|
Prof. Dr. Sinsi
|
Türkçe - Osmanlıca Kelimeler
Osmanlıca Kelimeler - osmanlıca - Osmanlıca Kelime AOsmanlı nlamları - Osmanlıca Kelime Sözlügü - Osmanlıca Sözlük - Osmanlıca Bazı Terimler
A
acele acele: acûlâne (A -F )
aceleci: acûl (A )
acizlik: Acz
Açık mavi: Âsumânî
Açık: Rûşen
Açıklama: Fâş, rûşen
Âdet: Adi
âdetler: âdât (A )
Ağaç : Dıraht درخت (F )
Ağaçlar: Eşcar
Ağız: Dehen
Ağlayan: Giryan
Ağustos: âb (F )
Ahir zaman: Kamer devranı (Edebiyatta)
Akıl: Havsala
Alışkanlıklar: âdât (A )
Altı dilim: Şeş-per
Altı: Şeş
Altın: Zer
Anıt: âbide (A )
Anıtlar: âbidât
Anıtsal: âbidevî (A )
Aniden: Nâgehan, nâgeh
Anlayış: Havsala
Ara: Fâsıla
Araba: Gerdûne
Aralık: Fâsıla
Arzu: Kâm, maksud, matlub, emniye, meram
Aslan: Şîr
Aşağı: Adi
Âşıklar: Uşşâk
Avuç: Kef
Ay: Meh, mâh
Ayak: Pâ, pây
Ayıran şey: Fâsıla
Ayna: âbgîne (F )
Ayrılık: Firak, iftirak
Ayyaş: âbkâr (F )
Azade: Vâreste
B
Bağış: Kerem
Bakış: Nigah, nazar
Basamak: Pâye
Başarısızlık: adem -i muvaffakiyet
Başıboş: Avare
Baştanbaşa: Ser-te-ser
Batan: âfil (A )
Bayağı: Adi
Bayındır: âbâd (F )
Bayraklar: a’lâm (A )
Beceri: Hüner هنر (Farsça)
Belirtiler: a’râz (A )
Ben: Hal
Bengisu: Ab-ı hayat
Bereket: Yümn
Beslenmiş: Perveriş
Bilgi: Marifet
Bin: Hezar
Bir araya gelememe: adem-i te’lîfiyet
Bulunmama: adem (A )
Bulut: Sehab, ebr
Bülbül: Hezar, andelib
Büyük dalga: âbhîz (F )
C
Cadı: acûz, acûze (A )
Cebrail: Akl-ı küll
Cehennem: Dûzâh
Coşma: Galeyan, feveran
Cömertlik: Cûd, seha
Ç
Çadır: Otağ
Çağlayan: âbşâr (F )
Çalkanma: Galeyan, feveran
Çaresiz: Nâçâr
Çaresizlik: Acz (A )
Çarşı: Sûk
Çiçek: Şukûfe
Çocuk: Tıfl
Çukur: Hufre
D
Dağ eteği: Râğ
Dağ tepesi: Kûh
Dağınık: Perişan
Daima: Hemîşe
Danışma: İstişare
Değerlendirilmek: addedilmek
Değerlendirmek: addetmek/eylemek
Değersiz: Âdî
Değersiz: âdi (A )
Değiştirme: Tebeddül
Değnek: Çevgân
Deli: Mecnun, şeyda
Delil: Hüccet
Deneyimsiz: acemî (A )
Dengesizlik: adem -i muvazenet
Deniz: âbdâr (F )
Deniz: Bahr
Derinlikler: a’mâk (A )
Dert ortağı: Gam-küsâr
Dertleşme: Hasbihal
Diken: Hâr
Dikkat: İltifat
Dil: Zeban
Dinlemek: Gûş (etmek)
Doğan: Şahbaz
Doğum: Tevellüdتولد (Arapça)
Dolu: âgîn (F )
Doruk: Kûh
Dost: Enis, hem-dem
Dostluk: Ünsiyet
Dönen: Gerdân, ser-gerdân
Dönmek: Devrدور (Arapça)
Dudak: Leb, la’l
Duman: Dûd
Dünya: Dehr
Düşkünler(âcizler): aceze (A )
Düşman: A’da
Düşmanlar: a’dâ (A )
Düşmanlık: adâvet (A )
Düşünce: Rây
E
Edepler: âdâb (A )
Edinmek: Temin (etmek)
Ekmek: Nân
El değmemiş: Dûşîze
En büyük: a’zam (A )
En iyi bilen: a’lem (A )
En yüce: a’lâ (A )
En yüksek: a’lâ (A )
Engel: â’ik (A )
Erdemli: Fâzıl, fâzıla, fâik, a’la
