Yalnız Mesajı Göster

Yer Yüzü Kendilerine Dar Gelen Üç Sahabi

Eski 08-02-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Yer Yüzü Kendilerine Dar Gelen Üç Sahabi




Bir gün Medine çarşısında dolaşırken, Şam halkından Medine'ye satmak için yiyecek maddesi getirmiş bulunan bir iranlı rençber:
— Bana Kâ'b bin Malik'i kim gösterebilir? diye halka soruyordu, insanlar kendisine beni işaret etmeye başladılar Sonunda adam yanıma gelip, bana Gassan hükümdarından bir mektup verdi Ben okuryazar bir kimse olduğum için, mektubu kendim okumaya başladım Mektupta şöyle yazıyordu:
— «Bundan sonra, şunu bil ki, arkadaşının (Peygamber aleyhisselâmı kastediyor) seni terkettiğini haber aldık Şu halde onun yanında zillet ve ihanet altında yaşamak sana yakışmaz Hemen bize gel, bolluk ve rahatlık içerisinde hayatını sürdürürsün!»
Mektubu okumayı bitirince, «bu da ayrı bir belâ ve imtihan!» dedim Derhal koşup ateşin içerisine atıp bu mektubu yaktım
Bu şekilde kaldığımız elli günün kırkıncı günü tamam olup bu hususta Allah'tan bir vahiy de gelmeyince, Peygamber aleyhisselâm tarafından gönderilen birisi gelip:
— Allah'ın Resulü zevcenden uzak kalmanı emrediyor, diye söyledi Ben:
— Zevcemi boşayacak mıyım, yoksa ne yapayım? diye sordum Adam:
— Boşama, ancak ayrı yaşa ve münâsebetin olmasın, dedi Peygamber aleyhisselâm benim gibi olan diğer iki arkadaşıma da aynı emri göndermişti
Bunun üzerine zevceme:
— Ailenin yanına git ve bu hususta Allah'ın hükmü belli oluncaya kadar onların yanında kal! dedim >
Bu arada Hilâl bin Umeyye'nin zevcesi Peygamber aleyhisselâma müracaat edip:
— Ey Allah'ın Resulü, Hilâl ihtiyar bir adamdır, hizmet eden kimsesi "de yoktur Kendisine hizmet etmeme izin verir misin? diye sordu Peygamber aleyhisselâm:
— Hizmetini yapabilirsin, ancak seninle münâsebette bulunmasın, buyurdu Kadın:
— Allah'a yemin ederim ki, onun hiç bir şey için bir hareketi yoktur Vallahi bu iş başına geldikten sonra bugüne kadar devamlı olarak ağlamaktadır, dedi
Bunun üzerine aile ferdlerimden bazıları da bana:
— Müsaade istesen, zira Peygamber aleyhisselâm zevcesinin Hilâl'e hizmet etmesine izin verdi, diye teklifte bulundular
Ben ise:
— Hayır, böyle bir izin isteyemem, ben genç bir adamım Kim bilir, Allah'ın Resulü böyle bir teklif karşısında bana ne der?! diye cevap verdim
Bundan sonra daha on gece bu şekilde kaldım Bizimle konuşmanın yasaklandığı zamandan bu âna kadar elli gün tamam oldu Bu ellinci gecenin sabahında evlerimizden birinin damında sabah namazını kıldım, îşte böyle, Allahü Teâlâ'nın tasvir ettiği gibi, vicdanımın sıkıştırdığı ve bütün rahatlık ve genişliğine rağmen yer yüzünün bana dar geldiği bir halde otururken, Sel Dağına çıkmış birisinin sesini duydum ki, alabildiğine yüksek bir sesle:
— Müjde, ey Kâ'b bin Maliki diye bağırıyordu
Bu sesi işitince yerlere kapanıp şükür secdesi ettim Bunun bir kurtuluş haberi olduğunu anlamıştım
Allah'ın Resulü sabah namazından sonra Allahü Teâlâ'nın bizim tevbemizi kabul buyurduğunu insanlara haber vermişti Halk da bizi müjdelemeye koştular Diğer iki arkadaşıma da müjdeciler koşuştu Biri de atına atlayıp bana geliyordu Bunun sesi müjdelemeye gelen atlının atından daha süratli ulaştı Sesini işittiğim bu adam müjdelemek üzere yanıma geldiği vakit, müjdesinin karşılığı olarak üzerimdeki elbiseleri çıkarıp kendisine verdim Vallahi o gün üzerimdekinden başka elbisem de yoktu Birinden ödünç temin ederek bir kat elbise aldım ve Peygamber aleyhisselâmı aramaya çıktım, insanlar grup grup beni karşılıyor ve tevbemin kabulünü tebrik ediyor; «Allah'ın seni afvı mübarek olsun!» diyorlardı Nihayet mescide girdim, Peygamber aleyhisselâm orada oturuyor, etrafında insanlar bulunuyordu Ben girince Hazreti Talha bin Ubeydullah hemen kalktı ve koşarak gelip elimden- tutup beni tebrik etti Vallahi muhacirlerden ondan başka kimse yerinden kalkmadı Onun bana karşı olan bu sıcak alâkasını hiç bir zaman unutmadım Peygamber aleyhisselâma selâm verdiğim zaman, mübarek yüzü sevinçten parlıyordu Bana:
— Müjdeler olsun! Ananın seni doğurduğu andan bu zamana kadar geçirdiğin günlerin en hayırlısı, buyurdu Ben:
