar ortaya çıkar Korunmak için iyi tanımak gerekir onları Bu sapmalara geçmeden önce çilelerin karakteri ve durumu hakkında biraz söz etmek yararlı olur
Çilelerin ve imtihanların, davalarda Allah'ın kanunu olduğunu pekiş­tiren hadis-i şerifler ve ayet-i kerimeler varid olmuştur Çünkü o davalar uğrunda inananlar, işkencenin, fitnenin, eziyetin, baskının, saldırıya uğra­manın ve benzerlerinin, her çeşidine uğratılırlar Bazen de sebepler ölü­me kadar gider Bunlar doğruları yalancılardan ayırmak ve arındırmak içindir Çünkü zaferin emaneti ağırdır İfrat ve tefrite girmeden sebat eden erleri zaferden önce hazırlamak gerekirBunun için çile, eziyet dö­neminin, zafer ve iktidar döneminin başlangıcına kadar devam ettiğini görüyoruz İşte Kur'an'ın bazı ayetleri:
"Elif, Lam, Mim insanlar imtihandan geçirilmeden sadece "îman ettik" demeleriyle bırakılıverileceklerini mi sandılar Andolsun ki, biz onlardan öncekileri de imtihandan geçirmişizdir Elbette Allah, doğrula­rı ortaya çıkaracak, yalancıları da mutlaka ortaya koyacaktır
"Ey müminler! Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş kavimlerin bas­larına gelenler size de gelmeden Cennet'e gireceğinizi mi sandınız Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokundu ve öyle sarsıldılar ki, Peygam­ber ve O'nunla beraber iman edenler nihayet "Allah'ın yardım ne zaman gelecek?" dediler İşte o zaman (onlara), "Şüphesiz Allah'ın yardımı ya­kın (denildi)
"Andolsun ki; sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürün­lerden biraz azalma (fakirlik) ile imtihan eder, deneriz (Ey Peygamber!) Sen sabırlı davrananları müjdele
"Allah, kirlenmişi temizden ayırdetmeksizin mü'minleri bulunduğu halde bırakacak değildir Bununla beraber Allah size gaybı da bildire­cek değildir
"Andolsun ki; senden önceki peygamberler de yalanlamıştı Onlar yalanlamalarına ve eziyet edilmelerine rağmen sabrettiler, sonunda yardımımız onlara yetişti, Allah'ın kelimelerini (kanunlarını) değiştirebile­cek kimse yoktur Muhakkak ki, gönderilen peygamberlerin haberlerin­den bazısı sana da geldi
"Andolsun ki; içinizden cihad edenlerle, sabredenleri belirleyinceye kadar ve haberlerinizi açıklayıncaya kadar sizi imtihan edeceğiz
Siyret-i Nebeviyye, Resulullah (as)'ın ve müslümanların Mekke'de müşriklerden gördükleri, cezalandırma, işkence ve dinden döndürme faa­liyetlerinin bir çoğunu bize anlatır Hatta Yasır ve ailesi (ra) bu işkence­lerden dolayı şehid olmuştur İşte Habbab bin Eret (ra) onlardan biri Müşriklerin, müslümanlara yaptıkları eziyetin dozajı artınca, Habbab yar­dım dilemek için doğruca Resulullah (as)'a gitti Habbab olayı şöyle an­latıyor:
"Resulullah (as) Kabe'nin gölgesinde, hırkasını yastık edinmiş va­ziyette iken, derdimizi O'na anlattık ve "bizim için Allah'tan yardım iste­meyecek misin?" Bizim için dua etmeyecek misin? dedik
Resulullah (as) şöyle buyurdu:
"Sizden önceki ümmetler arasında öyle kimseler vardı ki, adam ya­kalanır, bir çukur eşilir ve içine konulurdu Bir testere getirilir, başının üstüne konulur, vücudu iki parçaya ayrılırdı Demirden bir tarakla etleri kemiklerinden ayrılırdı da, işkence yine O'nu dininden döndürmezdi Vallahi, Allah bu işi (îslamiyeti) tamamlayacaktır Hatta bineğine binip, San'a'dan ta Hadra-Mevt'e kadar tek başına giden bir kimse Allah hariç, hiç kimseden ve koyunları konusunda kurttan da korkmayacak Fakat siz acele ediyorsunuz"
Ve yine hepimiz, Resulullah (as)'ın işkence görürken Yasir ailesi­nin yanından nasıl geçtiğini, ancak onlara şöyle buyurmaktan başka bir şey yapamadığını biliyoruz O, şöyle buyurdu:
"Yasîr ailesi! Sabredin Kuşkusuz size vaadedilen yer cennettir"
Eğer Allah dileseydi, kafirlerin mü'minlere işkence yapmalarına en­gel olurdu Fakat mü'minlerin üzerine Allah'ın kanunu böyle uygulanı­yor
Şehid İmam Hasan el-Benna, bu konuyu ve bizim üzerimizde imti­han ve çilelerle Allah'ın kanununun uygulanmasının gerekli olduğunu iyi biliyordu Bundan dolayı da bu konuyu bize hatırlattı ve dikkatlerimizi o yöne çekti Bize, hükümetlerin ve düşmanlardan bir çoğunun düşmanlı­ğıyla karşılaşacağımızı, tutuklanacağımızı, işkence göreceğimizi ve di­ğerlerine de maruz kalacağımızı hatırlatıyordu
Ve şöyle diyordu:
"İşte o vakit, dava sahiplerinin yoluna girmeye başlamış olacaksı­nız Halbuki imtihan bazan uzayabilir, siz çalışmaya devam etmeyecek misiniz?"
