Konu: Dua Nedir?
Yalnız Mesajı Göster

Dua Nedir?

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Dua Nedir?




DUANIN KABUL OLMASINDA ASIL BATINÎ EDEPTİR:

Duanın kabul olmasında en kuvvetli faktör bütün günahlardan tevbe etmek, helalleşmek ve bütün himmetini Allah’a bağlamaktır

Ka’b el-Ahbar’dan şöyle rivayet edilmiştir: “Hz Musa zamanında kıtlık olmuştu Kaç defa yağmur duasına çıkılmışsa da, duaları kabul edilmedi Allahu Teala Musa aleyhisselama vahyedip buyurdu ki: “İçinizde bir koğucu vardır O aranızda olduğu müddetçe duanızı kabul etmem” Hz Musa; “Ya Rabbi! Onu bildir, aramızdan çıkaralım” diye arzedince, Allahu Teala; “Ey Musa! Ben size koğuculuktan men ederken, kendim koğuculuk yapar mıyım?” buyurdu Bunun üzerine herkes tevbe etti ve yağmur yağdı”[32]



Süfyan es-Sevri anlatıyor: Beni İsrail’de yedi sene yağmur yağmadı, kıtlıktan çöplüklerdeki leşleri yiyecek vaziyete düştüler Hatta çocukları bile yediler Bu vaziyette dağlara çıkarak Allah’a dua ettiler, yalvardılar ve niyaz ettiler Fakat Allahu Teala onların Peygamberlerine şöyle vahy etti: “Eğer bana doğru yürümekten ayaklarınız dizlerinize kadar sürtülse, elleriniz semaya değecek gibi yüksek dağlara tırmansanız ve duadan dilleriniz de yorulsa, kul haklarını ödemedikçe, duanıza icabet etmem ve ağladığınıza acımam” Bunun üzerine onlar kul haklarını ödediler ve birbirleriyle helallaştılar Allahu Teala da rahmet ve bereketini onlara indirdi[33]



Malik bin Dinar da şöyle anlatıyor: Yine Beni İsrail devrinde zuhura gelen bir kuraklıkta duaya çıkmışlardı Allahu Teala onların Peygamberlerine şöyle bildirdi: “Sen onlara haber ver, pis beden, haram ile dolmuş mide ve kana bulanmış eller ile benim karşıma çıkmış, benden rahmet diliyorlar Halbuki bu vaziyette rahmet şöyle dursun, ancak benim gadabımı benden uzaklığı kazanırlar Bu hallerinden vazgeçsinler, ki onlara rahmetimi vereyim”[34]



Tabiinden olan Ebu Sıddık Nacî de şöyle anlatıyor: Süleyman (as) maiyetiyle yağmur duasına çıkmıştı Yolda sırtüstü yatan ve ayakları havada bir karınca gördü Karınca “Allah’ım! Ben de senin yaratıklarından biriyim, senin rahmetine ve senin bana vereceğin rızka muhtacım, sen bizi başkasının suçundan dolayı helak etme” diye dua ediyordu Bunu gören Süleyman (as): “Geri dönelim, yağmur için gerekli dua yapılmıştır” dedi[35]



Yine rivayet olundu ki: Hz Ömer bin Hattab (ra) Hz Peygamberin amcası Abbas’ın da (ra) bulunduğu bir cemaatle yağmur duasına çıkmıştı Hz Ömer: “Allah’ım! Sevgili Habibin ve Onun amcası vasıtasiyle sana iltica ediyoruz Sen bunların yüzü suyu hürmetine bize rahmetini inzal eyle” diye duasını bitirdikten sonra, Hz Abbas elini kaldırarak: “Allah’ım! Semadan gelen her bela günah sebebiyle gelir ve bu belayı tevbe kaldırır Ben sevgili Habibin amcası olduğum için halk benim vasıtamla Sana müracaat ediyorlar İşte günahkar ellerimiz Sana kaldırdık, boyunlarımızı tevbe ile karşında eğdik Sen, kayb olanı terketmeyen, beli kırılan ihmal etmeyen bir koruyucusun İşte küçükler perişan, büyükler sefil oldu Bu yüzden şikayet sesleri Sana yükseldi Sen aşikareyi de bilirsin, gizliyi de Allah’ım, kulların ümidleri kesilip helak olmadan onların imdadına yetiş, zira Senin rahmetinden ancak kafirler ümit keserler Rahmetini yetiştir” diye dua etti Duasını tamamlamadan dağlar gibi bulutlar gökyüzünü kapladı ve rahmet yağmaya başladı[36]



