Yalnız Mesajı Göster

Osmanlıca Türkçe Lügat

Eski 07-25-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Osmanlıca Türkçe Lügat



Osmanlıca Türkçe Lügat

A 1928 senesinde alınan Türk alfabesinin "a" harfi, Osmanlıcadaki elif ve ayın harflerine yakın bir ses verir
A Nida edatı olup, kelimenin sonuna gelir "ey" mânası verir Aynı veya farklı iki kelime arasına gelirse, sözün mânasını kuvvetlendirir "rengârenk, lebaleb" gibi
AB f Su * Mc : Yağmur * Letâfet, güzellik * İtibar * Irz, nâmus * Vakar * Cilâ *Keskinlik
AB-I ÂBİSTENÎ Nebatların beslenip büyümesi için zaruri olan su ve yağmur * Gebeliğe sebep olan su, meni
AB-I ADÂLET Doğruluğun ve adaletin feyz ve bereketi
AB-I BÂDE-RENG Kanlı göz yaşı
AB-I BESTE Buz * Mc : Billur, sırça
AB-I CİĞER Ciğer suyu * Göz yaşı
AB-I ÇEŞM Göz yaşı
AB-I DEHÂN Ağız suyu, salya

AB-I HAYAT Kan Ebedî hayata sebep olan hayat suyu (diye tâbir edilen) bu kelime, edebiyatta : "çok güzel ifâde, lâtif söz, parlaklık, letâfet" mânalarında geçer * Tas : Aşk-ı hakiki, aşk-ı ilâhi, ilm-i ledün, mârifetullah'tan kinayedir Âb-ı Hızır, âb-ı hayvan, âb-ı beka gibi isimlerle de söylenir

AB-I HUFTE Durgun su * Buz * Billur * Kınında bulunan kılınç
AB-I HURDENÎ İçme suyu İçilir su
AB-I KEVSER Kevser âb-ı hayatı Kevser letâfeti
AB-I LEZİZ Leziz, tatlı su
AB-I MUSAFFÂ Temizlenmiş, tasfiye edilmiş su Saf su
AB-I REVAN Akar su * Kalpteki ferahlık
AB-I RÛY Yüz suyu, şeref, haysiyet, nâmus
AB-I ŞOR Acı su * Göz yaşı
AB-I YAH Buzlu, soğuk su

AB-I ZEN f Küçük havuz * Su birikintisi * Yumuşak, lâtif sözlerle hatır alan ve bu manâda emir (Bak : Avzen)

AB Kusur, ayıp, noksanlık
ABA' Kaba, ahmak kişi
A'BA Ağırlıklar, yükler, mes'uliyetler * Sandık
ABA Ekseriyetle yünden yapılmış, bol giyimli bir libas, elbise (Peygamber Efendimiz de (ASM) bu libası giyerlerdi)
ÂBÂ (Eb C) Babalar, pederler * Mc : Mürşidler, ileri gelenler
ÂBÂ VE ECDÂD Analar, babalar, dedeler
AB'AB Taze civanlık * İbrişim halı * Dağ tekesi * Yumuşak yünden yapılan kisve
ÂBAB Otu bol olan yerler, çayırlar, otlaklar, mer'alar
ABAB (Abb) Suyu nefes almadan içmek * Işık, nur, ziyâ
AB'ÂB Uzun boylu kimse * Güzel huylu ve sabırlı adam
ABAD Ebedler Sonsuz gelecek zamanlar
ABAD f Mâmur, şen * Çok dolu
A'BAD Köleler
ABADAN f Mâmur, şen İmâr edilmiş

ABADÎ Bayındırlık, mâmurluk, şenlik * İmar edilmiş olan * Hindistan'ın Devlet-âbad şehrinde ipekden yapılmış bir yazı kağıdı

ABÂDİLE Abdullah isimliler

ABÂDİLE-İ SEB'A Meşhur olan yedi Abdullah isimli sahabe-i kiram (RA) (Abdullah İbn-i Abbas, Abdullah İbn-i Ömer, Abdullah İbn-i Mes'ud, Abdullah İbn-i Ravâha, Abdullah İbn-i Selam, Abdullah bin Amr bin As, Abdullah bin ebi Evfâ (RA) (Asr-ı saadette Abdullah ismiyle anılan ikiyüz yirmi sahabe-i kiram hazerâtı vardı)

ABAJUR Fr Lamba siperi
ABAK İcab etmek Lâzım olmak * Yapışmak
ABAKİYE Lâzım olmak * Yapışmak * Zahmet
ÂBAL Develer
ABAL Dağ kili
ABALET Ağırlık
ABA Kule
ABAM şişman kimse
ABA-PUŞ f Aba giyen, derviş * Fakir
ÂBAR (Bi'r C) Kuyular Su kuyuları * f Hesap defteri
ABAT Koltuk altları
ABB Işık, nur, ziya * Güzelleşme

ABBAS Resul-i Ekrem Aleyhissalâtu Vesselâmın amcalarındandır ve Mekke'nin fethinde Müslüman olmuştur * Arslan, gazanfer

ABBASÎ Resul-i Ekrem'in (A SM) amcası Hz Abbas'ın neslinden gelen veya aynı sülâleden gelenlerin kurdukları devlete mensup olan

AB-BERİN f Akarsu ve şelâle kenarlarında suyun tazyikle akmasından meydana gelen içi oyuk kovuk

AB-CAME f Su kabı
AB-ÇERA f Kahvaltı

ABD Kul, köle, Allah'ın kulu Mahluk, insan Hizmetçi (Hür'ün zıddı) "Abd kelimesi Allah'ın bazı isimleriyle birleştirilerek erkek isimleri meydana getirilir

Abdullah (Allah'ın kulu) Abdulbâki (Ebedi olan Allah'ın kulu) gibi Bu isimleri taşıyan insanlar buna lâyık olmaya çalışmalıdırlar"

ABDAL t Safdil, ahmak, bön * Afganistan'da yaşıyan bir Türk kavminin adı, bu kavimden olan kimse * Anadoludaki bazı göçebelerin adı ve bunlardan olan kimse * Derviş, ermiş, kalender Kendini Allah'a adamış Ona teslim olmuş, bu yolda çile çekmiş kimse (Bak : Ebdal)

ABDAN (Ab dan) Bahçe kovası, bahçe sulamaya mahsus süzgeçli kova * Sidik kesesi, mesane

ABDAR f Parlak * Sağlam vücudlu * Su veren hizmetçi * Mc : Ter u tâze, tap taze

AB-DEST f Namaz ve sair dini ibadetler için usulüne uygun olarak, el, ağız, burun, yüz, dirseklere kadar kolları ve topuk kemiği üzerine kadar ayakları üçer defa yıkamak ve kulaklara, başa ve enseye meshetmektir * Azarlama, paylama

ABDESTAN f Su ibriği, abdest ibriği
ABDEST-HANE f Ayak yolu, helâ * Abdest alacak yer

ABDİYET Kulluk * Kul olduğunu bilerek dininde, emredildiği üzere ibâdet ve itaatte bulunmak

ABDULAZİZ 32 Osmanlı Padişahıdır Hilâfeti (Hi: 1277-1293) seneleri arasındadır Mithat Paşa ve arkadaşları tarafından bilek damarları kesilerek şehid edilmiştir

ABDULHAMİD LL (mi: 1842-1918) 34' üncü Osmanlı Padişâhıdır 33 yıl saltanatta kalmış olan bu şefkatli Sultan,İslâmiyete son derece bağlı idi Yüksek bir siyaset adamı ve devlet işlerini bizzat takibeden bir zattı Memlekette bolluk ve refahı te'min için çalıştı (RAleyh)

ABDULKADİR Allah'ın kulu
ABDULKADİR-İ GEYLANÎ (Bak: Geylânî)
ABDULKAHİR-İ CÜRCANÎ (Bak: Cürcanî)

ABDULLAH Allah'ın kulu * Bu isim Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın mübarek ve şerefli isimlerindendir Çünkü, Allah'a itaat ve ibadette, kulluk yapmada devamlı ve en ileride olup bütün ömürlerinde Cenab-ı Hakka maddi manevi bütün hâlâtında itaatttan ayrılmamıştır (ASM) Hem muhterem babasının adı da Abdullah'tır

ABDULLAH İBN-İ ABBAS (RA) Ashab-ı Kiram'ın fakih ve müctehidlerindendir Resul-i Ekrem'in (ASM) amcasının oğludur Ashâb-ı Kirâm arasında mümtaz bir mevki'e hâizdir Sahih-i Buhari'de mezkûr olduğu üzere Resul-i Ekrem (ASM),

Abdullah hakkında : "İlâhi onu dinde fakih kıl ve kitabını ona öğret!" diye dua buyurmuştu Bu âli duaya mazhariyetinden dolayı zamanın en bilgin şahsiyeti olmuştu Resul-i Ekrem'in (ASM) hadislerini ezberlemekte, tefsir, hadis, fıkıh ve ferâiz gibi yüksek ilimlerde eşsizdir Hz Ömer ve Osman'ın (Radiyallahü anhüma) hilâfetleri zamanında müftülük vazifesini ifâ ediyordu Kur'anın tefsirindeki müstesna kudretinden dolayı Habr-ül-ümme, Tercemân-ül-Kur'an, Sultan-ül-Müfessirin gibi yüksek lâkablarla Ashab ve Tabiin arasında şöhret buldu 1640 hadis rivâyet etmiştir Hicretin 68 yılında 70 yaşında olduğu hâlde Tâif'de ebedî hayata kavuşmuştur (RA)

