|
Prof. Dr. Sinsi
|
'''İslam Tarihi'''
KUREYŞ'İN DÜŞMANLIĞI VE İŞKENCE
Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib'e Başvurmaları
Peygamberimiz (a s )ın kendi dinlerinden ayrılmak ve putlarını yermek , gibi davranışların*dan şikâyetlerine Ebu Talib'in aldırış etmemekle kalmayıp yanına dikilerek onu koruduğunu, kolladığını gören Kureyş müşriklerinin eşrafından: [1]
1- Utbe b Rebia,
2- Şeybe b Rebia,
3- Ebu Süfyan b Harb,
4- Ebu'l-Bahterî b Hişam,
5- Esved b Muttalib,
6- Ebu Cehil Amr b Hişam,
7- Velid b Mugîre,
8- Nübeyh b Haccac,
9- Münebbih b Haccac,
10- Âs b Vâil [2] gibi birtakım kişiler, Ebu Talib'in yanına vardılar [3] Ona:
"Ey Ebu Talibi Kardeşinin oğlu bizim ilahlarımıza dil uzattı
Dinimizi yerdi
Akıllarımızı, hafif akıllılık ve akılsızlık saydı
Baba ve atalarımızın da dalâlet ve sapkınlık içinde ölüp gitmiş olduklarını iddia etti Sen ya onu bizimle uğraşmaktan alıkoyarsın, ya da aramızdan çekilir (bizi onunla başbaşa bırakır)sın!
Zaten, sen de ona karşısın; bizim gibi, muhalifsin![4]
(Sen aradan çekilirsen) biz onun hakkından geliriz!" dediler [5]
Ebu Talib onları güzellikle, güleryüzle, yumuşak ve tatlı sözlerle başından savdı [6]
Peygamberimiz (a s )a ve İslâmiyete Düşman Olan Müşrik Uluları
İslâmiyet Mekke'de yayılmaya başlayınca, müşriklerin ulu kişileri kızdılar Peygamberimiz (a s )a karşı, kıskançlığa ve azgınlığa başladılar
Aşağıda isimleri sıralanan müşriklerden bazıları, kıskançlık ve düşmanlıklarını açıkça, bazıları da kapalı ve sinsi bir biçimde sürdürdüler:
1- Ebu Cehil Amr b Hişam,
2- Ebu Leheb b Abdulmuttalib,
3- Esved b Abdi Yağus,
4- İbn Gaytala Haris b Gays,
5- Velid b MugiYe,
6- Ümeyye b Halef,
7- Übeyyb Halef,
8- Ebu Kays b Fâke,
9- Âs b Vâil,
10- Nadrb Haris,
11- Münebbih b Haccac,
12- Züheyr b Ebi Ü meyye,
13- sâib b Ebi sâib,
14- Esved b Abdulesed,
15- Âs b Saîd,
16- Ebu'l-BahterîÂs b Hişam,
17- Ukbe b Ebi Muayt,
18- İbnü'l-Asda',
19- Hakem b Ebi'l-Âs,
20- Adiyy b Hamra',[7]
21- Esved b Muttalib [8]
22- Ebu Süfyan b Haris,
23- Hanzale b Ebi Süfyan,
24- Muaviye b Mugîre,
25- Esed b Abduluzzâ,
26- Ebu Zem'a Zem'a b Esved,
27- Sayfiy b Sâib,
28- Amr b Âs,
29- Nübeyh b Haccac,
30- Üneys b Miyer,[9]
31- Tuayme b Adiyy,[10]
32- Rükâne b Abdi Yezid[11]
33- Mâlik b Tulatıla [12]
34- Hübeyrab EbiVehb,[13]
35- Mutim b Adiyy [14]
Bunlardan, Peygamberimiz (a s )a Düşmanlıklarını Aşırı Derecede Sürdürenler
1- Ebu Cehil Amr b Hişatm,
2- Ebu Leheb b Abdulmuttalib,
3- Ukbe b Ebi Muayt idi [15]
Peygamberimiz (a s )a Düşmanlıkta Fazla İleri Gitmeyenler
1- Utbe b Rebia,
2- Şeybe b Rebia,
3- Ebu Süfyan b Harb olup, bunlar Peygamberimiz (a s )a düşman olmakla birlikte, öteki
müşrikler kadar düşmanlıkta ileri gitmezlerdi [16]
Peygamberimiz (a s )a düşman olan bu müşrik ulularından Ebu Süfyan b Haris,[17] Ebu Süfyan b Harb, Amr b Âs, ve Hakem b Ebi'l-Âs'tan başka, hiçbirisi Müslüman olmamıştır [18]