DUANIN KABUL OLDUĞU VAKİTLER:

KURTARAN ÜÇ DUA

Mûsâ (as) zamanında bir adam ölmüştü İnsanlar onu, günahkâr oluşundan dolayı yıkayıp kefenlemek istemediler ve ayaklarından tutup bir çöplüğe attılar Allahu Teâla Mûsâ’ya (as):

—Ey Mûsâ! Filan mahallede biri öldü Şu anda o mahallenin çöplüğündedir O benim velî kullarımdandır İnsanlar onu yıkamadılar, defnetmediler Şimdi oraya git Onu yıka, kefenle ve namazını kıl; ardından da defnet, diye vahyetti Mûsâ (as) kendisine bildirilen mahalleye giderek oranın insanlarından adamı sordu İnsanlar bu vasıflarda bir adamın öldüğünü, fakat çok günahkâr birisi olduğunu anlattılar Mûsâ (as) onlara:

—Peki şimdi nerededir? Zira Allah bana, o adam için vahiyde bulundu Bana yerini gösteriniz, diye ricada bulundu Hep beraber adamın bulunduğu yere gittiklerinde adamı bir mezbeleye atılmış ve o vaziyette terk edilmiş olduğunu gördü İnsanlar Hz Mûsâ’ya (as) bu adamın yaptığı kötü işleri anlattılar Mûsâ (as) daha fazla dayanamayarak:

—Ey Rabbim! Sen bana bu adamın namazını kılıp defnetmemi emrettin Mahallesindeki insanlar ise onun çok kötü bir insan olduğuna şahitlik etmektedirler Sen her şeyin iyisini kötüsünü; kimin övgüye, kimin de kötü anılmaya lâyık olduğunu bilirsin! diye yalvarışta bulundu Allahu Teâla Hz Mûsâ (as):

—Ey Mûsâ! İnsanların onun hakkında sana anlattıkları kötü haberler doğrudur; fakat o vefat ânında benden üç şeyle şefaat diledi Şayet o adamın istediklerini bütün insanlar isteseydi, ben hepsini bağışlardım Bu durumda ona karşı nasıl merhametli olmayayım ki?! Ben merhametlilerin en merhametlisi değil miyim?!” dedi Mûsâ (as):

—Ey Rabbim, o üç şey nedir? diye sordu Allahu Teâla:

—Bu kulumun ölüm ânı yaklaştığı zaman bana şöyle bir niyazda bulundu: “Ey Rabbim, biliyorsun ki ben, kalbimle hoşlanmadığım hâlde birçok günah işledim Fakat bu günahları bende toplanan nefis, kötü arkadaş ve (Allah’ın lâneti onun üzerine olsun) şeytan üçlüsü sebebiyle yaptım İşte bu üçü, beni günaha sürükledi Muhakkak ki sen söylediklerimin doğruluğunu bilirsin Beni bağışla” İkinci söylediği söz ise: “Ey Rabbim, biliyorsun ki ben çok günah işledim Dâima kötü insanlarla beraber oldum Fakat ben, salihlerin sohbetlerini dinlemeyi, onlarla beraber olmayı, fasıklarla beraber olmaya tercih eden birisiydim” dedi Üçüncü sözü de: “Ey Allah’ım, biliyorsun ki ben, salihleri fasıklardan daha çok seviyordum Öyle ki, bana biri salih, diğeri fasık iki adam gelseydi; elbette salihin hacetini öne alır, onunla ilgilenirdim” diye niyazda bulundu

Vehb b Münebbih’in anlatımıyla bu adam şu şekilde dua etmiştir: “Ey Rabbim, şayet beni affedip günahlarımı bağışlarsan, peygamberlerin ve evliyâların sevinecek, senin ve benim düşmanım olan şeytan ise kahrolacaktır Şayet günahlarım sebebiyle azap edersen şeytan ve dostları sevinecek nebîler ve evliyâlar ise üzüleceklerdir Ben biliyorum ki sen, şeytanların sevinmesindense nebîlerinin ve evliyâlarının sevinmesini daha çok istersin; beni bağışla Allah’ım muhakkak ki sen, sözlerimdeki sadakati en iyi bilensin Bana rahmet ve mağfiret eyle

