|
Prof. Dr. Sinsi
|
Cömertliğin Önemi
ONLARIN HALİ
Sehl b İbrahim şöyle anlatıyor:
İbrahim b Edhem’le dost idik Bir keresinde ağır bir hastalığa tutulmuştum Bunun üzerine İbrahim b Edhem, elindeki bütün her şeyi benim sıhhatim için harcadı Sonra iyileşmeye başladım Bir ara kendisinden canımın çektiği yiyecek bir şeyler istedim Elinde bir şeyi kalmadığından merkebini satıp arzumu yerine getirdi Sıhhate kavuştuğumda bir yere gitmek için merkep lazım oldu ve:
“Ey İbrahim, merkep nerede?” diye sordum
İbrahim b Edhem:
“Sattık” dedi
Sıhhatim yol yürümeye müsait olmadığı için:
“Peki, ama şimdi ben neye bineceğim?” dedim
O arifler sultanı:
“Sırtıma bineceksin, kardeşim!” dedi ve beni üç konak mesafesi boyunca sırtında taşıdı [20]
Ebu Yezid el-Bistamî (k s) şöyle anlatıyor:
“Belhli bir gencin beni mahcub eden sözünü hiç unutmam Bu delikanlı hac için gelmiş ve bana:
“Siz zühdü nasıl anlarsınız?” diye sormuştu Ben de:
“Bulunca yeriz, bulamayınca sabrederiz” dedim Delikanlı:
“Bunu bizim Belh’in köpekleri de yapıyor” dedi Bu sefer ben:
“Size göre zühdün ölçüsü nedir?” diye sordum O da:
“Biz bulamayınca şükreder, bulunca başkalarına dağıtırız” dedi [21]
Sıddıklar Mertebesi
Gulam Halil b Ahmed bazı sufileri halifeye şikâyet edip haksız yere suçladılar Halife bunların yakalanıp cezalandırılmasını emretti Cüneyd-i Bağdadî, kendisini fakih göstererek kurtuldu Şehham, Rakkam ve Ebu’l-Hüseyin Nurî yakalanıp nezarete alındılar Boyunları vurulmak üzere sergi serilince Nurî öne atıldı Cellât kendisine,
“Niçin acele ediyorsun?” diye sordu Nurî,
“Kardeşlerimin bir saat fazla yaşamaları için ölüme kendimi tercih ediyorum, önce beni öldürünüz” dedi Cellât hayret içinde kaldı, ellini geri çekti Hadise halifeye haber verildi Halife sufilerin halini incelemek üzere, Kadılkudat İsmail b İshak’a haber gönderdi Kadı, Ebu’l-Hüseyin Nurî’ye fıkıhla ilgili birtakım sorular sordu Nurî hepsine çok güzel cevaplar verdi Sonra sözlerine şöyle devam etti:
“Allah Teâlâ’nın öyle kulları vardır ki, kalktıklarında Allah ile kalkarlar, konuştuklarında Allah ile konuşurlar  ” Nurî, kadıya öyle hikmetli sözler söyledi ki, kadı ağladı, sonra halifeye bir haber göndererek,
“Eğer bu topluluk zındık ise, yeryüzünde hiçbir muvahhid yoktur, dedi Halife de onları sebest bıraktı ” [22]
Hz Peygamber’e Gelen Misafir
Ebû Hüreyre’nin (r a) rivayetine göre, fakirliğe duçar olmuş bir adam, Hz Peygamber’e (s a v) gelerek:
“Ey Allah’ın Resûlü! Ben açım” dedi Hz Peygamber (s a v), hanımlarından birine haber salarak yiyecek bir şeyler göndermesini istedi Fakat müminlerin annesi:
“Seni peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, evde sudan başka bir şey yok” dedi Diğer hanımlarının da aynı durumda olması üzerine Hz Peygamber (s a v) ashabına dönerek:
“Bu gece bu şahsı kim misafir etmek ister?” diye sordu
Ensar’dan bir adam kalktı ve:
