|
Prof. Dr. Sinsi
|
'''İslam Tarihi'''
Dârü'l-Erkam'a Ne Zaman Girildiği ve Orada Ne Kadar Kalındığı Meselesi
Peygamberimiz (a s )ın Dârü'l-Erkam'a giriş sebebi olarak, her ne kadar, nübüvvetin dördüncü yılından itibaren başlayan mücadele devri içinde müşrikler tarafından yapılan baskı ve işkencelerin arttırılışı ileri sürülmekte[708] olup, bu hususta müşahhas bir misal verilmek istenilerek, Mekke vadilerinden bir vadide Sa'd b Ebi Vakkas'ın bazı sahabilerle birlikte namaz kıldıkları sırada üzerlerine gelen müşriklerden bazı kimselerin Müslümanlarla münakaşaya ve hatta kavgaya tutuşmaları ve Sa'd b Ebi Vakkas'ın da eline geçirdiği bir deve çene kemiğiyle vurup onlardan birisinin başını yarması hadisesi[709] üzerine Peygamberimiz (a s )ın ashabı ile birlikte Dârü'l-Erkam'da gizlenmek zorunda kaldığı açıklanırsa da;[710] Sa'd b Ebi Vakkas'la namaz kılan sahabiler arasında bulunan[711] Ammar b Yâsir'in Dârü'l-Erkam'a girildikten sonra Müslüman olduğu[712] ve kendisinin Müslüman olmadan namaz kılmış olamayacağı gözönünde tutulursa, bu hadisenin Dârü'l-Erkam'a giriş sebebi ola*mayacağı açıktır
Bu hususta, Müslümanlar ve gayrimüslimler tarafından kitap ve ansiklopedilerde ileri sürülen görüşler de gerçeği aksettirmekten uzaktırlar
Meselâ, İngilizce'den Türkçe'ye çevrilen İslâm Ansiklopedisi'nde:
Springer'e ve Caetani'ye dayanılarak kaleme alınmış olan "Erkam" maddesinde:
"Ömer'in ihtidasından biraz sonra, Peygamber, Erkam'ın evini bırakmıştır
Orada ne zaman ve ne kadar kaldığı, katî olarak malûm değildir
Fakat, 615-617 seneleri arasında kalmış olması muhtemeldir
İbn Hişam, el-Erkam'dan hiç bahsetmez
Taberî'nin bu vak'adan haberdar olmasına göre, İbn Hişam'ın da bilmesi icab ederdi
Taberî umumî tarihinde vak'adan bahsederse de, Peygamberin hayatına ait fasılda bu noktaya temas etmez" denilmektedir [713]
İngilizce, Fransızca ve Almanca "İslâm Ansiklopedisi"!erine dayanılmak ve ilmî bir tahrir heyetince gerekli incelemeler yapılmak suretiyle Arapça olarak yazılıp yayınlanmış bulunan Dâiretü'l-Maârifu'l-İslâmiye'nin "Erkam" maddesinde de:
Peygamberin mihnetli günlerinde, emniyetli, davetini yapmaya elverişli ve yararlı bulduğu Dârü'l-Erkam'ı, Hz Ömer'in Müslüman olması üzerine terkettiği açıklandıktan sonra:
"Peygamberin, bu eve ne sığındığı tarih, ne de içinde kaldığı müddet hakkında bize tahkikli rivayeti er zikre di İm iş değildir
Fakat, biz, bunun 615 yılı ile 617 yıllan arasında olduğunu söyleyebiliriz" denilmekte ve İngilizce'*den Türkçe'ye çevrilen İslâm Ansiklopedisi'nde olduğu gibi, İbn Hişam'ın bu evden hiç bahsetmediği ve Taberî'nin de, bu kıssayı bildiği halde, kitabının Peygamberimiz (a s )ın siretine ait kısmında bundan hiç söz açmadığı görüşü tekrarlanmaktadır [714]
Halbuki, kaynaklarımızdan bazılarında bu hususun da açıklanmış bulunduğu görülür Meselâ:
İbn Sa'd (d 168-Ö 230 Hicrî) Tabakâtü'l-Kübrâ'sında; Peygamberimiz (a s )ın Dârü'l-Erkam'a girişinin İslâmiyetin evvelinde olduğunu, Erkam'ın oğlu Osman'dan gelen rivayetle açıklar [715]