ABDULLAH İBN-İ ÖMER Bi'setten bir yıl önce doğdu Hicri yetmişüç tarihinde Haccâc-ı Zalim'in emri ile şehid edildi (RA) Sahabe-i Kirâmın ileri gelenlerinden ve Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselâmın çok bağlılarından ve dâima onun ahlâkını yaşamağa çalışanlardandı Hz Ömer Radıyallahü Anh'ın oğlu idi Hilâfet ve Valilik işlerine hiç karışmadı Müttaki, cömert, kanaat sahibi, halim bir zat olup kendini dünyaya bağlaması ihtimali olan bir malı olsa derhal onu sadaka verir veya hediye ederdi (RA)

ABDULLAH İBN-İ ZÜBEYR Ebu Bekir-i Sıddık'ın kızı Esma'nın oğludur Muhacirlerden ilk doğan çocuk olup cesaret, şecaat, ibadet ve takvası ile meşhurdur Zübeyr ibn-i Avvam'ın oğludur Yezid'in saltanatını kabul etmedi ve Mekke'de dokuz sene halifelik yaptı 73 yaşında şehid edildi (RA)

ABDURRAHMAN BİN AVF Aşere-i mübeşşereden ve çok fedakar olan Sahabelerdendir İlk müslüman olan sekiz kişiden birisidir Bütün ihya-yı din için olan muharebelerde çok fedakârlıkta bulunmuş, birisinde yirmibir yerinden yaralanmıştı Bir gazada oniki dişini birden kaybetmişti Medine'ye ve Habeşistan'a hicret edenlerdendi Çok zengin idi Bir defa otuz köleyi birden azad etmişti Hicri 31 tarihinde 71 yaşında vefat etti

ABE' Kıymet Ehemmiyet '
ABE İşaret, alamet * Cemaat, topluluk
ABECE Ahmak kimse
ABED Hayâ etmek Arlanmak * Hışım etmek, kızmak * Uyuz hastalığı
ABEDE (ÎÂbid C) İbadet edenler Âbidler Tapanlar
ABEDE-İ ESNAM f Puta tapanlar Putperestler Heykele baş eğenler
ÂBEK Sulu, su dolu olan şeyler * Çıban * Civa (Hg)
ABEKET (C: Abekât) Tâne, az şey * Tuluk içinde kalan yağ bakiyyesi * Ekmek parçası * Yılan başı dedikleri ufacık akça boncuk
A'BEL Ak, beyaz * Ağaç yaprağının dökülmesi
ABEL (C: Abâl) Yassı ve enli yaprak
A'BEL (C: A'bile) Çok sert taş ki, kırmızı, beyaz veya siyah renkli olur * Taşlık dağ
AB-ENDAM f Güzellik Güzel endam
AB-ENDAZ Su mühendisi
ABERASYON Fr Sapma
ABERAT (Abre C) Göz yaşları
ABES Davarın kuyruğunda kuruyup kalan bevl ve ters

ABES Oyuncak kabilinden faydasız ve boş amel Lüzumsuz ve gayesiz iş Tesadüfi (Bak: Gaye)

BESE (Abs den) Çehresini çattı, sureti kerih oldu (meâlinde)
ABESE SURESİ Kur'an-ı Kerim'de sekseninci surenin ismi olup, Mekke-i Mükerreme'de nazil olmuştur Saliha Suresi, Sefere Suresi de denilir
ABESE İRCA Mantık ve matematikte bir isbat şeklidir Bir hükmün doğruluğunu isbat için, bu hükmü inkâr eden diğer hükmün yanlışlığı isbatlanır Meselâ: Allah'ın varlığının inkâr edilmesinin imkânsızlığını veya abesiyetini göstermek, Allah'ın varlığını isbat yollarından biridir Bu, "Abese irca" yolu ile isbat şeklidir
ABESİYAT (Abes C) Faydasız ve boş şeyler

ABESİYYUN Kâinatın ve hâdiselerin başı boş, faydasız ve gayesiz, kendi kendine, Haliksız olduğuna inanmak isteyen bâtıl yoldaki felsefeciler Zamanımızda Ekzistansializm "Varoluşculuk" adı altında yeniden ortaya çıkan bir varlık ve hayat felsefesidir İki kola ayrılmıştır Bunlardan uluhiyeti inkâr edenler, hayatın, varlığın ve insanın var oluşunu abes ve gayesiz sayan ehl-i dalâlet fırkalarından biridir Hristiyanlık dünyasında bunlara karşı çıkan ikinci kısım ise: Allah'a inanılmazsa herşeyin abes olacağını, bu sebeple Allah'a inanmanın zaruriliğini müdafaa etmektedirler(Kâinatı abes ve gayesiz itikat eden felâsife-i abesiyyun gibi kendilerini başıboş, hikmetsiz, gayesiz, vazifesiz, Haliksız mı zannediyorlar? Acaba gözleri kör olmuş, görmüyorlar mı ki, kâinat baştan aşağıya kadar hikmetlerle müzeyyen ve gayelerle müsmirdir Ve mevcudat, zerrelerden güneşlere kadar vazifelerle muvazzaftır Ve evamir-i İlahiyyeye müsahharlardırS)

ABEY-SERAN Fesliğen * Şiddetli emir Şer ve mekruh nesne * Bir dikenli ağaç
AB-GAH Fr Havuz, küçük göl, su biriken yer * Tıb : Karnın kaburga kemikleri kıkırdağı ve kısa kaburgalar altında olan kısmı Böğür
AB-GİNE Fr Billur * Ayna * Kılınç * Göz yaşı * Şişe, sürahi, kadeh
AB-GİR f Suyun biriktiği yer, havuz * Dokumacılıkta kullanılan fırça
AB-HANE f Abdest bozacak yer Helâ, tuvalet
ABHER Nergis çiçeği, * Dolu kap
AB-HURDE f Su içen
ABIK Sebebsiz olarak sahibi yanından kaçan köle* Civa (Hg)
ABÎ f Ayva * Suda yaşayan ve suda meydana gelen * Çok mâvi
ABÎ Kurban payı
ABÎ Çekinen * Tiksinen * Sakınan * Nazlanan
ABİD İbadet eden Zâhid Çok ibadet eden * Köle
ABÎD Kullar Köleler
ABİD f Kıvılcım
ABİDANE f Kul olarak, ibâdet edene yakışır surette
ABİDAT-I İSLÂMİYE İslâm medeniyeti anıtları

ABİDE Uzun müddet dillerde destan olup kalan beliye ve dâhiye * Bir milletin târihinde büyük bir değeri hâiz olan vak'a * Fesahat ve belâgatı dolayısıyle benzeri söylenemeyen şiir * Tarihte yüksek ve hâkim bir mevkide olan vak'aları veya büyükleri yaşatmak için yapılan bina * Azametiyle, güzelliğiyle insanı hayrete uğratan mebani (Süleymaniye ve Ayasofya câmileri gibi) Uzun müddet yaşıyan edebî, ilmi, sinai eserler * Geçmiş devirlerden kalma tarihi veya bedii kıymeti olan binalar, kaleler ve harabeleri * Dikilmiş sütunlar ve bunların üzerindeki resimler, nakışlar, yazılar * Abidenin arapçadaki manası bizdekinden başkadır: Kendisinden nefretle, haşyetle bahsolunan, uzun müddet dillerde destan olup kalan dâhiye ve beliyyeye denir (Türk İslâm Ansiklopedisi)

ABİDE İbâdet eden kadın (Abide-i zâhide gibi)
A'BİDE (Abd C) Köleler Abid
ABİDEVÎ Abide gibi Abideyi andıran, âbideye benzeyen şekilde
ABİL Koyun, at ve deve gibi hayvanlara iyi bakan * Çayırda otlayarak suya muhtaç olmayan hayvan
ABİLE f Su üzerindeki kabarcık * Sivilce Çıban
ABİR (Ubur'dan) Bir yerden geçen, giden yolcu Geçen * Hz İbrâhimin (AS) dedelerinden birisinin adı
ABİS Asık suratlı, ekşi yüzlü kimse * Arslan
ABİS Alaycı, saygısız
ABİS Denizlerdeki dokuzbin metreyi geçen derinlikler
ABÎSE (C: Abayis) Tarhana
ABİST f Gebe, hâmile
ABİSTEN f Gizli, gizleme * Gebe * Dişilik
ABİSTENÎ f Hâmilelik, gebelik
ABİŞHOR f Hayvan sulama yeri * İçme kabı * Dinlenmek için kısa bir duraklama, teneffüs * Günlük yiyecek
ABİŞTGÂH f Gizlenecek yer, gizli yer
ABİY Kısmet, nasib,
ABİYE Örtü ile yüzünü örten, utangaç kız veya kadın

ABKAME f Anadolunun bazı doğu illerinde ve Bağdat'da yapılan, turşu veya salataya benzer bir çeşit yiyecek maddesi * Ekşi hamurdan pişirilerek sirkeye konulan ve turşu olarak kullanılan bir gıda maddesi

ABKARÎ Mutlaka kusuru olmayan Kâmil * Bir kavmin seyyid ve şerifi, efendisi Beşer san'atı olmayan * Çok güzellik * Bir nevi döşek(Abkari: Esasen abkar'e mensub demektir Ebu Suud ve sair tefsirlerin beyanına göre Abkar: Arabın zu'münce bir Cin beldesinin ismidir ki, Arablar acib gördükleri her şeyi ona nisbetle tavsif ederek abkarî derler Mu'cem-ül Büldan'da şu tafsil mezkûrdur: Abkar; dolu, yani buluttan inen donmuş sudur Ve demişlerdir ki, cinnin sâkin olduğu bir arzdır Meselde: "Keennehüm cinn-i abkar: sanki abkar cinni gibi" denilirBazıları da demiştir ki: Abkarinin aslı; vasfına hırs ile rağbet olunan her şeye sıfattır Bunun da esası; çünkü Abkar'da döşeme ve saire nakışları yapılırdı Onun için her iyi şey