İşte bize, davet yolunun dikenlerle ve yokuşlarla dolu olduğunu, gül­lerle döşenmiş olmadığını öğretti İşin aslı, sabırlı olmamız, tahammül et­memiz ve sapmadan, zayıflık göstermeden, yılmadan ve duraksamadan yokuşlara tırmanmamızdır
Korunmamız için çilelerle ilgili sapmaları ve hataları aşağıya mad­deler halinde sunuyoruz:
1- Bazılarının, çilelerin davet yolunda tabii bîr durum olmadığı­nı veya cemaatin içine düştüğü hataların bir neticesi olduğunu san­maları hatadır
Sonra bu gibi hatalı anlayışlar, saflar arasında yayılır ve davet yo­lundaki yürüyüşe zarar verdiğinden ötürü kargaşaya sebep olur Biz, bu anlayışın aksine bir görüşe sahibiz Bizim çilelere maruz kalışımız, dava sahiplerinin yoluna girişimizin delilidir Şayet biz çilelere maruz kalmamışsak, bir hatanın veya sapmanın var olduğunu araştırmak gerekir Hz Peygamber (as) ve O'nunla beraber olan mü'minler, işkenceye uğramış diğer peygamberler, kendilerinden zuhur eden hataların neticesi olarak çilelere maruz kaldılar demek hiç doğru olur mu? Fakat işin hakikati, Al­lah düşmanları, hakkın davetçilerine, bu hakikatin kendi batıl nevalarını silip süpüreceğinden korktukları için savaş açıyorlar
2- "Biz hak üzerinde olsaydık, Allah bize elbette yardım ederdi ve Allah düşmanlarına imkan vermezdi ki, bize yapacaklarını yap­sınlar" demek suretiyle çilelerin yola güvenmede sarsıntı meydana getirdiğini savunmak da bir yanlış anlamadır
Şüphe üreticileri, bu düşünceyi etrafa yayıyorlar ve bazıları da onlar­dan etkileniyor Yukarıdaki bentte de açıkladığımız gibi bu, hatalı bir an­layıştır 1965 yılındaki işkence sırasında, işkenceci zebanilerden bir so­rumlu bize bu anlamda sözler söylemişti
O demişti ki:
"Hükümet ve Başkan Abdunnasır hak üzerinde, sizler ise batıl üze­rindesiniz Çünkü siz hak üzerinde olsaydınız, Allah mutlaka size yardım ederdi ve bu işler de sizin başınıza gelmezdi"
Bu, Firavun'un Musa'ya karşı kullandığı mantığın aynısıdır
3- Yine sapmalardan biri de bazılarının şöyle zannetmeleri: Düşmanlarla diplomasi sanatını kullanmakla veya siyaset saye­sinde ya da hikmetle çile ve işkencelerden korunmak mümkündür Fakat sorumlularda bu saydıklarınız yok Bunun için de olan oluyor Bu tür bir anlayış da hatalı ve sapık bir anlayıştır
Düşmanlar, dava sahiplerinin işini bitirmek maksadıyla onlara karşı açtıkları savaştan asla vazgeçmeyecekler Ancak dava sahiplerini davala­rından vazgeçtikleri veya en azından davanın bazı yönlerini terkettikleri, özellikle de düşmanları rahatsız eden kendilerine, yerlerine ve inançlarına zararı dokunan yönlerini terkettikleri takdirde belki vazgeçerler
Bu düşünceyi destekleyen Kur'an ayetlerine göz atalım:
"Onlar isterler ki, sen yumuşak davranasın da onlar da sana yumu­şak davransınlar
"Şayet onlar sizi ele geçirirlerse, size düşman kesilecekler, size elle­rini ve dillerini kötülükle uzatacaklardır Zaten inkar edivermenizi iste­mektedirler
" Onlar eğer güçleri yeterse, sizi dininizden döndürünceye kadar, size karşı savaşa devam ederler
"Müşrikler, sana vahyettiğimizden başka bir şeyi yalan yere, bize isnad etmen için seni neredeyse, sana vahyettiğimizden saptıracaklar ve ancak o takdirde seni candan dost kabul edeceklerdi