Hâkim (d 321-ü 405 Hicrî) Müstedrek'inde, İbn Sa'd'in tesbitini-" evvel" kelimesini düşürmüş olarak-aynı senedle tekrarlar [716]
İbn Hazm (d 334-Ö 456 Hicrî) Cemhere'sinde, İslâmiyet daha Mekke'de ifşa edilmeden önce, Peygamberimiz (a s )ın Dârü'l-Erkam'da Müslümanlarla birlikte toplandığını kaydeder [717]
İbn Abdilber (d ?-ö 463 Hicrî] İstiâb'ında, İslâmiyetin evvelinde Peygamberimiz (a s )ın Dârü'l-Erkam'da gizlenip, oradan çıkıncaya kadar insanları orada İslâmiyete davetle meşgul olduğunu bildirir [718]
İbn Hacer (d 77E^ö 352 Hicrî), bu hususta Hâkim'in söylediğini-ondan aldığını açıklamak suretiyle-tekrarlar [719]
Nihayet, Diyarbekrî de (ö 990 Hicrî) İslâmiyetin başlangıcında Peygamberimiz (a s )ın Dârü'l-Erkam'da gizlendiği ve Müslümanlarla toplandığı rivayetini de kaydeder [720]
Yukarıda sıraladığımız tarihî bilgilere göre; Peygamberimiz (a s )ın Dârü'l-Erkam'a giriş tar*ihini nübüvvetin dördüncü yılı değil, nübüvvetin birinci yılı ve hatta Erkam'ın Müslüman oluş tarihine göre, birinci yılın da ilk ayı olarak kabul etmek gerekir
Dârü'l-Erkam'dan ne zaman çıkıldığı ve orada ne kadar kalındığı meselesine gelince; Abdullah b Ömer'in bildirdiği gibi, Hz Ömer, nübüvvetin altıncı yılında, Zilhicce ayında Müslüman olmuş[721] ve Dârü'l-Erkam'dan çıkış da bu hadiseyi takip etmiştir [722]
Dârü'l-Erkam'ın Geçirdiği Safhalar
Erkam b Ebi'l-Erkam; sonradan Dârü'l-Erkam'ı vakıf olarak oğluna bırakmış, bu husustaki Vakfiye'sinde şöyle demiştir
"Bismillâhirrahmânirrahîm,
Bu, Erkam'ın, Safâ'dan biraz ilerideki evi hakkında yaptığı ahd ve vasiyyetidir ki, onun arsası, Harem-i Şeriften mâdud bulunduğundan, o da, haremleşmiş, dokunulmazlaşmıştır: Satılmaz ve tevarüs olunmaz
Hişam b Âs ve Hişam b Âs'ın azadlı kölesi filan, buna şahittir "
Erkam'ın bu mübarek evi, içinde oğulları ve torunları tarafından oturulmak veya icarlarından yarar*lanılmak suretiyle, Halife Ebu Cafer Mansur(ö 158 Hicrî) zamanına kadar devam etti
Halife Mansur; hac sırasında, Safa ile Merve arasında say ederken, Erkam'ın torunları, dedelerinin evinin arkasındaki bir çadırda bulunuyorlar, Mansur da onların alt taraflarından geçiyordu
Aralarındaki mesafe çok kısa idi
Mansur'un başındaki serpuşunu almak isteseler, elleriyle uzanıp alabilecek yükseklikte idiler
Mansur; Merve'ye inip Safa tepeciğine çıkıncaya kadar, onlara baktı durdu
Mansur; Abdullah b Osman b Erkam'ın, Muhammed b Abdullah b Hasan'a uyanlardan olduğu halde onunla birlikte hareket etmemiş olmasıyla ilgilendi
Abdullah b Osman b Erkam'ı hapsetmesi ve zincire vurması için, Medine valisine yazı yazdı Sonra da, Şihab b Abdi Rab adındaki Kûfeli bir adamı Medine valisine gönderdi Emrettiği şekilde hareket etmesi için valiye yazdığı mektubu da, Şihab'la gönderdi
Şihab, Abdullah b Osman'ın hapsedildiği yere vardı
Abdullah b Osman, o zaman, seksen yaşını aşmış bir ihtiyardı
Zincire vurulmak onu son derecede üzmüş ve bunaltmıştı
Şihab, ona:
"Ben seni içinde bulunduğun şu halden kurtarırsam, Dârü'l-Erkam'ı bana satar mısın? Çünkü, mü'minlerin emîri onu istiyor!
