|
Prof. Dr. Sinsi
|
İzmir - İzmir Coğrafyası - İzmir Tarihi
İzmir
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Gerileme Dönemi (M Ö 500-300)
Athena Tapınağı M Ö 545 tarihlerinde terkedilmişse de yerleşim sürmüş, ancak bundan sonra 200 yıl kadar bir süre eski İzmir önemini ve işlevini yitirmiştir
M Ö 5 yüzyıl boyunca küçük ancak zengin bir yerleşmenin yer aldığı Bayraklı Höyüğü M Ö 5 yüzyılın sonunda ve özellikle 4 yüzyıl süresince yoğun bir iskana sahne olmuştur Bu dönemde, ortalarında büyük avlular olan biri 5, biri 8 ve diğeri 15 odalı olmak üzere üç ev gün ışığına çıkarılmıştır Bunların, kenti idare eden ve muhtemelen dönemlerindeki Pers etkisine uyarak yakın civardaki Larissa'da olduğu gibi, birer tyran olan beylere ait olmaları akla yakın gelmektedir Nitekim Yamanlar Dağı'nda hala kısmen korunmuş olan ve önemli kişilerin mezarları olması gereken düzgün krepisli birkaç 4 yüzyıl tümülüsü bu düşünceyi desteklemektedir
Söz konusu merkezi avlulu büyük üç evden başka birçoğu megarondan bozma dörtgen planlı küçük evler bulunmuştur Bayraklı höyüğünün bütün üst düzeyinin 4 yüzyıl boyunca evlerle kaplı olduğu söylenebilir Öyle anlaşılıyor ki Anadolu'daki Pers işgali 4 yüzyılda gücünü yitirmiş ve İyon kentlerinin büyümesine neden olmuştur Meydana gelen nüfus patlaması ile yüz dönümlük Bayraklı Höyüğü, İzmirlilere küçük gelmeye başladığından, M Ö 300 tarihlerinde Kadifekale (Pagos) eteklerinde yeni İzmir kenti kurulmuştur
Roma İmparatorluğu Dönemi (M Ö 333-M S 395)

Bergama Harabeleri
Büyük İskender'in İssos'ta (İskenderun) Pers Kralı Darius'u yenmesinden (M Ö 333) ve arkasından bütün doğuyu ele geçirmesinden sonra Hellen dünyası büyük bir refah çağına erişti Kentler nüfus patlamalarına sahne oldu Hellenistik Dönem'de İskenderiye, Rodos, Bergama ve Efes kentlerinden her biri 100 binin üstündeki bir nüfusa eriştiler Küçük bir tepeciğin üzerinde kurulmuş olan eski İzmir kentinin duvarlarının içinde yalnız birkaç bin kişi yaşayabiliyordu Bu nedenle en geç M Ö 300 sıralarında Kadifekale'nin eteklerinde, yeni ve büyük bir kent kuruldu
M Ö 323 yılında Büyük İskender'in ölümü üzerine çıkan iç savaşta İzmir (zamanın ismiyle Symrna), önce Lysimakhos'un, sonra Lysimakhos'u M Ö 281 yılında yapılan Corupedion Savaşı'nda yenen Selevkoslar'ın kralı 1 Selevkos'un eline geçti Selevkos egemenliği M Ö 190 yılında yapılan Magnesia (bugün Manisa) Savaşı'na kadar sürdü Selevkoslar, Romalılar'a karşı kaybettiği bu savaştan 2 yıl sonra yapılan Apameia (bugün Dinar) savaşıyla Bergama Krallığı'na verildi Bergama'nın egemenliği, Kral 3 Attalos'un ölümüne dek sürdü ve bu tarihte Romalılar'ın eline geçti ve Asya Eyaleti'ne bağlandı
Tarihçi Strabon, Smyrna'nın kendi zamanında yani M Ö 1 yüzyıla geçiş sırasında en güzel İyon kenti olduğunu belirtmektedir O dönemde kentin küçük bir bölümü Kadifekale'nin Pagos'un üzerindeydi Büyük bölüm ise düz arazi üzerinde bulunan liman çevresine toplanmıştı Ana tanrıçanın tapınağı ile gymnasion da bu hat üzerinde yer alıyordu Caddeler düzdü ve tamamı büyük taşlarla düzgün bir biçimde kaplanmıştı Aristeides, kentin doğu-batı yönünde uzanan iki ana yolunun (Kutsal yal ve Altın yol) bulunduğunu ve bu yollarla kentin , denizden gelen esinti ile serinlediğini anlatmaktadır Strabon İzmir'de Homereion olarak adlandırılan bir stoanın varlığından söz eder (belki de bir perystil ev) Bu evin içinde Homeros'un bir heykeli bulunuyordu