Bakınız Hz Peygamber (as) onlara nasıl cevap veriyor ve Cenab-ı Hak bu konuda O'na ne buyuruyor:
"Sen, sana vahyedilene sımsıkı sarıl Zira sen, dosdoğru yoldasın Doğrusu Kur'an, sana ve kavmine bir ikaz ve öğüttür; yakında ondan sorguya çekileceksiniz
" Allah'ın sana indirdiği hükümlerin bir kısmından seni saptırma­malarına dikkat et ve onların arzularına uyma
4- Eziyetten, hapsolunmaktan ve cezalandırılmaktan kurtulmak için zalimi destekleme, cemaatten ayrılıp uzaklaştığını açıklama ve cemaate saldırıya geçmek bir sapmadır
İşin aslı, işkencelere katlanıp sabretmemiz, sebat edip terketmememiz veya davet yolunu ve cemaate karşı tavır değiştirmememizdir Yiğit­lerin taşıdığı ve kendilerinden sonrakilere teslim edinceye kadar terketmedikleri hakkın bayrağının yükseklerde dalgalanması için zalimlerin bizden istediklerine cevap vermeliyiz Bazen katlanılmayacak kadar şid­detli işkenceye uğrayan kişiler için, cemaata bağlı kalmak ve imanla kal­bi dopdolu olmak kaydıyla bu gibi tutumlara başvurmaları mubah olur Ama bu topluluk için bir kural değil, sadece istisnadır Asıl olan azimet­tir, ruhsat ise bir istisnadır Çünkü davalar, azimetler ve azim sahiplerinin omuzlarında ayakta kalır, ruhsatların ve ruhsat düşkünlerinin üzerinde değil Şairin bu konudaki sözleri ne kadar hoş:
"Zaman değişse de, sıkıntılarıyla mutluluklarıyla,
Hadiseler devam etsin ettiği kadar, sonsuza
Yumuşatamaz bizi hiç bir çelik mızrak,
Ne de baş eğdirebilir bir soysuza"
5- Çile ve işkencelerin, yolda yürümeyi bırakıp oturmaya sevketmesi de bir sapmadır
İşin aslı sebat etmektir Kendimizi sabır ve tahammüle, Allah'tan yardım ve sebat dilemeye zorlamalıyız Aksi takdirde, büyük çoğunluğun bu tutumu benimseyip, sebat etmediklerini düşünürsek, hareket tehlikelere maruz kalır, bu da gelecek nesillerin çalışmalarına engel olur Sıkıntı ve çileleri aşmak, sebat etmek asıl olduğuna göre, bunlar gelecek nesillerin ruhlarında azimeti diriltir Allah'ın azabıyla insanların eza ve cefalarını mukayese etmeye yardım eder Buna göre biz, ikisinin arasında büyük bir fark görüyoruz ve Allah'ın azabından kurtulmak için insanların eza ve ce­falarına katlanırız İnsanların işkencelerini, Allah'ın azabı gibi değerlen­diremeyiz
Bundan dolayı biz Şehid İmam'ı, sebatı, davet yolunun zaruretlerin­den saydığını ve sebatı, bey'atın on prensibinden biri yaptığını görüyoruz Çünkü, her kardeşin Allah'la olan sözleşmesine ve bey'atına sadık kalarak sebatı kendine gerekli görmesi, vazgeçmek veya oturmak suretiyle bey'atını bozmaması gerekir
Şehid İmam'ın sebat konusunda şöyle dediğini görüyoruz:
"Sebattan kasdımız, Müslüman Kardeş'in ne kadar zor ve süre ne kadar uzun olursa olsun, Allah'a kavuşuncaya kadar gayesi uğrunda ça­lışması ve gayret göstermesidir Böylece o, iki feyizli yoldan birini seç­miş olur Bunlar ya gayeye ulaşmak ya da sonunda şehid olmaktır
"Mü'minlerden bir grup, Allah'a verdikleri sözde durdular Onlar­dan kimisi sözünü yerine getirip o yolda canını vermiştir Kimisi de (ge­tireceği zamanı) bekler Ve onlar asla sözlerinden dönmezler"
