08-02-2012
|
#19
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Cemaatle Namaz Kılmanın Hükmü Hakkında Fasıla
Şüphesiz ki bu kelime tevhidin iki kısmını içermektedir Rububiyyet ve Uluhiyyet tevhidlerini, “Rabb” ismi ile ve “Allah” ismi ile kulluğu içermektedir Kul Uluhiyyetine kulluk etmekte, Rububiyyetinden de yardım dilemektedir, Allah’dan (c c ), O Allah (c c ) rahmetiyle sıratı müstekime yöneltir Surenin ilki “Allah, Rabb, Rahman” isminin zikriyle olmuştu İbadetinden, yardımından ve hidayetinden taleb etmeye mutabık olsun diye Çünkü yüce Allah (c c )’dır sadece bunların hepsini bahş eden O’na ibadette kimse ortak olamaz Ondan başka kimse hidayet de veremez
Sonra da dua eden: “İhdinas-Sıratal mustekim” diyerek bu meseleye şiddetlice ve zaruri olarak ihtiyaç duyması ile -ki buna ihtiyaç duyulan gibi başka bir şeyde yoktur elbet, şahitlikte bulunur Çünkü O herşeyde ve her göz açıp kapa miktarınca da Allah’a (c c ) muhtaçtır
İşte bu, bu duadan kast edilenlerdir Bu da tafsilatlı hidayeti istemektir Aynı zamanda iradesi, tekvini, tevfiki, mahlukatı yaratma kudretini de göstermektedir bu ayet Rabb Teala’dan sevilen ve razı olunmuş bir yüzle onun Allah’tan bir talebidir O da kulunu herbir işinden sonra başka bir işinde fasitliğe düşmesin diye onu korur Dolayısıyla kul kendisine gelen bütün bu hidayetlerin hepsinde muftekir ise, hidayetin dışında da kendisine gelen bazı işleri tepmesi ile tevbe etmeye muhtaç kalır İşlerde tafsilatlı olmadan asıllarına gitmek, erişmektir Ya da yönü dışında bir yönle ulaşmaktır Dolayısı ile bu kişi hidayeti, artsın diye hidayetin tamamlanmasına muhtaçtır İşler ki:Kendisine mazide (geçmişte) hasıl olan şeylerin gibi ileride de bunda hidayetten hasıl olacağına ihtiyaç duymasıdır Yine işler ki: Kendisi bu işlerde itikadsızdır Yine bunda da hidayete ihtiyacı vardır İşler ki; yapmadığı işleri Yine bunda da hidayet yönü bakımından bunları yapmasında ihtiyacı vardır İşler ki bunlarda doğru bir itikada ve doğru bir amele götürmesi Bunda da sebata ihtiyacı vardır Bunun gibi hidayet türlerini (çoğaltabiliriz)
Yüce Allah (c c ) kula, gündüz ve gece defalarca, en iyi halinde de olsa hidayeti istemesini farz kılmıştır Sonra da bu hidayete erenlerin, “Gazaba uğrarayanlar’ın -ki onlar hakkı bildikleri halde tabi olmamışlardır- ve “Sapıklığa uğrayanların” -onlarda Allah’a ilimsiz olarak kulluk ediyorlardı- dışında, Allah’ın (c c ) nimetine ulaştıklarını yine yüce Allah (c c ) beyan etmiştir Nitekim bu iki taife O’nun yaratması, emri, isimleri ve sıfatlarında ilimsiz olarak konuşmakta ve bunda ortak olmakta idiler Nimete erenlerin yolu ise; batıl ehlinin hepsinin -gerek ilim ve gerekse amel bakımından- yollarından ayrıdır, farklıdır
Kul (namazında) bu sena, dua ve tevhidden fana oldumu (bitirince), kendisini (Fatiha suresinin) sonunda “amin” demesi konusu takip eder Nitekim burada semadaki melekler muvafakat da ederler İşte bu temin (amin demek), namazın süsündendir Tıpkı namazın başka bir süsü olan iki elin kaldırılması gibi Bu aynı zamanda sünnete uymak, Allah’ın (c c ) emrine tazim göstermek, iki elin kulluk etmesi, bir rükünden başka bir rükne intikal etmek demektir
Sonra da Rabbine kelamı ile münacata başlar İmamı dinler ve susar kalbinin hazır olması ve şahit bulunması ile  Namazın en faziletli zikirleri de kıyamın zikridir Namaz kılanın en güzel duruşu kıyamdaki duruşudur Hamd, sena (övgü) ve yüceltme ile ve de Rabb Teala’nın kelamını okuması ile burada (kıyamda) özgünleşir Bu yüzden rüku ve secdesinde Kuran okumaktan nehy olunmuştur Çünkü bu iki halde kul alçalmış, boyun eğmiş ve çökmüştür Dolayısı ile bunlarda sadece o duruma yaraşan bir zikri okuması münasibtir Rüku eden kimseye, o çömelmiş, boyun eğmiş bir halde bulur iken Allah’ı tazim etmesi meşru kılınmıştır Allah’u Teala, celalini, büyüklüğünü ve azametini zedeleyip bunlara zıt gelecek olan şeylerden (tenzih etmiş), azametinin vasfını da vasf etmiştir Mutlak olarak rüku edenin rükusunda: “Subhane Rabbiyel azim” demesi en faziletlisidir Çünkü yüce Allah (c c ) kullarına bunu emr etmiştir İşte bu zikri de Nebi (s a v ) Allah ile kulları arasında bunu tebliğ etmiştir Nitekim: “Azim olan Rabbinin ismini tesbih et” ayeti nazil olunca, Nebi (s a v ): “Bunu rükulerinizde kılınız” diye buyurmuşur ”286 Bazı ilim ehli de bunu kasten terk edenin namazını iptal saymıştır Aynı zamanda bunu terk edene sehv secdesini yapmasını da vacib kılmışlardır İşte bu imamı Ahmed’in mezhebi olup, buna bazı hadis ve sünnet imamları da muvafakat etmiştir Bununla emretmek, son teşehhüdde Nebi (s a v )’ye selavat getirme emrini kısaltmaz Onun vacibliği de namaz kılan kişinin alnını ve iki elini (koyması) mübaşeretinin vacibliğini kısaltmaz Dolayısı ile rüku, Rabb Tealayı, kalb, kalıp ve söz ile tazim etmek demektir Bu yüzden de Nebi (s a v ) şöyle buyurmuştur: “Rükuya gelince, işte orada da Rabb Teala’yı tazim ediniz ”287
(286) Bunun tahrici sayfa: 139’da geçmişti İsnadı ise hasen (hadise) kabildir
(287) Müslim:Namaz bölümünde Rüku ve secde de Kuran’ı kısmaktan nehy babında rivayet ettiler
|
|
|
|