08-02-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Yunus Emre Konuşuyor-Serisi
Yunus Emre Konuşuyor-l
(Risâletü’n-Nushiyye)
Yıllık iznimin bir bölümünü kullanmak üzere bulunduğum memleketim Eskişehir’in Mihalıççık ilçesine bağlı Sazak Köyü’ndeki evimizde mini kütüphaneyi karıştırırken rastladığım bir eser, beni fazlası ile sevindirdi Üç yıl önce rahmetli olan ilkokul öğretmeni ağabeyim Süleyman’ın lise
yıllarında (70’li yıllar) katıldığı bir kompozisyon yarışmasında birincilik ödülü olarak aldığı bu kıymetli eserin adı:Risaletü’n-Nushiyye Baskı tarihi 1965 olan kitap, Eskişehir Turizm ve Tanıtma Derneği Yayınlarınca hazırlanmış Merhum Prof Dr Abdülbaki Gölpınarlı’nın uzunca bir önsöz yazdığı eser, Yunus Emre’ye ait Risâletü’n-Nushiyye ve Divan’dan oluşuyor
Bu topraklarda yetişmiş büyük bir gönül insanı olmasına rağmen, Yunus Emre’nin layık-ı vechile tanındığı ve ondan yeterince yararlanıldığı kanaatinde değilim Yunus’un yaşadığı beldeye,komşu bir köyde doğmuş olmaktan her zaman iftihar ettim İznimi geçirdiğim günlerde evdeki eski kitaplar arasında bulduğum bu risaleyi dizi halinde yayımlamayı hem Yunus’a hem de gönül yolcusu siz değerli kardeşlere karşı yerine getirilmesi kutlu bir görev addediyorum
Allah izin verirse, bundan böyle her hafta Yunus Emre’nin bir şiirini bu sütuna alacak,altına günümüz Türkçe’si ile nesir halini ekledikten sonra,gücümüz nispetinde kısa yorumlarla sizlere takdim edeceğim Risalede iyice elenerek tetkik edilmiş ve Yunus’a aidiyetinde şüphe olmayan 303 şiir bulunuyor 303 hafta yayınlamak nasip olur mu bilemiyorum ama, bu şiirlerde derin bir insanın bizi kucaklayıp götüreceği engin gönül okyanusuna yelken açmaktan ayrı bir lezzet alacağımız muhakkak
Eserin önsözü tam kırk beş sayfa tutuyor ve Merhum Gölpınarlı Hoca bugüne kadar bildiğimiz, duyduğumuz Yunus portresinden çok farklı bir kimliği belgelerle bize tanıtıyor Önsözden aldığım bazı notları kısaca sıralayıp Risaleden seçtiğim bu haftaki şiiri takdim edeceğim
1-Yunus Emre,klasik anlamda bir halk ozanı değildir Sadece sazı ile çalıp doğaçlama tarzı söyleyen bir aşıktan öte, çağının ilimlerini okumuş,tahsilli bir kişiliktir
2-Yaşadığı dönemde ilim merkezleri Konya ve Kayseri’dir Yunus muhtemelen Konya’da Medrese tahsili yapmış,bu esnada Mevlana’nın dergâhına devam etmiş,sema ayinlerine katılmıştır
3-Yunus’un Mevlana’ya “Mesnevi yazmak için niye yoruldun?Ben olsam <Ete kemiğe büründüm/ Yunus diye göründüm> der geçerdim”sözü ile ilimce baskın çıktığı tamamen uydurmadır! Yunus, şiirlerinde Mevlana’ yı kendisinden yararlanılacak bir mürşid olarak zikreder
4-Sevilen kişilerin farklı yerlerde mezarları olabilir Ancak, tarihi kaynaklar ve Yunus’un beyitleri mezarının Eskişehir’e bağlı Sarıköy (Bugün Yunus Emre)de olduğunu ispat eder Bunun bir delili de Taptuk Emre’nin kabrinin bu topraklarda olmasıdır Öteki yerlerdekiler daha sonraki yüzyıllarda yaşamış sufi ekolü olan Emreler Topluluğundan başka Yunus’lara ait olabilir
5-Hacı Bektaş Veli,Yunus’un piri ya da şeyhi değildir Şiirlerinin hiç birinde Hacı Bektaş ismi geçmez
