|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kültür Emperyalizmi
Kültür Emperyalizmi
İbrahim REFİK
OsmanLI İmparatorluğu’nun dünyada muvazene unsuru olma durumunu kaybetmeye başlamasıyla birlikte, ilim ve teknikte ilerlemeye başlayan Avrupa, bU sahadaki üstünlükleri sayesinde tabiatı ve diğer toplumları sömürmeye başlamış ve bir “sömürgecilik” devri açmıştır XVIII yüzyılın ikinci yarısından başlayıp XIX yüzyıl boyunca devam eden teknik ve sanayi inkılâbı ile her alandaki sömürgecilik ve hâkimiyet, nihayet “Emperyalizm” şekline dönüştü
Avrupa, tam ve kısmi sömürge ülkelerindeki menfaatlerini devam ettirebilmek için, emperyalizmine meşru bir kılıf giydirerek hareketinin adını “Dünyayı Medenileştirme” veya “Hümanizm” koydu Avrupa’nın acımasızca uyguladığı metotlardan biri, belki de en ehemmiyetlisi “Kültür Emperyalizmi”dir Kültür emperyalizmi, bir toplumu kuvvete müracaat etmeden, sessiz sedasız, hatta hüsn-ü kabul görerek, içten fethetmek ve toplumda uzun vadeli sömürme zeminini hazırlamak demektir Bunun için de toplumun fertlerini, bilhassa münevver zümreyi, beyin yıkama usulü ile kendi kültür yapısından koparmak ve boşalan kafalara yabancı kültürü aşılamak gerekmektedir Bu usul ve tatbikatın başarıya ulaşmasıyla, sömürülen toplum, sömüren toplumun kültür ve fikri atmosferine “entegre” edilmiş, yani yabancı kültürle bütünleştirilmiş olur Ancak bu bütünleşme daima geri kalmış ülkenin zararına işleyen bir mekanizma oluşturmuştur; toplumun aydın tabakası, kendi öz kültüründen uzaklaştırıldığı için; milli kültürüne bir şey veremediği gibi, bütünleştiği fakat mahiyetini bilemediği ve kavrayamadığı yabancı kültüre de herhangi bir katkıda bulunamamıştır Böylece teknik sahada gelişen ve ilerleyen, kendi kültür zemininde kalan, Batı aydını olmuştur Sömürülen toplumun aydıncıkları(!) ise fikri asalaklığını devam ettirmekten, cemiyetlerinin sömürülüp parçalanmasına sebep olduklarının farkına bile varamamışlardır
Emperyalist Batı’nın içimize sızma yollarından en mühimleri olan kültür emperyalizminin ‘‘dürtücüsü” haberleşme vasıtaları, “yöneticisi” yabancı okullar, “yayıcısı” çeşitli sanat dalları olmuştur
Bunlardan haberleşme vasıtalarını ele aldığımızda; Bütün dünyayı bir ağ gibi saran beş emperyalist ülkenin haber ajansları (ABD’den Unıted Press Internatıonal (UPI), Associated Press (AP), İngiltere’den Reuter, Fransa’dan Agance France Presse (AFP) ve SSCB’den (TASS) günde 40 milyon kelime ile haber dolaşımının yüzde 97 sini sağlayarak dünyayı haber bombardımanına tutmaktadırlar
Bugün memleketimizde en çok satan yazılı basına baktığımızda, dış habercilikte tamamen dışa bağımlı olduğu göze çarpmaktadır Öyle ki, bu haftanın Newsweek veya Times dergilerini okuduğunuzda, önümüzdeki hafta gazetelerimizde yer alacak olan dış haberleri büyük ölçüde okumuş olursunuz Gazeteler Batı kaynaklarından aldıkları bu haberleri erleyip, batının bakış açısıyla aynen yayınlamaktadırlar Bernard Kohen bu mevzu ile alakalı olarak şöyle demektedir: “—Gazete okuyucusunun, dolayısı ile kamuoyunun çeşitli ülkeler hakkındaki görüşleri, yurt dışı muhabirlerince kaleme alınan haberler ve benzeri yazılarla oluşur ve biçimlenir Bu manada yurtdışı muhabirliğinin politik bir fonksiyonu vardır Bu dolaylı tesir, basınını güçlü olduğu ülkelerde siyasi iktidarların dış politika kararlarına yansıyacak çaptadır ”