Ey Mûsâ! İşte bu üç sözünden sonra ben de onu affettim Çünkü ben çok şefkatli ve merhametliyim Huzurumda günahlarını itiraf edene daha da çok merhamet ederim İşte bu kulu, günahlarını itiraf ettiği için bağışladım Ey Mûsâ! Sana emrettiklerimi yap Muhakkak ki ben, bu adamın cenazesine ve defnedilmesine katılan bütün herkesin günahlarını affedeceğim



Duanın, şu vakitlerde daha çok kabul olacağı ümid edilir Kadr gecesi, Arefe günü, Ramazan-ı şerif ayı, Cuma günü, gecenin ilk üçte biri, gece yarısından sonra, gecenin son üçte biri, gecenin ortası ve seher vakitleridir Bunlardan en önemlisi Cuma saatidir

Ezan okunurken onu dinleyip yapılan dua kabul olunur Secdede, Kur’an-ı Kerim okunduktan sonra, Kur’an-ı Kerim’in hatminde, Zemzem suyu içerken, ölünün yanında, sohbet meclislerinde, Kabe’yi gördüğü zaman,

Facir ve fasık olsa da, mazlumun duası makbuldür Babanın, adil padişahın, salih ve velilerin duaları müstecaptır

Allahu Teala’ya dua ederken, Peygamberlerini ve salih kullarını da vesile etmelidir

Çocukların da ana-babasına duaları, misafirin duası, oruçlunun iftar vaktinde duası, müslümanın müslümana gıyabında, yani arkasında yaptığı dua makbuldür

Abdulhalık Gücdevanî (ks) buyurdu ki: “Kişi üzerine farz olan borçları öder, farzları yerine getirir ve ondan sonra dua ederse dileği kabul olunur Sen farzlardan sonra bizi dua ile an, bizde sana dua edelim Umulur ki Allah, dualarımızı kabul buyurur”[37]





DUADA VESİLE:

Hz Aişe validemiz şöyle buyurmuştur: [38] “Bir hacet gidermenin anahtarı, yolu, hacet arzetmeden önce sunulan hediyedir” Bu sözlerine devamla, “Allah’a hamdü senada bulunursak Onun rızasını almış oluruz Efendimize (sav) salat ve selamda bulunursak o hacetin gerçekleşmesinde, Allah katında bizlere şefaat ve yardımını sağlamış oluruz Zira Hak Teala Kitabında şöyle buyuruyor: “Allah’a yaklaşmak için vesile arayın”[39]

Allahu Teala’ya dua ederken, Peygamberlerini ve salih kullarını vesile etmelidir İmam Matüridî (ra) Resulullah’a, Ashab-ı Kiram’a, Tabiine ve evliyaya tevessül ederek, yani onları vesile ederek dua etmek, duanın kabulüne sebep olur

Yine şöyle demiştir: “Duanızı öyle bir delil araya koyarak edin ki, o günah işlememişlerden olsun O delil, Allah dostudur Onlara tevazu ve sevgi gösterin ki, sizin için dua etsinler”[40]

Büyük veli Ali el-Havvas şöyle derdi: “Allah’tan bir şey isteyeceğiniz zaman, Hz Peygamberin (sav) adıyla o şeyi isteyiniz ve şöyle dua ediniz: “Ey Allah’ım! Sevgili peygamberin Muhammed Mustafa hürmetine senden şunu isterim” şeklinde dilediğinizi açıklayınız Zira Allah’ın bir meleği vardır ki, bu isteğinizi anında Peygamber Efendimize bildirir ve Ona, “Filanca kişi şu haceti için seni Allah katında aracı olmanı istemektedir” der Hz Peygamber Efendimiz de, o kişinin isteğini Allah’a yapacağı dua ile gerçekleştirir Zira, Efendimizin dua ve istekleri Zül’l-Celal tarafından geri çevrilmez”[41]