Abkar'a nisbet edilirdi)
AB-KEND f Havuz, dere, su geçidi
AB-KEŞ f Delikli kevgir * Su çeken, sucu, saka * Kadeh sunucu
AB-KUR f Lâğım çukuru Pisliğin aktığı yol ve delik
ABL Kalın, büyük nesne * Bükmek
ABLA' Ak nesne * Beyaz taş
ABLİSE f Tarlaya tohum atan, ekinci

ABLUKA İtl Etrafını sarıp hâriçle alâkasını kesme Bahren muhasara, denizden kuşatma
ABLUKAYI BOZMAK Muhasara hattını yarıp geçmek
ABLUKAYI KALDIRMAK Muhasarayı bırakmak
AB-NAK f Sulu, ıslak, nemli
ABONE Fr Gazete ve dergi gibi yayınlara peşin para vererek muayyen bir zaman için müşteri olan kimse
ABONMAN Fr Bir imalâtçı ile müşteri arasında düzenli satın alma için yapılan anlaşma
ABORDA İtl Deniz teknelerinin rıhtıma, iskeleye veya başka bir tekneye yanlamasına yanaşması
ABR Rüya tabir etmek Düş yormak * Yaş akıtmak Sudan veya başka yerden geçmek * Söylemeden bir şeyi düşünmek
ABRA Bir değiş-tokuşta üste verilen şey * Teraziyi ayarlamak için hafif gelen kefesine konulan ağırlık
ABRAN Ağlayan, ağlayıcı
AB-RANE f Su borularına ve su yollarına bakan mühendis
ABRAŞ Alaca benekli at * Klorofil azlığından dolayı açık renkte lekeleri olan bitki yaprağı
ABRE Göz yaşı
ABS Karıştırmak, halt * Güneşte keş kurutmak
ABS Kurumak, katılaşmak
ABS (Ubus) Huzursuzluktan yüz ekşitmek, çehreyi çatmak
ABSAL f Bahçe, koru, park
AB-SÜVAR f Su üstünde yüzen * Sudaki kabarcık
ABŞ Salâh * Hüsn İbâdet * Gaflet
AB-ŞAR f Şelâle, su akarken çıkardığı ses, şırıltı
AB-ŞİNAS f Sudan anlıyan * Gemi kılavuzu
ABT Deveyi ve koyunu hastalanmadan sağ iken boğazlamak * Kazılmamış yeri kazmak * Yarmak
ABT Yalan, Şübhe uyandırıcı hareket
ABU f Nilüfer çiçeği
ABUS Çatık çehreli asık yüzlü Yüzü ekşi
ABV Yüzün güzel olması Nizamlı oluş (Bak: Ta'biye)
AB-VEND f Maşrapa, bardak, su kabı
AB-YAR f Sulayan * Mc: Bereketlendiren, feyizlendiren
AB-YARÎ f (Asıl mânâsı sulama ise de, lisanımızda yalnız mecazi mânâsiyle bazı eski nesir yazarları tarafından kullanılmıştır) Yardım, itimat
AB-YÂRÎ-İ HİMMET Korumak için yapılan yardım, himmet yardımı
AB-YÂRÎ-İ HİMMETİNİZLE Himmetiniz yardımıyle, himmetiniz sayesinde
AB-ZEN f Küçük havuz * Banyo
AC Fildişi * Dolu kap
AC'AC Çağırış
ACAC Toz * Tütün * Bulut * Duman
AC'ACE Uzun uzun çağırmak
ACAFET Zayıflık Çelimsizlik
ACAİB (Acib C) Şaşırtacak ve hayret verici şeyler
ACÂİB-İ SEB'A-İ ÂLEM Dünyanın yedi tane şaşılacak, acaib şeyi (Çin seddi bunlardan biridir)
ACAİBAT Normale zıt şeyler Acâib şeyler
ACAİZ (Acuze C) Kocakarılar İhtiyar kadınlar
ACAK f Toprak
ACAL (Ecel C) Eceller Ölümler, vâdeler
ACALİT Yoğurt
A'CAM (Acem C) Acemler İranlılar * Arab olmayanlar
ACAM (Ecme C) Meşelik, kamışlık, ağaçlıklar
ACAN f Polis: Emniyet mensubu
ACAR (Ecr C) Sevaplar, ücretler, mükâfatlar * Kiralar
ACASA Deve sürüsü

ACB Kuyruk sokumu "Us'us" denilen küçük kemik Her şeyin kuyruk dibi ve nihâyeti Fâtiha-i hilkat olan küçük kemikAcb-üz zeneb diye Hadis-i Şerifte ismi geçen ve insanın kuyruk sokumundaki en küçük kemik(Kur'ân-ı Kerim'de "Sure: 30 âyet: 27" Yani: "Sizin haşirde iâdeniz, dirilmeniz, dünyadaki hilkatinizden daha kolay, daha rahattır" Nasıl ki bir taburun askerleri istirahat için dağılsa, sonra bir boru ile çağrılsa, kolay bir surette tabur bayrağı altında toplanmaları, yeniden bir tabur teşkil etmekten çok kolay ve çok rahattır Öyle de bir bedende birbiri ile imtizaç ile ünsiyet ve münasebet peydâ eden zerrat-ı esasiyye, Hz İsrâfil'in (AS) suru ile Hâlik-ı Zülcelâlin emrine "Lebbeyk" demeleri ve toplanmaları aklen birinci icaddan daha kolay, daha mümkündür Hem bütün zerrelerin toplanmaları belki lâzım değil Nüveler ve tohumlar hükmünde olan ve hadisde "Acb-üz zeneb" tâbir edilen ecza-i esasiyye ve zerrât-ı asliyye ikinci neş'e için kâfi bir esastır, temeldir Sâni-i Hakim beden-i insanîyi onların üstünde bina eder S)(Arkadaş! Zâhire nazaran, haşirde, ecza-yı asliye ile ecza-yı zâide birlikte iade edilir Evet, cünüb iken tırnakların, saçların kesilmesi mekruh ve bedenden ayrılan herbir cüz'ün bir yere gömülmesi sünnet olduğu ona işarettir Fakat tahkike göre, nebatatın tohumları gibi "Acb-üz-zeneb" tâbir edilen bir kısım zerreler, insanın tohumu hükmünde olup, haşirde o zerreler üzerine beden-i insanî neşvü nema ile teşekkül eder İİ)

ACC Yüksek sesle haykırma, * Gürültü çıkarma Deveyi döğme
ACC(E) Kalabalık
ACCAC Fırtınalı, rüzgârlı * Gürültülü
ACEB Taaccüb, şaşma, hayret * Garib, hoş, lâtif ve nâdir-ül vücud olduğundan bir şey için inkâr ve istiğrab etme hâli
A'CEB Çok acâyib Pek tuhaf olan
A'CEB-ÜL ACÂİB Çok acib ve gülünç olan
ACED Kuru üzüm
A'CEF İnce, zayıf
A'CEL Daha acele, en çabuk * Acele eden kişi
ACELE Çabuk, çabukluk Bir işi çabuk yapmaya ve çabuk bitirmeye çalışma, ivedilik
ACEM İranlı Yabancı * Arapça konuşmayanlar Arab olmayanlar * Çekirdek
ACEMÂNE f Acemlere yakışır suret Yabancı gibi
ACEMCEME (C: Acemcemât) Kuvvetli, muhkem deve

ACEME (C: Acemât) Çekirdek * Çekirdekten biten hurma ağacı * Sert ve sağlam taş
A'CEMÎ Aceme mensub * Arapçayı iyi konuşmayan Dilsiz * Beceriksiz
ACEMÎ Tecrübesiz * Yabancı * Yeni Mübtedi
ACEMİSTAN f İran ülkesi
ACEMİYAN f (Acemi C) İranlılar Acemler * Acemiler, tecrübesizler

ACENTE (Acenta) ing Bir vapur şirketinin her iskeledeki memuru * Bir şirket veya idarenin diğer memleketteki vekili * Memur veya vekilin memuriyeti ve idarehanesi
A'CEZ En âciz Çok kudretsiz * Mak'adı etli ve yumru olan
ACEZE (Âciz C) Âcizler * Düşkünler, zayıflar
ACÎB Şaşılan ve hayret uyandıran şey Benzeri görülmeyen Garib Taaccüb olunan şey
ACİB Hayret veren Şaşılacak şey

ACÎBE Alışılmış surette olmayan Çok hârika Acib ve garip, hayret verici, şaşılacak şey

ACİBE-İ HİLKAT Her zaman yaratılan şekilden farklı olarak yaratılmış olan (Meselâ: Normalinden çok fazla büyük cüsseli veya üç ayaklı olmak gibi)
ACİC Sesi yükseltmek
ACİL Sonraya bırakılmış Bir vâdeye bağlı * Ahiret
ÂCİL Aceleci * Acele eden Hemen * Derhal Peşin * Çabuk * Fık: Dünya
ÂCİLANE f Acele edene ait Acele olarak * şimdiki zamana ait
ÂCİLEN Vakit gelince yapılmak üzere Bir vâdeye veya bir şarta bağlı bulunarak
ÂCİLEN Acele olarak Serian, derhal, müstâcelen
ACİN Rengi ve tadı değişmiş pis su
ACİN Yoğurma, hamur tutma
ACİNÎ Hamur gibi yoğurulmuş, macun kıvamında
ACİNİYET Mâcun halinde olma Hamur gibi yoğurulmuş olma
ACİR Elindekini başkasına kiralayan Kiraya veren
ACİŞ f Üşüme, soğuktan üşüme
ACİYY(E) (c: Acâyâ) Anası öldüğünden, başka kimsenin sütüyle beslenen çocuk * Anası sütünü vermeyip yemeği öğrettiği çocuk
ÂCİZ Beceriksiz Eli ermez Kabiliyetsiz Gücü yetmez olan
ÂCİZÂN (Âciz C) Âcizler, beceriksizler, zayıflar, güçsüzler
ÂCİZÂNE f Âciz olarak Beceriksizce Tevâzu ile (Alçak gönüllülük ifâdesi için söylenir) "Allah'a karşı kusurlarını bilen bir mü'min âcizâne ancak Allah'tan rahmet diler"