Peygamberimiz (a s )la Alay Eden Müşriklerden Başlıcaları
1- Esved b Muttalib,
2- Esved b Abdi Yağus,
3- Velid b Mugîre,
4- Âs b Vâil,
5- Haris b Tulatıla (Gaytala) idi [19]
Buna mukabil:
1- Mut'im b Adiyy,
2- Ebu'l-Bahterî Âs b Hişam, Peygamberimiz (a s )ı ve ashabını en az üzen müşriklerden*
di [20]
Müşrik Ulularının Peygamberimiz (a s )a ve İslâmiyete Düşman Olmalarının Başlıca Sebepleri
Kureyşî müşrik ulularının Peygamberi iniz (a s )a ve İslâmiyete düşman olmalarının birtakım sebepleri vardı:
1- Kureyşîler yüzlerce yıldan beri putperest idiler Ataları İbrahim ve İsmail (a s )ların tevhid
mabedi olan Kabe, çevresine dikilen üçyüz altmış putla, puthaneye çevrilmişti [21]
Kureyşlilerden, evlerinde putu bulunmayan, evlerine girerken de, evlerinden çıkarken de ona el yüz sürmeyen kimse yoktu [22]
Peygamberimiz (a s ) ise, onların bu putperestliğini yeriyor,[23] hatıra gönüle bakmaksızın ve hiç kimseyi istisna etmeksizin, putlara taparak küfür ve dalâlet içinde ölüp gitmiş olan baba ve ata*larının da[24] Cehenneme atıldıklarını,[25] helak olduklarını söylemekten çekinmiyordu [26]
Kureyş müşriki erince ise, puflara tapmaktan daha üstün bir din yoktu ve olamazdı [27]
2- Mekke şehri, İlahî Mâbed olan Kabe'si ile, Arap ülkesinin biricik dinî merkezi olup, her yıl oraya hac mevsiminde hac için, diğer zamanlarda da umre için, her taraftan akın akın gelinirdi [28]
Bunun için, Kabe'yi açmak, kapamak, korumak demek olan hıcâbe;[29]
Hacıların su ihtiyacını karşılamak demek olan sıkâye;[30]
Hacılara yemek yedirmek demek olan rifâde[31] gibi dinî hizmetlerin yanısıra,
Dârü'n-NecVe diye anılan idare meclisi ile;
Sancaktariık demek olan liva;[32]
Başkumandanlık demek olan kıyâde[33] gibi askerî hizmetlerde ihdas,[34]ve kabilelerin ulularına tev*cih edilmiş bulunuyordu
Babadan evlada geçen bu hizmetler, kendilerine hem büyük nüfuz, hem de büyük çıkarlar sağlamakta idi
Bunun için, müşrik uluları, kendilerinin dinî ve ticarî durumlarını sarsabilecek her harekete karşı koymayı çıkarlarının bir gereği saymakta idiler
3- Peygamberimiz (a s ), Kureyşîlerin azılı müşriklerinin kötülüklerini ortaya döken âyetleri[35] okuyup duruyordu
Müşrik ulularından kimi, bu ve benzeri âyetlerde sıralanan kötülüklerin tümünü, kimisi de bir kısmını kendisinde bulup gocunmakta; bu kötülüklerle teşhir edile edile, bir gün gözden düşebileceklerinden kaygılanmakta ve tedirgin olmakta idiler
4- Kureyş uluları; kendileri için üstün bir hak tanımayan, herkesi bir tarağın dişleri gibi eşit tutan[36]
ve "Sizin, Allah katında en şerefli ve değerli olanınız, Allah'tan (Allah'ın emirlerini yerine getirmemekten)
en çok sakınanınızdır"[37] diyen bir dini, nasıl benimseyebilirler, içlerine sindirebilirlerdi?