Esenlik: âfiyet (A )
Eşraf: a’yân (A )
Etek: Dâmen
F
Faziletli: Fâzıl, fâzıla, fâik, a’la
Fışkırma: Feveran
G
Gebe: âbisten (F )
Gece: Şeb, leyl
Gelin: ‘Arûs
Gelinlik: ‘Arûs
Gibi: -veş, mânend
Gizli: Nihan
Göğe ait: Âsumânî
Gökyüzü: Sipihr
Gölge: Sâye
Gömlek: Pirahen
Gönül alma: İltifat
Gönül: Dil, hâtır
Görmek: addetmek/eylemek
Görülmek: addedilmek
Görünmeyen: Gayb
Görünmez: âfil (A )
Göz: Çeşm, dîde, ayn
Gözler: ‘Uyûn
Gözler: a’yün, a’yân (A )
Gözyaşı: âbgîne (F )
Gözyaşı: âbhiz (F )
Gözyaşı: Eşk, ab-ı dîde
Gül ağacı: Dıraht-ı gül, gülbün
Gül suyu: Gül-ab
Gülen: Handan
Gülücük: Hande
Gümüş: Sîmîn, sîm
Gün: Rûz
Gündüz: Rûz, nehar
Güneş: Âfitab, hurşid, mihr (F )
Gürültü: Debdebe
Güvercin: Hamam
Güzel yüzlü, parlak yüzlü, yüzü güneş gibi parlayan, sevgili, maşuk: Âfitâb-cemâl (F -A )
Güzellik: Hüsn
H
Haber: Peyam
Haberdar etmek: âgâh etmek
Haberdar olmak: âgâh olmak
Haberdar: âgâh, âgeh (F )
Halat: Resen
Hasta: Bîmâr
Hastalık: Bîmarlık
Hastalıklar: a’lâl (A )
Haşmet: Debdebe
Hatır Sorma: İltifat
Hava: âb (F )
Havuz: âbgîr (F )
Hazine: Genc
Hoş: âbdâr (F )
Huzur vermek: âbâd etmek/eylemek
Huzura kavuşmak: âbâd olmak
Hükümdar: Hüsrev, kaysar
I
Irmak: âbdâr (F )
Irmak: Cû, cûy
İ
İbadet eden: âbid (A )
İç yüz: Zamîr
İçki: Mey
İçmek: Nûş (etmek)
İffetli: afîf (A )
İftira: Bühtan
İğne: Suzen سوزن (Farsça)
İhtişam: Dârat, debdebe, dârû-berd
İklim: âbühava (F -A )
İlaç: Devâ دوا (Arapça)
İleri gelenler: a’yân (A )
İlginç: acâib, acîb (A )
İlgisizlik: adem -i teveccüh
İnleyen: Nâlân, zâr
İnsanlık: âdemiyyet (A )
İstek: Temenni
İş: Kârكار (Farsça)
İşler, ameller, davranışlar: a’mâl (A )
J
K
Kabul edilmek: addolunmak
Kaçmak: Firar
Kadeh: âbgîne (F )
Kadeh: Peymane, câm, sahba
Kâğıtlar: Evrak
Kalem: Hâme
Kalmak: Karar
Kan: Dem, hûn
Kanal: âbrâh (F )
Kanat: Pervaz
Kanlı Yaş: Eşk-i hûn-âlûd
Kapıcı: Derban
Karanlık: Zulmet
Kavuşma: İttisâl, vasl, visâl
Kaynak: Kân
Kaynama: Galeyan, feveran
Kederli: Dil-teng
Kesin: Kâtı’
Kevgir: âbke (F )
Kezzap: Tîz-ab
Kılıç: Tîg, seyf
Kınama: Ta’n
Kırmızı: Gül-gûn
Kocakarı: acûz, acûze (A )
Koku: Nükhet, bûy, râyiha
Kolay: Müyesser
Kolaylık: Yesar, yüsr
Korku: Havf
Koşmak: Yilmek, sa’y
Köle: abd (A )
Köle: Bende
Köleler: abîd (A )
Köpürme (Hiddetle): Feveran
Kör: a’mâ (A )
Köşe: Künc
Kristal: âbgîne (F )
Kul: abd (A )
Kullar: abîd (A )
Kurtulmuş: Vâreste
Kurtuluş: Necat, reha
Kuru: Huşk, yâbis
Kuyruk: Düm
Kuzey rüzgârı: Şimal
Kuzey: Şimal
L
Letafet: âb (F )
M
Mahrum: Bî-behre
Mamûr etmek: âbâd etmek/eylemek
Mamûr: âbâd (F )
Mavi: âbgûn, âbî (F )
Mektup: Nâme
Mevsim: Fasl