Birkaç yıl önce ülkemizde yapılan bir araştırmada dış haberlerin yüzde 54,6 sının AP, UPI, AFP ve Reuter çıkışlı olduğu, yüzde 30 9 unu ise Batılı dergi, radyo ve TV’lerinden alındığı belirtilmektedir Böylece ülkemizde yayınlanan dış haberlerin %90’ı bu kaynaklan ellerinde bulunduranların değer yargıları doğrultusunda oluşmakta, ayrıca bu ajanslar aynı haberleri her ülkeye objektif şekilde yansıtmamaktadırlar Mesela aynı haber ajansı, bir haberi Türkiye’ye geçerken bir türlü, Yunanistan’a geçerken başka türlü vermektedir
Yayın dünyasını incelediğimizde; Osmanlı’nın son döneminde, kültür emperyalizminin tesiriyle edebiyat akınları, o dönemin Fransız edebiyatının birer kopyasıydılar Batı edebiyatındaki gelişmeleri daha yakından izleyebilmek maharet sayılıyor, biraz uzağında kalmak geri kalmakla eşdeğer tutuluyordu O zamandan bu güne haberleşme ve ulaştırma teknolojisinde kaydedilen gelişmeler batıyı daha da yakınımıza getirmiş, izleyiciler sahasını alabildiğine genişletmiştir Artık Türkiye’nin penceresinden büyük bir Batı gözükmektedir Sayısı gittikçe artan bir aydın(!) kesim, sürekli tercümeler yaparak milli ruh süzgecimizden geçirmeden Batı’nın hümanist(!) düşüncelerini kitlelere ulaştırmaktadırlar
Radyo ve TV’ye gelince; Bugün radyo frekanslarının % 90’ı endüstrileşmiş Batılı ülkelerin elindedir BBC’nin yabancı dilde yaptığı radyo yayınları 1970’de 12300 saati bulmaktadır Batılı ülkelerin ve sosyalist bloğun 1987’de ülkemiz için yaptığı radyo programları günlük 15 saati aşmaktadır Üçüncü dünya ülkeleri, dünya nüfusunun %70’ini barındırdıkları halde, TV vericilerinin % 5’ini alıcılarının da % 12’sini ellerinde bulundurmaktadırlar UNESCO’nun 1974’de yayınladığı rapora göre ABD dışarıya yılda 100—200 bin, İngiltere 20—30 bin, Fransa 15—20 bin, Almanya 5—6 bin saatlik program satmaktadırlar Finlandiya Devlet Başkanı Kekkonen, bu konuda yapılan bir seminerin açılış konuşmasında “Gelişme yolundaki ülkeler habercilik alanında endüstrileşmiş Batı ülkelerinin tesiri altındadırlar Buna ‘Habercilik Emperyalizmi denir ” demektedir
1976 Mart ayında Tunus’ta tertip edilen bağlantısız ülkeler habercilik sempozyumunda hazırlanan raporda; “Gelişmiş batılı ülkelerin haberleşme sahasında bir tekel kurdukları, bu tekellere bağlı olan haberleşme vasıtalarının Bağlantısız ülkelerden gelen haberleri saptırdıkları, iyi haberleri hasıraltı ettikleri ve kötü haber uydurdukları “öne sürülmekte, raporda ayrıca, “Birçok ülkenin Batı kültürünün tesiri altında kalarak, kendi milli geleneklerine ters düşen bir medeniyetin kölesi durumuna düştükleri, hür haber dolaşımının da dünya çapında haberleşme firmalarının dilediklerini yapmaya yarayan bir sistem olduğu, bunun ise bağımsızlık mefhumu ile çatıştığı ve bu firmalar için basının bir “mal’ olduğu belirtilmektedir