Bize göre vakit ilaçtan bir cüzdür Yol, her ne kadar uzun, aşamaları çok yorucu ve tehlikeleri fazla olsa da amaca götüren yegane çaredir Bü­tün bunların sonunda büyük bir ecir ve güzel bir sevap vardır
Biz, düşmanla karşılaşmayı ve çileleri arzu etmeyiz, Allah'tan de­vamlı afiyet dileriz Ama düşmanla karşılaşır ve eziyetlere maruz kalırsak, Resulullah (as)'ın bizi yönlendirdiği gibi sebat ederiz Yolda ilerleyen, hapis, işkence, öldürülme ve bunun gibi şiddetli çilelere maruz kalan kar­deşlere Allah iyilikte bulundu ve onları sebat ettirdi Onlar da bu sayede bey'atlanna vefa göstermeye devam ettiler Onların içinde sözlerini tutup hayatlarını yitirenler olduğu gibi, hiçbir yumuşama göstermeden, bu mu­sibetler içinde yirmi yılını veya daha fazlasını geçirenler de vardı Buna rağmen onlar, zalimi desteklemek şartıyla hapisten salıverilecekleri tekli­fini reddettiler Yaşlarının ilerlemesine ve sağlıklarının bozulmasına rağmen, hiçbir gevşeklik, zayıflık ve eğilme göstermeden daveti yürütmek ve çalışmayı sürdürmek için, hükümlülük sürelerini bitirip, tutukevinden ve hapishaneden çıkmayı beklediler Onlar kendileri için değil, Allah için dayandıklarından ve sebat ettiklerinden Allah'ın lütfuna kavuştular
6- Çilelerden önce, sorumluluk mevkisine gelenlerin bazısının çi­le esnasında güçsüzleştiği ortaya çıkar Bazıları da, bunun, yönetimin kötü seçimine delil olduğunu ve işlerin dikkatsiz davranmak veya gü­zel muamele etmemek ya da buna benzer şeyler sebebiyle böyle sey­rettiğini zannederler İşte bunlar da hatalı ve doğru olmayan bir an­layıştır
Çünkü beşer olarak bizim gücümüz, falanca kişinin çilelere maruz kalınca sebat edeceğini veya etmeyeceğini bilmemize imkan vermiyor Ama seçimdeki içtihad, görünüşe göre olur
Kalbleri ve gaybı ancak Allah bilir
7- Bela ve musibetler konusunda Allah'ın hikmetini hesaba kat­mamak da bir sapma veya hatadır
Halbuki, Allah'ın hikmeti insanları denemek ve iyiyle kötüyü birbi­rinden ayırmaktır Bu hata, meşakkatlar sırasında sebat edemeyip zayıflık gösteren bazı kişileri yönetim veya sorumluluk mevkilerine getirdiğimiz vakit meydana gelir Onlara bir sıkıntı veya bir bela isabet edince tekrar zayıflık gösterirler Böylece de onlar sorumluluk mevkiinde iken zararları büyük olur
8- İşkence ve eziyetlere, şiddetinden ötürü tahammül etmeyen, ric'at yapmadan veya inancını değiştirmeden zayıflık gösteren kim­seleri mazur görmemek de aynı şekilde sapmadır
Onun yüzüne kapıyı kapamak veya davet için çalışmasına engel ol­mak doğru olmaz Ama ona münasip bir yer verilir, gücünün üstünde gö­revler yüklenemez ve ona önemli mevkiler emanet edilemez
9- Meşakkatler karşısında asıldan sapmalardan biri de; fertleri alıkoyma düşünce ve gayretidir
Bu, davetin ve İslami çalışmanın hesabına da olsa aynıdır Bu dü­şünce ve gayret, zalimlerin birine itaat etmemiz veya içinde davetin yön­teminden ve hedeflerinden vazgeçme ya da, İslami çalışmanın dayandığı temellere ve şeriata aykırı maddelerin bulunduğu ittifaklara ve sözleşme­lere katılma gibi Asıl olan davettir ve başarısıdır, şahıslar değil

Alıntı Yaparak Cevapla