Mevsimler: Fusûl
Misafir: Mihman
Mum: Şem’
Mutlu: Şâd, şâmdan, târâb, said
Mübarek: Hümayun
Mücevher: Cevahir
N
Nasipsiz: Bî-Behre
Nergis: abher (A )
Numûne: Enmûzeç, nümûzeç
O
Organlar: a’zâ (A )
Orta: Sahn
Otlar: a’lâf (A )
Ova: Sahra
Oyun: Gûy
Ö
Ömürler: a’mâr (A )
Özel isimler: a’lâm (A )
Öz suyu: âbdâr (F )
P
Parlak: âbdâr (F )
Parlak: Tâb
Parlaklık: âb (F )
Parlaklık: Revnak
Parlayan: Tâbân
Pas: Jeng
Pınarlar: a’yün (A )
R
Rahatlama: Ferec
Renk: Gûn
Resim: Suretصورت (Arapça)
Riya: Zerk (Mec )
Riyakâr: Sâlûs
Rüzgâr: Bâd باد (Farsça)
Rüzgâr: Nesim, bad, saba
S
Saç örgüsü: Gîsû
Saç: Gîsû, zülf
Sağ: Yemin
Sağlamlaşma: İnzibat
Sağlığına kavuşmak: âfiyet bulmakKaynakwh: Türkçe-Osmanlıca Kelimeler
Saka: âbke (F ) 
Sakınma: HazerKaynakwh: Türkçe-Osmanlıca Kelimeler
Sap: Kabza
Sarhoş: Mest
Savaş: Rezm, cenk
Sayı: aded (A )
Sayıca: adeden (A )
Sayılar: a’dâd (A )
Sayılmak: addedilmek
Sayılmak: addolunmak
Sayısal: adedî (A )
Saymak: addetmek/eylemek
Sebep: Hikmet
Sebepler: a’lâl (A )
Sedefler: Asdaf
Sembol: Mazmun
Serçe: ‘Usfûr
Ses: Avaz, avaze
Seslenen: Hâtif
Sevgili: Nigar (Mec ), canan
Sevimli: Şirin
Sevinç: Mesarr
Sevinçli: Handan, mesrur, târâb
Sığınma: İltica
Sıkıntı: Şiddet
Sıradan: âdi (A )
Sinirler: a’sâb (A )
Sinirli: Asabi
Sivilce: âbile (F )
Somurtkan: abûs (A )
Sosyete: a’yân (A )
Söz: Güftar
Su: Âb اَب (Farsça)
Su birikintisi: âbgîr (F )
Su kabarcığı: âbile (F )
Su kabarcıkları: Habâb
Su kabı: âb-câme, âb-dân (F )
Su kaynağı: âbhiz (F )
Su rengi: âbgûn, âbî (F )
Suyolu: âbrâh (F )
Su: âbdâr (F )
Subay: Zabit
Suç: Kabahat
Suçiçeği: âbile (F )
Suçlama: İtham
Sulu: âbdâr (F )
Sürahi: âbgîne (F )
Sürme: Tûtiya
Ş
Şan: Dârat
Şartlar: Erkan
Şaşkın: Vâlih
Şefkat: Mihr (Mec )
Şimşek: Berk
T
Tanıtma: Midhat
Tantana: Debdebe
Tarak: Şâne
Taşlar: Ahcar
Temel: Bünyad
Ter: âbdâr (F )
Terbiyeler: âdâb (A )
Tesbih tanesi: Sübha
Tip: Enmûzeç (Nümûzeç)
Titreyen: Lerzan
Toprak: Hâk خاك (Farsça)
Toprak: Hâk
Toz: Gubar
Tuhaf: acâib, acîb (A )
Tutacak yer: Kabza
Tükürük: âbdâr (F )
Tütsü kabı: Micmer
Tütsü: Buhur
U
Ululuk: Debdebe
Uydurma: Masnu’
Uygun: Muvâfık موافق (Arapça)
Uygunluk: Muvâfakat موافقت (Arapça)
Uyku: Hâb
Uymama: adem-i riâyet
Uzlaşamama: adem-i te’lîfiyet
Ü
Üyeler: a’zâ (A )
V
Y
Yağız: Dîz
Yağmur: Bârân
Yaka: Gırîbân
Yalan: Bühtan
Yanak: ‘İzar
Yaprak: Berk, berg
Yardım: Avn, inayet, dâd
Yasemin: abher (A )
Yastık: Bâlin
Yaşlar: a’mâr (A )
Yaya: âbir (A )
Yedi Bölge: Heft-iklim
Yedi: Heft
Yeni: Nev نو (Farsça)
Yeşillik: Sebze, çemen
Yıldızlar: Encüm
Yokluk ülkesi: adem-âbâd (A -F )
Yokluk: adem (A )