Eğer satacak olursan, senin hakkında onunla konuşayım, suçunu affettireyim?" dedi
Abdullah b Osman:
"O ev, sadakadır, vakıftır
Benim ondan ancak bir intifa hakkım vardır Buna da kızkardeşim ve başkaları ortaktırlar!" dedi
Şihab:
"Sen, kendine düşen hakkını bize ver! Ondan ilişiğini kes, kurtul!" dedi
Bunun üzerine, Abdullah'ın şehadetle sabit olan hakkı hesaplanarak onyedi bin dinarlık bir satış senedi yazıldı
Onun arkasından, parasının çokluğuna aldanarak, kızkardeşi de hakkını sattı
Mansur, bu evde intifa hakkı olan herkesin intifa hakkını satın alıp ondan ilişkisini kesti
Dârü'l-Erkam; Ebu Cafer Mansur'dan sonra, oğlu Halife Mehdiye geçti
O da, zevcesi Hayzuran'a (Musa ve Harun'un annesine) bağışladı
Hayzuran Hatun, Dârü'l-Erkam'ın çevresindeki evleri ve arsaları satın alıp ona katmak suretiyle, Dârü'l-Erkam'ı yeniden yaptırdı [723]
Dârü'l-Hayzuran diye anılan ve içinde namaz kılınır mescid haline getirilen[724] Dârü'l-Erkam, daha sonra, Halife Cafer b Musa'ya geçti
Orada, bir müddet de Mısırlılar ve Yemenliler oturdular
Daha sonra, Gassan b Abbad, Musa b Cafer oğullarından, onun hepsini veya çok kısmını satın aldı [725]
En sonunda, onu Mısır Kahire Defterdarı İbrahim Bey, Sultan II Selim'e hediye etti
III Murad da, Hicrî 999 yılında, onu mescid tarzında yeniledi [726]
Dârü'l-Erkam'in son yapılı durumuna göre;
Kapısı doğu tarafına açılır
Kapıdan, üzeri tavanlı, sekiz metre uzunluğunda, dört metre eninde bir sahanlığa girilir
Sahanlığın solunda, üzeri tavanlı, eni üç metreye yakın bir sofa bulunmaktadır
Ortadaki duvarın sağındaki kapıdan da, sekiz metre uzunluğunda ve bunun yansına yakın eninde, tabanı hasırla döşeli bir kulübeye girilmektedir [727]
Dârü'f-Erkam'm en son durumu
Dârü'l-Erkam; günümüzde, Suudî Arabistan Krallığınca, Harem-i Şerif için yapılan çevre düzenlemesinde yıkılarak arası haremin arasına katilmiş aslına rucu etmiştir [728]
Nübüvvetin (Peygamberliğin) Beş Devresi, Davet ve İcabet Ümmetleri
Davetin beş devresi olup, birinci devresi; nübüvvet (peygamberlik) devresidir
Davetin ikinci devresi; en yakın hısım ve akrabayı, âhiret azabıyla korkutup uyarma devresidir
Davetin üçüncü devresi; kendi kavmini âhiret azabıyla korkutup uyarma devresidir
Davetin dördüncü devresi; kendilerine daha önce âhiret azabıyla korkutup uyarıcı gelmemiş bulu*nan bütün Arap kavimlerini âhiret azabıyla korkutup uyarma devresidir
Davetin beşinci devresi; zamanın sonuna kadar, cinlerden ve insanlardan, kendilerine davet erişe*bilecek olanları âhiret azabıyla korkutup uyarma devresidir [729]
Ümmet; bir dinde veya bir zamanda, ya da bir yerde toplanmış olan her topluluğa denir [730]Ümmet kelimesi, yalnız insan toplulukları için değil, yerde yürüyen hayvanlar, iki kanadıyla uçan kuşlar için de kullanılmıştır [731]
Mütercim Âsim Efendi de, Kamus tercemesinde şöyle der
"Ümmet; kendilerine peygamber gönderilen cemaata denir; gerek iman eylesinler, (onlara) ümmet-i icabet ıtlak olunur; gerek iman eylem esinler ki (onlara) ümmet-i davet ıtlak olunur ve her kabileden bir cemaata denir ve hayvan cinsine denir "[732]
Kâfirler ümmet-i icabet değil, ümmet-i davettirler [733]
Peygamberimiz Aleyhiselam, yalnız Araplara değil, bütün insanlara peygamber olarak gönder-ilmiştir [734]
Peygamberimiz (a s ); Abdulmuttalib oğullarına yaptığı ilk hitabında da:
"Ey Abdulmuttalib oğulları![735] Ben, özel olarak size, genel olarak da bütün insanlara peygamber gönderildim!" buyurmuştur [736]
Ehl-i Kitab olan Yahudilerin ve Hıristiyanların da, Peygamberimiz Muhammed (a s )ın risalet ve daveti dışında kalmadıkları da, Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle açıklanmıştır
"Ey Ehl-i Kitab! Peygamberlerin arası kesildiği bir zamanda, size (gerçekleri) apaçık söyleyip duran resûlümüz gelmiştir
Tâ ki 'Bize ne bir rahmet müjdecisi, ne de bir azap habercisi gelmedi1 (demenize meydan kalmasın!)
İşte, size rahmet müjdecisi de, azap habercisi de geldi artık!
Allah, herşeye hakkıyla kadirdir!"[737]
Bunun içindir ki, Peygamberimiz (a s ); Hıristiyan olan Rum kralı Herakliyus'a gönderdiği mektupta:
"  Ben, seni İslâm davetiyle Müslümanlığa davet ediyorum! Müslüman ol, selameti bul da, Allah sana ecir ve mükâfatını iki kat versin! Eğer bu davetimi kabul etmezsen, yoksul çiftçilerin, teb'an olan bütün halkın günahı senin boynuna olsun!"
