08-02-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Dostun Kapısı
Ebû Saîd Nişâburî Hazretleri birgün talebelerine:
"- Binitleri hazırlayın, kasabaya gidiyoruz " dedi
Hazırlıklar yapıldı ve Hazret-i Pîr, bir grup talebeyi de beraberine alarak yola koyuldu
Nişâbur'da bir köye vardıklarında sordu:
"- Bu köyün adı nedir?"
Cevâben:
"- Der-i dost, yâni dostun kapısıdır " dediler
Bunun üzerine Ebû Saîd -kuddise sirruh- orada konaklamaya karar verdi Bir günlük misafirlikten sonra bazı talebeleri:
"- Efendim, hani kasabaya gidecektik; yolumuza devam etmeyecek miyiz?" dediler
Gönlü mânevî sırlarla dolu Ebû Saîd Hazretleri de onlara:
"- Âşığın, dost kapısına ulaşabilmesi için çok yollar katetmesi gerekir Biz mâdem ki buraya, yâni bu "dost kapısı"na ulaştık, artık nereye gidelim?" buyurdu
Kırk gün orada kaldı Birçok mânevî hâller yaşandı ve köy halkından pek çok kimse Ebû Saîd -kuddise sirruh-'un mübârek ve feyizli sohbetleriyle tevbeye nâil olup, onun sâdık talebeleri oldular İşte Hazret-i Pîr'in "dost kapısı" olarak kasdettiği asıl mânâ bu idi, yâni gönüller fethetmek  Zîrâ dostun rızâ sarayının kapısının açılması, ancak oraya kazanılmış bir gönül götürebilmekle mümkündü HİSSE:
Bir gönül kazanarak dost kapısını aralamak, bütün bağrı yanık, âşık Hak dostlarının en büyük fârikası ve kendilerini yüce vuslata hazırlayacak amel-i sâlihler zincirinde bir muhabbet düstûru olmuştur
Bu cümleden olarak Şâh-ı Nakşibend Hazretleri, mes'ûl olduğu irşâd vazîfesini öyle hassas ve öyle müstesnâ bir gayret içerisinde yapardı ki, talebelerinin her hâliyle alâkadar olurdu Hazret-i Pîr, bir kimseyi ziyârete gittiğinde onun hâlini hatırını sorduktan sonra âile efrâdını, akrabâlarını, binek hayvanlarını, hattâ tavuklarını bile sorardı Böylece o kişinin gönlünü kazanmaya çalışırdı Bir mecliste yemek hazırlandığı zaman, hazırlayanlara o yemekten bizzat kendisi ikrâm ederdi 
|
|
|
|