Nitekim, İslâm düşmanlarının en azılılarından olan Ebu Leheb:
"Ey Muhammedi Ben sana iman eder, Müslüman olursam, bana ne verilir?" diye sormuş, Peygamberimiz (a s ) da:
"Müslümanlara ne verilirse, sana da o verilir!" buyurmuştu Ebu Leheb:
"Onların üzerinde, benim için bir üstünlük olmayacak mıdır?" diye sormuş, Peygamberimiz (a s ) da:
"Daha ne istersin?!" buyurunca, Ebu Leheb:
"Benim şu sıradan insanlarla bir tutulacağım bu dine yuh olsun!" demekten kendisini alamam işti r [38]
Yine Ebu Leheb:
"Muhammed, bana, görmediğim birtakım şeyler vaad ediyor! Onların öldükten sonra olacağını söylüyor!
O, bu vaadlerden başka, acaba ellerime (avucuma) ne koydu?!" diyerek ellerine üfledikten sonra;
"Yuh sizlere! Ben sizde Muhammed'in söylediklerinden hiçbir şeyin mevcut olduğunu görmüyorum!" demiştir [39]
5- Kureyş aileleri arasında, öteden beri, birbirlerine karşı çekememezlik huyları ve üstünlük dâvaları vardı
Bunun için, Peygamberimiz (a s )ın Hâşim oğulları arasından peygamber olarak ortaya çıkmasıyla Hâşim oğulları ailesinin öteki ailelere karşı ezici bir üstünlük sağlayacağını düşünerek bun*dan telaşlananlar olmuştu Nitekim, Ebu Cehil bu yoldaki duygusunu açıklamaktan kendisini alamamış:
"Biz ve Abdi Menaf oğulları, şeref ve şan hususunda şimdiye kadar çekiştik durduk:
Onlar halka yemek yedirdiler, biz de yemek yedirdik
Onlar arabuluculuk ederek diyet yüklendiler, biz de arabuluculuk ederek diyet yüklendik
Onlar halka bağışta bulundular, biz de bağışta bulunduk
Onlarla kulak kulağa giden iki yarış atı durumuna gelince, onlar:
'İşte, bizden, kendisine gökten vahiy gelen bir peygamber de var!' dediler Biz bunun dengini nereden bulup onların dengine ulaşacağız?
Vallahi, biz hiçbir zaman ona inanmayız, onu tasdik etin eyiz ![40]
Ona vahiy geldiği gibi, bize de vahiy gelinceye kadar!" demiştir [41]
Mugîre b Şu'be derki:
"Ben ve Ebu Cehil b Hişam Mekke sokaklarından birisinde yürüyüp giderken, Resûlullah (a s ) bizimle karşılaştı Ebu Cehil'e:
'Ey Hakem'in babası! Gel, Allah'a ve Allah'ın Resûlüne tâbi ol da, ben senin hakkında Allah'a dua edeyim?' dedi Ebu Cehil:
'Yâ Muhammed! Sen ilahlarımıza dil uzatacak, onlara tapmaktan bizi men edeceksin, değil mi?
Sen ancak tebliğ ettiğin şeylere şehadet getirmemizi isteyeceksin, değil mi?
Vallahi, ben söylediğin şeylerin hak ve gerçek olduğunu bilseydim, sana tâbi olurdum' dedi
Resûlullah (a s ) ayrılıp gidince de, bana dönüp:
'Vallahi, ben iyi biliyorum ki; onun söyledikleri hak ve gerçektir
Fakat, Kusayy oğulları 'Kabe'nin hıcâbe hizmeti bizdedir1 dediler Biz:
'Evet!' dedik Onlar:
'Nedve hizmeti bizdedir1 dediler Biz:
'Evet!' dedik Onlar:
'Liva hizmeti bizdedir' dediler Biz:
'Evet!' dedik Onlar:
'Hac mevsiminde sıkâye hizmeti bizdedir1 dediler Biz:
'Evet!' dedik
Sonra, onlar halka yemek yedirdiler, biz de yedirdik
Öyle ki, atbaşı beraber oluncaya kadar, onlarla yarıştık durduk
Onlar, şimdi:
'Bizden, bir peygamber de var" dediler
Hayır! Vallahi, işte buna 'Evet' diyemeyeceğim' dedi "[42]
6- Kureyş ulularının telakkilerine göre; Kur'ân inecek idiyse, ne diye Kureyş ileri gelenlerinin yaşlı ve zengin olanlarından birisine inmiyordu?!