'De ki: 'Ey Kitaplılar! Geliniz: Aramızda ve aranızda eşit ve ortak olan bir kelimede birleşelim de, Allah'tan başkasına tapmayalım, O'na hiçbir şeyi eş, ortak tutmayalım Allah'ı bırakıp da birbirimizi rab tanımayalım!'
Buna rağmen, onlar bu davetten yüz çevirirlerse, 'Siz şahit olunuz ki: Bizler, muhakkak, Müslümanlarız!1 deyiniz!1 [Âl-i İmrân: 64] buyurmuştur "[738]
Nübüvvetin ilk üç yıllık devresi, halkı İslâmiyete gizlice davetle geçmiş;[739] Peygamberimiz (a s ) bu üç yıllık devrede Bir ve şeriksiz olan Yüce Allah'a iman ve ibadete, kendisinin de Allah'ın kulu ve resûlü olduğunu tasdike ve putlara tapmaktan vazgeçmeye halkı gizlice davetle meşgul o I muştur [740]
Şiryandan Peygamberimiz (a s )ın,[741] bir yandan da Hz Ebu Bekir'in, yanına gelenleri Allah'a imana ve İslâmiyete daveti neticesinde,[742] erkeklerden kadınlardan birçok insan İslâmiyete gir*miş, İslâmiyet Mekke'de halk arasında konuşulur olmuştu [743]
Peygamberimiz (a s )ın En Yakın Hısımları Uyarışı ve Kendisine Yardıma Davet Edişi
Hz Ali der ki:
"Sen, ilkin, en yakın hısımlarını inzar et, âhiret azabıyla korkut!1 (Şuarâ: 214) âyeti nazil olunca,[744] Resûlullah (a s ) beni çağırdı [745]
'Ey Ali! Yüce Allah'ın, en yakın hısımlarımı inzar etmemi emir buyurması bana çok ağır geldi, kaygı verdi [746]
Biliyorum ki, ben ne zaman kavmime bu işi açmaya kalksam, muhakkak, hoşuma gitmeyen birşeyle karşılaşacağımı göreceğim
Bunun üzerine, bir müddet sustum
Cebrail (a s ) bana geldi de:
'Yâ Muhammedi Eğer sen Yüce Rabbinin sana emrettiği şeyi yapmayacak olursan, Rabbin sana azab edecektir!' dedi
Yâ Ali! Bize, bir sa1 (dört kocaman avuç dolduracak kadar) yemek yap ve üzerine de koyun budun*dan et koy!
Bize bir kap da süt hazırla!
Sonra, Abdulmuttalib oğullarını benim için topla![747]
Onlarla bir konuşayım ve emrolunduğum şeyi kendilerine ulaştırayım' buyurdu
Resûlullah'ın bana emrettiği şeyi[748] yaptım
Abdulmuttalib oğulları Resûlullah'ın yanına toplandılar
Onlar, o gün, kırk kişi idiler [749]
Yahut, kırk kişiden ya bir eksik,[750] ya da bir fazla idiler [751]
Resûlullah'ın bütün amcaları, Ebu Talib, Hamza, Abbas ve Ebu Leheb de gelenler içinde bulunuy*ordu
Abdulmuttalib oğulları yanına toplandıkları zaman, Resûlullah (a s ) beni çağırdı
Onlar için yaptığım yemeği getirmemi emretti
Getirip önüne koydum
Eti parçalayarak çanağın çevresine birer parça koyduktan sonra:
'Haydi yiyiniz, Bismillah!' buyurdu
Hepsi, ondan yediler ve tamamıyla doydular [752]
Varlığım Kudret Elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki: Onların tümüne sunduğum yemeği,[753] onlardan bir tek adam bile yalnız başına yiyebilirdi!
Bundan sonra, Resûlullah (a s ):
'Yâ Ali! Onlara süt de iç ir!' buyurdu
Onlara süt kabını getirdim
Ondan da hepsi kanasıya içtiler
Vallahi, o kaptaki süt kadarını, onlardan bir tek adam bile yalnız başına içebilirdi ![754]
Yemeğin ve sütün kalanları, sanki hiç el dokunulmamış, yenilmemiş, içilmemiş gibi idi![755]
Resûlullah (a s ) söze başlamak istediği sırada, Ebu Leheb:
'Şaşılacak şey! Arkadaşınız sizi büyük bir sihirle sihirledi![756] Doğrusu, biz, bugünkü gibi bir sihir hiç görmedik!1 dedi [757]
Sonra da, Resûlullah'a hitaben:
'Bunlar senin amcaların ve amcalarının oğullarıdır Sen, onlara istediğini söyledin! Sen, dinden sap*kınlığı bırak!