“Ben misafir ederim ya Resûlallah” dedi ve evine götürdü Ailesine:
“İşte bu, Allah Resûlü’nün misafiri, ona eksik bir şey bırakmadan ikram edin” dedi Ev sahibinin hanımı kocasına:
“Evde çocukların yiyeceğinden başka bir şey yok” dedi Bu sefer adam hanımına:
“Öyleyse kalk çocukları oyalayarak hiç bir şey yedirmeden uyut Sonra kandili yak Misafir yemeğe başlayınca sanki lambayı düzeltiyormuş gibi yaparak ışığı söndür Sonra misafirin karnı doyuncaya kadar yemesi için biz de ağızlarımızı yemek yiyormuş gibi şapırdatmağa başlarız” der
Bunun üzerine kadın kalkar ve çocuklara hiç bir şey yedirmeden oyalayıp uyutur Sonra kalkıp yemeği hazırlar ve lambayı yakar Misafir yemeğe başlayınca kadın kalkıp lambayı düzeltiyormuş gibi yaparak söndürür Ev sahibi yer gibi ağzını kımıldatıyor ve elini sofraya götürüp getiriyordu Misafir de bunun farkında değildi Böylece misafir karnını doyurdu Kendileri aç kaldılar ve açlıklarını gizleyerek gecelerler Sabah olunca erkenden Resûlullah’ın (s a v) huzuruna varırlar Resûl-i Ekrem ev sahibini görünce tebessüm ederek:
“Allah Teâlâ, sizin misafirinize karşı takındığınız bu tavırdan memnun oldu ” Allah Teâlâ onlar hakkında:
“Kendi ihtiyaçları olduğu halde, kardeşlerini kendilerine tercih ettiler” [23] âyet-i celilesi nazil oldu [24]
En Kârlı Alış-veriş
Enes b Malik anlatıyor:
Adamın biri Hz Peygamber’e:
“Ya Resûlullah! Falancanın bahçesinde bir hurma ağacı yere yıkılmıştır Onu bana verseydi bahçemin duvarına koyardım Ona emredin de bana versin” dedi Hz Peygamber (s a v) adamı çağırtıp:
“Ağacını falancaya ver Ben sana cennette bir hurma bahçesinin verilmesini üzerime alırım” dediyse de adam vermedi
Bunun üzerine Ebû Dahdâh (r a) adama:
“Ağacını bana ver Ben bahçemi sana vereyim” dedi
Adam da memnuniyetle kabul etti Bundan sonra Ebû Dahdâh, Hz Peygamber’e giderek:
“Ya Resûlullah! Ben adamın ağacını hurma bahçemle satın aldım Sena veriyorum Sen de o adamı çağırt, ona ver” dedi
Hz Peygamber (s a v), Ebû Dahdâh’ın bu hareketine o kadar sevindi ki birkaç defa üst üste:
“Ebû Dahdâh cennete nice büyük ve değerli hurma ağaçlarına sahip oldu” dedi
Ebû Dehdâh bundan sonra bahçesine gidip hanımına:
“Bahçeden çık Ben bahçeyi cennette bir ağaca sattım” dedi Hanımı da:
“Ne kazançlı bir alış-veriş ” [25]
Dünyada Satın Alınan Cennet Evi
Evliyanın büyüklerinden Habib-i Acemî zamanında Horasanlı bir kimse, Basra’da yerleşmek için, Horasan’daki evini 10 000 dirheme satıp, hanımı ile beraber Basra’ya geldi Hacca gidecekti Basra’da, bu on bin dirhemi kime emanet edebilirim? diye sordu Habib-i Acemî hazretlerini gösterdiler Horasanlı zat Habib-i Acemî’ye geldi ve şöyle dedi:
“Ben hanımımla beraber hacca gidiyorum Bu on bin dirhem ile burada (Basra’da) bir ev almak istiyorum Münasip bir ev bulursanız, bu para ile alırsınız ”