Nitekim, Velid b Mugîre:
"Ben Kureyşlilerin seyyidi, ulu kişisi olduğum halde nasıl geri bırakılırım da, Muhammed'e vahiy iner?
Yahut, Sakîf kabilesinin seyyidi, ulu kişisi Ebu Mes'ud Amr b Umeyru's-Sakafî de bu hususta nasıl geri bırakılır?
Biz, bu iki kentin ulu kişileriyiz!" diyordu [43]
Velid b Mugîre, yine bir gün, aziz dostu Ebu Uhayha Saîd b Âs ile de böyle konuşmuştu Velid b Mugîre:
"Ne olurdu, Muhammed'e gelen bu Kur'ân, Mekkelilerden yahut Tâiflilerden bir adama; meselâ Ümeyye b Halef gibi birine inseydi ya?" deyince, Ebu Uhayha:
"Yahut, ey Abduşşems'in babası! Senin gibi birine, ya da Sakîf kabilesinden birisine ve meselâ:
Mes'ud b Amr'a veya Kinane b Abdi Yalil'e, yahut Mes'ud b Muttalib'e veya onun oğlu Urve b Mes'ud'a inseydi ya?!" demişti [44]
Münebbih ve Nübeyh b Haccac da, bir gün Peygamberimiz (a s )la karşılaşınca:
"Allah, senden başka, peygamber gönderecek kimse bulamadı mı?
İşte, orada şu kişi var O senden daha yaşlı, daha zengin![45]
Eğer sadık isen, yanında bulunacak, senin peygamberliğine şehadet edecek bir melek getir!" demişlerdir 45
Ümeyye b Ebi's-Salti's-Sakafî de, bir gün Ebu Süfyan'a:
"Ben, en son gelecek olan peygamberin sıfatını, kitablarda yazılı buldum ve sanırım ki, o bizim ülkemizde ba's olunacaktır
Sonra, bana şu da zahir oldu ki; o, Abdi Menaf oğulları içinden çıkacaktır
Bakıyorum: Onların içinde de, gelecek peygamberin ahlâkı ile muttasıf, Utbe b Rebia'dan başka bir kimse bulamıyorum!
Fakat, ona da, kırk yaşını geçmiş bulunduğu halde, vahyolunduğu yok!" demişti
Ebu Süfyan derki:
"Muhammed (a s )ın peygamber olarak gönderildiğini Ümeyye b Ebi's-Salt'a haber verdim Ümeyye:
'O gerçekten peygamberdir! Kendisine tâbi ol!' dedi Ümeyye'ye:
'Seni ona tâbi olmaktan alıkoyan nedir?' diye sordum Ümeyye:
'Sakıf kadınlarının Abdi Menaf oğullarından bir gence tâbi olduğumu haber almalarından utanışım dır!' dedi "[46]
Velid b Mugîre'nin Kur'ân-ı Kerîm Karşısında Hayranlığı
Velid b Mugîre bir gün Peygamberimiz (a s )ın yanına gelmişti Peygamberimiz (a s ), ona Kur'ân-ı Kerîm okudu Velid b Mugîre dinlediği Kur'ân-ı Kerîm'den rikkate gelir, duygulanır gibi oldu [47]
Başka rivayete göre; Velid b Mugîre gelip, Peygamberimiz (a s )a:
"Bana Kur'ân oku!" dedi
Peygamberimiz (a s ) da;
"İyi biliniz ki, Allah, size adaleti, ihsanı, akrabaya vermeyi, emr, ve sizi fuhşiyattan, fenalıklardan ve zulüm yapmaktan nehy eder Dinleyip futasınız diye, size öğüt verir" (Nahl: 90) mealli âyeti okudu
Velid b Mugîre:
"Bunu bana bir daha oku!" dedi
Peygamberimiz (a s ) âyeti tekrar okuyunca, Velid b Mugîre:
"Vallahi, bu sözde öyle tatlılık, öyle güzellik ve parlaklık var ki, o, tepesi bol yemişli, dibi ve kökü sulak yemyeşil bir ağaç sanki![48] Bunu beşer söyleyemez![49] Bu, bir beşer sözü değildir!"[50] demekten kendisini alamadı [51]
Rivayete göre; Velid b Mugîre, Hz Ebu Bekir'in evine gitti Kur'ân-ı Kerîm hakkında ona birtakım sorular sordu O da, ona istediği bilgiyi verdi
Bunun üzerine, Velid b Mugîre Kureyşlilerin yanına vardı ve:
"Ebu Kebşe'nin oğlunun söylediği, doğrusu hayretlere şâyân şey!