İyi bil ki: Kavmin, senin için bütün Arap topluluklarına karşı koymayı göze alacak değildir
Bütün Kureyş kabileleriyle Araplar üzerlerine çullanmadan, ata oğullarının senin üzerinde durup seni haps ve esir etmeleri gerekir
Onların böyle yapmaları, kendilerine, ötekinden daha kolaydır
Ey kardeşimin oğlu! Ben; atanın oğullarına, gelirken senin getirdiğin gibi şer ve kötülük getiren bir kimse daha görmedim!' dedi [758]
Resûlullah'ın konuşmasına imkân vermedi
Dağıldılar [759]
Ebu Leheb'in sözü, Resûlullah'ın çok ağırına gitti
Resûlullah (a s ), o mecliste susup hiç konuşmadı [760]
Bunun üzerine, Cebrail (a s ) gelip, Allah'ın buyruğunu hemen yerine getirmesini, Resûlullah (a s )a emir ve tavsiye etti [761]
Kendisine bu hususta cesaret verdi [762]
Ertesi günü, sabahleyin Resûlullah (a s ):
'Yâ Ali! O adam işittiğin sözlerle tez davranıp önüme geçti de, ben kavmimle konuşmadan onlar dağılıverdiler
Sen önceki akşam bizim için yapmış olduğun kadar, yine yiyecek içecek hazırla![763] Sonra onları yanıma topla!' buyurdu [764]
Yemeği yaptım Sonra da, onlar Resûlullah için topladım [765]
Resûlullah (a s ), yemeği getirmem için bana seslendi [766]
Resûlullah (a s ), geçen akşam yaptığı gibi yaptı (Yani, eti parçalayıp yemek çanağının çevresine birer parça koyduktan sonra):
'Haydi yiyiniz, Bismillah!' buyurdu
Hepsi, ondan doyuncaya kadar yediler [767]
Resûlullah (a s ):
'Haydi, onlara süt de içir!' buyurdu
Kendilerine, içi süt dolu kabı getirdim [768]
O kaptan da, hepsi, kanasıya kadar süt içtiler [769]
Vallahi, onların tümü için hazırladığım o yemeği de, o sütü de, onlardan bir tek adam bile yalnız başına yiyebilir, içebilirdi![770]
Resûlullah (a s ), onlara:
'Borcumu benim yerime hanginiz öder?' diye sordu
Ben sustum
Cemaat da sustu
Resûlullah (a s ) sorusunu tekrarlayınca:
'Ben öderim yâ Rasûlallah!' dedim Resûlullah (a s ):
'Sen ödersin yâ Ali! Sen ödersin yâ Ali!' buyurdu [771]
(Diğer bir rivayete göre; Resûlullah (a s ) onlara:
"Benim borcumu benim yerime ödeyecek ve vaadlerimi yerine getirecek, Cennette benimle birlikte bulunacak, ev halkım içinde benim vekilim olacak kimdir?" diye sordu
Onlardan birisi:
"Sen [kerem ve cömertlikte] denizsin! Sana bu hususta kim vekil olmaya güç yetirebilir?!" dedi
Resûlullah (a s ) sorusunu tekrarlayınca, Hz Ali:
"Ben senin vekilin olurum!" dedi [772]
Bunun üzerine, Resûlullah (a s ), ona:
"Borcumu benim yerime sen ödeyecek ve vaadlerimi sen yerine getireceksin!" buyurdu )[773]
Bundan sonra, Resûlullah (a s ) konuşmasını şöyle sürdürdü:
'Hamd, Allah'a mahsustur Ben, O'na hamdederim
Yardımı da, O'ndan dilerim O'na inanır, O'na dayanırım
Şüphesiz bilir ve bildiririm ki: Allah'tan başka ilâh yoktur
O, birdir; O'nun eşi, ortağı yoktur![774]
Herhalde, otlak aramaya gönderilen kimse, gelip de ailesine yalan söylemez
Vallahi, ben (faraza) bütün insanlara yalan söylemiş olsam, yine, size karşı yalan söylemem! (Faraza) ben bütün insanları aldatmış olsam, yine, sizi aldatmam!
Sizi Kendisine davet ettiğim Allah öyle bir Allah'tır ki, O'ndan başka hiçbir ilah yoktur!
Vallahi, sizler, uyur gibi öleceksiniz! Uykudan uyanır gibi de, dirilecek ve bütün yaptıklarınızdan hesaba çekileceksiniz!
İyiliklerinizin mükâfatını görecek, kötülüklerinizin de cezasını çekeceksiniz!