Horasanlı böyle dedikten sonra hanımı ile beraber Mekke’ye doğru yoluna devam etti Bu sırada Basra’da kıtlık meydana geldi Habib-i Acemî dostlarıyla istişare edip, bu parayla gıda maddesi almaya ve muhtaçlara dağıtmaya karar verdi Bazıları;
“O kimse bu parayı, kendisine bir ev satın almanız için bırakmıştır” dediler Hazret:
“Bu parayla aldığım gıda maddelerini tasadduk ederim sonra, o kimse için, aziz ve celil olan Rabbimden, cennette bir köşk satın alırım Eğer Horasanlı bu duruma razı olursa ne ala, yok razı olmazsa paralarını geri veririm” dedi ve paraları muhtaç olanlara yiyecek temin etmekte kullandı
Nihayet, Horasan’lı hacdan dönüp Habib-i Acemî’ye geldi
“Ben, geldim Size verdiğim para ile ev almış iseniz onu istiyorum Yok, almamış iseniz bana paraları iade edin ben kendim alayım” dedi Habib-i Acemî hazretleri,
“Sana öyle bir köşk satın aldım ki, bahçesinde ağaçlar, meyveler, nehirler bulunmaktadır” dedi
Horasanlı hacı hanımının yanına döndü, ona,
“Habib-i Acemî bizim için, sultanlara mahsus azamette ve güzellikte bir ev satın almış” dedi
İki üç gün sonra Habib-i Acemî’nin yanına gelip, evi sordu Habib-i Acemî hazretleri Horasanlıya, Basralıların çektikleri yiyecek sıkıntılarını, insanlara hizmet etmenin faydalarını, buna mukabil cennet nimetlerinin güzelliklerini münasip bir lisanla anlattı ve sonra,
“Senin için Rabbimden, cennette bir köşk aldım ki, sofaları, nehirleri fevkaladedir” dedi
Horasanlı bunları dinledikten sonra tekrar hanımının yanına döndü Olanları anlattı Her ikisi de bu duruma çok sevindiler Adam, Habib’in yanına gelip,
“Bizim için satın aldığını kabul ettik Lakin bize bunun senedini de yazsanız” dedi Habib-i Acemî;
“Peki” deyip bir kâtip çağırdı Ona şöyle yazdırdı:
“Bismillahirrahmanirrahim Bu, Ebû Muhammed Habib-i Acemî’nin, aziz ve celil olan Rabbinden, şu Horasanlı için satın aldığı cennet evinin senedidir Habib-i Acemî, bu kimse için Rabbinden on bin dirheme cennette bir ev satın aldı Alınan evin köşkleri, nehirleri, ağaçları, sofaları ve daha nice güzel sıfatları vardır Allah Teâlâ bu güzel evi bu Horasanlıya verecek, böylece Habib’i on bin dirhem borçtan kurtaracaktır ”
Horasanlı bu yazıyı alıp hanımının yanına döndü Bundan sonra kırk gün daha yaşadı Nihâyet vefat anı geldi Hanımına,
“Beni yıkayıp kefenleyenlere bu yazıyı ver, kefenime koysunlar” diye vasiyet etti
Adam vefat edince vasiyeti yerine getirildi ve defnedildi Sonra bu kimsenin kabrinin üstünde bir kâğıt buldular Kâğıtta şöyle yazılıydı:
“Ebû Muhammed Habib-i Acemî’nin, Allah Teâlâ’dan Horasanlı filan için on bin dirheme satın aldığı köşkün beratıdır Şüphesiz Allah Teâlâ, Horasanlıya Habib’in arzu ettiği köşkü verdi ve Habib’i on bin dirhem borçtan kurtardı ”
Habib-i Acemî mektubu aldı Onu okudu, öptü, ağladı ve dostlarının yanına giderek,
“Bu Rabbimden bana berattır” dedi [26]
Elli Binlik Bahçe
Tabiînden Abdullah b Ebû Bekir el-Ensarî anlatıyor:
Hz Peygamber’in ashabından Ebû Talha bir gün Medine’nin Kuf vadisindeki hurma bahçesinde namaz kılıyordu Meyvelerin iyice olgunlaştığı bir mevsimdi Hurma salkımları da başlarını yere eğmiş sallanıp duruyordu Bir ara gözü meyvelere takıldı ve onların bu hali pek hoşuna gitti Namaz kıldığını hatırlayıp kendini toparladı Bu defa da kaç rekat kıldığını hatırlayamadı
“Benim bu malım doğru dürüst namaz kılmama engel oldu” diye söylendi
O vakitler Hz Osman halifeydi, doğruca onun yanına gitti ve başına geleni ona anlattı Sonra sözünü şöyle tamamladı:
“Bu bahçeyi Allah rızası için sadak veriyorum Onu hayır işlerinde kullan”
Hz Osman o bahçeyi elli bin dirheme sattı O günden sonra bu bahçe “Elli binlik bahçe” diye anıldı [27]
Allah Tarafından Övülen Aile
İbn Abbas’ın (r a) bildirdiğine göre Hz Ali ve Hz Fatıma, Hz Hasan ve Hz Hüseyin’in hastalıktan selamet bulmaları üzerine üç gün adak orucu tutuyorlardı İlk gün iftarlık olarak arpa unundan bir yemek yapmışlardı Tam iftar edecekleri sırada kapıları vuruldu Gelen, aç ve yoksul biriydi Mübarek âile, ellerindeki yemeği can u gönülden Allah için fakire ikram edip kendileri su ile iftar ettiler
İkinci gün olup iftar vakti geldiğinde bu sefer kapıya bir yetim gelmişti O günkü yiyeceğini de yetime verip yine su ile iftar ettiler
Üçüncü gün ise iftar vakti bir esir yardım istemek için kendilerine müracaat edince büyük bir sabır örneği göstererek, seve seve iftarlıklarını esire verdiler ve su ile iftar ettiler
Bunların bu güzel hareketleri üzerine,
“Onlar, kendi canları çekmesine rağmen, yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler” [28] âyet-i kerimesi nazil oldu [29]
Paraları Nasıl Dağıtılar
Hz Ömer’in (r a) veznedârı Malik ed-Dâr anlatıyor:
Bir gün Hz Ömer bir keseye 400 dinar koydu ve hizmetçiye:
“Bunu Ebû Ubeyde b Cerrah’a götür Onun bu parayı ne yaptığını görmek için bir bahane uydurup orada biraz oyalan” dedi
Hizmetçi 400 dinarı Ebû Ubede b Cerrah’a götürdü ve:
“Bunu size müminlerin emiri gönderdi ve şahsi ihtiyaçlarınız için harcamanızı söyledi” dedi
Ebû Ubeyde b Cerrah:
“Allah işini rast getirsin ve ona merhamet etsin” diyerek para kesesini aldı
Sonra cariyesini çağırdı ve ona:
“Şu yedi dinarı falana götür, şu beş dinarı filana götür” diyerek bütün parayı dağıttı
Daha sonra hizmetçi Hz Ömer’in yanına döndü ve gördüklerini anlattı
Hz Ömer yine bir keseye 400 dinar koydu ve hizmetçisine:
“Bunu da Muâz b Cebel’e götür Onun bu parayı ne yaptığını görmek için orada biraz oyalan” dedi
Hizmetçi keseyi alıp Muâz b Cebel’e götürdü ve:
“Bunu size müminlerin emir Ömer gönerdi ve şahsi ihtiyaçlarınız için harcamanızı söyledi” dedi
Muâz b Cebel:
“Allah ona merhamet etsin ve işini rast getirsin” deyip para kesesini aldı
Sonra cariyesini cağırdı ve ona:
“Şunları falanın evine götür, şunları filanın evine götür” dedi
Muâz’ın karısı araya girerek:
“Vallahi biz de fakiriz, bize de ver” dedi
