Yalnız Mesajı Göster

Namazı Kasten Terk Edenin Kafir Olacağı Görüşü İle Bu Görüşün Değerlendirilmesi

Eski 07-28-2012   #3
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Namazı Kasten Terk Edenin Kafir Olacağı Görüşü İle Bu Görüşün Değerlendirilmesi



Zekât vermek istemeyenlere savaş açan Hz Ebûbekir ile, ilk anda buna karşı çıkan Hz Ömer arasında yaşanan diyalogun, eş-Şâfiî tarafından; kâfir olmayacağını söylediği "târiküssalât" ın (namaz kılmayanın) öldürüleceği hükmüne temel dayanak yapıldığını görmüştük193

eş-Şâfiî bu olayı kendi görüşü yönünde delil olarak kullanırken şöyle bir mantık yürütmektedir:

Savaşmak öldürmek demektir

Hz Ebûbekir, zekât vermemekte direnen müslümanlarla savaştığına/onları öldürdüğüne göre, namaz kılmamakta direnen müslümanlarla da savaşılır, yâni onlar da öldürülür Nitekim Hz Ebûbekir, Hz Ömer'i zekât vermeyenlere karşı savaşma/onları öldürme konusunda iknâ ederken namaz kılmayan müslümanlarla savaşılacağı/onların öldürüleceği tezinden yola çıkmıştır Demek ki; Hz Ömer (ve diğer sahâbiler) namaz kılmayan müslümanlarla -irtidat etmiş olacakları için değil, sırf namaz kılmadıkları için- savaşılacağını /öldürüleceğini zaten kabul ediyordu

eş-Şâfiî'nin bakış açısı bu Fakat önce belirtelim ki savaş, mutlak öldürme anlamına gelmez Bu konuya daha sonra değineceğiz Ama şimdilik öyle olduğunu, namaz kılmamakta -ve tabi ki zekât vermemekte- direnenlerin öldürüleceğini kabul ederek, eş-Şâfiî'nin bu noktadaki düşünce çizgisini değerlendirmeye çalışalım:

Hz Ebûbekir ile Hz Ömer arasında geçen diyalog sırasında Hz Ebûbekir'in kullandığı ve Hz Ömer'in de mâkul bularak onayladığı, "Allah'a yemin ederim ki, namazla zekatı birbirinden ayıranlara mutlaka savaşacağım" ifâdesi, eş-Şâfiî'nin söylemek istediği gibi, farz olduğuna inanmakla beraber namaz kılmayanlarla savaşılacağı/onların öldürüleceği konusunda delil olmaz Çünkü söz konusu ettiğimiz "Namaz ile zekâtı birbirinden ayırmak" ifadesi kesin olarak, "Namazın kılınması ve buna karşılık zekâtın verilmemesi" anlamını ifâde etmez Zîra burada fiilî bir ayırım (birini yerine getirip, öbürünü yerine getirmemek) söz konusu olduğu kadar, itikadî bir ayırım (birinin farz olduğuna inanıp öbürünün farz olduğuna inanmamak) da söz konusudur Şu halde, Hz Ebûbekir'in Hz Ömer'e, "Farz olduklarına inanılsa da namazı kılıp zekâtı vermeyenlerle savaşacağım", demek istediğini, Hz Ömer'in de bunu böyle anlayıp onayladığını kesin olarak söylemek mümkün değildir Bu söz, "Namazın farz olduğuna inanıp ta zekâtın farz olduğuna inanmayanlarla mutlaka savaşacağım", anlamına da gelebilir Bu iki ihtimalden hangisinin asıl anlam olduğunu belirleyecek belgelere sâhip değiliz

Kısaca, Hz Ebûbekir' in bu ifâdesinden farz oluşuna inansalar bile namaz kılmayanların öldürüleceği değil, sadece; onlarla savaşılacağı anlaşılır İşte namaz kılmayanlara savaş açılmasının sebebi, sırf namaz kılmamak suçu mu, yoksa namaz kılmamak ve isyan şeklinde tezahür eden irtidat ve buna bağlı isyan mı olduğunun belirlenmesi, eş-Şâfiî'nin görüşünün isâbetli ya da isâbetsiz olduğunu ortaya koyacaktır