Bunların sonucu ya temelli Cennette, ya da temelli Cehennemde kalmaktır![775]
İnsanlardan, ilk inzar ettiğim kimseler, sizlersiniz![776]
Ey Abdulmuttalib oğulları! Vallahi, Araplar içinde, benim size getirdiğim, dünya ve âhiretiniz için hayırlı olan şeyden daha üstününü ve hayırlısını kavmine getirmiş biryiğit bilmiyorum![777]
Ben, sizi, dile kolay gelen, Mîzan'da ağır basan iki kelimeye davet ediyorum ki, o da:
Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve benim de Allah'ın kulu ve resûlü olduğuma şehadet etm*eniz di r!768
Yüce Allah, sizi buna davet etmemi bana emir buyurdu [778]
Ey Abdulmuttalib oğulları! Ben, özel olarak size, genel olarak da bütün insanlara peygamber gön*derildim!
Siz, bu hususta, görmediğiniz mucizelerden bazısını da görmüş bulunuyorsunuz [779] Üzerinde bulunduğum şeyde bana yardımcı ve kardeşim olmayı, Cennet kazanmayı hanginiz kabul eder?[780]
Hanginiz, bu yolda kardeşim ve sahibim olmak üzere, bana bey'at eder?' buyurdu
Hiç kimse ayağa kalkmadı
Hemen, ben ayağa kal küm
Yaşça, oradakilerin en küçüğü idim Resûlullah, bana:
'Sen, otur!1 buyurdu
Sorusunu üç kere tekrarladı
Her defasında, ben ayağa kalkıyordum O da:
'Sen, otur!' buyuruyordu [781]
'Yâ Rasûlallah! Bunların yaşça en küçükleri ve bacakça en inceleri olsam da, sana ben kardeş ve yardımcı olurum' dedim
Hepsi sustular [782]
Resûlullah (a s ), sorularının üçüncüsünden sonra, elini elimin üzerine koydu[783] da:
'İçinizde, bu, benim kardeşim, vasîm ve vekilimdir
Onun sözlerini dinleyiniz ve kendisine itaat ediniz!
Bu işe, amcamsız, amcamın oğlu varis oldu!1 buyurdu [784]
Davetliler gülüşerek ayağa kalktılar ve Ebu Talib'e:
'Bak! Sana, oğlunu dinlemeni emrediyor! Ona itaat et!' dediler [785]
Ebu Talib:
'Bırakınız onu! Amcasının oğlu, onun başını, hayırdan başka yana bükmez!' dedi [786] Resûlullah (a s )a da:
'Bizim katımızda, sana yardım etmek kadar sevgili birşey yoktur
Öğütlerini benimseyip kabullendik
Sözlerini tamamıyla tasdik edip doğruladık!
Bu toplananlar, senin atalarının oğullarıdır
Tabiî ki, ben de onlardan birisiyim!
Senin istediğin şeye onlardan koşacak olanların, andolsun ki, en çabuğu, en hayırlısı da benden başkası değildir!
Sen, emrolunduğun şeye devam et!
Andolsun ki, etrafını kuşatıp seni korumaktan bir an geri durmayacağım!
Nefsimi, Abdulmuttalib'in dininden ayrılmak hususunda bana boyun eğer bulmadım!
Artık, ben, onun üzerinde öldüğü dinde öleceğim!1 dedi [787]
Ebu Leheb'den başka, hepsi de, yumuşak ve olumlu sözler söylediler [788] Ebu Leheb ise:
'Ey Abdulmuttalib oğulları! Bu, vallahi, bir serdir, kötülüktür![789]
Başkaları onun elini tutup bundan alıkoymadan önce, sizler onun ellerini tutup bundan alıkoyunuz!
Eğer siz bugün ona boyun eğecek olursanız, zillete, hakarete uğrarsınız!
Bunu korumaya kalkışacak olursanız, öldürülürsünüz!' dedi [790]
Peygamberimiz (a s )ın halası Safiyye binti Abdulmuttalib, Ebu Leheb'e:
'Ey kardeşim! Kardeşinin oğlunu ve onun dinini yardımsız, hor ve hakir bırakmak sana yakışır mı?!
Vallahi, bilginler, öteden beri, Abdulmuttalib'in soyundan bir peygamberin çıkacağını haber veregelm işlerdir
İşte o peygamber budur!' dedi Ebu Leheb:
"Bu, andolsun ki, boşuna bir umuntudur!
Zaten, kadınların sözleri erkeklere ayakbağı ve köstek mesabesindedir!
Kureyş aileleri ve onlarla birlikte bütün Araplar ayaklandığı zaman, onlara karşı koyacak bizim ne gücümüz var?