Yol Kesen: Rehzen
Yol yordam: âdâb (A )
Yol: Râh, reh
Yukarı: Fevk
Yük: Bârبار (Farsça)
Yükselme: Ref’ (etme)
Yürüyüş: Reftar
Yüz suyu: âb-ı rû (F )
Yüz yıllar: a’sâr (A )
Yüz: Rû, rûy, ruhsar, rûh, sima
Yüzsuyu: âb (F )
Z
Zaman zaman: Dem-be-dem
Zaman: Rûzgâr
Zenginlemek: âbâd olmak
Zenginleştirmek: âbâd etmek/eylemek
Zerrin kadeh çiçeği: abher (A )
Zihin: Havsala
Dönemlere göre sınıflandırma
1- Eski Osmanlıca (Eski Anadolu Türkçesi): 11 yy ’dan, 15 yy sonuna kadar,
2- Klasik Osmanlıca: 16 yy ’dan, 19 yy ’ın ikinci yarısına kadar,
3- Yeni Osmanlıca: 19 yy ’ın ikinci yarısından 20 yy ’a kadar
20 yy başlarında gelişen Türkçülük hareketi dilde Türkçülük fikrini doğurmuş ve Modern Türkiye Türkçesi dönemi başlamıştır 1928 yılında yapılan Harf Devrimi ile Latin alfabesinin kullanılmaya başlaması ile Osmanlıca’nın kullanımı son bulmuştur
Osmanlı Devleti’nin yıkılışının ardından kullanımdan kalkmışsa da, Türk Tarihi’nin son 1000 yılına yakın bir dönemi bu yazı ile yazılmış olduğu için bu yazı araştırmacılar, edebiyatçılar ve tarihçiler tarafından birinci derecede önemli ve bilinmesi zorunlu bir dildir
Osmanlı yönetici sınıfının ve eğitimli seçkinlerin kullandığı bir yazışma ve edebiyat dili olan Osmanlıca, günlük hayatta konuşulan bir dil olmamıştır En belirgin özelliği, Türkçe cümle altyapısı üzerinde, İslam dünyasının klasik kültür dilleri olan Arapça ve Farsça'yı serbestçe kullanma imkânı tanımasıdır Günlük dilden farklı ve karmaşık kuralları olan bu dili ustalıkla yazma becerisine inşa adı verilir Bu beceri uzun bir eğitim süreci ile kazanılırdı
Osmanlı yazı dili 15 yüzyıl ortalarında biçimlenmeye başladı ve 16 yüzyıl başlarında klasik biçimine kavuştu 19 yüzyıl ortalarından itibaren gazeteciliğin ve Batı etkisindeki edebiyatın gelişmesiyle hızlı bir evrime uğrayan Osmanlıca, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulmasından kısa bir süre sonra gerçekleştirilen Harf Devrimi (1928) ve Dil Devrimi (1932-) sonucunda yazı dili ve gramer olarak kullanımdan kalktı ancak, konuşma ve yayın alanındaki kullanımı Türk Dil Kurumu'nun yabancı kelimeleri türkçeleştirme uğraşları ve Batılılaşmanın ivme kazanması ile kullanıma giren yeni kelimeler sayesinde değişime uğrayarak devam etti ve bugün kullanmakta olduğumuz modern Türkçe'ye dönüştü
Sadaret ; Sadrazamlık makamı
Sadaret kaymakamı ; Sadrazam,Serdarı ekrem ünvanı ile ordunun başında sefere çıktığı zaman onun yerine istanbulda kalıp vekaleten sadrazamın işlerini yapan vezir düzeyindeki görevli
Sadaret kethüdası ; Sadrazamın birinci derecede yardımcısı