Yukarıda da belirttiğimiz gibi Hz Ebûbekir, zekât vermek istemeyenlerle savaşılması gerektiği konusunda Hz Ömer' i iknâ ederken, namaz kılmayanlarla savaşılabileceği örneğini vermiştir Yâni o, iki olay arasında ortak bir özellik/illet dolayısıyla, hükmü `bilinmeyen' zekât vermeme olayını (makîs), hükmü bilinen namaz kılmama olayına (makîsun aleyh) kıyaslamıştır Ancak belirttiğimiz gibi iki olay arasındaki ortak özelligin / illetin irtidat(sonucunda ortaya çıkan isyan) mı, yoksa bir yükümlülüğü yerine getirmemek mi olduğu açık değildir ve bunu `makîsun aleyh'ten hareketle belirlemek mümkün değildir Zîra daha önce namaz kılmayanlara karşı ne fiilen savaş/onların öldürülmesi, ne de bu yönde bir haber bulunmaktadır Ancak, Hz Ebûbekir'in zekât vermeyenlere karşı, kâfir (ve sonuçta isyancı) oldukları için mi, zekât vermedikleri için mi savaş açtığını belirlersek, namaz kılmayanlarla niçin savaşılacağını da (ikisi arasındaki ortak özelliği yani kıyasın illetini de) belirlemiş oluruz

Hz Peygamber'in vefâtından sonra, Hz Ebûbekir'in hilâfetinin başlarında (Hll/M632) ortaya çıkan irtidat olayları içinde yer alanlar iki gruptular Birinci grubu Hz Peygamber'in peygamberliğini inkâr ederek Müseylime ve Esved-i Ansî gibi yalancı peygamberlere bağlanmak, ya da doğrudan doğruya İslam'dan önceki şirk hayatına dönmek suretiyle dinden çıkanlar oluşturuyordu Hz Ebûbekir, bunlara karşı ordu göndermiş, liderlerini öldürmüş ve çoğunu ortadan kaldırmıştır İkinci grup ise müslüman olduklarını söylemekle berâber el-Hattâbî'nin ifâdesiyle "namaz ile zekâtı birbirinden ayırıp zekâtın farziyetini ya da imama ödenmesinin gerektiğini inkâr edenler"194 idi Alıntıladığımız bu son ifâdelerin sâhibi el-Hattâbî ilginç bir yaklaşımla bunların "aslında (kâfir olmayıp) isyancı" olduklarını," o dönemde özellikle mürtedler arasında anılmakta" olduklarını "zîrâ irtidat olaylarının isyan olaylarına göre daha yaygın" olduğunu ifâde etmektedir195

Zekât vermeyenlerden bir kısmı şöyle diyordu: "Allah Teâlâ `Ey Muhammed! onların mallarından, onları kendisiyle temizleyip arındıracağın bir sadaka al ve onlara dua et Çünkü senin duan onlar için bir sükûnettir',196 buyurmuştur Bu ayette zekât toplama emri Hz Peygamber'e yöneltilmiştir Emir ona hastır Ayette zekât alınması için gerekli bir takım şartlar da zikredilmiştir ki, bunlar da Hz Peygamber'den başkası tarafından yerine getirilemez O da vefat ettiğine göre, zekât toplama yetkisine sahip kimse bulunmadığından, zekât fârizası düşmüştür"197 Bir kısmı da zekât vermek istiyor, fakat liderleri buna engel oluyordu Meselâ Yerbü'oğulları zekâtı halifeye teslim etmek üzere toplamışlar, fakat liderleri İbnü Nüveyre buna engel olmuş, toplanan meblağı aralarında dağıtmıştı198 Hattâbî'ye göre, kendileri ile savaşılması konusunda Hz Ömer'in tereddüt ettiği kimseler bunlardı199