Şöyle anlatılır: Ebu’l-Hasan Harkanî’nin talebeleri, memleketlerine izinli gidiyorlardı Kendisinden dua istediler Korkulu yerde “Ya Ebu’l-Hasan, deyiniz” dedi Bir gece eşkiyanın hücumuna uğradılar Bağırıp “Ya Allah” dediler Yalnız birisi; “Ya Ebel-Hasan” dedi Eşkiyalar bunu görmediler Diğerlerinin hepsini soydular Sabah olup onu selamette görünce şaşırdılar Sebebini sordular O da; “Ya Ebel-Hasan dedim, kurtuldum” dedi hocalarına gelip; “Biz Allah dedik soyulduk Bu ise, ya Ebel-Hasan diyerek sana sığınıp kurtuldu” dediler Bunun sırrını, sebebini bildirmesi için yalvardılar O da; “Ağzınızdan haram girer Haram çıkar Allahu Teala’yı tanımazsınız Mecaz olarak Allah dersiniz Böyle kimselerin duaları kabul olmaz Allahu Teala, onun sesini Ebel-Hasan’e duyurdu Ebu’l-Hasan de, onu kurtarması için Allahu Teala’ya yalvardı Ebu’l-Hasan haram yemez, haram içmez Haram söz söylemez Bu bakımdan duası kabul olup o kurtuldu” dedi

Yine büyük velilerden biri olan Şeyh Muhammed el-Hanefî eş-Şazili Hazretleri, Kahire’de bir yerden bir yere cemaati ile birlikte su üzerinde yürüyerek giderdi Kendi cemaatine şöyle derdi:





ALLAH’TAN AFİYET İSTEMELİDİR:

Allahu Teala’dan ibtila istenmez Zira bizzat Peygamber Efendimiz duasında, dünya ve ahiretin ibtilasından Allah’a sığınırdı Başta Peygamberimiz olmak üzere bütün peygamberler dualarında:

“Ey Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver”[42] diye yalvarırlardı Düşman şerrinden ve diğer her türlü kötülüklerden Allah’a sığınırlardı



İmam Şafiî (ra) basur hastasıydı, gece gündüz kendisinden kan geliyordu, derdi o derece ilerlemişti ki Hadis dersleri verirken bir leğen üzerine oturur akıntıları burada birikirdi Bir gün: “Allah’ım! Eğer hoşnutluğun bunda ise bu hastalığımı artır” diye ilticada bulunur

Şeyhi İmam Müslim bin Halid ez-Zencî (ra) bu mealdeki yakarışını duyunca kendisini azarlar ve:

Sus ey Muhammed! Allah’tan afiyet iste Ben ve sen belalara katlanacak erlerden değiliz, der[43]

O imam Şafiî ki, Şeyh-i Ekber Hz Muhyiddin Arabi’nin Hızır aleyhisselam’dan naklen bildirdiğine göre, “evtad” mertebesinde bulunan dört büyükten biridir Şayet “evtad” olanlardan biri olan İmam Şafiî Hazretleri böyle olursa, zamanımızdaki bizler gibi yalnız karnını şehvet ve edeb yerini düşünenler hakkında ne söyleyebiliriz Allah’tan afiyet dilemekten gayrı bir işimiz kalmamıştır[44]



“Bir defasında Resulullah Efendimiz bir zatın ziyaretine gitti Hastalık sebebiyle o kimse gayet zayıf ve halsiz düşmüştü Resulullah Efendimiz o kimseye; “Sen Allahu Teala’ya nasıl dua ederdin?” diye sordu O da; “Ben; Allah’ım! Ahirette eziyette olmayayım da dünyada nasıl olursam olayım Ahirette sıkıntı çekeceksem onu bana dünyada ver” diye dua ederdim” dedi Bunu üzerine Resulullah buyurdu ki: “Senin buna gücün yetmez Sen şöyle de: Rabbimiz! Bize dünyada da ahirette de iyilik ver Bizi Cehennem azabından koru! Sonra Resulullah Efendimiz o kimseye dua etti O kimse Allahu Teala’nın izni ile şifa buldu[45]

Hace Bahaeddin Şah-ı Nakşibend anlatıyor: Dedem beni Semmas’ta ikamet eden Hace Muhammed Baba’ya gönderdi Ziyaretinden sonra şöyle kerametler müşahede ettim:

O gece bende niyaz ve tazarru zahir olduydu Kalkıp onların mescidine vardım İki rekat namaz kıldım Başımı secdeye koydum Tam bir niyaz ve tazarruya daldım O esnada dilimden şu kelimeler çıktı:

“İlahi Allah’ım! Verdiğin belanı çekmeme, mihnet ve muhabbetini götürmeye kuvvet ve keramet ihsan eyle!”