ÂCİZİYYET Acizlik, beceriksizlik, kabiliyetsizlik * Fakirlik, tevâzu
ACLED Yoğurt
ACLEZ Kavi, sağlam nesne
ACM (C: Ucum) Beş yaşına girmemiş deve * Kuyruk dibi * Isırmak
ACMÎ İnce fikirli Akıllı, anlayışlı
ACN Yoğurma Ma'cun kıvamına getirme
A'CUBE (Bak : U'cube)
ACUL Çok acele eden sabırsız
ACULÂNE Acele edene yakışır suretde
ACULİYET Acelecilik Sabırsızlık
ACUR Kabakgillerden bir hıyar cinsi Üstü hafif olukludur Bazıları tüylüce olur
ACUZ(E) Çok yaşlı kadın Kocakarı * Kılıç * Şarap * Sırtlan
ACUZE-İ ŞEMTA Saçı ağarmış kocakarı
ACÜR Yoğunluk, semizlik, besililik * Yoğun * Her nesnenin hacmi ve cüssesi olmak
ACÜR Kuyruk
ACÜR Kerpiç, tuğla, kiremit
ACÜRÎ Kiremitçi, tuğlacı
ACÜS Almak, kabzetmek * Gecenin sonu
ACÜZ (C: Acâz) her nesnenin dibi, kökü ve sonu * Yay kabzası
ACV Çocuğa süt içirmek
ACVE(T) Medine-i Münevvere hurmalarından bir çeşit, iyi hurma

ACZ Beceriksizlik İktidarsızlık Kuvvetsizlik Güçsüzlük Yapamamak * Zarardan korunmak gücünün olmaması * Bir şeyin geri tarafı (İnsandaki kusur sonsuz olduğu gibi, acz, fakr ve ihtiyacına da nihayet yoktur İnsana tevdi edilen açlık ile nimetlerin lezzetleri tebârüz ettiği gibi: İnsandaki kusur, kemalat-ı Sübhâniyye derecelerine bir mirsaddır İnsandaki fakr, gına-i rahmetin derecesine bir mikyastır İnsandaki acz, kudret ve kibriyâsına bir mizandır İnsandaki tenevvü-ü hâcat, envâ-ı niam ve ihsanatına bir merdivendir Öyle ise fıtratından gaye ubudiyettir Ubudiyet ise, dergah-ı izzetine kusurlarını "Estağfirullah" ve "Sübhânallah" ile ilan etmektir MN)

ACZA' Dübürü büyük kadın * Kumdan yığılmış yüksek tepe
ACZ-ALUD f Âcizlik, kuvvetsizlik, güçsüzlük
ACZE (C: Acâyiz) Her nesnenin sonu * Kadın dübürü
ACZ-MENDÎ f Âcizlik, iktidarsızlık Fakr
AÇALYA yun Fundagillerden, güzel çiçekli bir bitki ve çiçeği
AÇAR f İştah açmaya yarayan turşu vs * İnişli yokuşlu yer * Karıştırılmış, birleştirilmiş
AÇI (Bak: Zâviye)
AÇKI Cilâ, perdah, lostra
AÇKICI Cilâ ve perdah veren sanatkâr
AD İsim, nam, şöhret, şan, itibar, haysiyet
ÂD (Âdet C) Âdetler

ÂD Hz Hud Peygambere (AS) isyan ettiklerinden gazab-ı İlâhiyyeye uğrayan ve helâk olan, Yemen tarafında yaşamış bir kavmin adı(Şirk ve küfür cinayeti, kâinatın bütün kemalâtına ve ulvi hukuklarına ve kudsi hakikatlarına bir tecavüz olduğu cihetledir ki, ehl-i şirk ve küfre karşı kâinat kızıyor ve semavat ve arz hiddet ediyor ve onların mahvına anâsır ittifak edip, kavm-i Nuh (Aleyhisselam) ve Âd ve Semud ve Fir'avun gibi ehl-i şirki boğuyor, gark ediyor $ âyetinin sırriyle cehennem dahi ehl-i şirk ve küfre öyle kızıyor ve kızışıyor ki, parçalanmak derecesine geliyor ş)

ADA Gr : Kendinden sonra gelen ismi cerreder Harf-i cerr'dir "den başka, den gayrı" mânasına gelir (Bak: Mâadâ)
ADA Etrafı su ile çevrili kara parçası * Etrafı yollarla çevrili arsa ve binalar takımı
A'DA (Adüv C) Düşmanlar
A'DA En zâlim, en çok düşmanlık eden

ÂDÂB (Edeb kelimesinin çoğuludur) Usul, yol, yordam, davranış kaideleri, terbiye Ahlâk ve terbiyenin gerektirdiği konuşma ve hareket tarzı Adaba uymayanlara edepsiz denir"Edipler edepli olmalı" yani yazarlar, edebiyatçılar dine, ahlâka ve terbiyeye uymalı Aksi halde edebiyatçı adına lâyık olamazlar, edepsiz olurlar(Sünnet-i Seniyyenin meratibi var Bir kısmı vâciptir, terkedilmez O kısım, Şeriat-ı Garrâ'da tafsilâtiyle beyan edilmiş Onlar muhkemattır Hiçbir cihette tebeddül etmez Bir kısmı da, nevâfil nevindendir Nevâfil kısmı da iki kısımdır Bir kısım, ibadete tâbi Sünnet-i Seniyye kısımlarıdır Onlar dahi Şeriat kitablarında beyan edilmiş Onların tağyiri bid'attır Diğer kısmı, "âdâb" tabir ediliyor ki, Siyer-i Seniyye kitablarında zikredilmiş Onlara muhalefete, bid'a denilemez Fakat âdâb-ı Nebevi'ye bir nevi muhalefettir ve onların nurundan ve o hakiki edebden istifade etmemektir Bu kısım ise (örf ve âdât), muamelât-ı fıtriyede Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmın tevâtürle malum olan harekâtına ittiba etmektir Meselâ: Söylemek âdâbını gösteren ve yemek ve içmek ve yatmak gibi hâlâtın âdâbının düsturlarını beyan eden ve muaşerete taalluk eden çok Sünnet-i Seniyyeler var Bu nevi Sünnetlere "âdâb" tabir edilir Fakat o âdâba ittiba eden, âdâtını ibadete çevirir O âdâbdan mühim bir feyz alır En küçük bir âdâbın mürââtı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâmı tahattur ettiriyor; kalbe bir nur veriyor Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimi İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taalluk eden Sünnetlerdir Şeâir, âdeta hukuk-u umumiye nev'inden cemiyete ait bir ubudiyettir Birisinin yapmasıyle o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes'ul olur Bu nevi şeâire riya giremez ve ilân edilir Nâfile nev'inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir Sünnet-i Seniyye, edebdir Hiçbir mes'elesi yoktur ki, altında bir nur, bir edeb bulunmasın! Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm ferman etmiş: $ Yâni : "Rabbim bana edebi, güzel bir surette ihsan etmiş, edeblendirmiş" Evet Siyer-i Nebeviyyeye dikkat eden ve Sünnet-i Seniyyeyi bilen, kat'iyyen anlar ki: Edebin envâını, Cenab-ı Hak, Habibinde cem'etmiştir Onun Sünnet-i Seniyyesini terkeden, edebi terkeder L)

ÂDÂB-I MİLLİYE Millete ait edep ve terbiyeler
ÂDÂB-I MUAŞERET Beraber yaşayışta, hoş ve İslâmca yaşama ve geçinme usulleri Peygamberin (ASM) sünnetine uygun olan hareket İnsanlara karşı edebli olma, insanca ve İslâmca yaşama âdâbı Adâba dair sünnet-i peygamberiyeye uymak( İki cihanın rahat ve selâmetini iki harf tefsir eder, kazandırır: Dostlarına karşı mürüvvetkârâne muaşeret ve düşmanlarına sulhkârâne muâmele etmektir M)

ADÂB-I UMUMİYE Umumi ahlâk kaideleri
ÂDÂB U ERKÂN Edebler, kaideler ve rükünler Ahlâk ve terbiye kaideleri
A'DAD (Adud ve Adad C) Bazular Kollar * Havuzun çevre kenarına konan taş
A'DAD İnce ve kısa kollu adam
A'DAD (Aded C) Adetler Sayılar
ADAHİ (Udhiye C) Kurbanlar
ADAHİK (Udhuke C) Şakalar, gülünç şeyler
ADAK Nezredilen şey (Bak: Nezr)
ADAKK İnce, dakik
ADAL Gümüşü az olan para
A'DAL (İdl C) Eşitler, denkler, müsaviler
ADALAT (Adale C) Adaleler
ADALE Tıb: Bedenin hareketini icra eden ve birbirinden, ince bir perde ile ayrılan sinirli et kısımlarından her biri Hepsine birden et (Lahm) tâbir edilir

ADALET Zulüm etmemek Herkese hakkını vermek ve lâyık olduğu muâmeleyi yapmak Mahkeme Hak kanunlarına uygunluk Haksızları terbiye etmek İnsaf Mâdelet Dâd Cenab-ı Hakk'ın emrini emrettiği şekilde tatbik etmek Suçluya Allah'ın emrini icra etmek(Adâlet iki şıktır Biri mübet, diğeri menfidir Müsbet ise; hak sahibine hakkını vermektir Şu kısım adâlet; bu dünyada bedahet derecesinde ihâtası vardır Çünkü her şeyin istidat lisaniyle ve ihtiyac-ı fıtrî lisaniyle ve ıztırar lisaniyle Fâtır-ı Zülcelâl'den istediği bütün matlubatını ve vücut ve hayatına lâzım olan bütün hukukunu mahsus mizanlarla, muayyen ölçülerle bilmüşahede veriyor Demek adâletin şu kısmı, vücut ve hayat derecesinde kat'i vardır İkinci kısım menfidir ki: Haksızları terbiye etmektir Yâni, haksızların hakkını, tâzib ve tecziye ile veriyor Şu şık ise; çendan tamamiyle şu dünyada tezahür etmiyor Fakat, o hakikatın vücudunu ihsas edecek bir surette hadsiz işarat ve emarat vardır Ezcümle: Kavm-i Âd ve Semud'dan tut, tâ şu zamanın mütemerrid kavimlerine kadar gelen sille-i te'dib ve tâziyâne-i ta'zib, gayet âli bir adâletin hükümran olduğunu hads-i kat'i ile gösteriyor S) (Bak: Fâtih Sultan Mehmed)