İzmir Agorasından bir görünüş
Roma Çağı'nda İzmir'de inşa edilen yapılar arasında, Kadifekale'nin (Pagos) kuzeybatı eteğindeki antik tiyatro ve batıdaki stadyumun her ikisinden de pek az iz kalmıştır Diğer taraftan Smyrna Agorası oldukça iyi korunmuş olup, bugün kısaca Agora olarak bilinmektedir Agoranın ölçüsü 120x80 metre uzunluğunda geniş bir avlusu vardı Doğusunda ve batısında birer stoası vardı Her iki yapı 1 7,5 m olup ikişer katlıydı Ayrıca 28 m uzunlukta bir bazilika da mevcuttu M Ö 2 yüzyılda Romalıların egemenliğine giren İzmir ikinci kez altın dönemini yaşamaya başlar M Ö 88 yılında Pontus Kralı 6 Mithridates'in eline geçtiyse de 2 yıl sonra Romalılar şehri geri aldı
İncil'de sözü edilen "Yedi Kilise"den bir tanesinin bulunduğu Smyrna Hıristiyanlığın gelişmesinde önemli bir rol oynar İzmir'in ilk başpiskoposu olan Aziz Polikarp havari ve İncil yazarı St John'un ilk müridlerinden biridir Yaklaşık M S 70 yılında Anadolu'da doğmuş, inancından ötürü 23 Şubat 155 tarihinde, İzmir akropolü üzerinde bulunan stadyumda Romalılar tarafından yakılarak ölüme mahkum edilmiştir M S 395 yılında Roma İmparatorluğu ikiye bölününce, İzmir, sonradan Bizans İmparatorluğu olarak tanınacak Doğu Roma İmparatorluğu'nun bir parçası olur
Bizans İmparatorluğu Dönemi
Bizans İmparatorluğu döneminde Araplar, Selçuklular, Haçlılar ve Cenevizliler kenti ele geçirmek için birbirleriyle savaşırlar Kenti ilk önce Araplar 672 yılında denizden zaptedip İstanbul'a yaptıkları akınlarda bir üs olarak kullanırlar Türkler İzmir'i ilk kez 1076'da Sulçuklu akıncılarından ve zamanla ilk büyük Türk denizcisi olacak Çaka Bey'in komutasında ele geçirirler İzmir'den hareketle Ege Adaları ve Çanakkale Boğazı'na düzenlediği akınlarla Bizanslılara korku salan Çaka Bey'in ölümünden sonra Bizanslılar kenti 1098'de geri alırlar ve şehrin kıyı tarafı 1204 yılında Rodos Şovalyeleri'nin eline geçer 1310'da Aydınoğlu Umur Bey tüm şehri ele geçirir 1344 yılında Cenevizliler kıyıdaki St Peter kalesini ele geçirirler Cenevizliler aşağı kenti kontrollerinde tutarken Aydınoğulları Beyliği yukarı kentte (Kadifekale) hakimiyet kurar Gavur İzmir deyimi o dönemden kalmadır ve Cenevizlilerin elinde kalan aşağı kenti tanımlamak için kullanılmıştır 14 yüzyıl ortalarında St Peter kalesi ve aşağı kent bu kez Rodos Şövalyeleri tarafından ele geçirilir Bu arada Osmanlı Devleti 1398'de İzmir üzerinde hakimiyet kurdu Ankara Savaşı'nı kazanarak Osmanlı Devleti'ni mağlup etmiş olan Timur'un 1403'te bizzat komuta ettiği Moğol ordusu kenti istila edip, St Peter Kalesini yerle bir eder Bu fetih Timur'un Hristiyan güçlere karşı yapmış olduğu tek savaş olması nedeniyle ayrıca önemlidir Osmanlı Devleti'nin toparlanmasından sonra 1422 yılında II Murat kenti zapteder ve İzmir bundan sonra Osmanlı İmparatorluğu'nun bir parçası olur