Sabah olunca Hz Üstadın hizmetine vardım Buyurdular ki:

“Ey yavrum, duada şöyle söyle: “Ey Allah’ım! Senin rızanın olduğu şeye bu zayıf kulunu fazilet ve kereminle yönelt Ey Allah’ım, eğer hikmetin muktezası bir dostuma bela gönderirsen yine yardımın onunla beraber olsun O yükü kaldıracak kuvvet ver Onun hikmetini ona göster İsteyerek bela arzulamak güçtür”[46]

Anlatıldığına göre sufinin biri sürekli, “Allahım, senden afiyet istiyorum, afiyet istiyorum!” diye dua ediyordu Kendisine niçin sürekli böyle dua ettiğini sorulunca şunu anlatmıştır:

“Ben, manevi terbiyeye ilk girdiğim günlerde hamallık yapıyordum Bir gün ağırca bir un yükü taşıyordum, dinlenmek için yükü bir yere koydum; orada, ‘Ya Rabbi, eğer her gün bana yorulmadan iki ekmek versen, onlarla yetinirdim’ diye dua ettim O sırada önümde iki kişi birbiriyle dövüşmeye başladılar; ben de aralarını bulayım diye yanlarına vardım Biri hasmına vurmak isterken başıma bir şeyle vurdu, yüzümü kana bulandı O sırada mahallenin asayişinden sorumlu kimse gelip ikisini yakaladı, beni de kana bulanmış görünce, onlardan biri zannedip onlarla birlikte hapse attı Bir müddet hapiste kaldım, her gün iki ekmek veriyorlardı

Bir gece rüya gördüm, biri bana, ‘Sen her gün yorulmadan iki ekmek istedin, fakat afiyet istemedin, işte istediğin sana verildi’ dedi Rüyadan uyandım, ondan sonra hep, ‘Ya Rabbi, afiyet ver, afiyet ver’ diye dua etmeye başladım O sırada hücrenin kapısının açıldığını gördüm, biri, ‘Hamal Ömer nerede?’ diye beni arıyordu, ellerimi çözüp beni serbest bıraktılar”[47]





HALİNİ DİNLEYENE ARZET:

Hikaye edildiğine göre padişahlardan biri korkunç bir hastalığa tutulmuştu Bu, müzmim bir illetti Birtakım Yunanlı doktorlar müttefikan dediler ki: “Şu sıfatlara sahip bir insanın ödü (safra kesesi) bu derde deva olabilir ancak

Padişahın emri üzerine böyle bir kimseyi aradılar, taradılar nihayet bir köylü çocuğunu bulup getirdiler Padişah, çocuğun annesiyle babasını ve bir de kadıyı çağırttı Kadı, padişahın sağlığı için halktan bir çocuğun öldürülmesine fetva verdi Padişah, baba ile anneye büyük ölçüde para, mal ve mülk vererek evlatlarının öldürülmesi için onların muvafakatini aldı ve sonra da celladı getirtti

Cellat çocuğun boynunu vurmak için tam kılıcını çekerken, çocuk güldü ve başını yukarıya kaldırarak kendi kendine bir şeyler söyled

Padişah, “Ben bu halde iken şimdi gülmenin yeri ve sırası mıdır? Ne söyleniyorsun ve başını neden semaya doğru kaldırdın?” dedi

Çocuk şu cevabı verdi:

“Padişahım! Bir çocuğun nazı, annesiyle babasına geçer Bir dava olunca kadıya gidilir ve padişahtan da adalet istenir Halbuki babamla annem, dünya malı için benim öldürülmeme razı oldular Kadı, kanımın nahak yere dökülmesine fetva verdi Siz de sağlığınızı, benim mazlumen ölümümde görüyor ve buluyorsunuz Bu durum karşısında Allah’tan başka bir sığınağım kalmadı Ona yalvardım Çünkü Allah adil ve merhametlidir Bunu bildiğim ve Ondan yardım ümid ettiği için sevincimden güldüm

Çocuğun bu sözleri padişahı çok üzdü Gözleri yaşardı ve dedi ki: “Bu çocuğun haksız yere kanını dökmektense benim ölmem daha iyidir

Padişah, çocuğun başını, gözünü öptü Onu yanına çağırdı Ona pek çok para, mal ve mülk verip serbest bıraktı

Bu hikayeyi anlatanlar derler ki, padişah o hafta içinde iyileşti, şifa buldu[48]

[1] Ebu Davud, Vitir, 23; Tirmizî, Deavat, 1, Tefsir, 40; İbn-i Mace, Dua, 1, (3828); İmam Ahmed, Müsned, 4, 267

