|
Prof. Dr. Sinsi
|
İslam'da Fıkhi Mezhepler Tarihi
1- Peygamber Devrinde İctihad
Peygamber (S A )'in asrında ictihad vardı Fakat sınırlan çok dardı Çünkü vahiy devam ettiği için içtihada geniş çapta lüzum yoktu Sahabîler bu devirde Peygamberden uzak olduklan zaman ictihadlarda bulunuyorlardı Meselâ; Amr Îbnü '1-Âs'ın da bulunduğu sefere çıkmış olan bir müfrezede bir kısım sahabîlerin gusül etmesi gerekmişti Su çok soğuktu, kullanılması imkânsızdı Suyu ısıtma imkânını da bulamamışlardı Bunun üzerine teyemmüm ederek na-mazlannı kıldılar Müfrezede bulunanlardan bir kısmı teyemmümle namazlarını kıldıkları halde gusletme imkânına kavuştuktan sonra namazlanm iade ettiler Bazıları da iade etmediler Peygamber (S A ) bu içtihadın her ikisini de kabul etti Gerçekten netice değişmiyordu İkinci gurup ihtiyat bakımından namazlarını iade etmişti Halbuki burada ihtiyatı gerektiren bir şey yoktu Fakat Peygamber (S A ) onların gösterdiği takvayı doğru buldu Birinci gurubu tasdik etmesi ise namazın iadesine lüzum olmadığını göstermektedir
Peygamber (S A ) de ictihad'da bulunurdu Bazı kimseler dîni hususlarda O'na sual sorup fetva alıyorlardı Bazıları günlük hayatla ilgili, aile, toplum veya çeşitli sosyal münasebetler sebebiyle Peygamber (S A )'den fetva istiyorlardı O da, Kur'an ile yahut kendisine gelen herhangi bir vahiy ile veya ictihad'da bulunmak suretiyle bunlara fetvalar veriyordu
Peygamberin içtihadında hatâ bulunacak olursa Allah O'nun hatâsını vahiy yoluyla düzeltiyor ve hakikati bildiriyordu Nitekim Bedir esirleri hakkında Peygamber (S A ), Sahabîleri ile müşaverede bulunmuştu Sahabîlerden bazıları kayıtsız şartsız serbest bırakılmalannı, bazıları da hepsinin öldürülmesini teklif ettiler Peygamber (S A ) ise, bu iki görüşün dışında fidye mukabili esirlerin ailelerine dönmeleri fikrini ileri sürdü Bu durumda Allah Teâla, savaş devam ettiği müddetçe esirlerin fidye mukabili bırakılmayacaklannı bildirdi Savaş ise, Bedir'den sonra da Mekke müşrikleriyle müslümanlar arasında devam etmekte idi Bu savaş, ancak hicretin sekizinci yılında Mekke'nin fethinden sonra nihayete ermiştir Bu hususta Cenabı Allah şöyle buyurur: «Hiç bir peygamberin yer yüzünde ağır basıp zaferler kazanıncaya kadar esirler alması vâki olmamış tır Siz geçici dünya malını istiyorsunuz Halbuki Allah Ahireti istiyor, Allah azizdir, hakimdir Eğer Allah'ın geçmiş bir yazısı olmasa idi aldığınız (fidye)'de size herhalde büyük bir azap dokunurdu Artık elde ettiğiniz ganimetten helâl - hoş olarak yeyin Allah'tar korkun Şüphesiz ki Allah çok yarhgayıcı, çok esirgeyicidir Ey Peygamber, ellerinizdeki esirlere de ki: Eğer Allah'ın ezelî ilmine göre yüreklerinizde bir hayır varsa O, size sizden alınandan daha hayırlısını verir ve sizi yarhgar Allah çok yarhgayici, çok esirgeyici*dir »[color="Red"]
Burada şöyle bir sual sorulabilir: Niçin Allah, Peygamber'e hakikati ilk önce vahiy yoluyla bildirmedi de O'nu hatâ ettikten sonra uyardı? Buna şöyle cevap verebiliriz: Allah, insanların kendi görüşlerine güvenerek onları değişmez gerçekler saymamalarını ve hakikati tam olarak Allah'ın bileceğine, Peygamber gibi yüksek bir şahsiyetin dahi yanılabileceğine inanmalarını göstermek istemiştir
