|
Prof. Dr. Sinsi
|
Güzel Geçim Sanatı
MÜ’MİNİN AYNASI GÜZEL AHLAK
Güzel ahlak mü’minin aynasıdır Herkes iman ve irfan seviyesini davranışları ile tanımalıdır
İslâm hem dünya ve hem de âhiret nizamı olduğu için insanların, yaptıkları işlerinden dolayı yalnız bu dünyada değil, âhiret hayatında da sorumlu olacaklarını bildirmiştir Ölmekle her şeyin sona ermeyeceğini, aksine yeni ve sonsuz bir hayatın başlayacağını ve Allah'ın huzurunda hesaba çekileceğini düşünen ve buna inanan bir insan, dünyanın geçici zevklerine kanmaz Ahiret için hazırlığını, dünyada iken yapar Çünkü o, ahiret hayatında yalnız kendi çalışma ve gayretinin karşılığını bulacağına inanır İyi ve kötü yapacağı her işten sorumlu olacağını aklından çıkarmaz
Peygamber Efendimiz (s a v) şöyle buyurur: "Mü'min,günahı tepesine çökecek bir dağ gibi hisseder;münafığa gelince,o da günahını,burnunun üzerine konmuş ve hemen uçabileceği bir sinek gibi kabul eder" [772]
Müslümanlar, hayata ve hayattaki her şeye Müslüman’ca bakabilmelidir Çünkü İslâm, hayatımızın vazgeçilmez bile olsa bir parçası değil; hayatımızın kendisidir, yaşantımızın bütünüdür İslâm,İnancımızın,düşüncemizin,duyguları mızın,davr anışlarımızın, eğitimimizin, hayat görüşümüzün tümünü kuşatan ilkeler bütünüdür [773] Müslüman da bu ilkeleri severek, isteyerek teslim olan ve bunları hayatına geçiren, daha doğrusu hayatının bunlarla hayat olduğu bilinciyle yaşayandır Yoksa Müslüman’ın Allah ve Resûlünün belirlediği bu ilkelerin dışında bir seçeneği, tercih ve özgürlüğü yoktur [774] Tabii, aynı zamanda güzellik ve estetik anlayışımızın da prensipleri O’nun çizdiği hudut dışına çıkmayacak, O’nun rızâsı istikametinde güzellikler sergilenecektir
İşte bu sergilenen davranış biçimine güzel ahlak denmiştir
İnsan yüzünün ve bedeninin güzelliği, somut bir güzelliktir, genellikle "cemâl" kelimesiyle ifâde edilir Onun mânevî, ahlâkî güzelliği ise soyut bir güzelliktir ve çoğu zaman "hüsün" kelimesinde ifâdesini bulur Soyut güzellik gözle görülemez, ancak bir mânevî aynada kendini hissettirir Meselâ, merhametin güzelliği, fakire verilen sadakada somutlaşır ve seyredilir İlim ve aklı kullanma da soyut bir güzelliktir Bu güzelliğin sergilenmesi de ihsân derecesine ulaşan sâlih amele kapı açan tevhidî imandır Soyut güzelliklerin zirvesi iman ve takvâdır Hiçbir gözün görmediği, beşer aklının hayal bile edemeyeceği Cennetin muhteşem güzelliği, iman ve sâlih ameldeki güzelliğin öteki âlemdeki yansıması ve ürünüdür
Onun içindir ki,Güzellik, fıtrî bir özelliktir Güzel Zât’ın güzel olarak yarattığı insanın, güzeli gören, güzelden zevk alan rûhu, etrafta güzeli arar, bulur Güzel, herkes için ihtiyaç duyulan bir hoşnutluk, bir haz duyma ve kesin hüküm verme işidir Güzelliği açıklamak, onu yaşamak, onun heyecanını içinde duymaktır Her insanda güzellik duygusu bulunmakla beraber, onun uyanması güzel bir esere ihtiyaç gösterir Duygular, meydana çıkmak ve gelişmek için kendilerini uyandıracak araçlara muhtaçtırlar Güzel eserler içimizde bir âhenk duygusu uyandırdıkları için huzur, sükûn ve mutluluk hissi doğururlar
Onun içindir ki Allah’ın Resulü(s a v):
“İnsana lutfedilen en değerli nimet,güzel ahlâktır ” [775] buyurmuştur
Güzel ahlak, Allah’u Teala’yı yüceltmek ve bütün halka şefkat edip fayda vermektir
Güzel ahlak, Yüce Allah’ın ve mahlukatın haklarını güzel korumaktır