Televizyon programlarının ekserisini yabancı menşeli programlar meydana getirmektedir Bunlardan; çizgi filmler olsun, kovboy filmleri, polisiye diziler, hemen hepsi bir başka kültürün yaşantısına, örf ve adetlerine, zevk ve esprisine göre hazırlanmış programlardır Sözleri bile Türkçe seslendirildiği halde yabancı bir geleneği yansıtır Mesela iki kişi birbirlerinden ayrılırken, “Allahaısmarladık” veya ‘iyi günler’ gibi sözler sarf etmezler; dikkat edilirse “kendine iyi bak” derler Niçin? Çünkü bunun aslı, Amerikalıların “Take care of yourself”dir Dikkat edilmesi gerekli önemli bir noktada reklâmlardır Toffler bu konuda şöyle demektedir: “Karmakarışık, hızlı bir değişime yakalanmış bir toplum içinde şahsi ihtiyaçlar da —ki bunlar dış çevreyle olan münasebetler neticesinde oluşur— izafi bir hızla değişik Cemiyetteki değişme umumiyetle, ferdin kısa süreli ihtiyaçlara kendini kaptırması neticesini doğuracaktır Hangi ihtiyaçlarının yerine getirildiğini seçemeyen tüketici, sık sık belirsiz bir değişiklik isteği duyar Reklâm bu duyguyu körükler ve belirgin bir biçime sokar ”
En yaygın sosyal tesirleri hasıl eden programların başında gelen reklâmlar; tüketim tipinin şekillenmesinden,- sosyal davranışlara kadar çok geniş bir sahada Batı tipi bir
hayat tarzını empoze etmektedir
Kültür emperyalizminin bir ülkedeki “yöneticisi” durumunda olan yabancı okullar;
temsil ettiği kültürün üssü ve merkezi durumundadırlar Nasıl ki, askeri bir üs, askeri bir saldırının ağırlık merkezini teşkil ediyorsa, yabancı okullar da yabancı kültürlerin milli kültüre tecavüz için merkez ve üs vazifesi görmektedirler XIX yüzyılın ikinci yarısından itibaren memleketimizde açılan İngiliz, Fransız, Alman ve İtalyan okulları Avrupa kültürünün Türk toplumuna nüfuzunda birer köprü vazifesini yerine getirmişlerdir “Medeniyeti getirme” parolasıyla tesis edilen bu yabancı okulların asil gayesi, Kapitalist Avrupa’nın menfaatlerinin devamı için meydana getirdikleri bir beşinci kol vazifesi görmektedir Şöyle ki; Yabancıların açtıkları okulların hepsi de ilk, orta ve lise seviyesindedir Bunların çoğu ihtisas veya teknik öğretim yapan yüksek seviyeli okullar değildir Bu yüzden yabancı okullar biraz Avrupa kültürü, biraz da yabancı dil öğretmekten öteye gidememiştir Bu şartlar altında yeni yetişen nesiller, Avrupa’nın Osmanlı’ya nüfuzunu kolaylaştıran memur—aydın kadrolarım oluşturmuşlardır; fakat asla Osmanlı’yı modernleştirecek kadroları meydana getirememişlerdir Çünkü bir toplumu kalkındırmak için körü körüne İngiliz, Fransız, Alman kültürünü (sanat, edebiyat, dil vs) öğretmek, buna mukabil milli kültürden kopmak yeterli değildir Eğer böyle olsa idi, gayet güzel İngilizce, Fransızca konuşan ve Avrupa kültürüyle bütünleşmiş bazı Afrika ülkeleri çoktan modernleşmiş ve kalkınmış olurdu Gerçek ise bunun tam tersi olmuştur
(Devam ediyoruz)
__________________
|