|
Prof. Dr. Sinsi
|
İshak Kelimesindeki Hikmet-İ Hakkiyye
İSHAK KELİMESİNDEKİ HİKMET-İ HAKKİYYE
Nebi’yi kurtaran, bir kurbanın kesilmesi oldu
Ama koçun bağırtısıyla, insanın konuşması nasıl bir olur?
Halbuki Yüce Allah bizim için veya kendisi için koçu yüceltti
Bilmem ki bu yüceltme nedendir?
Kuşku yok, diğer kurbanlıklar ağırlığınca daha değerlidir
Ne var ki, kurban olarak kesilen koçtan daha aşağı oldular
Bilmek isterdim, küçücük bedeninden ibaret bir koçun
Rahman’ın Halifesi’nin yerini nasıl tutabildiğini
Bilmez misin ki, bu kurban işinde bir düzenleniş vardır:
Kârda çoğalma ve kayıpta azalmadır o
İmdi, cansızlardan daha yüce yaratılışta olan yoktur
Ondan sonra değerce yüksek olan bitkilerdir
Bitkilerden sonra, his sahibi hayvanlar gelir,
Yaratıcılarını bildikleri keşf ve açık delil ile sabittir
Ve “Âdem” denilen yaratılışa gelince:
O, akıl, fikir ve imanıyla kayıtlıdır
Sehl el-Tusteri ve benzerimiz olan tahkik ehli böyle dedi,
Çünkü biz ve onlar ihsan makamındayız
İmdi, işi benim müşahede ettiğim gibi müşahede eden
Gizlide ve açıkta benim söylediğim gibi söyler
Ve bizim sözümüze aykırı olan söze bakma
Ve buğdayı çorak yere ekme!
Onlar, Masum Olan’ın, Kur’an’da söz ettiği sağırlar, dilsizlerdir
Bil ki –Allah bizi de seni de güçlendirsin– Halil İbrahim aleyhisselam oğluna (İshak’a) şöyle dedi: “Rüyada seni kurban ettiğimi gördüm” [Saffat Suresi, 37/102] Ve rüya alemi hayal hazretidir İbrahim, gördüğü bu rüyayı tabir etmedi Halbuki, rüyasında kendisine oğlu (İshak) suretinde görünen (ve dolayısıyla asıl kurban edilmesi gereken) koçtan başkası değildi Ama İbrahim’in, gördüğü rüyayı (tabir etmeksizin) olduğu gibi kabul etmesi (ve İshak’ı gerçekten de kurban etmeye yeltenmesi) üzerine, İbrahim’in bu vehminden dolayı, Rabb’i, İshak’a koçu [zibh-i azim] feda etti; ki bu (koçu kurban etmesi) İbrahim’in gördüğü rüyanın –her ne kadar kendisi bundan haberdar olmasa da– Allah katındaki tabiriydi
Demek ki, hayal hazretinde görülen suretlerden Allah’ın murad ettiği şeyin ne olduğunu anlamak için bir başka ilme ihtiyaç vardır Görmez misin ki, Ebubekir (ra) rüyayı tabir ettiğinde Resulallah (sav), “Bir kısmını doğru, bir kısmını da yanlış tabir ettin” buyurdu Ebubekir, nerede yanlışlık yaptığını sorduysa da Resulallah Efendimiz bunun hangisi olduğunu söylemedi
Hak Teala İbrahim aleyhisselam’a seslendiğinde, ona, “Ey İbrahim! Sen rüyada gördüğünü doğruladın” [Saffat Suresi, 37/104] dedi; yoksa, “rüyada gördüğün doğruydu,” yani, “rüyanda gördüğün gerçekten de oğlundu” demedi Çünkü İbrahim, rüyasını tabir etmeyip, gördüğü şeyi kendisine göründüğü şekilde aldı Halbuki rüyanın tabir edilmesi gerekir Ve bundandır ki (Mısır firavunu) Aziz, yanındakilere, “Eğer rüya tabir etmeyi biliyorsanız ” [Yunus Suresi, 12/43] demişti Tabir, rüyada görülen suretten başka bir şeye izin [color="LightBlue"] demektir Ve (Aziz’in rüyasında gördüğü) öküzler, kıtlık ve bolluk yıllarıydı