Güzel ahlak, dostları gibi düşmanlarının gözünde de güvenilir olmaktır
Güzel ahlak Allah rızasına aşık, kalbi uyanık, gönlü yanık, edepli, iffetli, sevimli, cömert, mert, doğru sözlü, tatlı yüzlü, herkese rahmet olan bir insan olmaktır
Güzel ahlak, kendisine kötülük edene iyilik etmek, vermeyene vermek, gelmeyene gitmek, yüzünü asana tebessüm etmektir
Kısaca güzel ahlak, rahmet ve edep peygamberi Hz Muhammed(s a v)’i her hâliyle örnek alıp, bir derece ona benzemek ve yeryüzünde rahmet ahlakını temsil etmektir
Bütün bunlara da, ancak Yüce Allah’ın aşkı ve yardımı ile erişmek mümkündür
Ebu Ümâme el–Bâhilî(r a)’den rivayet edildiğine göre Resulullah(s a v) ahlaken güzellik gösterenlere müjde olarak:
“Haklı bile olsa çekişip didişmeyen kimseye cennetin kenarında bir köşk verileceğine ben kefilim Şakadan bile olsa yalan söylemeyen kimseye cennetin ortasında bir köşk verileceğine kefilim İyi huylu kimseye de cennetin en yüksek yerinde bir köşk verileceğine kefilim ” [776] buyurmuştur
Bir başka hadis-i şeriflerinde ise Ebu’d Derda (r a )'den bildirildiğine göre Rasulullah (s a v ) şöyle buyurdu:
“Kıyamet gününde mü’minin terazisinde güzel ahlaktan daha ağır bir şey bulunmaz Allah çirkin hareketler yapan ve kötü sözler söyleyen her kişiden nefret edip buğzeder ve onları sevmez ” [777]
Hakeza güzel ahlakın tersi olan kötü ahlakı yermek için de :
"Allah’u Teala kaba ve ağzı bozuk kişiyi asla sevmez " [778] buyurmuştur
SOFİ KÖPRÜ GİBİDİR
Tasavvuf, güzel hâl ve ahlak sahibi salihlerin yetiştiği bir takva okuludur
Bu okulun mezunlarına “sufi”;
Bu okulda takva dersleri okutarak –Allah’ın izniyle-kalpleri tezkiye ve nefisleri terbiye eden kamillere “mürşit”
Yolun inceliklerini kavrayanlara “mutasavvıf”
Yola yeni adım atanlara “müptedi mürit” denir
İmam Sühreverdi bu kavramları şöyle izah eder:
“Allah için tövbe edip sevgi ve iradesiyle ariflerin yoluna giren, gücü yettiği kadar onların tavsiyelerini yapmaya çalışan, fakat henüz kendilerinin güzel sıfat ve ahlakına sahip olamayan kimseye, mutasavvıf denir
Bu anlamda mutasavvıf olan birisine sufi denmez Gerçek manasıyla sufi, ilâhi huzurda kabul görmüş velilerin haline sahip olan velilere verilen bir isimdir
Bu ikisinden başka, zahiren onlara benzeyip hal ve hareketlerinde onlar gibi olamayan kimseye, onlara sadece benzemeye çalışan (müteşebbih) veya sûfilerin yoluna yeni giren (mübtedî mürid) denir ” [779]
Zahiren de olsa, sufilere benzemeye çalışan (mübtedî-mürid), velilerin yoluna ve onların halinin güzelliğine inanıp kendi isteği ile Allah dostları gibi olmak istiyor demektir
Ancak kalbinin katı, nefsinin azgın, nasibinin az olmasından ve gücü yetmediğinden dolayı velilerin ulaştığı güzelliklere ulaşamamıştır Buna rağmen o, içindeki iman ve Allah sevgisi sayesinde sevdiği Allah dostlarının arasına katılacak ve onların topluluğu arasında kabul edilecektir
İmam Sühreverdi (k s) derki:
“Sufilerin yolunun ilk basamağı iman, ikincisi ilim, üçüncüsü de amel ederek iman ve ilmin zevkine ulaşmaktır “ [780]
Arifler sufiyi güzel ahlaklarına göre tarif etmişledir
Biz bu tariflerinden bir kaçını nazım halinde takdim ediyoruz:
Sufi denir, özü temiz, kalbi safi olana;
Hû deyip Hak ile benliğini bulana
Sufi, ariftir, işi hakkı tariftir,
Mevla’yı zikrettirir kendisine bakana
Sufi, edeple süslü, sevgiyle yüklüdür,
Kibretmez, tevazu gösterir hep kullara
Sufi, halkı ölü sayar, daimâ Hakk’a bakar,