Sadrazam ; Osmanlılarda padişahtan sonra gelen ikinci adam,en yetkili devlet görevlisi Günümüz başbakanı
Sahilhane ; Devlet ileri gelenlerine ait deniz kenarındaki konak,yalı
Saka ; İşi,çeşme ve sarnıç gibi yerlerden su alarak evlere dağıtmak olan kişi
Saka başı ; Osmanlılarda sarayda bulunan ve sarayın su ihtiyacının karşılanmasında ve seferler sırasında ordunun su ihtiyacının karşılanması işinde görev yapan saka'ların yöneticisi
Saka gediği ; Sakalara verilen, çeşmelerden su alma imtiyazı Bu imtiyaz yazılı bir senede bağlanır ve bu senet alınıp satılabilir veya varislere intikal edebilirdi Sakaların su alabileceği çeşmelerde belirtilir ve sakalar her çeşmeden su alamazdı Sakalara verilmiş olan bu imtiyaz 1869 yılında kaldırılmıştır
Sakalar kethüdası ; Sakalar ocağının kahyası olup derece olarak sakabaşından sonra gelir Görevi divan toplantılarında vezirlere ibrik ve havlu tutmaktır
Salma mecra ; Kanalet şeklindeki üstü açık olan su isale hattı
Sarnıç ; Su ihtiyacını karşılamak amacı ile yapılan özel su toplama havuzu,su deposu Üstü açık yada kapalı olabilir
Serasker ; Padişah ve sadrazam sefere çıkmadığı zaman ordunun başında seferi yöneten vezire verilen ünvan / 1826 yılında yeniçeri ocağının kaldırılmasından sonra kurulan Asakiri Mansurei Muhammediye ordusunun kumandanı
Serçavuş ; Baş çavuş
Serdar ; Ordu kumandanı
Serdarıekrem ; Padişah sefere katılmadığı zaman ordu baş kumandanı olarak seferi idare eden sadrazama verilen ünvan
Sermimar ; Mimarların başı,baş mimar
Seyyid ( seyit ) ; Bir topluluğun ileri gelen kişisi,efendi
Sıbyan mektebi ; Osmanlılarda ilköğretim okulu
Silahtar ; Padişah ve vezir gibi devlet ileri gelenlerinin silahlarını koruyan ve bakım ve onarımını yapan görevli
Sipahi ; Kapıkulu süvarilerinin birinci bölüğünü oluşturan askeri ocak
Sipahi ağası ; Kapıkulu süvarilerinin birinci bölüğünü oluşturan sipahi ocağının kumandanı
Solak ; Osmanlı kapıkulu teşkilatı bünyesinde yer alan ve görevi padişahın muhafızlığını yapmak olan koruma görevlisi
Su nazırı ; Su işlerinin organizasyonundan sorumlu olan ve devşirme ve acemi oğlanlarından adam toplayarak gerekli işleri yaptıran görevli
Su nezareti ; İlk defa Kanuni Sultan Süleyman döneminde kurulan ve su işlerinden sorumlu olan idare Önceleri padişaha bağlı iken sonradan şehremaneti bünyesinde bir müdürlük haline sokulmuştur
Su yolcu ; Su tesislerinin isale hatlarının bakım ve onarımından sorumlu olan kişi
Su yolcubaşı ; Su yolcuların idaresinden ve çeşmelerin bakım ve onarımından sorumlu olan kişi
Sülüs ; Arap alfabesi ile yazılan yazının bir çeşidi
|