Peygamber'in hatâsı Allah tarafından düzeltilmeden bırakılmaz Hele bu hatâ, teşri' (yasama) hususunda, başka bir deyişle, şeriatın prensipleriyle ilgili olursa; esirler hakkındaki biraz önce zikredilen hükümler gibi
İslâm Hukukçularından bazıları burada ileri giderek, Peygamber'in içtihadıyla olan bir hükme uymak gerekmez, diyorlar Biz de diyoruz ki, bu çok ağır bir sözdür ve gerçeğe hiç uymamaktadır Çünkü Peygamber (S A )'in şer'î prensipleri beyanında hatâ olmaz O, emri Rabbından almaktadır O halde vahiyle olsun ictihadla olsun, Peygamber insanlara yanlış olarak nasıl tebliğde bulunabilir Zira onun içtihadında bir yanlışlık olacak olursa, Allah, kendisini bir vahiyle ikaz eder
Bazan şer'i hüküm ve prensiplerin dışında dünyevi bir şey hakkında Peygamber hatâ edebilir Meselâ; Peygamber, Bedir savaşına hazırlanırken uygun olrmyan bir yeri ordugâh yapmak istedi Bazı sahabîler kendisine iyi bir yeri ordugâh yapmasını söylediler Şüphesiz bu hatâ, dîni bir prensip meselesi değildir, savaşla ilgili bir meseledir Bu hususta istişare etmek uygun olur Peygamber de bu türlü konularda sahabîîerle istişarede bulunurdu
Dişi hurma ağacının çiçeklerine erkek hurmanın tohumlarından sun'î bir şekilde aşılanması hususunda bir kısım sahabiler Hz Peygamber'e başvurdular; O da, aşılamamalarını söyledi Bunun üzeri ne o yıl hurma bol ürün vermedi Bu vesîle ile birisi Peygamber'e başvurarak durumu anlattı Peygamber Efendimiz de, «Siz dünya işlerini daha iyi bilirsiniz» buyurdu
Birtakım sapık kimseler, bu hadîs'i çığrmdan çıkarıp şer'î hükümlerin hepsini iptal edecek kadar ileri gittiler Bu kimseler, Kur'-an'ın ve Paygamber (S A )'in emirlerini, şer'î prensipleri, hurma çiçeklerinin aşılanması mesabesinde görerek san'at, ziraat, iktisat içtimaî ve ailevî dünya meseleleri hakkında insanların daha iyi bii bilgi sahibi olacaklarını ve aynı zamanda, Kur'an ve Sünnetin nass'-larma aykırı bile olsa, istedikleri gibi hükümler koymaya, haramı helal, helâli haram yapmaya yetkili sayılacaklarını iddia ettiler
Böyle bir anlayış, Allah ve Resulüne iftira etmek demektir On*lar, Allah'ın şu sözünü unutuyorlar: «Dillerinizin yalan yere vasıflandırageldiği şeyler için şu helâldin bu haramdır demeyin Çünkü Allah'a iftira etmiş olursunuz» [color="Red"]
Yukarıdaki hadîs-i şerif san'at, ziraat gibi hususlarla ilgilidir Onlar, Peygamber (S A )'in ziraat, ticaret, camcılık, dericilik, doku macılık ve buna benzer çeşitli sanat kollarında derinliğine bilgi sahibi olduğunu mu sanıyorlar? Eğer böyle düşünüyorlarsa son derece de yanılıyorlar Semavî bir din getiren Allah elçisi ile bir teknisyeni veya taciri birbirine karıştırıyorlar Bunlar bu sakîm görüşlerinden kurtulabilmek için yukarıdaki hadis-i şerifin ne için varit olduğunu bilmek zorundadırlar Bu hadîsin konusu ise, hurma ağacını aşılamak gibi sanat ve ziraatla ilgilidir Elbette Allah'ın elçisi ve Onun getirdiği şeriat, bu gibi sakat anlayışların üstündedir