el-Cassâs (ö370/ 980) ise zekât vermeyenler hakkında, yukarıdaki gibi bir detaylandırmaya girmeden, zekât vermeyenler, "zekât yükümlülüğünü üstlenmekten, onun farz olduğunu kabullenmekten kaçındılar ve bu yüzden mürted oldular Çünkü Kur'an'dan bir âyeti inkâr eden, onun tamamını inkâr etmiş demektir",200 yargısını koymaktadır Hattâbî'nin `müslümanız' dedikleri halde `zekât vermeyiz' diyenleri mürted değil, isyancı saymasına karşılık el-Cassas, bunlara mürted denmesinin mecâzî olmadığını ve irtidatlarının, "farz oluşunu reddederek zekât vermekten kaçınmaları" na dayalı olduğunu, bu sebeple (gerçek anlamda) mürted diye nitelendirildiklerini vurgulamaktadır201

Bu insanların, yukarıda aktardığımız batıl yorumları ışığında değerlendirildiğinde, el-Cassâs'ın yorumunun sağlam bir zemine dayanmakta olduğu kabul edilebilir İrtidat etmiş kimselerin, mâlî yükümlülüklerini (zekâtı) yerine getirmemekte direnen insanların, meşru düzene karşı isyan içerisinde oldukları açıktır Bu durumda onlara savaş açılması/öldürülmeleri meşrûdur

Şu halde kısaca ifâde etmek gerekirse, zekât vermeyenler mürted oldukları ve isyancı konumuna düştükleri için öldürülmüşlerdir Öyle ise, eş-Şâfiî'nin dediği gibi, namaz kılmayanın öldürülebilmesi için; zekât vermeyenlere savaş açmanın/onları öldürmenin meşruluğunun ispâtında esas kabul edilen "namaz kılmayanla savaşılacağı/onların öldürüleceği" hükmü de, namazın farz olduğunu inkâr edip, meşru düzene karşı isyan esasına dayanmalıdır Halbuki eş-Şâfiî namaz kılmayanların namazı inkar etmelerini ve devlete karşı isyan etmelerini şart kılmaksızın sadece namaz kılmadıkları için öldürüleceklerini söylemektedir Oysa bu açık bir `kıyas maa'l-farik' (bir şeyi kendisi ile aynı ortak vasfı taşımayan başka bir şeye kıyaslamak)tır Nitekim o bunun farkındadır ve durumu şöyle açıklamaya çalışmaktadır:

"Her ne kadar namaz kılmayan kimse elimizde bulunsa ve bize karşı koyacak durumda olmasa da namaz kılmadığı taktirde onu öldürürüz Zîra namaz, buluntu eşya, haraç ve mal gibi maddî bir şey değildir ki onu elinden alalım Durum böyle olunca kişi, irtidat etmesi ve imana dönmemesi hâlinde nasıl öldürülüyorsa, maddî bir şey olmayan namaz yükümlülüğünü yerine getirmeyince de öylece öldürülür202

Görüldüğü üzere burada eş-Şâfiî zekâtla namazı birbirine kıyaslayarak karşılaştığı açmazdan kurtulmaya çalışırken bir başka açmazla karşı karşıya gelmekte ve kalbî bir durum olan iman ile hem fizîkî, hem kalbî eylem olan namazı aynı düzlemde ele almaktadır

Olayı bir de, `mürtedleri' tek bir kategori olarak değil de, iki ayrı kategoride değerlendiren el-Hattâbî'nin bakış açısıyla değerlendirelim:

Eğer zekât vermek istemeyenler `mürted' değil de `bâğî' (isyancı) iseler, bu takdirde öldürülmelerinin sebebi küfür ve isyan değil de, yalnız isyan olacaktır Bu noktada da onlara savaş açılması, isyan etmeksizin namaz kılmamakta direnenlere kıyaslanmış olamaz Şu halde Hz Ebûbekir'in yaptığı kıyasın sağlıklı olabilmesi için -ki öyle olduğunda şüphe yoktur- söz konusu kıyasta namaz kılmama olayının da, meşru düzene karşı isyan zemininin de gerçekleşmiş olması gerekir Oysa eş-Şâfiî, sadece namaz kılmamayı savaş/öldürme sebebi saymaktadır



Alıntı Yaparak Cevapla