ADÂLET-İ İLÂHİYE Allah'ın adaleti

ADÂLET-İ İZAFİYE İzafi adalet veya adâlet-i nisbiye de denir Küll'ün selâmeti için, cüz'ü feda eden adalet usulüdür(Cemaat için ferdin hakkını nazara almaz, "ehvenüş-şer" diye bir nevi adalet-i izâfiyeyi yapmağa çalışır Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise "adalet-i izafiye"ye gidilmez, gidilse zulümdür M)

ADÂLET-İ MAHZA Adaletin tam hakikisi, tam adalet (Adâlet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki: $ âyetin mâna-yı işarisi ile : Bir mâsumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez Bir fert dahi umumun selâmeti için feda edilemez Cenab-ı Hakkın nazar-ı merhametinde hak, haktır Küçüğüne büyüğüne bakılmaz Küçük büyük için iptal edilemez Bir cemaatin selâmeti için bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez Hamiyet nâmına, rızası ile olsa o başka meseledir M)( Adâlet-i İlâhiyenin tam mânâsı ile tecelli etmesi için haşre ve Mahkeme-i Kübrâ'ya lüzum vardır ki, biri cezasını, diğeri mükâfatını görsün İİ)

ADALETKÂR f Adaletli, insaflı, adalet sahibi

ADÂLETKÂRANE f Adâletlice Adalet sahibine yakışır şekilde, insaflı ve haklı surette

ADALETPENAH f Adâletli
ADALL Çok sapık, çok dalâlette

ADAM İnsan * Erkek kişi * Birinin tarafını tutan kimse * İyi ve terbiyeli yetişmiş insan
ADAMET Ahmaklık, akılsızlık
ADAN Deniz kenarı
ADAPTASYON Fr Tatbik etme işi Bir şeyin bir başkasına göre ayarlanması Bir canlının, yaşadığı muhite uyması işi * Yabancı dilde yazılmış bir eseri yerli adlar ile ve yerli hayata uydurarak çevirme
ADAPTE Fr Adaptasyonu yapılmış, tamamlanmış
ADARR En zararlı
A'DAS (Ades C) Mercimekler
ÂDAT Âdetler (Bak: Âdet)

ADAVET Husumet, düşmanlık Kin buğz Garaz(Adâvet ve muhabbet, nur ve zulmet gibi zıttırlar İkisi, mâna-yı hakikisinde olarak beraber cem olmazlar Eğer muhabbet, kendi esbabının rüçhaniyetine göre bir kalbde hakiki bulunsa, o vakit adâvet mecazi olur; acımak suretine inkılâb eder Evet mümin, kardeşini sever ve sevmeli Fakat fenalığı için yalnız acır Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır Onun için nass-ı hadis ile: "Üç günden fazla, mü'min mü'mine küsüp kat-ı mükâleme etmeyecek" Eğer esbâb-ı adâvet galebe çalıp, adâvet, hakikatıyla bir kalbde bulunsa; o vakit muhabbet mecâzi olur; tasannu ve temelluk suretine girer M)

ADAY (Bak: Namzed)
ADB Kılıç * Kesmek * Sövmek* Yardımcı
ADCEM Eğri burunlu
ÂDD Kuvvet, salâbet
ADD Hesablamak Saymak Sayılmak İtibar etmek
ADDAR Denizci, gemici taifesi
ADDETMEK Saymak İtibar etmek İttihaz etmek
ÂDE Âdet kelimesinin arabca terkiblerdeki kısalmış şekli Meselâ: Harikulâde, alelâde, fevkalâde
A'DEB Erkeklerden arkadaşı ve yardımcısı olmayan * Bir boynuzu kırık hayvan
ADED Sayı Tane Rakam Miktar
ADEDEN Sayı bakımından, sayıca
ADEDÎ (Adediye) Adede yani miktar ve rakama, sayıya mensub
A'DEL (Adil den) Adâletli, çok doğru

ÂDEM İnsan İlk insan ve ilk peygamber (AS)Allah ilk insan olarak Âdem'i, sonra eşi Havva'yı yaratmıştır Bugünkü insanlar onlardan türeyip çoğalmıştır Bazı dine tâbi olmıyanlar, insanın maymun soyundan bir hayvandan türediğini iddia ederler Bu iddia kasıtlıdır, çünki ilmî isbatı yapılamamıştır Lâboratuarlarda küçük canlılar üzerinde yapılan çalışmalar göstermiştir ki, canlının genetik yapısında meydana gelen değişiklik sonucu türeyen yeni canlı, ana-babasından daha mükemmel değil; dejenere olmuş, soysuzlaşmış, bozuk bir şekil almıştır İnsan ise en mükemmel mahluktur Kaldı ki bu güne kadar bir canlının değişip başka bir canlı haline geldiğini kimse görmemiştir Bugünkü maymunlar da hâlâ insan olmamışlardır Bugünün psikoloji ve felsefi antropolojisi insanın mahiyetçe, özce hayvandan farklı olduğunu kabul etmiştir $ Yani: Cenâb-ı Hak, Âdem'i (AS) bütün kemalâtın mebadisini tazammun eden âli bir fıtratla tasvir etmiştir ve bütün maâlinin tohumlarına mezraa olarak yüksek bir istidat ile halketmiştir ve mevcudatı ihata eden ulvi bir vicdan ve ihatalı on duygu ile teçhiz etmiştir; ve bu üç meziyet sayesinde, bütün hakaik-ı eşyayı öğretmeye hazırlamıştır, sonra bütün esmayı kendisine öğretmiştir Âdem'i halketti, tesviye etti, cesedine nefh-i ruh etti, terbiye etti, sonra esmâyı tâlim etti ve hilâfete namzed kıldı Sonra vakta ki Âdem'i melâikeye tercih etmekle rüchan mes'elesinde ve hilâfet istihkakında ilm-i esmâ ile mümtaz kıldı İİ)(Hz Âdem'in (AS) Cennet'ten ihracı ve bir kısım beni-âdemin Cehennem'e idhali ne hikmete mebnidir?Elcevap: Hikmeti, tavziftir Öyle bir vazife ile me'mur edilerek gönderilmiştir ki, bütün terakkkiyat-ı mâneviye-i beşeriyenin ve bütün istidâdât-ı beşeriyenin inkişaf ve inbisatları ve mâhiyet-i insaniyenin bütün Esmâ-i İlâhiyeye bir âyine-i câmia olması, o vazifenin netayicindendir Eğer Hz Adem Cennette kalsaydı; melek gibi makamı sâbit kalırdı, istidâdât-ı beşeriye inkişaf etmezdi Halbuki yeknesak makam sâhibi olan melâikeler çoktur, o tarz ubudiyet için insana ihtiyaç yok Belki hikmet-i İlâhiye, nihayetsiz makamatı kat' edecek olan insanın istidadına muvafık bir dâr-ı teklifi iktiza ettiği için, melâikelerin aksine olarak mukteza-yı fıtratları olan mâlum günahla Cennet'ten ihraç edildi Demek Hazret-i Adem'in Cennet'ten ihracı, ayn-ı hikmet ve mahz-ı rahmet olduğu gibi; küffarın da Cehennem'e idhalleri haktır ve adâlettir M) (Bak: Terakkiyat)

ADEM Yokluk, olmama, bulunmama * Fakirlik (Vücudun zıddı)(Bir zaman -küçüklüğümde- hayalimden sordum: "Sana bir milyon sene ömür ve dünya saltanatı verilmesini, fakat sonra ademe ve hiçliğe düşmesini mi istersin? Yoksa, bâki, fakat âdi ve meşakkatli bir vücudu mu istersin?" dedim Baktım ikincisini arzulayıp birincisinden "Âh!" çekti "Cehennem de olsa beka isterim" dedi RN)(Eğer sen dalâlette boğulup çıkamıyorsan; yine cehennemin vücudu bin derece idam-ı ebediden hayırlıdır Ve kâfirlere de bir nevi merhamettir Çünkü insan, hattâ yavrulu hayvanat dahi, akrabasının ve evlâdının ve ahbabının lezzetleriyle ve saadetleriyle lezzetlenir, bir cihette mes'ud olur Şu halde, sen ey mülhid, dalâletin itibariyle ya idam-ı ebedi ile ademe düşeceksin veya cehenneme gireceksin! Şerr-i mahz olan adem ise, senin bütün sevdiklerin ve saadetleriyle memnun ve bir derece mes'ud olduğun umum akraba ve asl ve neslin, seninle beraber idam olmasından, binler derece cehennemden ziyâde senin ruhunu ve kalbini ve mâhiyet-i insaniyeni yandırır Çünkü cehennem olmazsa cennet de olmaz; herşey senin küfrün ile ademe düşer Eğer sen cehenneme girsen, vücud dâiresinde kalsan, senin sevdiklerin ve akrabaların ya cennette mes'ud veya vücud dâirelerinde bir cihette merhametlere mazhar olurlar Demek, herhalde cehennemin vücuduna taraftar olmak sana lâzımdır Cehennem aleyhinde bulunmak ademe taraftar olmaktır ki; hadsiz dostlarının saadetlerinin hiç olmasına taraftarlıktır Evet cehennem ise, hayr-ı mahz olan dâire-i vücudun Hakim-i zülcelâlinin hakimâne ve âdilâne bir hapishâne vazifesini gören dehşetli ve celâlli bir mevcud ülkesidir Hapishâne vazifesini de görmekle beraber, başka pek çok vazifeleri var Ve pek çok hikmetleri ve âlem-i bekâya âit hizmetleri var Ve zebâni gibi pek çok zihayatın celâldarâne meskenleridir Ş)