Vallahi, o ne şiirdir, ne sihirdir, ne de delilik saçmalarındandır!
Onun söylediği, hiç kuşkusuz, Allah kelamındandır!" dedi
Velid b Mugîre'nin bu sözünü işiten Kureyşîlerden bazıları, bir araya gelerek:
"Vallahi, Velid dininden dönecek olursa, muhakkak, bütün Kureyşîler de dinlerinden dönerler!" dediler [52]
Ebu Cehil bunu işitince;
"Ben, vallahi, sizin için, onun hakkından gelirim!" diyerek Velid b Mugîre'nin evine vardı
"Ey amca! Kavminin, senin için sadaka mal toplamak istediklerini, topladıklarını[53] gördün mü?" dedi [54] Velid b Mugîre:
"Ne için topluyorlar?" diye sordu Ebu Cehil:
"Sana vermek için! Çünkü, sen kendisinden birşeyler elde etmek için Muhammed'in yanına gidiyormuşsun!" dedi Velid b Mugîre:
"Kureyşîler benim malca kendilerinin en zengini olduğumu bilirler [55]
Ben mal ve evlatça onlardan daha zengin değil miyim?" dedi [56]
Ebu Cehil:
"Öyle ise, sen Kur'ân hakkında bir söz söyle de, kavmin işitsinler ve senin ondan hoşlanmadığını, inkâr ettiğini anlasınlar!" dedi
Velid b Mugîre:
"Ne söyleyeyim bilmem ki! Vallahi, içinizde şiirlerin her çeşidini; recezini, kasidesini ve cin şiirlerini benden daha iyi bilen kimse yoktur
Vallahi, onun söylediği bunların hiçbirine benzemiyor!
Vallahi, onun söylediği sözde öyle bir tatlılık, öyle bir parlaklık ve güzellik var ki, sanki tepesi bol yemişli, dibi sulak yemyeşil bir ağaç o!
Hiç kuşkusuz, o söz, herşeye üstün gelir
Fakat, ona hiçbir şey üstün gelemez!
O, altındakini de kırar!" dedi Ebu Cehil:
"Onun hakkında birşey söylemedikçe, kavmin senden hoşnut olmayacaktır" deyince, Velid b Mugîre:
"Öyle ise, beni kendi halime bırak da, ben bir düşüneyim!" dedi [57]
Kureyş Müşriklerinin İslâmiyetin Yayılmasını Önlemeye Çalışmaları
Kureyş müşriklerinin ileri gelenlerinden:
1- Ebu Cehil,[58]
2- Ebu Leheb,
3- Ebu Süfyan,
4- Nadr b Haris,
5- Ümeyye b Halef,
6- Âs b Vâil [59]
7- Mut'im b Adiyy  gibi[60] kişilerin de içlerinde bulunduğu bir topluluk, Velid b Mugîre'nin yanın-da,[61] Dârü'n-Nedve'de[62] toplandılar
Velid b Mugîre, onların içinde oldukça yaşlı[63] ve nüfuzlu bir kimse idi [64]
Kabe'ye biryıl onun dışındaki Kureyşîler topluca örtü örterlerdi Bir yıl da, tek başına o örter, İdi diye anılır, yani Kabe'ye örtü örtmekte Kureyşîlerin tümüne denk sayılırdı [65]
Velid b Mugîre, onlara:
"Ey Kureyş cemaatı! İşte, hac mevsimi de geldi!