6-Arapça ve Farsça’ya son derece vâkıftır Şiirlerine bakıldığında Kur’an-Hadis-Peygamberler Tarihi-Tefsir ilimlerine vakıf olduğu ,hatta Yunan ve Roma mitolojisinden imgeler aldığı görülür
7-Sanıldığının aksine Yunus, Heceden çok Aruz kalıplarını kullanmıştır Okuyanları yanıltan da Yunus’un aruza üstün hakimiyetidir Beyitler halinde yazılan aruzda kafiyeler sadece sonda iken Yunus’ta hem sonda, hem beyit ortasında çifte kafiye vardır Beyitlerinin bölünüp dörtlük haline getirilebilmesi hece ile,kıtalar halinde yazdığını düşündürmüştür Oysa o,aruz kalıpları ile ama son derece sade, halk ağzı tarzında yazar
Gölpınarlı Hoca’nın bu değerli tespitlerinden sonra Risâlenin ilk şiirini birlikte okuyalım:
Metin:
Işksuz âdem dünyede bellü bilün ki yokdur
Her birisi bir nesneye sevgüsi var âşukdur
Çalabun dünyesinde yüz bin dürlü sevgi var
Kabûl it kendözüne gör kangısı lâyıkdur
Biri rahmân-ı rahîm biri şeytân-ı racîm
Anun yazugı müzdi sevgisne taallukdur
Dünyede Peygamberün başına geldi bu ışk
Tercemânı Cebreil ma’şukası Hâlık’dur
Umar u Usman Alî Mustafâ yârenleri
Bu dördinün ulusu Abû Bekr-i Sıddıyk’dur
Âlem fahri Muhammed mi’raca agıcagız
Çalabdan diledügi ümmetine azıkdur
Yunus sana hakikat budurur buyurdugı
Gözünle gördügüne dönüp bakma yazıkdur
Günümüz Türkçe’siyle
Dünyada aşksız,sevgisiz hiçbir Adem oğlu yoktur
Her birinin farklı bir nesneye sevgisi, aşkı vardır
Allah’ın dünyasında bin bir çeşit sevgi vardır
Kendi özüne hangisi layık ise onu kabul et
(Sevgilerden) biri rahman ve rahim olan Allah sevgisi, diğeri kovulmuş şeytan sevgisidir
(Kişinin) günahının bedeli, sevdiği şeydendir
Bu aşk,dünyada Rasülullah’ın başına geldi
O’nun (aşkının)tercümanı Cebrail, Sevgilisi Yaratan Allah’tır
Ömer, Osman ve Ali,Muhammed Mustafa’nın dostlarıdır
Bu dördünün ulusu ise Ebubekir’dir
Kâinatın övüncü Muhammed miraca çıkınca
Allah’tan sadece ümmetine nimetler istedi
Yunus sana hakikât kapısından buyrulan budur
Gözle görünen bakıp da aldanma yazık olur
Tahlil:
Bu şiirin ana teması Sevgi ve Aşktır Yunus’un sevgiye ve aşka yaklaşımında esas aldığı temel; Allah’ın her kulun kalbine bir sevgi yerleştirdiği,bunun bazı kişilerde pozitif (Allah’a dönük), bazılarında negatif (Şeytana yönelik) olduğudur Kişi, kendi özüne baktığında ne için yaratıldığını fark edecek ve ana gayesine yönelecektir İnsan,sevdiği şeylere göre ya zarar,ya da fayda elde eder Bu sevgi ve aşkı en yüksek boyutta Hz Muhammed (s av) yaşamıştır Hz Muhammed (s av)’in aşkında dikkât çeken nokta;fedakârlıktır Çünki o mi’rac gibi hiçbir insana nasip olmayacak çok üstün bir onur yaşamış,ancak kendisi için istemek yerine Ümmeti için nimetler talep etmiştir O halde, bizim de bencillikten öteye sıçrayıp,insanlık için yaşamayı öğrenmemiz gerekir
Sevileni karşılıksız,hesapsız, olduğu gibi,sorgulamadan sevmek gerekir Bu makamın adı:
SIDDIKİYETtir Hz Ebubekir (r a) işte bu açıdan uludur
Gerçek sevgili Allah’tan başkası olamaz Hakikât kapısı aralanınca Yunus;gözle gördüğü maddi dünyaya(Çokluk Âlemine) aldanmamayı, gözün görebildiğinin ötesinde sırlar olduğunu anlamış olacak ki; bize de maddi aleme aldanmanın kendimize yazık etmek demek olduğunu vurgulayarak şiiri bitiriyor
|
|
|
|