ADEM-ÂBÂD f Yokluk Yokluk alemi
ADEM-İ ABESİYYET Abes olmayış Faydasız ve boş olmamak
ADEM-İ BASİRET Basiretsizlik, görüşsüzlük
ADEM-İ DİKKAT Dikkatsizlik
ADEM-İ EMNİYET Emniyetsizlik Güvensizlik

ADEM-İ HÂRİCÎ İlm-i İlâhide mevcud olup, maddi vücudu olmayan(Adem-i mutlak zaten yoktur; çünkü bir ilm-i muhit var Hem daire-i ilm-i İlâhînin harici yok ki, bir şey ona atılsın Dâire-i ilim içinde bulunan adem ise, adem-i hâricidir ve vücud-u ilmiye perde olmuş bir ünvandır Hatta bu mevcudat-ı ilmiyeye bazı ehl-i tahkik "A'yan-ı sâbite" tabir etmişler Öyle ise, fenaya gitmek, muvakkaten haricî libasını çıkarıp, vücud-u mâneviye ve ilmîye girmektir Yani, hâlik ve fani olanlar, vücud-u hâricîyi bırakıp; mâhiyetleri bir vücud-u mânevi giyer, dâire-i kudretten çıkıp dâire-i ilme girer M)

ADEM-İ İHTİLÂF Birlik Beraberlik Uyuşma Anlaşma
ADEM-İ İKTİDAR İktidarsızlık Güçsüzlük Kuvvetsizlikten gelen hastalık
ADEM-İ İMKÂN İmkânsızlık Mümkün olmayış
ADEM-İ İNKÂR İnkâr etmeme İnkârsızlık
ADEM-İ İSTİMA' Huk: Mahkemede dâvanın dinlenmemesi
ADEM-İ İTÂAT İtâatsizlik, emri dinlememek
ADEM-İ İTİKAD İtikatsızlık
ADEM-İ İTİLÂF Ülfetsizlik, anlaşmazlık
ADEM-İ İTTİFAK İttifaksızlık Uyuşmazlık

ADEM-İ KABUL İsbatı tasdik etmemek Şek, hükümsüzlük İman hükümlerini lâkaydlıkla karşılamak, nefy ve inkâr etmek, kabul etmemek, göz kapamak gibi câhilâne bir hükümsüzlük Bir terk, bir cehl-i mutlak (Kabul etmemek başkadır İnkâr etmek başkadır Adem-i kabul, bir lâkaydlıktır, bir göz kapamaktır ve câhilâne bir hükümsüzlüktür Bu surette, çok muhal şeyler onun içinde gizlenebilir Onun aklı, onlarla uğraşmaz Amma inkâr ise: O adem-i kabul değil, belki o kabul-ü ademdir, bir hükümdür Onun aklı, hareket etmeye mecburdur M) (Bak: Kabul-i adem)

ADEM-İ KİFÂYET Kifâyet etmeme, kâfi gelmeme, yetmezlik
ADEM-İ MERKEZİYYET Bir idâri taksimattaki parçaların (vilâyet, belediye ve köy) muayyen hususlarda kendi kendilerine idare yetkileri Bir yere bağlı olmaksızın veya bir yerden idare edilmeksizin olan muamele Bütün kısım ve şubelerin kendi kendilerini idare tarzı

ADEM-İ MES'ULİYET Mes'uliyetsizlik, sorumsuzluk
ADEM-İ MEVCUDİYYET Yokluk Olmama
ADEM-İ MUVAFAKAT Râzı olmayış, muvâfakat etmeme
ADEM-İ MÜBÂLÂT Dikkatsizlik
ADEM-İ MÜDÂHALE Karışmamazlık
ADEM-İ MÜSÂADE İzinsizlik, müsaadesizlik
ADEM-İ SALÂHİYET Salâhiyetsizlik, yetkisizlik
ADEM-İ SIRF Yokluk Mutlak yokluk
ADEM-İ TAHAYYÜZ Boşlukta yer kaplamamak Mekândan münezzeh oluş Yer ile bağlı olmamak Hacmi olmayış
ADEM-İ TAKAYYÜD Kayıtsızlık Bir şeye bağlı olmayış Kıymet vermemek Üzerine almamak
ADEM-İ TA'KİB Takibsizlik * Huk: Muhakemeye lüzum görmemek
ADEM-İ TE'DİYE Borcunu ödememe
ADEMÎ Yokluğa ait Ademle ilgili (Bak: Vukuât)
ÂDEMÎ İnsanlardan olan, insana âit, insana dair ve müteallik
ÂDEMİYÂN (Âdem C) İnsanlar
ÂDEMİYÂT (Adem C) Yokluklar Ademler
ÂDEMİYYET İnsanlık Namuslu bir insana yakışır hâl ve tavır
ÂDEM-KÜŞ f Adam öldüren, katil
ADER Yel inmekle hayası şişen kimse
ADER Çok su
ADES (C Adâs) Mercimek
ADESE Mercimek * Mercek Uzağı yakın veya yakını uzakta görmeğe yarayan dürbün veya mikroskop camı
ADESE-İ AYNİYYE Gözleme merceği
ADESE-İ MÜTEKARİB Yakınlaştıran mercek
ADESÎ Mercimeğe benziyen şey

ÂDET Usul, görenek, alışılmış davranış Huy, tabiat Toplumda nesiller boyunca uyulan ve kamuoyunda (umumî efkârda) saygı ve müeyyideye sahip hareket kaideleri (Sosyoloji) İslâm cemiyetinde âdetler de İslâmî olur, İslâma uygun olur Müslüman, İslâma aykırı âdetlere uymaz Cemiyetin yabancı âdetlerle bozulmamasına gayret gösterir

ADETÂ Âdet olduğu üzere, her vakitki gibi, alelâde Bayağı surette, âdi bir suretle Düpedüz

ADETEN Görenek şekliyle, âdet olarak
ÂDET-İ AGNÂM Keçi ve koyunlar için alınan vergi

ÂDETULLAH (Sünnetullah da denir) Tabiatta canlı cansız bütün varlıkların nasıl hareket edeceklerini belirliyen Allah'ın emirleri, O'nun koyduğu değişmez düzen Meselâ oksijenle hidrojenin birleşmesinden su meydana gelir Işık, geldiği açıya eşit bir açı ile yansır ki, bunlar birer âdetullahdır "Âdetullah" yerine "tabiat kanunu" demek yanlıştır( Esbab-ı tabiiyyenin üss-ül-esası hükmünde olan cüz-ü lâyetecezzadaki kuvve-i câzibe ve kuvve-i dâfianın ictimalarının hortumu üzerinde bir muhaliyet damgası var Fakat caizdir ki, herbir şeyin esası zannettikleri olan cezb, def, hareket, kuva gibi emirler, âdâtullahın kanunlarına birer isim olsun Lâkin kanun, kaidelikten tabiîliğe ve zihnîlikten hâricîliğe ve itibarîden hakikata ve âletiyetten müessiriyete geçmemek şartıyla kabul ederiz MN)

ADEVÂN (ADV) Sür'atle koşmak
ADF Yemek
ADGÂS (Dags C) Desteler, demetler * Karışık rüyalar * Karışık söylentiler
ADGÂSU AHLÂM Karışık rüyâlar Tâbire değmeyen rüyâlar
ADHÂ Kurbanlar Kuşluk vakti kesilen kurbanlar Kuşluk vakti (Bak: Îd)
ADHAM Yoğun, kaba * İri cüsseli adam
ÂDÎ Üstünlük farkı olmayan Kıymetsiz * Her zamanki * Âd kavmine âid
ADİD Ağaç kesmek
ADİD Kesilmiş ağaç * Tepesine el yetişen hurma ağacı
ADİD (Adide) Çok Bir çok sayı Çok şeyler Müteaddid Birinin dengi
ADİD Hasım * Arkadaş * Isırma Bir ısırımlık lokma (Bak: Adûd)
ÂDİH Sihirbaz * Soktuğu saat öldüren yılan
ADİHE Bühtan, yalan

ÂDİL (Âdile) Adâlet eden Allah'ın emirlerini noksansız tatbik eden Doğru Doğruluk gösteren Adâlet sahibi (Bak: Adâlet)(Meselâ bir hükümdâr-ı âdil, ihkak-ı hak için mazlumların hakkını zâlimlerden almakla ve fakirleri kavilerin şerrinden muhafaza etmekle ve herkese müstahak olduğu hakkı vermekle lezzet alması, iftihar etmesi, memnun olması; hükümdarlığın ve adaletin bir kaide-i esasiyesi olduğundan elbette Hâkim-i Hakim, Adl-i Âdil olan Zât-ı Hayy-ı Kayyumun bütün mahlukatına, hususan zihayatlara "hukuk-u hayat" tabir edilen şerait-i hayatiyeyi vermekle ve hayatlarını muhafaza için onlara cihazat ihsan etmekle ve zaifleri kavilerin şerrinden Rahimane himaye etmekle ve umum zihayatlarda bu dünyada ihkak-ı hak etmek nev'i tamamen; ve haksızlara ceza vermek nev'i ise, kısmen sırr-ı adâletin icrasından olmakla ve bilhassa Mahkeme-i Kübrâ-yı Haşirde adalet-i ekberin tecellisinden hasıl olan ve tabirinde âciz olduğumuz şuunât-ı Rabbaniye ve maâni-i kudsiyedir ki, kâinatta bu faaliyet-i daimeyi iktiza ediyor L)

