Yalnız Mesajı Göster

Hud Kelimesindeki Hikmet-İ Ahadiyye

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Hud Kelimesindeki Hikmet-İ Ahadiyye




Azab onlara gelip çattı Böylece iş (yani, bekledikleri hayır), onlara tahayyül ettiklerinden daha yakın oldu Rüzgar, Rabbinin emriyle her şeyi yok etti Evlerinden başka hiçbir şey görünmeksizin sabahladılar Ve onların evleri, hakiki ruhlarının [ervah-ı hakkıyye] mamur kıldığı bedenleridir Böyle olunca, bu özgül nisbetin [nisbet-i hassa] hak olmaklığı [hakkıyyet](yani, Hakk’ın ilahi sıfatlar ile tecellisi) ortadan kalktı Ve beden-suretlerinde [color="LightBlue"], Hakk’ın kendilerine özgü kıldığı hayat baki kaldı — ki deriler, eller, ayaklar, kamçıların uçları ve uyluklar sahip oldukları bu hayat ile konuşurlar Ve bunun böyle olduğu, ilahi haber yoluyla bildirilmiştir
Allahu Teala kendi nefsini kıskanç olmaklıkla [color="LightBlue"] nitelendirdi Ve kıskanç olmaklığından dolayıdır ki, taşkınlığı (yani, Kendisi’nin şeylerin ayn’ı olduğu sırrının açığa vurulmasını) haram kıldı Ve taşkınlık [fuhş], zahir olandan başkası değildir Ve batın olan taşkınlık, indinde taşkınlık zahir olan varlık (yani, Hak ve arifler) içindir İmdi, Hak Teala taşkınlıkları, yani sözünü ettiğimiz şeyin hakikatını bilmekten, yani Hakk’ın şeylerin ta kendisi olmaklığını bilmekten sakındırarak, taşkınlıkları haram kıldı ve bu hakikati “başka olmaklık” [color="LightBlue"] yoluyla örttü — ve bu başka olan, sensin İmdi başka olan, “İşitme, Zeyd’in işitmesidir” der Arif ise, “Zeyd’in işitmesi, Hakk’ın ta kendisidir [color="LightBlue"]” der Geri kalan bütün uzuv ve yetiler için de bu böyledir Herkes Hakk’ı (sözünü ettiğimiz şekilde) arif olmadığından; insanlar birbirinden üstün ve mertebeler birbirlerinden ayrışık oldu Bu şekilde, üstünlük zahir oldu
Bil ki, Hak Teala Âdem’den Muhammed’e (sav) kadar beşerden olan bütün resul ve nebilerin aynlarını bana gösterdi Bu olay (hicrî) 586 yılında Kurtuba’da bulunduğum sırada gerçekleşti Onların arasından yalnızca Hud aleyhisselam benimle konuştu ve bana toplanmalarının sebebini söyledi Ve ben onu, orada bulunanlar arasında; yapılı, güzel görünümlü, konuşması latif ve keşf işlerini arif olan bir kimse olarak gördüm Onun keşf işlerini bildiğine ilişkin delilim, Hak Teala’nın, “(Hud dedi ki Hiçbir hayat sahibi yoktur ki, Allah onu alnından yakalamış olmasın; benim Rabbim hiç kuşkusuz doğru yol üzerindedir” [Hud Suresi, 11/56] sözüdür Ve yaratılış için, bundan büyük ve bundan kusursuz bir müjde var mıdır? Ve Hakk’ın, Hud aleyhisselam’ın bu sözünü Kur’an yoluyla aktararak bize bildirmesi, bize bir ihsanıdır
Sonra, bütün herşeyi toplayıcı [cami’-i küll] olan Muhammed (sav), Hud aleyhisselam’ın diliyle söylenen bu ilahi sözü, Hak’tan bize bildirdiği şeyle tamamladı — buna göre, Hak işitmenin ve görmenin ve elin ve ayağın ve dilin ta kendisidir [color="LightBlue"], yani duyuların ta kendisidir Ruhani yetiler (Hakk’a) duyulardan daha yakın olduğu halde, Resul (sav), daha yakın olup da sınırları bilinmez olan ruhani yetiler yerine, daha uzak olan ama sınırları bilinen duyusal yetileri dile getirmekle yetindi