Fânî görür de, gönül vermez dünyaya
Sufi, yağmur gibi rahmet olur aleme,
İhsanı umumidir dostuna düşmanına
Sufi, her şeyini Hakk’a feda eder;
Düşünse ancak hayır gelir aklına
Sufi, asla ben demez, nefse yol vermez,
Her an muhtaç olduğunu bilir Yüce Mevla’ya
Sufi, halini halka şikayetten haya eder,
Derdini Rabbine açar, teslim olur kazaya
Sufi, yeryüzünde ilâhi bir delildir,
Her haliyle şahittir Allah’ın varlığına
Sufi, Peygamber aşığı, Allah dostudur;
Sen de dost olursun, girersen halkasına [781]
Sufi sadeliği sevmeli, içini de dışı gibi temiz, sade ve düzenli yapmalıdır
Sufi olan bir kimse, Rabbinden gafil olmadığı gibi, nefsini kontrolden de geri kalmaz
Sufiler, diğer Müslümanlar arasında, Resulullah’a uyma konusunda en başarılı olanlardır
Arifler demişlerdir ki: “Bir kimse bütün halkı kendisi için bir âile ferdi gibi görmedikçe gerçek sufi olamaz ” [782]
İşte bu kötü sıfatları terbiye ile güzel ahlaka dönüştüren sofi köprü gibidir,herkesi üzerinde taşır Sofi sevmesini bilen insandır
Sufi, Allah için her şeyini feda eden kimsedir Sufi, toprak gibidir; herkesi üzerinde taşır Nasıl ki, toprağa bir pislik atılsa, toprak onu içine çeker temizler Sonra güzel meyve ve çiçek olarak meydana çıkarır Sufi de böyledir; ona kim nasıl davranırsa davransın, ondan sadece güzellik ve hayır ortaya çıkar
Sufi, güneş gibidir; herkesi aydınlatır, ısıtır, olgunlaştırır Sufi, Yüce Rabbi ile huzur bulmuştur; herkese huzur verir Sufi, hak adamıdır; hak söyler, haklıyı sever, hak kimde ise onu över Sufi, Hakka aşıktır: Hak adamı halkla çekişmez, çekişmeyi bilmez, kimseye kin ve haset ateşiyle erimez
Gerçek sufiler, içleri kardeşlerine karşı nefretle dolu bir halde gecelemezler ve kalpleri kardeşine soğuk bir halde iken sohbet ve yemek için bir araya gelmezler Onlar, içlerindeki ayrılık ve dağınıklığı gidermeden zahiren beraber olmayı hoş karşılamazlar [783]
Bu işin bir de sırf lafta ve gösterişte kalan kısmı vardır ki bu, kuru bir davadan ibarettir Sufilerin hâlini ve tasavvufun edeplerini elde etmeye çalışmadan, bu yoldaki gerekli ilk adımları atmadan, sırf dış suret ve kıyafette onlara benzeyen kişi, sufilere gerçek anlamda benzemiş olamaz
Ama o bu haliyle sufilere değil, daha işin başındaki müteşebbihlere benzemiş olabilir Onun bu cemaate nispeti sadece elbise ve dış görüntüsü iledir Halbuki sufilikte önce edep, sonra elbise gelir
SADATLAR NASIL İDARE EDERLER?
Yukarıda anlatılan sufilerin özellikleri sadatların özellikleridir Dikkat edilecek olursa sayılan bütün vasıflar Peygamber Efendimiz(s a v)’in bizlere kadar ulaşan ahlakının yansımasıdır Bu ahlak onlarda zorlam aile değil hal olarak bulunmaktadır
"Ahlâk nefiste yerleşen bir melekedir ki, fiil ve davranışlar fikri bir zorlamaya ihtiyaç olmadan, bu meleke sayesinde kolaylıkla ortaya çıkar " [784] tarifi onlarda bizatihi tezahür etmiş nefislerinin birer melekesi olmuştur
Hal böyle olunca ahlaken çeşitli vasıflarda olan ümmeti Muhammed’in en sert ve kaba insanların nasıl idare edildiğini Sadatlar çokça göstermişlerdir
Gerek duruşları gerekse muameleleriyle Kur’an ve sünnet çizgisinden asla sapmazlar sapamazlar Çünkü onlar bu ahlakları ve emirlere harfiyen uyuşlarıyla sevgiye müstahak olmuşlar,mü’minler tarafından sevilmişlerdir
İşte Kur’an ve sünnet ekseninde onların ulvi ahlaklarından bazı yansımalar:
“O vakit Allah'tan bir rahmet ile onlara yumuşak davrandın! Şayet sen kaba, katı yürekli olsaydın, hiç şüphesiz, etrafından dağılıp giderlerdi Şu halde onları affet;bağışlanmaları için dua et;iş hakkında onlara danış Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven Çünkü Allah,kendisine dayanıp güvenenleri sever ” [785]
Efendimiz(s a v) Rahmet Pey*gamberi sayılması itibariyle de içinde kin, düşmanlık, haset ve benzeri karartıcı duygular bulunmazdı O;
a) Son derece nezaketli, yumuşak ve nezih idi
b) Kabalıktan nefret eder, nezih ve nazik olmanın en güzel örneğini kendinde taşırdı
c) Katı yürekliliği sevmez; insanlıktan yana sevgi ve merhametle dolup taşardı
d) Affetmesini sever ve böyle bir gönül ile insanlara bakardı,
e) Günahkârlara günahlarından dolayı kızmaz, işledikleri günah ve kusurları sevmez, fakat onlar için istiğfarda bulunur, bağışlanmalarını di*lerdi
f) Din işlerinde Allah'tan aldığını aynen teblîğ eder, aynı zamanda emredildiği şeyleri kusursuz yerine getirirdi Dünya işlerinde çevresindeki in*sanlara değer verir, onların görüşünü alır; isabetli ve makul düşünceleri benimserdi [786]
Sadat-ı Kiram da Peygamber Efendimiz(s a v)’in varisi olması hasebiyle onun ahlakını ve davranış biçimini kendilerine şiar edinerek insanlara karşı davranışlarında ki metodu belirlemişlerdir
“Şüphesiz ki Allah güzeldir, güzeli sever ” [787]
[746]-Maide suresi ayet-3
[747]-Muhammed Ali Es-Sabuni,Safvetü’t-Tefasir,II,72
[748]-Beled suresi ayet-10
[749]-Vehbe Zuhayli,Tefsiru’l-Münir,XV,513
[750]-İsra suresi ayet-84
[751]-Muhammed Ali Es-Sabuni,Safvetü’t-Tefasir,III,402
[752]-Elmalılı Hamdi Yazır,Hak Dini Kur’an Dili,V,3197
[753]-Prof Dr Hayrettin Karaman,Prof Dr Mustafa Çağrıcı,Prof Dr İbrahim Kafi Dönmez,Prof Dr Sabrettin Gümüş, Kur’an Yolu,III,446
[754]-Kalem suresi ayet-4
[755]-İbn Hanbel,Müsned,II,381
[756]- Sahih-i Müslim,I,513,K Selâit'il Müsafirin,18,Had No:139 (746)
[757]-İbn-i Abidin, Reddü'l-Muhtar,I,40
[758]-Sünen-i Ebu Davud,K Sünne,14
[759]-İyi huy,güzel ahlâk Peygamberimizin ahlâkı
[760]-Dinin emrettiği, uygun gördüğü
[761]-Seyyid Şerif Cürcani, et-Tarifat,15
[762]-A’raf suresi ayet-172
[763]-Yusuf Kerimoğlu,Kelimeler Kavramlar,42
[764]-Kehf suresi ayet-17
[765]- Said Havva,Ruh Terbiyemiz,222
[766]-Beydavi,Envaru’t-Tenzil,I,49-50;Bkzilaver Selvi,Kaynaklarıyla Tasavvuf,II,15
[767]-Buhari,Edeb,39;Ebu Davud,Sünnet,14
[768]-Şaranî,el-Envaru’l-Kudsiyye,I,196
[769]-Gazalî,İhyau Ulumi’d-Din,IV-92
[770]-Nisa suresi ayet-19
[771]-Tirmizî,Menâkıb,85,(No: 3892);İbnu Mace,Nikah,50;Heysemî,Mecmau’z-Zevâid,IV,303;Ali el-Müttakî, Kenzu’l-Ummâl, No: 44941; Hatib Tebrizî,Mişkât,2352
[772]-Tirmizi, Kıyâmet, 9
[773]-Enâm suresi ayet-162
[774]-Ahzab suresi ayet- 36
[775]-Ahmed bin Hanbel,IV,278
[776]-Ebu Davud,Edeb,7;Tirmizî,Birr,58;İbni Mace,Mukaddime,7;Bkz:Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi,212,Hadis no:631
[777]-Tirmizi,Birr,61;Bkz:Abdullah Parlıyan, Açıklamalı Tam Riyazu’s-Salihin Tercümesi,212,Hadis no:627
[778]-Tirmizî,Birr,61
[779]-Sühreverdi,Gerçek Tasavvuf,16
[780]-Sühreverdi,Gerçek Tasavvuf,82
[781]-Dilaver Selvi,Kaynaklarıyla Tasavvuf,I,36-37
[782]-Sülemi, Adâbu’s-Sûfiyye,276
[783]-Sühreverdi,Gerçek Tasavvuf,144
[784]-Seyyid Şerif Cürcani, et-Tarifat,101
[785]-Al-i İmran suresi ayet-159
[786]-Celal Yıldırım,İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri,III,1113-1114
[787]-Müslim, İman, 1/93; İbn Mâce, Duâ, bâb 10
|