ÂDİLÂNE Adalet sahibi bir adama yakışır surette
ADİL Eş, denk, akran, benzeri Ölçüde, miktarda eşit olan
ADÎM Mâlik ve sahib olmayan Yok olan Birşeyi olmayan Fakir
ADÎM-ÜL İMKÂN İmkânsız Olamaz
ADÎM-ÜN NAZÎR Eşi, benzeri olmayan Eşsiz Benzersiz
ÂDİN Otlakta bulunan dişi deve
ÂDİNE Cuma günü
ÂDİŞ f Ateş, nar

ADİYAT (Âdi C) Her zaman meydana gelen hârikulâde ve birer mu'cize-i kudret olmakla beraber, insanlarca alışılmış olduğundan kuymeti bilinmeyen hâdiseler * Kıymetsiz şeyler (Kur'an, âyetleriyle insanların nazarını me'lüfatları olan şeylere çeviriyor Âyetler, necimler gibi ülfet perdesini deler, atar İnsanın kulağından tutar, başını eğdirir O ülfetin altındaki havârık-ul âdât mu'cizeleri o âdiyat içerisinde gösterir MN)

ÂDİYÂT-I UMÛR Günlük işler, her zamanki değersiz işler
ÂDİYÂT (Adiv den ism-i faildir) Hızla koşmak, seyirtmek (At, deve vs koşanların hepsine ıtlak olunabilir) * Mc: Düşmanlık, zulüm * Dâima muharebeye koşup hücum eden cemaat * Uzaklık (Kamus)

ÂDİYAT SURESİ Kur'an-ı Kerim'in 100 suresinin ismi olup, Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur
ÂDİYE (C: Âdiyat) Gaza yolunda seğirten at
ÂDİYEN Her zamanki gibi Adice Fevkalâde olmayarak
ÂDİYYE İtiyad edilmiş Alışılmış
ÂDİYYET Adilik Aşağılık
ADK Vurmak, darp

ADL Hakkaniyet Adâlet üzere oluş Cevr ve zulüm etmeyip nefislerde ve akıllarda istikameti kaim ve mâlum olan emir ve hâleti icra etmek Doğruluk * Her şeyi yerli yerince yapmak, beraber etmek * Meyletmek (Bak: Adâlet)(Hem istidâd lisanıyla, ihtiyac-ı fıtri lisanıyla, ıztırar lisanıyla sual edilen ve istenilen herşeye daimi cevap vermek; nihayet derecede bir adl ü hikmeti gösteriyor S)

ADL-PENAH Adâletin barındığı yer, adâlete sığınan kimse
ADL Mâni olmak Men etmek
ADLA' (Azla') (Dıl' C) Kaburgalar * Mat : Geometrik şekillerin kenarları, sayı kökleri

ADLÎ Adâlete mensup, adâletle alâkalı, ilgili* Sultan II Bayezid'in şiirlerinde kullandığı mahlası
ADLİYE Mahkeme Muhakeme işleriyle uğraşan daire (Adliyede, adalet hakikatı ve müracaat eden herkesin hukukunu bilâ-tefrik muhafazaya, sırf hak namına çalışmak vazifesi hükmettiğine binaendir ki; İmam-ı Ali (RA), hilafeti zamanında bir yahudi ile beraber mahkemede oturup, muhakeme olmuşlar Ş)

ADM Gazap etmek, öfkelenmek
ADM (C: İdâm) Yay tutamağı * Deve kuyruğu * Saban eğiği ki, ucunda demiri vardır * Harman savurdukları yaba
ADMER Arslan * Şedit, şiddetli * Belâ * Çirkin yüzlü şişman kadın
ADN Vatan tutmak ve mukim olmak * Cennette bir makam adı (Bak: Cennet)
ADRAHŞ f Yıldırım * Gökgürültüsü * Şimşek
ADRAS (Dırs C) Arka dişler, dişler
ADREFUT Kelerden büyük bir hayvan
ADRENALİN Fr Tıb: Böbrek üstü salgısından çıkarılan bir hormon Sentetik olarak da yapılır Damar daraltmak ve kanamayı önlemekte kullanılır
ADRENG Fr Keder, mihnet, sıkıntı
ADRET Kaşları olmayan kimse
ADUB Yardımcı
ADUD Pazı Kolun omuzdan dirseğe kadar olan kısmı * Mc: Yardımcı İstinadgâh
ADUD Zalim Iztırab veren Hunhar * Bir lokma * Isırıcı köpek veya at * Yavuz kişi * Dar ve derin olan kuyu (Bak: Adîd)
ADUDE Yumuşaklık Tazelik
ADUDÎ Pazı kemiği ile ilgili
ADULÎ Gemici, mellah
ADÜVV Düşman, hasım
ADÜVV-İ CÂN Can düşmanı

ADÜVV-ÜD DİN Din düşmanı(Hem küfranınızla öyle bir Mâlik-i Zülcelâl'in memleketinde isyan ediyorsunuz ki, ibâdından ve cünudundan öyleleri var ki, değil sizin gibi küçücük âciz mahlukları, belki farz-ı muhal olarak dağ ve arz büyüklüğünde birer adüvv-ü kâfir olsaydınız arz ve dağ büyüklüğünde yıldızları, ateşli demirleri, şuvazlı nühasları size atabilirler, sizi dağıtırlar Hem öyle bir kanunu kırıyorsunuz ki, o kanun ile öyleler bağlıdır, eğer lüzum olsa arzınızı yüzünüze çarpar, gülleler gibi küreniz misillü yıldızları üstünüze yağdırabilirler S)

ADÜVV-İ KADİM Eski düşman
ADV Yelmek Seğirtmek * Hazırlamak
ADVA Hastalık başkasına bulaşmak
ADVAN Çok koşan kimse
ADYA' Boynuzu ufak koyun * Nebiyyi Zişân Aleyhisselam Efendimizin devesinin adı
ADYE Koğuculuk, dedikoduculuk * Yalan söylemek * Sövmek
AFA' Eşek sıpası
AF'AF Devedikeni ağacının yemişi
AFAF (Afâfet) Temiz olma Masumiyet Günahsızlık
AFAİF Namus, ırz ve iffet sahibi, şerefli kadınlar
AFAK Ufuklar Yerle göğün birleştiği gibi görünen uzak dâire * Etraf Cihetler * Mc: Görüş ve dönüş sınırları (Zıddı: Enfüs'dür)
AFAKGİR Ufukları tutmuş, âleme yayılmış, şâyi, çok meşhur
AFAKÎ Kâinat ve içindeki hâdiselere âid Nefsin haricindeki âleme dair * Kıymetsiz sözler ve meseleler (Enfüsinin zıddı) (Objektif)
AFAR Arap diyarında çok olan bir yeşil ağaç * Hurma ağacını islah etmek * Katıksız ekmek yemek
AFARET İfritçe, şeytanî, kötü niyet
AFARİT (İfrit C) Şeytanlar İfritler
AFAROZ (Bak: Aforoz)
AFAT Afetler (Bak: Afet)
AFAT-I SEMAVİYE Semavi âfetler Allah tarafından insanları ikaz ve ceza için verilen belâ ve musibetler
AFAZÎ Fr Tıb: Organlarda bir işleme bozukluğu olmadığı halde, fikri kelime ile anlatamamak hâli
AFEN Çürüme, pörsüme Yemeğin kokması (Bak: Ufunet)
AFEND f Harp Kavga
A'FER Pek beyaz * Beyazı kırmızılığına galip olan geyik
AFER Toprak Yer Arz * Ekin suladıkları vaktin evveli
AFERCA Yaramaz huylu
AFERİDE (C: Aferidegân) f Yaratılmış, mahluk
AFERİN f Beğenmek, alkış, yaşa, varol * Yaratan, yaratıcı
AFERİN-HÂN f "Aferin" diyen
AFERNA' Arslan * Kuvvetli deve
AFES Burun eğriliği
A'FES Çıplak, uryân
AFET Belâ Musibet Büyük felâket Dâhiye * Mc: Son derece güzel
AFETZEDE (C: Afetzedegân) f Bir musibete, bir belâya ve bilhassa yangın, zelzele gibi bir felâkete uğramış
AFETZEDEGÂN (Afetzede C) f Afete, belâya, felâkete uğramışlar
A'FET En güç sey * Pek akılsız * Peltek konuşan Kekeleyen
AFF İffet, namus İffetli olmak Nefsini haramdan men'etmek
AFÎ Silen, silinmiş Affeden, bağışlayan * Affedilmiş, bağışlanmış * Yalvaran * Uzun saçlı * Tencere altında artaya kalan
AFGAN Afganistan Afgan krallığı, Afganistan milleti
AFİF Temiz Güzel Nezih İffetli ve namuslu olan Haramdan sakınan * Müstakim
AFİFÂNE f İffetlice Temiz olarak Nazif olarak
AFİK Çok aptal
AFİK Yalancı, iftiracı
AFİL Uful eden Gurub eden Batan * Görünmez olan Kaybolan * Fâni, geçici
AFİLÛN (AFİLÎN) (Afil C) Gelip geçici, fâni olanlar * Gözden kaybolup gidenler Uful edenler
AFİN Affedenler
AFİNİTE (Affinite) (Bak: Aşk-ı kimyevi)
AFİR Çok kötü niyetli
AFİR Güneşte kum üstünde kurutulan et
AFİRE Komşusuna bir şey vermeyen kadın
AFİŞ Fr Duvar ilânı
AFİTAB f Güneş * Mc: Pek güzel * Çok güzel yüz
AFİTÂBÎ Güneşe âit * Güzelliğe dâir
AFİTE Dişi koyun Koyun güdücü kız
AFİYET Sağlık, selâmet, sıhhatli olmak
AFK Rücu etmek, dönmek * Kaybolmak
AFK Akılsız olmak Sözünü tam söylememek
AFLAK Çok gevşek şey
AFOROZ R Papa tarafından bir Hıristiyanın kiliseden çıkarılması, dinden hariç addolunması
AFRA' Beyazı kızıllığına galip olan geyik * Ayın onüçüncü gecesi
AFRAZE f Nur Aydınlık, ışık * Kandil fitili
AFREYE Horoz ibiği İnsanın ense saçı * Davarın alın saçı
AFRUŞE f Un helvası
AFS Hapsetmek * Deve sürmek * Arkasına ayağıyla vurmak
AFSA Boynuzu ardına kayık koyun
AFSUN (Efsun) f Büyü, sihir, tılsım (Büyücülük yapmak ve büyücülere uymak, Müslümanlıkta yasak ve günahtır)
AFŞAR Avşar kabilesini meydana getiren Türkmenlerin adı
AFŞELİL Sırtlan dedikleri canavar * Yaşlı, eti ve derisi sarkmış kuru kadın
AFT Pelteklikten sözü zorlukla söylemek Kekemelik
AFTAB f Güneş * Pek güzel şahıs * Çok parlak çehre
AFTÂB-GERDAN f Güneşten korunmak üzere başa giyilen şey * Avcı kulübesi
AFTÂB-I KUREYŞ Hz Muhammed (SAV) Efendimiz
AFTABE f İbrik Su kabı
AFTAB-GERDEK f Kaya keleri * Ayçiçeği
AFTAB-GERDİŞ f Yer yüzü * Kaya keleri * Devamlı güneş gören yer
AFTAB-GİR f Güneşlik, şemsiye * Güneş gören yer
AFTABÎ f Güneşlik, şemsiye, tente * Güneşe ait, güneşle ilgili
AFTAB-PEREST f Nilüfer çiçeği * Güneşe tapan kimse * Ayçiçeği
AFTAB-RU f Güneş yüzlü, yüzü güneş gibi parlak (güzel) * Sevimli, dilber * Güneşe karşı olan (yer)
AFUR Boz tüylü ve kısa boyunlu olan geyik * Zaman
AFUR Belâ kasırgası
AFÜVV Affeden, merhametli