[2] Mümin; 40/60

[3] Ebu Davud, Salat, 23, (1488); Tirmizî, Daavat 104, (3556); İbn-i Mace, 13,

[4] Tirmizî, Daavat, 101; İbn-i Mace, Mukaddime, 90; Ahmed, Müsned, 5, 277

[5] Tirmizî, Kader, 6; İbn-i Mace, Fitne, 22, (4022)

[6] Tirmizî, Daavaat, 65; Ahmed, Müsned, 2, 177

[7] Furkan; 25/77

[8] Ahmed, Müsned, 2, 328

[9] Müslim, Zikr, 23; Ebu Davud, Salat, 29

[10] Tirmizî, Birr, 50

[11] A Geylani, Fethu’r-Rabbanî, 300; Bursevî, Ruhu’l-Beyan, 3, 353

[12] İbn-i Cevzî, Sıfatu’s-Safve, 1, 460

[13] Bk Kuşeyri, Risale; 268

[14] Ebu Nuaym, Hilye, 3, 235

[15] Cami, Nefahatü’l-Üns, 220

[16] Tirmizî, Daavat, 101, (3548)



[17] Şaranî, Levakıhu’l-Envari’l-Kudsiyye, 582

[18] Bakara; 2/186

[19] Tirmizî, Deavat, 1, (3370); İbn-i Mace, Dua, 1, (3829); Ahmed, Müsned, 2, 362

[20] Tirmizî, Daavat, 2, (3373); İbn-i Mace, Dua, 1, (3827)

[21] Ebu Nuaym, Hilye, 2, 324

[22] Ebu Davud, Salat, 23, (1481); Tirmizî, Daavat 64, (3477); Nesaî, Sehv, 48, (1282)

[23] Tirmizî, Cuma, 63

[24] Buharî, Daavat, 21, Tevhid, 31; Müslim, Zikr, 3, (2678-79); Ebu Davud, Salat, 23, (1483); Tirmizî, Daavat, 77; İbn-i Mace, Dua, 8; Muvatta, Kur’an, 8, (28); İmam Ahmed, Müsned, 3, 101

[25] Buharî, Daavat, 50, 67, Cihad, 131, Tevhîd, 9; Müslim, Zikr, 13; Ebu Davud, Salat, 26, (1526, Tirmizî, Daavat, 57, (3461)

[26] Buharî, İstiska, 21

[27] Tirmizî, Daavat, 11

[28] Tirmizî, Daavaat, 65; Ahmed, Müsned, 2, 177

[29] Kuşeyrî, Risale; 267; Bursevî, Ruhu’l-Beyan, 3, 178

[30] Mümin; 40/60

[31] Attar, Tezkiretü’l-Evliya, 40; Ebu Nuaym, Hilye, 8, 15; Gazali, İhya, 2, 1412

[32] Şaranî, Tenbihü’l-Muğterin, 107, Gazali, Kimya-yı Saadet, 190

[33] Gazali, İhya, 1, 557

[34] Gazali, İhya, 1, 557, Kimya-yı Saadet, 190

[35] Bk İmam Ahmed, Kitabu’z-Zühd, 87; Razî, Mefatihu’l-Gayb, 1, 238; Gazali, İhya, 1, 557

[36] Gazali, İhya, 1, 559

[37] Cami, Nefahatü’l-Üns, 420

[38] Bk Şaranî, Levakıhu’l-Envari’l-Kudsiyye, 280

[39] Maide; 5/35

[40] Mevlana Safî, Reşahat, 38

[41] Şaranî, Levakıhu’l-Envari’l-Kudsiyye, 281

[42] Bakara; 2/201

[43] el-Mekkî, Kûtu’l-Kulûb, 1, 158; Şaranî, Levakıhu’l-Envari’l-Kudsiyye, 568; Tenbihü’l-Muğterin, 69; Ebu Nuaym, Hilye, 9, 135

[44] Şaranî, Levakıhu’l-Envari’l-Kudsiyye, 569

[45] Razî, Mefatihu’l-Gayb, 4, 535

[46] Cami, Nefahatü’l-Üns, 422; Ahmed Sıddıkî, Şah-ı Nakşibend, 14; Hanî, el-Hadaiku’l-Verdiyye, 126

[47] Kuşeyrî, Risale, 374

[48] Şeyh Sadi, Gülistan, 63, (Ter 53-54)

Alıntı Yaparak Cevapla