Bu mevsimde Arap heyetleri yanınıza geleceklerdir
Tabiî ki, onlar şu sahibinizin işini de işitmiş bulunuyorlardır [66]
Onlar hac günlerinde yanınıza gelince, Muhammed hakkında size birtakım sorular soracaklardır
Kiminiz 'O bir sihirbazdır! diyecek
Kiminiz 'O bir şairdir! diyecek
Kiminiz de 'O bir kâhindir! diyecek
Onun hakkında ihtilafa düşeceksiniz [67]
Halk da bu kadar şeylerin bir kimsede birleşemeyeceğini anlayacak, sözlerinize kulak asmayacak*tı r [68]
Siz onun hakkında bir tek görüşte birleşin!
Birbirinizi yalanlayıp, birbirinizin sözünü reddedip de anlaşmazlığa düşmeyin!" dedi
"Ey Abduşşems'in babası! Haydi, sen, bizim için birşey söyle, bir görüş ileri sür de, onun hakkında onu söyleyelim?" dediler
Velid b Mugîre:
"Hayır! Siz söyleyiniz de, ben dinleyeyim!" dedi
Kureyşîler
"'Kâhindir1 deriz" dediler
Velid:
"Hayır! Vallahi, o bir kâhin değildir! Biz kâhinleri görmüşüzdür
Onun okuduğu şeyler, ne kâhin mırıldanışı, ne de kâhin düzmesi, koşmasıdır![69]
Kehanet sahibi olan, doğru da söyler, yalan da söyler
Biz, şimdiye kadar, Muhammed'de hiçbir yalan görmedik ki!" dedi [70]
Kureyşîler
"'O mecnundur, delidir' deriz" dediler
Velid b Mugîre:
"O mecnun da değildir! Biz delilikleri ve delilik alâmetlerini, belirtilerini çok iyi biliriz Onun ne boğul*ması, ne çarpınıp titremesi, ne de evhamlanması var" dedi
Kureyşîler
"'Şairdir1 deriz" dediler
Velid b Mugîre:
"O şair de değildir! Biz şiirin her çeşidini; recezini, hacezini, karizasını, makbuzasını ve mebsu-tasını çok iyi biliriz Onun okudukları şiir değildir" dedi
Kureyşîler
"Öyle ise 'O sihirbazdır' deriz" dediler
Velid b Mugîre:
"O sihirbaz da değildir Biz sihirbazları ve onların yaptıkları sihirlerini görmüşüzdür Onun okuduk*ları ne sihirbazların okuyup üfledikleridir, ne de düğümleyip bağladıklarıdır" dedi
Kureyşîler
"Ey Abduşşems'in babası! Haydi, sen söyle! Ne diyelim!" dediler
Velid b Mugîre:
"Siz, onun hakkında, söylediğiniz şeylerden hangisini söylerseniz, boş ve yersiz olduğu anlaşılır Bence, yine onun hakkında 'Sihirbazdır' demeniz, herhalde, akla en yakın olanıdır!