İmdi, Hak, Hud aleyhisselam’ın kavmine söylediği sözü bir müjde olarak bize tercüme etti Ve Resul (sav), Hud aleyhisselam’ın sözünü bize bir müjde olarak Hak’tan tercüme etti Böylelikle ilim, kendilerine ilim verilenlerin sinelerinde [color="LightBlue"] kâmil hale geldi “Ve Bizim ayetlerimizi ancak kafirler bile bile inkar ederler” [Ankebut Suresi, 29/47] Çünkü onlar, bilseler de, nefslerindeki çekemezlik ve kıskançlık [color="LightBlue"] ve zulümden dolayı Hakk’ın ayetlerini örterler Ve biz, Hak Teala’nın gerek indirdiği ayetlerdeki, gerekse (Resul’ün dilinden söylediği kudsi hadisler yoluyla) bize ulaştırdığı haberlerdeki, Kendisine ilişkin hem tenzih yönünden ve hem de teşbih yönünden nitelemelerinde hiçbir zaman bir sınırlamadan [color="LightBlue"] başka bir şey görmedik Haber verdiği ilk şey, “altında ve üstünde havanın olmadığı Ama”dır Hak, yaratılmış olanları yaratmadan önce Ama’daydı Sonra, Allahu Teala, Arş üzerine oturduğunu söyledi Bu da, tıpkı önceki gibi sınırlamadır Daha sonra, Hakk’ın dünya semasına indiğini söyledi, ki bu da bir sınırlamadır Ondan sonra, sınırlı (varlıklar) olduğumuz halde, biz nerede olursak olalım bizimle birlikte olduğunu söyledi — ta ki, bizim ta kendimiz [color="LightBlue"] olduğunu bize haber verene dek Böylece Hak, Kendisini ancak sınırlama yoluyla niteledi
Allahu Teala’nın, “Leyse ke-mislihi şey’ün” [Şura Suresi, 42/11] sözü de, eğer “ke mislihi”deki “kaf” harfini sıfat olarak düşünmeyip artıklı [color="LightBlue"] olarak kabul edersek, “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur” anlamına gelir ki, bu da yine sınırlamadır Sınırlı olandan ayrışık olarak, o sınırlı olan olmamaklığıyla –tam da bu nedenle– sınırlanmış olur Dolayısıyla, anlayan için, kayıtlanmamış kılma [ıtlak] kayıtlamadır, çünkü mutlak olan, kayıtlanmamışlıkla kayıtlıdır
Eğer “kaf” harfini sıfat ön eki olarak kabul edecek olursak, ayet, “O’nun benzeri gibi bir şey yoktur” anlamına gelir ki, bu şekilde de Hakk’ı (teşbih yoluyla) sınırlandırmış oluruz Ve eğer bu ayeti, benzerliğin değillenmesi [nefy-i misl] olarak aldığımızda, anlayış ve doğru haber yoluyla Hakk’ın şeylerin ta kendisi [color="LightBlue"] olduğunu kuşkuya yer kalmaksızın bilmiş oluruz Ve şeyler, her ne kadar sınırları birbirinden farklı da olsa, sınırlıdırlar Ve Hak, her sınırlı olanın sınırıyla sınırlıdır Ve dolayısıyla herbir sınır, Hakk’ın sınırıdır
İmdi, Hak (zamansal olan şehadet aleminde) “mahlukat” ve (zamansal olmayan ruhlar aleminde) “mübdeat” olarak adlandırılan şeyde yayınmıştır [color="LightBlue"] Eğer böyle olmasaydı, (yaratılmış olanlar için) varlık sözkonusu olamazdı Dolayısıyla Hak, varlığın ta kendisidir [color="LightBlue"] Ve durum böyle olunca da, Hak her şeyi kendi Zat’ı ile korur; öyle ki, bu koruma O’na hiçbir şekilde bir yük oluşturmaz O’nun her şeyi koruması da, Kendi Sureti’ni başka bir suret olmaktan koruması demektir ve bunun başka türlü (bir koruma) olması sözkonusu değildir Ve O, her şahid olanda Şahid ve her şahid olunanda Şahid Olunan’dır [meşhud] Dolayısıyla alem O’nun sureti ve O da alemin yönetici ruhudur Bu şekilde alem, Büyük İnsan’dır [insan-ı kebir]
İmdi bütün varoluş Hak’tır
Ve O Bir’dir — öyle ki varoluşum O’nun varoluşuyladır
Bundandır, derim ki, biz besleniyor olanlarız
O benim varlığımla beslenir
Ve biz de O’nun varlığıyla besleniriz
Bir vecihden (yani, zat ve varlık yönünden)bakacak olursan,
Benim sığınmam O’ndan O’nadır



Alıntı Yaparak Cevapla