Peygamber (S A ), iki hasım arasında hüküm verdiği zaman bazen yamlabileceğini düşünürdü Bunun içindir ki bir hadisinde şöyle buyurmuştur: «Siz bana muhakeme edilmek için geliyorsunuz belki bazınız delil getirme bakımından diğerinden daha zayıf ola bilir Bir kimse kardeşinin hakkını koparıp alırsa, ona ateşten bir parça verilmiş olur » Peygamber'in böyle düşünmesi teşri' olmayıp hüküm verme (kaza) meselesidir Bu ise, İslâm dininin getirdiği prensipleri tatbik etmektir, tatbik ile teşri' arasında büyük bir fark vardır Peygamber (A S ), tatbik ederken, delilleri dinleyerek bir insan gibi hareket etmektedir Vahyi Allah'tan alıp insanlara tebliğ ederken de, bir peygamberdir Bu ikisi arasındaki fark çok büyüktür
İslâm hukukunun mantığından ayrı bir mantığa sahip olan Avrupa kanunları ile uğraşan bazı hukukçular şöyle bir itirazda bulunabilirler : Yargılama (kaza) prensipleri, bazan uyulması gereken bir kanun mahiyetini alır; meselâ Temyiz Mahkemelerinin kararları kanun yerine geçer Bunlara şöyle cevap verebiliriz: Sizin söz konusu ettiğiniz kanunlar insanlar tarafından konulmaktadır Temyiz mahkemelerinin kararları ise, bu kanunların tefsiri mahiyetinde olup bir yasama (teşri') değil, özel halleri izahtan ibarettir Bu kararlarda hatâ ihtimali olduğu gibi bu kanunların uygulanmasında dahi hata bulunabilir Hâkimlerden yanlış hüküm verenler bulunduğu için bu hükümleri bozacak yüksek mahkemelerin bulunması tabiîdir Hülâsa, mahkemelerin verdiği isabetsiz hükümleri düzelimek, teşri' sayılmayıp bir tatbikten ibarettir Bu dahi bazen hatalı olabilir
Peygamber (S A )'in her hangi bir yargılama (kaza) sırasında yanıldığını bilmiyoruz Çünkü O, son derecede doğru ve âdil olduğu gibi, kendi tebliğ eylediği dini de çok iyi biliyordu Allah O'na öyle keskin bir görüş vermişti ki, davacıların O'nu atlatması imkânsızdı; Peygamber'in kendisinin yamlabileceğini düşünmesi, kendinden sonra gelecek hâkimlerin çok dikkatli olmaarı için bir uyarmadır Çünkü Peygamber (S A ) biliyordu ki insanlar, dünyada hâkimin pençesinden kuvvetli bir müdafaa ve bâtıl deliller sayesinde kurtulabilirler Fakat, Âhirette Allah'ın adaletinden kaçamazlar O halde insanlar dâvalarında Allah'tan korkmalı, dâvanın müdafaa ve delil getirme yarışması olmadığını, onun hakkı aramak olduğunu bimelidirler Hakkından başkasını isteyenler, bâtıl yollarla başkalarının hakkını yemek istemektedirler îsterse onlar bu fiillerini hâkimlerin hükmü ile süslemiş olsunlar
Kısaca diyebiliriz ki; Peygamber (S A )'in Allah'ın emirlerini beyan ederken yaptığı ictihadlarda hatâsı olmaz Şayet bir hatâsı, olursa, Allah, O'nu derhal vahiy yoluyla uyarır Sanat, ziraat, ticaret gibi dünya işlerinde hatâ etmesi imkânsız birşey değildir Çünkü peygamberlik görevi bunlar değildir Peygamberlik, şeriatı tebliğdir Yargılama (kaza) esnasında yanılmasını düşünmesi bir ihtimalden ibarettir Muhakeme ederken yanılması mümkün olduğu halde O'nun yanıldığına dair elimizde hiç bir delil yoktur [color="Red"]
[6] Enfal Sûresi, 67-70
[7] Nahl Süresi, 116
[8] İslam’da Fıkhi Mezhepler Tarihi, Prof Muhammed Ebu Zehra, Hisar Yayınevi: 2/21-24
|