Kesede sadece iki dinar kalmıştı Muâz onu da karısına verdi
Hz Ömer’in hizmetçisi, Hz Ömer’e dönerek gördüklerini anlatınca, Hz Ömer buna çok sevindi ve şöyle dedi:
“Onlar birbirinin kardeşidir; biri ne ise, öteki de odur ” [30]
Hazreti Hamza’nın Kefeni
Uhud Harbi sonunda Hazret-i Safiye -radıyallâhu anhâ-, vücûdu parça parça edilmiş olan kardeşi Hazret-i Hamza -radıyallâhu anh-’ı görmek istedi Bu niyetle şehîdlerin bulunduğu tarafa yöneldi Oğlu Zübeyr kendisini karşılayarak:
“–Rasûlullâh geri dönmeni emrediyor anneciğim ” dedi O ise:
“–Niçin? Kardeşimi görmeyeyim diye mi? Ben onun ne fecî bir şekilde kesilip doğrandığını biliyorum O, Allâh için bu musîbete dûçâr oldu Zâten bizi de bundan başkası tesellî edemezdi İnşâallâh sabredip ecrini Allâh’tan bekleyeceğim ” dedi
Zübeyr, gidip annesinin söylediklerini Rasûl-i Ekrem Efendimiz’e bildirdi -Sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“–Öyleyse bırak görsün ” buyurdu Safiye -radıyallâhu anhâ- da şehîdlerin efendisi olma şerefine eren kardeşinin cesedi yanına gelerek içli içli duâ etti (Bkz İbn-i Hişâm, III, 48; İbn-i Hacer, el-İsâbe, IV, 349)
Zübeyr bin Avvâm -radıyallâhu anh- şöyle devam etti:
“Annem Safiye, yanında getirdiği iki hırkayı çıkarıp:
«–Bunları kardeşim Hamza’ya kefen yapasınız diye getirdim » dedi
Hırkaları alıp Hazret-i Hamza’nın yanına gittik Yanında Ensâr’dan bir başka şehîd daha bulunuyordu ve henüz onu örtecek bir kefen bulunamamıştı Hırkaların ikisini de Hamza’ya sarıp Ensârî’yi kefensiz bırakmaktan utandık Hırkanın birisi Hamza’ya, öbürü de Ensârî’ye kefen olsun dedik Hırkalardan biri büyük diğeri küçük olduğu için de aralarında kura çektik ” (Ahmed, I, 165)
Cömertlik imtihanı
Yemen hükümdarı, oldukça cömert idi İhsanları her yere yayılmasına rağmen, Hatim-i Tai’nin cömertliğinden bahsedilmesine tahammül edemez Sarayında herkese büyük bir ziyafet verir Zengin fakir herkes yer Halkın, (Hükümdarın ziyafeti ne kadar muhteşem oldu, neredeyse Hatime yaklaştı) dediğini duyunca, Hatim sağ kaldıkça, cömertlikte birinci olmasına imkan olmadığını anlar, onu öldürtmeye karar verir Çok güçlü bir genç bulup eline yirmi altın verir İşi bitirince de, yirmi altın daha vereceğini söyler
Genç, sora sora Tay kabilesine kadar gelir Güler yüzlü, kendisi gibi yiğit bir gençle karşılaşır Bu sevimli genç (Hoş geldin yiğit Çok yorgun olduğunu anlaşılıyor Bu gece misafirim ol!) diyerek evine götürür Gece, misafirine çok ikram ve ihsanda bulunur Sabah olunca, misafir gitmek isteyince, birkaç gün daha kalmasını ısrar eder Misafir der ki:
- Çok önemli bir işim var Bir an önce gitmem gerekir
İyilik ve hizmet etmekten zevk duyduğu anlaşılan ev sahibi der ki:
- İşin nedir, sana acaba bir yardımım dokunabilir mi?
- Ey asil kişi, sen çok cömertsin, iyilik seversin, senden sır çıkmayacağı belli Hatim
isimli birini arıyorum Acaba tanıyor musun?
- Hatim ile ne işin var?