Piri Reisin Kitab-ı Bahriye kitabında İzmir körfezi
Osmanlı İmparatorluğu Dönemi
Osmanlı idaresinin ilk yüzyıllarında ikinci derece bir sancak olan İzmir'in İlk Osmanlı yöneticisi Karasubaşı Hasan Ağa'dır İzmir 1605-1606 yıllarında Celali İsyanları kapsamında Arap Sait ve Kalenderoğlu ayaklanmalarına sahne olmuştur Ancak kent, Osmanlı İmparatorluğunun 1620 yılında yabancılara tanıdığı kapitülasyonlardan sonra giderek İmparatorluğun en önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelir
1619'da Fransız, 1620'de İngiliz konsoloslukları açılır Bu arada şehrin nüfus yapısı da değişmeye başlar 16 yüzyıl kaynakları İzmir'de 19 cami, 18 havra ve sadece 1 Rum Ortodoks kilisesi bulunduğunu, kentin 9 mahallesinden sadece birinde Hristiyanların yaşadığını belirtmektedir Dolayısıyla, o dönemde şehir merkezinde Müslüman-Türkler çoğunlukta, önemli ve köklü bir Musevi cemaati mevcut (Sabetay Sevi 17 yüzyılda İzmir Musevi cemaatinin içinden çıkmıştır) ve Hrıstiyan Rumlar azınlıkta olmalıdır Evliya Çelebi de, 1672'de İzmir'i ziyaretinde, nüfus yapısındaki değişimin ilk gözlemlerini kaydeder ve Punta (Alsancak) mahallesinde giderek artan sayıda yerli gayrimüslimlerin, Levantenlerin ve Batılı tüccarların yoğunlaştığını yazar İzmir'de 1676'da yaklaşık 30 bin kişinin öldüğü bir veba salgını, 1742'de şehrin yarısının yandığı büyük bir yangın olur Osmanlılarca İzmir'e paşa düzeyinde yapılan ilk atama, 1707'de yabancı tüccarlarca düzenlenen Buca ayaklanması ndan sonra 1716'da tayin edilen Köprülü Abdullah Paşa'dır 18 yüzyıl ve 19 yüzyıllarda kent Fransız, İngiliz, Hollandalı ve İtalyan tüccarların gözdesidir Bu gelişmeye paralel olarak, eyalet merkezi (Aydın eyaleti) önce 1841'de geçici olarak, sonra da 1850'de temelli İzmir'e aktarılmıştır Aynı yıl Sultan Abdülmecit, 1863'de de Sultan Abdülaziz İzmir'i ziyarete gelmişler, 1871'de kurulan belediyenin ilk başkanı da Yenişehirlizade Ahmet Efendi olmuştur Çokuluslu bir ticaret şehri haline gelen ve servet birikimi yaratarak metropolleşen İzmir civarında aşayişi korumak herzaman zorlu bir uğraş olmuştur Bu bağlamda, bölgenin ünlü Rum eşkiyalarından Katırcı Yani 1853'de Buca'da yakalanabilmiş, başta Çakırcalı Mehmet Efe olmak üzere, efeler ve eşkiyalar İzmir'e özel ilgi göstermişler, çoğu kez resmi görevlilerden, yerli, levanten ve yabancı tacirlerden ve azınlıklardan oluşan çetrefil bir ilişkiler ağı içinde rol oynamışlardır
İzmir I Dünya Savaşından sonra 15 Mayıs 1919'da Yunan ordusu tarafından işgal edilir Bu işgal 9 Eylül 1922 tarihinde İzmir'in Kurtuluşu ile sona erer Ancak, İzmir 13 Eylül 1922 sabahı tarihinin belki de en büyük felaketlerinden birini yaşamaktan kurtulamaz Basmane semtinde başlayan yangın 2 600 000 metrekarelik bir alanda 20 000'den fazla ev ve işyerini tahrip eder Bu yangın ne yazık ki kentin geleneksel alanının dörtte üçünü tahrip etmiştir Fakat yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti ile birlikte İzmir zümrütü anka kuşu gibi kendi külleri içinden yeniden doğmuştur Yangın alanında bugün İzmir Enternasyonal Fuarı bulunmaktadır
|