Çünkü, onun getirdiği söz bir sihir gibidir: İnsanın babasıyla arasını açıyor İnsanın kardeşiyle arasını açıyor İnsanın karısıyla arasını açıyor İnsanın kabilesiyle arasını açıyor!" dedi
Velid'in yanından dağıldılar [71]
Bunun üzerine, Müddessir sûresinin 11-29 âyetleri, Velid b Mugîre hakkında nazil oldu [72]
Kureyş müşrikleri, Mekke'de bağırıp başlarına topladıkları halka:
"Muhammed sihirbazdır" dediler
Halk arasında bunu yaydılar [73]
Hac mevsiminde, halkın gelip geçeceği yollara dikildiler
Kendilerine rastlayıp da Peygamberimiz (a s)ı anmadıkları, Peygamberimiz (a s )la görüşmekten sakındırmadıkları bir kimse bırakmadılar [74]
Kureyş müşrikleri; Peygamberimiz (a s ) hakkında uydurdukları şeyleri kendileriyle buluşan insanlara böylece söylemekle, Peygamberimiz (a s )ın işini, yani İslâmiyeti de bütün Arap kabilelerine duyurmuş, yaymış oluyorlardı [75]
Ebu Talib Amca, Arap halkı topluluklarının da Kureyş müşriki eriyle birlikte kendisine karşı harekete geçebileceklerinden korkunca, söylediği uzunca bir kasidede;
Mekke'nin ve Mekke'deki Kutsal Makamların dokunulmazlığına sığındığını açıkladı Kureyşîlerin ileri gelenlerinden birçoklarını vefasızlıklarından ve samimiyetsizliklerinden dolayı kınadı
Peygamberimiz (a s ) hakkında da:
"Beytullah'a andolsun ki; mızraklar ve oklarla savaşmadıkça, çoluk ve çocuklarımızı bize unutturacak derecede çevresinde çarpışarak yerlere serilmedikçe, Muhammed'i teslim etmeyiz!" dedi [76]
Peygamberimiz (a s ); kavminin hür veya köle her müşrikinin hiç sevmediği kötü tutum ve davranışlarıyla karşılaşarak üzüntüler içinde evine döndükçe, Yüce Allah onun üzüntüsünü Hz Hatice'nin teselli ve teşvik edici sözleriyle hafifletiyor, gideriyor, vazifesini kolaylaştırıyordu [77]
Üç Müşrikin Üç Gece Peygamberimiz (a s )ın Evinde Okuduğu Kur'ân-ı Kerîm'i
Dışarıdan Dinlemeleri
Bir gece; Ebu Süfyan Sahr b Harb, Ebu Cehil Amr b Hişam, ve Ahnes b Şerik, birbirlerine duyur*madan, Peygamberimiz (a s )ın geceleyin evinde namaz kılarken okuduğu Kur'ân-ı Kerîm'i din*lemek için gidip, her biri bir yere sindi
Hiçbirisi, arkadaşlarının orada sindikleri yerleri bilmiyordu
Bunlar, Peygamberimiz (a s )ın okuduğunu dinleyerek gecelediler
Tan yeri ağarırken, yerlerinden ayrılıp dağıldılar
Yolda birleştiler, birbirlerini kınadılar
"Bir daha buraya dönüş yapmayınız!
Eğer sizi hafif akıllılarınızdan herhangi birisi görmüş olsa, muhakkak onun kalbine şüphe düşürmüş olursunuz!" dediler ve oradan ayrıldılar
İkinci gece olunca, onlardan her biri, yine aynı yere, birbirlerinden habersiz olarak tekrar gidip sindil*er
Peygamberimiz (a s )ın okuduğunu dinleyerek gecelediler
Tan yeri ağarınca, yerlerinden ayrılıp dağıldılar ve yine, yolda birleştiler
Önceki gece birbirlerine söyledikleri sözleri tekrarladıktan sonra oradan ayrıldılar
Üçüncü gece olunca, yine, onlardan her biri eski yerlerini aldılar
Peygamberimiz (a s )ın okuduğunu dinleyerek gecelediler
Tan yeri ağarınca dağıldılar
Yine, yolda birleştiler Birbirlerine:
"Bir daha buraya dönmeyeceğimize and içmedikçe buradan ayrılmayalım!" dediler Andlaştıktan sonra, dağıldılar
Ahnes b Şerik, sabaha çıkınca, sopasını eline aldı
Ebu Süfyan'ın evine kadar gidip, içeri daldı:
"Ey Hanzale'nin babası! Muhammed'den dinlemiş olduğun şey hakkındaki görüşünü bana bildir!" dedi Ebu Süfyan:
"Ey Sa'lebe'nin babası! Vallahi, ben ondan mânâsını bildiğim ve anlatılmak istenileni anladığım şeyler de işittim; mânâsını bilmediğim ve anlatılmak istenileni anlayamadığım şeyler de işittim!" dedi
Ahnes b Şerik:
"Ben de öyle!" dedi Ebu Süfyan'ın yanından ayrılıp Ebu Cehil'in evine vardı Ona:
"Ey Hakem'in babası! Muhammed'den işitmiş olduğun şey hakkındaki görüşün nedir?" diye sordu
Ebu Cehil:
"Ondan ne işitmişim de?!