— Ey Allah'ın Resulü, bu lütuf ve ihsan senin tarafından mı, yoksa Allah tarafından mı? diye sordum Peygamber aleyhisselâm:
— Allah tarafındandır, buyurdu Peygamber aleyhisselâmın sevindiği anda yüzü, ay parçası gibi parıl parıl parlardı Biz bunun farkına varırdık
Peygamber aleyhisselâmın huzuruna gelip oturunca:
— Ey Allah'ın Resulü, tevbemin cümlesinden, biri de, Allah ve Resulü uğrunda sadaka olmak üzere malımı dağıtmaktır, dedim Peygamber aleyhisselâm:
— Malının hepsini dağıtma, bir kısmını kendine bırak, böyle yapman senin için daha hayırlıdır, buyurdu Ben de:
— Peki, Hayber'deki hissemi kendime bırakıyorum, dedikten sonra:
— Ey Allah'ın Resulü, Allahü Teâlâ beni doğruluğum sebebiyle kurtardı ve ben bundan böyle hayatta kaldığım müddetçe ancak doğruyu söylemeye ahdettim, dedim
Allah'a yemin ederim ki, bu ahdimi Peygamber aleyhisselâma bildirdiğim günden bu yana müslümanlardan bir kimseyi hatırlamıyorum ki, doğruyu söylemek hususunda Allah'ın beni imtihan ettiği gibi güzel bir imtihan vermiş olsun Yine yemin ederim ki, bu ahdimi Peygamber aleyhisselâma söylediğim andan itibaren bu zamana kadar asla bilerek yalan söylemeye teşebbüs de etmedim Allah'ın beni, hayatımın kalan kısmında da yalan söylemekten muhafaza etmesini ümid ve niyaz ederim
Kâ'b bin Malik radıyallahu anh diyor ki,
İşte bu hadise üzerine Allahü Teâlâ:
«Andolsun ki, Allah, Peygamber ile beraber bir kısmının kalbleri kısmî olarak sarsıldıktan sonra kendisine zorluk vaktinde tabi olan muhacirlerle, Ensârı da tevbeye muvaffak kıldı, sonra da tevbelerini kabul buyurdu Zira o, çok esirgeyici ve çok bağışlayıcıdır Harbden geri bırakılan üç kişinin de tevbelerini kabul buyurdu Zira, yeryüzü, bütün genişlik ve rahatlığına rağmen onlara dar gelmiş ve vicdanlarını sıkıştırmıştı da onlar, Allah'dan başka sığınacak bir yer olmadığını anladılar Bundan sonra eski hallerine dönsünler diye, Allah onların tevbelerini kabul etti
Şüphe yok ki, Allah, ancak o tevbeyi en çok kabul eden, hakikaten esirgeyendir Ey îman edenler, Allah'tan korunun ve doğru olanlarla birlikte olun» (Tevbe Sûresi) mealindeki Ayet-i Kerîmeleri indirdi
Kâ'b bin Malik radıyallahu anh yine der ki;
—— Allah'a yemin ederim ki, Allah bana, beni müslümanlığa hidayet ettikten sonra, Peygamber aleyhisselâma karşı yalan söylememekte diğer helak olanlar gibi helak olmaktan kurtulmak nimetinden daha büyük bir nimet ihsan etmedi Çünkü Allah, o helak olanlar hakkında kimseye söylemediği şer vasıflarla tavsif ederek vahiy gönderdi ve: «Onlarla döndüğünüz vakit, kendilerinden vazgeçmeniz için Allah adına yemin edecekler Yaptıklarının cezası olmak üzere varacakları yerleri- de cehennemdir Kendilerinden razı olmanız için size yeminde bulunacaklardır Ancak siz onlardan hoşnud olsanız da Allah, fâsıklar güruhundan razı olmayacaktır» (Tevbe Sûresi) buyurdu
Bir rivayette şöyle denilmiştir:
(Kâ'b bin Malik:) insanlar bizimle konuşmaktan uzak durdular Böylece bir müddet kaldım, O derece ki, bu, çok uzun göründü, ölüp de Peygamber aleyhisselâmın cenaze namazımı kılmayacağından başka ehemmiyet verdiğim bir şey yoktu Yahut, ben bu halde iken Allah'ın Resulü vefat edip, beni bu vaziyet içerisinde insanlar arasında bırakmasından, kimsenin ben öldüğüm takdirde cenaze namazımı kılmamasından başka bir endişe ettiğim şey yoktu Sonra Allahü Teâlâ, Peygamber aleyhisselâma ellinci gecenin yarısı geçtikten sonra Ümmü Seleme radıyallahu anhâ'mn yanında iken, bizim tevbemizin kabul edildiğine dâir âyetleri indirdi Ümmü Seleme benim hakkımda daima iyi düşünen, hayrımı isteyen bir hâtûn idi
Peygamber aleyhisselâm kendisine:
— Ey Ümmü Seleme, Kâ'bin tevbesi kabul buyuruldu, demişti de, Ümmü Seleme:
— Kendisine birini gönderip müjdeleyeyim mi? diye sormuştu Allah'ın Resulü:
— öyle yaparsan, insanlar üşüşür ve uykunuzdan alıkoyarlar, dedi
Nihayet Peygamber aleyhisselâm sabah namazını kıldıktan sonra, Allahü Tealâ'nın bizi afvettiğini müslümanlara haber verdi Peygamber aleyhisselâm bir müjde ile karşılaştığı zaman, bir ay parçası gibi yüzü gözü parıl parıl parlardı




(Buharî, Müslim, Tirmizî)

Alıntı Yaparak Cevapla