İbrahim’in rüyasında gördüğü doğru olsaydı, oğlunu kurban etmesi kaçınılmaz olurdu Ama o, sadece rüyada gördüğünün oğlu olduğunu doğruladı — ve Allah indinde ise oğlu suretinde görünen şey gerçekte koçtan [zibh-i azim] başkası değildi Bundandır ki, İbrahim’in zihninde oğlunu kurban etme düşüncesi doğunca, koçu İshak için feda etti Ama (gerçekte kurban edilmesi emrolunan İshak olmadığından) bu koç Allah indinde (İshak’a karşılık olarak) feda edilen bir şey değildi (çünkü kurban edilmesi gereken zaten koçun kendisiydi) İmdi, his (kurbanı) koç olarak biçimlerken, hayal de İbrahim’in oğlu olarak biçimledi Eğer hayalde bir koç görmüş olsaydı, onu oğlu olarak veya bir başka şey olarak tabir ederdi
Ve sonra Hak Teala şöyle buyurdu: “Bu, apaçık bir imtihandır” [Saffat Suresi, 37/106] Yani bu, İbrahim’in, rüya durağının [mevtın] tabir gerektirdiğini bilip bilmediği konusunda bir imtihandır; çünkü O, rüya durağının [mevtın] tabir gerektirdiğini bilir Ama İbrahim, gördüğü rüyayı tabir etmesi gerektiğini düşünemedi [color="LightBlue"] ve (bu şekilde) rüya durağının [mevtın] gereğini yerine getiremediğinden dolayı da, rüyasında gördüğünü doğruladı
Aynı şekilde, Müsned (yani, Hadis derleme kitabı) sahibi bir imam olan Taki bin Mahled de düşüncesizlik etti [color="LightBlue"] Resul’ün (sav) şöyle dediğini işitmişti: “Her kim rüyasında beni görürse, uyanıklıkta beni görmüştür; çünkü şeytan benim suretime giremez ” Ve Taki bin Mahled rüyasında Resul’ü gördü; ve bu rüyada Resul kendisine süt içiriyordu (Uyandığında) rüyada gördüğünü doğruladı; (ve bunu kendisine kanıtlamak için de) kusarak, içmiş olduğu sütü çıkardı Eğer rüyasını tabir edecek olsaydı, içtiği süt kendisinin sahip olacağı birçok ilim olacaktı (Böyle yaptığı için,) içtiği süt kadar ilimden Allah onu mahrum kıldı
Görmez misin ki, Resul (sav) rüyasında kendisine bir kap dolusu süt verildiğini söyleyerek şöyle buyurdu: “İyice kanıncaya kadar içtim ve kalanını Ömer’e verdim ” Kendisine, “Ya Resulallah, içtiğiniz sütü ne olarak yorumladınız?” diye sorulduğunda ise, “İlim” diyerek karşılık verdi Ve rüya durağının [mevtın] tabir edilmeyi gerektirdiğini bildiğinden, gördüğü bu sureti süt olmaklığında bırakmadı
Ve hiç kuşkusuz Nebi’nin (sav) duyularla müşahede edilen sureti Medine’ye defnedilmiştir Ve onun ruhunu ve latifesini hiçbir kimse ne başkasında ne de kendisinde müşahede etmemiştir Diğer bütün ruhlar için de bu böyledir İmdi, Nebi’nin (sav) ruhu, rüyada kendisini gören bir kimseye, toprağa defnedilen bedeninin suretinde görünür Ve rüyada görülen sureti, onun bedeninin aynısıdır, herhangi bir eksiklik sözkonusu değildir Ve Allah’ın rüya gören kişiyi korumasından dolayı, şeytanın onun suretine girmesi mümkün değildir Bundandır ki, her kim onu bu şekilde görecek olursa; kendisine emrettiği, sakındırdığı veya bildirdiği ne varsa, bunların hepsini onun kendisinden almış olur Tıpkı, Nebi (sav) hayattayken onu görseydi –anlamı ister açık ister örtük olsun, veya hangi şekilde olursa olsun– söylediklerini nasıl ki ondan almış olacaktıysa, öyle Ve eğer Nebi (sav), ona bir şey verecek olsa, bu şeyin hiç kuşkusuz tabir edilmesi gerekir Ama eğer hayaldeki şeyin aynısı duyumsal olarak da görülecek olursa, böylesi bir rüyanın tabir edilmesi gerekmez — işte Halil İbrahim ve Taki bin Mahled bu şekilde, gördükleri surete, gördükleri kadarınca güvendiler
|