Biz ve Abdi Menaf oğulları, şan ve şeref hususunda şimdiye kadar hep çekiştik durduk:
Onlar halka yemek yedirdiler, biz de yemek yedirdik
Onlar arabuluculuk ederek diyet yüklendiler, biz de arabuluculuk ederek diyet yüklendik
Onlar halka bağışta bulundular, biz de bağışta bulunduk
Onlarla, kulak kulağa giden iki yarış atı durumuna gelince, onlar:
'İşte, bizden, kendisine gökten vahiy gelen bir peygamber de var!' dediler
Biz bunun dengini nereden bulup onlara ulaşacağız?!
Vallahi, biz hiçbir zaman ona inanmayız ve onu tasdik etmeyiz!" dedi
Bunun üzerine Ahnes ayağa kalktı ve Ebu Cehil'i kendi haline bıraktı [78]
Kureyş Müşriklerinin Ebu Talib'e Ültimatomları
Peygamberimiz (a s ) Allah'ın dini İslâmiyeti açıklayıp herkesi ona girmeye davet ve teşvik etmeye koyulunca, Peygamberimiz (a s )la Kureyş müşrikleri arasında, iş büyüdü
Kureyşîler kendi aralarında hep Peygamberimiz (a s )ı konuştular ve birbirlerini onunla savaşmaya kışkırttılar
Bir kez daha, Ebu Talib'in yanına varıp:
"Ey Ebu Talibi Sen aramızda yaşça, şeref ve mevkice bizden ileridesin!
Biz senden kardeşinin oğlunu bizimle uğraşmaktan men etmeni istemiştik
Sen onu bizimle uğraşmaktan men etmedin!
Biz, vallahi, artık onun atalarımıza dil uzatmasına, akıllarımızı akılsızlık saymasına, ilahlarımızı yermesine , kazanamayacağız!
Sen ya onu bizimle uğraşmaktan vazgeçirirsin, ya da iki taraftan birisi yok oluncaya kadar, onunla da, seninle de çarpışırız!" dedikten sonra, dönüp gittiler
Kavmi ile ilgisini kesmek ve onlara düşman kesilmek gibi bir durumla karşılaşmak, Ebu Talib'e çok ağır gelmişti
Fakat, Peygamberimiz (a s )ı yardımsız bırakmak da, müşriklere teslim etmek de, gönlünün asla razı olamayacağı bir keyfiyetti [79]
Ebu Talib Amca; adam gönderip Peygamberimiz (a s )ı getirtti[80] ve ona:
"Ey kardeşimin oğlu! Kavminin ileri gelenleri bana geldiler [81] Şöyle şöyle söylediler [82]
Senden, bana şikâyetlendiler Senden dolayı beni çok üzdüler
Atalarına dil uzatmak, ilahlarını yermek , gibi, onların hoşlanmayacakları şeylerden vazgeç![83]
Hem bana, hem kendine acı![84] Güç yetiremeyeceğim, altından kalkamayacağım bir işi bana yük*leme!" dedi [85]
Peygamberimiz (a s ); Ebu Talib Amcasının bu sözlerinden, fikir değiştirdiğini, artık yanında dikilip kendisine yardım etmekten âciz kaldığını, desteklemeyi bırakacağını,[86] kendisini müşriklere teslim edeceğini sandı[87] ve:
"Ey amca! Vallahi, bu işi bırakmam için Güneşi sağ elime ve Ayı sol elime koysalar da, Allah onu üstün kılıncaya ya da ben bu yolda ölüp gidinceye kadar bırakmam!" dedi
Gözleri yaşardı ve ağladı [88]
Ayağa kalkarak dönüp giderken, Ebu Talib:
"Gel ey kardeşimin oğlu!" diye seslendi
Peygamberimiz (a s ) dönüp gelince, Ebu Talib:
"Ey kardeşimin oğlu! Git, istediğini söyle![89]
İşine devam et! İstediğini yap![90]
Vallahi, ben seni hiçbir zaman onlara teslim edici değilim!" dedi [91]
Bu yoldaki azmini, söylediği beş beyittik şiirle de dile getirdi [92]
|