Vallahi, biz onların yanında bir lokmayız!' dedi Ebu Talib ona:
'Ey korkak adam! Vallahi, biz, sağ oldukça, ona yardım edecek, onu savunacak ve koruyacağız!' dedi ve Peygamber (a s )a da:
'Ey kardeşimin oğlu! Rabbine davet etmek istediğin zamanı bilelim, silahlanıp seninle birlikte ortaya çıkarız!' dedi "[791]
Peygamberimiz (a s )ın Safâ Tepeciğinden Kureyşlilere Seslenişi
"Sen, ilkin, en yakın hısımlarını inzar et!"[792] Yani, "küfürleri yüzünden üzerlerine azap inebileceği*ni hatırlatarak onları korkut, uyar!"[793] mealli âyet nazil olduğu zaman;[794] Resûlullah (a s ), günlerden bir gün[795] Safa tepeciğine kadar gitti [796] Orada, yüksekçe bir taşın üzerine çıktı [797]
Şehadet parmaklarını kulaklarına tıkadı Yüksek sesle: [798]
"Yâ Sabâhâh!*[799] Ey Kureyş cemaatı!" diyerek bağırdı [800]
"Kim bu seslenen?" diye sordular [801]
"Muhammed,[802] Safa tepesinden sesleniyor!" dediler [803]
Kureyş kabileleri içinde Peygamber (a s )a akraba olmayan bir kabile bulunmadığından,[804] Peygamber (a s ) da kabile kabile bütün Kureyşlilere seslenmişti [805]
İşitenler, gelip Peygamberimizin karşısında toplandılar [806]
Gelemeyenler de, toplantının sebebini anlamak için, yerlerine adam gönderdiler [807]
Yanına gelen Kureyşliler Peygamber (a s )a:
"Yâ Muhammedi Ne haber var?" diye sordular [808]
Peygamber (a s ):
"Benimle sizin haliniz, düşmanı görünce ailesini haberdar etmek için koşmaya başlayan ve düş*manın kendisinden önce ailesine yetişip zarar vermesinden korkarak 'Yâ Sabâhâh!1 diye bağıran bir adamın haline benzer [809]
Ne dersiniz? Ben, size şu dağın eteğinden[810] veya şu vadiden,[811] sizi yağmalamak isteyen[812] birtakım atlıların çıkıvereceğini, yahut akşama, sabaha, düşman baskınına uğrayacağınızı[813] haber verirsem, beni tasdik eder, doğrular mısınız?" diye sordu [814]
"Evet! Seni tasdik eder, doğrularız![815]
Çünkü, biz seni bütün tecrübelerimizde doğru sözlü bulduk![816]
Sen, bizim katımızda herhangi bir suçla suçlanmış bir kişi değilsin![817]
Hakkındaki tecrübelerimizde, sende hiçbir yalana rastlamış değiliz!" dediler [818]
Bunun üzerine, Peygamberimiz (a s ):
"Öyle ise, ben sizi şiddetli bir azap önünde inzara, korkutup uyarmaya memurum:[819]
EyAbdulmuttalib oğulları!
Ey Abdi Menaf oğulları!
EyZühre oğulları!
EyfilanoğullarıL
EyfilanoğullarıL
diyerek birer birer Kureyş kabilesinin bütün ailelerine seslenip:
"Yüce Allah; en yakın hısımlarımı azab ile korkutmamı bana emretti Sizler 'Lâ ilahe illallah' ''Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur''1 demedikçe; ben size ne dünyada bir yarar, ne de âhirette bir nasip sağlayabilirim" buyurdu [820]
Peygamberimiz (a s )a atmak için eline bir taş alan Ebu l_eheb:[821]
"Yuh sana! Sen, bugün, gelip de, bizi bunun için mi topladın?!" diyerek bağırdı [822]
Resûlullah (a s ), hitap ve uyarısına şöyle devam buyurdu:
"Ey Kureyş cemaatı! Kendinizi Cehennem ateşinden kurtarınız![823]
EyKa'b b Lüey oğulları! Kendinizi Cehennem ateşinden kurtarınız!
Ey Mürre b Ka'b oğulları! Kendinizi Cehennem ateşinden kurtarınız!
EyAbduşşems oğulları! Kendinizi Cehennem ateşinden kurtarınız!
Ey Abdi Menaf oğulları! Kendinizi Cehennem ateşinden kurtarınız!
Ey Hâşim oğulları! Kendinizi Cehennem ateşinden kurtarınız!
Ey Abdulmuttalib oğulları! Kendinizi Cehennem ateşinden kurtarınız![824]
Ey Kureyş cemaatı! Kendinizi Allah'tan satın alınız!
Ben, sizi Allah'ın azabından kurtarabilecek hiçbir şeye malik değilim [825]
Ey Abdi Menaf oğulları! Kendinizi Allah'tan satın alınız ![826]
Ben, sizi Allah'ın azabından kurtarabilecek hiçbir şeye malik değilim ![827]
Ey Abdulmuttalib oğulları! Kendinizi Allah'tan satın alınız!