Misafir, niçin geldiğini anlatıp der ki:
- Bu işte bana yardımcı olman mümkün mü?
- Elbette mümkündür Yalnız bu iş pek kolay olmaz Dediklerime uyarsan tereyağından kıl çekmiş gibi zahmetsiz olur
- Ne yapmam gerekir?
- Hatim de senin gibi yiğit biridir Belki öldüremezsin Ben sana onun yerini tarif edeyim Ancak öldüremez de iş meydana çıkarsa, yerini söylediğim için beni öldürebilir Bu bakımdan benim ellerimi, ayaklarımı bağla Zorla söylettiğin anlaşılsın
Misafir, ev sahibinin elini, kolunu, ayaklarını iyice bağladıktan sonra sorar:
- Hatim nerede?
- Hatim denilen kimse benim Madem benim başım senin işine yarayacak, ne diye onu vermiyeyim? Misafirin arzusunu yerine getirmek, gönlünü etmek benim en büyük arzumdur Hemen öldür, kimse duymadan buradan git!
Genç, neye uğradığını şaşırır Hemen Hatimin ayaklarına kapanıp der ki:
- Sana gül yaprağı ile vuran kalleştir N’olur beni bağışla! 
Genç, helalleşip oradan ayrılıp hükümdarın huzuruna çıkar Olanları anlatır Hükümdar da, iyiliksever, cömert olduğu için hatasını anlayıp (Taşıma su ile değirmen dönmez Cömertlik mal ile değilmiş Hatimin cömertliği yaratılışından, fıtratından, güzel huyundan ileri geliyormuş Sen verilen görevi fazlasıyla yerine getirdin) diyerek yirmi yerine kırk altın verir
[1] Aclûnî, Keşfü’l-Hafâ, 2/166 (nr 2200)
[2] Bakara 2/264
[3] Buhârî, Edebü’l-Müfred, nr 281; Nesâî, Cihad, 8;
[4] Bkz : Bakara 2/254
[5] Kandehlevî, Hayatü’s-Sahabe, 3/222
[6] Buhârî, Vesâyâ, 14
[7] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, nr 3228;
[8] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 20/33 nr 7967;
[9] Müslim, Zühd, 4, (nr 45)
[10] Beyhakî, Şuabü’l-İmân, nr 10875; 
[11] Hâkim, el-Müstedrek, 2/80; Heysemî, ez-Zevâid, 1/42
[12] Buhârî, Edeb, 39; Müslim, Fedâil, 14 (nr 57);
[13] Müslim, Fedâil, 14 (nr 57) Ahmed b Hanbel, el-Müsned, 3/175
[14] Kandehlevî, Hayatü’s-Sahabe, 2/235
[15] Ebu Davud, Harâc, 35 (nr 3055);
[16] Haşr 59/9
[17] Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn, 2/961
[18] Kurtûbî, el-Cami li Ahkami’l-Kur’ân, 9/24;
[19] Kurtûbî, el-Cami li Ahkami’l-Kur’ân, 9/27; Sühreverdî, Avârifü’l-Meârif, s 249;
[20] Kuşeyrî, Risale, s 392; İbn Mulakkîn, Tabakâtü’l-Evliyâ, s 10
[21] Kurtûbî, el-Cami li Ahkami’l-Kur’ân, 9/27; Sühreverdî, Avârifü’l-Meârif, s 248
[22] Ebû Nuaym, Hilyetü’l-Evliyâ, 10/250; Kuşeyrî, Risâle, s 248
[23] Haşr 59/9
[24] Buharî, Menakıbu’l-Ensar, 10, Tefsir, Haşr, 59;
[25] Ahmed b Hanbel, el-Müsned, 3/146;
[26] Nebhânî, Câmiu Keramâti’l-Evliyâ, 2/19
[27] Mâlik, Muvatta’, Salat, 18 (nr 70)
[28] İnsan 76/8
[29] Zamehşerî, Keşşâf, 4/197
[30] Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr, 20/33 nr 47;
|