Ben, sizi Allah'ın azabından kurtarabilecek hiçbir şeye malik değilim [828]
Ey Abbas b Abdulmuttalib! Ben, seni Allah'ın azabından kurtarabilecek hiçbir şeye malik değil*im ![829]
Ey Zübeyr b Avvam'ın annesi! Resûlullah'ın halası Safiyye!
Ey Muhammed'in kızı Fâtıma! Kendinizi Allah'tan satın alınız!
Siz, benim malımdan, dilediğinizi benden isteyiniz!
Fakat, ben sizi Allah'ın azabından kurtarabilecek hiçbir şeye malik değilim [830]
Şu kadar ki, sizlerin bir hısımlığınız var!
Ben, hısımlık suyu ile sulayacağım!" buyurdu [831]
Bundan sonra, Resûlullah (a s ):
"Ey Fihr hanedanı!" diyerek seslendi
Ebu Leheb:
"İşte, Fihr oğulları, yanındalar!" dedi
Resûlullah (a s ):
"Ey Galib hanedanı!" diyerek seslenince, Muharib b Fihr oğullarıyla Haris b Fihr oğulları, dönüp geri gittiler
Resûlullah (a s ):
"Ey Lüey b Galib hanedanı!" diyerek seslenince, Teymü'l-Erdem b Galib oğulları, dönüp geri gittil*er
Resûlullah (a s ):
"Ey Ka'b hanedanı!" diyerek seslenince, Âmir b Lüey oğullarıyla Avf b Lüey oğulları, dönüp geri gittiler
Resûlullah (a s ):
"Ey Mürre b Ka'b hanedanı!" diyerek seslenince, Adiyy b Ka'b oğulları ile Husays b Ka'b'ın iki oğlu olan Sehm ve Cumah oğulları dönüp geri gittiler
Resûlullah (a s ):
"Ey Kilab hanedanı!" diyerek seslenince, Teym b Mürre oğullarıyla Mahzum b Yakaza b Mürre oğulları, dönüp geri gittiler
Resûlullah (a s ):
"Ey Kusayy hanedanı!" diyerek seslendiği zaman, Zühre oğulları, dönüp geri gittiler
Resûlullah (a s ):
"Ey Abdi Menaf oğulları!" diyerek seslenince, Abduddar oğulları ve onlarla beraber Esed b Abduluzzâ b Kusayy oğulları, dönüp geri gittiler
Ebu Leheb:
"İşte, Abdi Menaf oğulları!" dedi
Resûlullah (a s ):
"Ey Hâşim hanedanı!" diyerek seslenince, Abdüşşems oğullarıyla Nevfel oğulları, dönüp geri gittil*er
Orada, yalnız Abdulmuttalib oğulları kaldı
Ebu Leheb:
"İşte, Hâşim oğulları toplanmış bulunuyorlar!?" dedi
Resûlullah (a s ), onlara:
"Ben, sizi 'Lâ ilahe illallâhu vahdehû lâ şerîke leh=Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur! O, birdir! O'nun ortağı yoktur!' diyerek şehadet getirmeye davet ediyorum!
Ben de, O'nun kulu ve resûlüyüm!
Bunu böylece kabul ve ikrar ettiğiniz takdirde, sizin Cennete gireceğinize kefil olurum![832]
Siz, Kıyamet günü iyi amellerinizle gelmez de dünyayı boyunlarınıza yüklenmiş olduğunuz halde gelirseniz, ben sizden yüz çeviririm (yüzünüze bakmam)!
O zaman siz bana:
'Yâ Muhammedi' dersiniz
Ben ise, şöyle derim:
[Resûlullah Aleyhisselarn "Şöyle derim" buyururken, yüzünü onlardan başka tarafa çevirdi
Siz, bana:
'Yâ Muhammedi' dersiniz Ben ise, size şöyle derim
[Resûlullah (a s ), "Şöyle derim" buyururken, yüzünü onlardan başka tarafa çevirdi ]"[833]
İslâmiyeti Mekke'de Yaymaya Çalışanlar ve Müslümanlıklarını Hiç Çekinmeden Açıklayanlar
Peygamberimiz (a s )la yanında bulunan Müslümanlar İslâmiyeti açıkladıkları zaman, Mekke'de İslâmiyeti duymayan kalmadı Hz Ebu Bekir bir köşede, Saîd b Zeyd bir köşede, Hz Osman bir köşede,
Ebu Ubeyde b Cerrah bir köşede , halkı, İslâmiyete davet ve teşvik etmeye koyuldular [834] Her tehlikeyi göze alarak, Müslümanlıklarını, herkesten önce şu yedi mücahit açıklamıştı:
Resûlullah (a s ),
1- Hz Ebu Bekir,
2- Bilal-i Habeşî,
3- Mikdad b Esved,
4- Suheyb b Sinan,
5- Ammar b Yâsir,
6- Sümeyye Hatun (Ammar b Yâsir'in annesi) [835]
|