AFV Bağışlamak Kusur ve günâhı affetmek(Şeytanın mühim bir desisesi: İnsana kusurunu itiraf ettirmemektir Tâ ki, istiğfar ve istiaze yolunu kapasın Hem nefs-i insaniyenin enaniyetini tahrik edip, ta ki, nefis kendini avukat gibi müdafaa etsin; adeta taksiratından takdis etsin Evet şeytanı dinliyen bir nefis, kusurunu görmek istemez; görse de yüz te'vil ile te'vil ettirir ( $ )sırrıyla: Nefsine nazar-ı rıza ile baktığı için ayıbını görmez Ayıbını görmediği için itiraf etmez, istiğfar etmez, istiaze etmez; şeytana maskara olur Hazret-i Yusuf Aleyhisselâm gibi bir Peygamber-i Alişan, $ dediği halde nasıl nefse itimat edilebilir Nefsini ittiham eden kusurunu görür Kusurunu itiraf eden, istiğfar eder İstiğfar eden, istiaze eder İstiaze eden, şeytanın şerrinden kurtulur Kusurunu görmemek, o kusurdan daha büyük bir kusurdur Kusurunu itiraf etmemek büyük bir noksanlıktır Ve kusurunu görse, o kusur kusurluktan çıkar, itiraf etse, afva müstahak olur L)(İnsanın hayat-ı içtimaiyesini ifsad eden bir desise-i şeytaniye şudur ki: Bir mü'minin bir tek seyyiesiyle bütün hasenatını örter Şeytanın bu desisesini dinliyen insafsızlar, mü'mine adâvet ederler Halbuki : Cenab-ı Hak Haşirde adâlet-i mutlaka ile mizan-ı ekberinde a'mâl-i mükellefini tarttığı zaman, hasenatı seyyiata galibiyeti, mağlubiyeti noktasında hükmeyler Hem seyyiatın esbabı çok ve vücudları kolay olduğundan bazen bir tek hasene ile çok seyyiatını örter Demek bu dünyada, o adâlet-i İlâhiyye noktasında muamele gerektir Eğer bir adamın iyilikleri fenâlıklarına kemmiyeten veya keyfiyeten ziyade gelse, o adam muhabbete ve hürmete müstehaktır Belki, kıymetdar bir tek hasene ile, çok seyyiatına nazar-ı afv ile bakmak lâzımdır Halbuki: İnsan, fıtratındaki zülum damarıyla, şeytanın telkiniyle bir zatın yüz hasenatını bir tek seyyie yüzünden unutur, mü'min kardeşine adâvet eder, günahlara girer Nasıl, bir sinek kanadı göz üstüne bırakılsa; bir dağı setreder, göstermez Öyle de: İnsan garaz damariyle, sinek kanadı kadar bir seyyie ile dağ gibi hasenatı örter, unutur, mü'min kardeşine adâvet eder İnsanların hayat-ı içtimaiyesinde bir fesad âleti olur L)

AFV-İ ANİL CERAHA Huk: Kendisine cinayet yapılmış olan kimsenin, yaralanmadan dolayı malik olduğu kısas, diyet veya hükümet-i adl; yani, ehl-i vukufca tayin edilen diyet hakkını caniye bağışlamasıdır

AFV-İ ANİLKAT' Huk: Azalarından biri kesilen bir şahsın, buna karşılık hak kazandığı diyet veya kısas davalarından vaz geçmesi
AFV Ayakla basılmadık yer * Malın iyisi, helâli ve fazlası * Terketmek * Mahvetmek

AFYON Lât Haşhaş sütünün birikmesinden ibaret bir madde
AGÂH (Ageh) f Haberdar Uyanık Kalbi uyanık Malumatlı Basiretli Vâkıf Bilen
AGÂHÂN (Agâh C) f Agâhlar, bilenler, bilgililer Âlimler
AGÂHÎ (AGEHÎ) f Malumat, vukuf, haberdarlık Uyanıklık, teyakkuz, basiret
AGAL Darıltma, kışkırtma * Çiğnemeden yutma * Ağıl * Arı kovanı
AGALİŞ f Kışkırtma * Birşeye saldırmak için kışkırtma
AGANDE f Sucuk, yastık, minder gibi zorla doldurulmuş olan şeyler * Bir çeşit zehirli olan haşere, böcek
AGARR Çok sıcak gün * Kendini beğenmiş * Asil, âlicenâb * Beyaz
AGARR-ÜL EYYÂM En sıcak gün
AGAŞTE f Bulaşmış
AGAVAT (Ağa C) Saray hizmetlerinde kullanılan harem ağaları
AGAYAN Ağalar
AĞA YERİ Topkapı sarayında hazine kethüdasının oturduğu yer
AGAZ f Başlama Mübâşeret
AGBA Daha küt, en küt * Daha koyu, en koyu
AGBER Çok tozlu
AGBEŞ Boz renkli
AGBİYA (Gabi C) Ahmaklar, gabiler
AĞDA Bir kapta karıştırılıp pişirilerek koyulaşmış ve lüzucet kazanmış her nevi şeker vesaire
AGDEF Uzun ve sarkık kulaklı
AGDİYE (Gada ve Gıda C) Yenip içilecek gıdalar
AGEL (Bak: İkal)
AGENDE-GUŞ f Söz dinlemeyen, aldırmayan, alçak ve hayırsız kimse
AGESTE f Islanmış, ıslak* Bulaşmış
AGFER Mağfiret eden, bağışlayan, afveden
AGFER-ÜL-GAFİRÎN Afvedenlerin en çok afvedeni (Allah)
AĞIL (AĞL) Koyun, keçi vesair hayvanlara mahsus üstü açık, etrafı çit veya çalı çırpı ile çevrilmiş yer, mandıra
AGIRRA (Garîr C) Tecrübesizler, safdiller, acemiler * Mağrurlar
AĞIT Mersiye Ölen kimse için söylenen ve onu öven ve üzüntüyü anlatan şiir Ölen için ağlama (Müslümanlıkta ölenin arkasından aşırı ağlayıp dövünme iyi değildir)
AGİYYE İçine su biriken çukur
AGİN f Dolu, doldurulmuş
AGİSNA Bize imdad eyle, yardım ihsan eyle (meâlinde duâ)
AGİŞ f İlişik, sarkık * Uzatılmış
AGLAK (Galak C) Kilitler * Kapalı, anlaşılmaz şeyler
AGLAL (Gull C) Boyna geçirilen zincirler * Kelepçeler, pırangalar
AGLAL Ağaçlar arasında akan su (Bak: Eglâl)
AGLAZ (Galiz den) kaba ve galiz şeyler
AGLEB Daha galib Çok kerre, ekseriya Çoğu ("Ağleben - Ağlebâ" şeklinde de kullanılır)
AGLEB-İ HÜKEMÂ Hakîmlerin çoğu Hakîmlerin ekserisi
AGLEB-İ İHTİMAL Büyük bir ihtimal
AGLEF Sünnetsiz * Sandıkta kapalı * Mc: Katılaşmış, duygusuz kalb
AGLEZ (Galiz den ism-i tafdil) Pekçok kaba ve galiz
AGMA Yıldız Yıldız akması
AGMAD (Gımd C) Bıçak ve kılıç kınları
AGMAK Yukarı kalkmak, yükselmek, yukarıya meyletmek * Buhar olup yukarı kalkmak, buharlaşmak
AGMAR (Gamr C) Yüce kimseler * Seller * (Gumr C) Bilgisizler, cahiller
AGMAZ (Gamz C) Göz yummalar, göz kırpmalar
AGMAZ-UL AYN (Egmaz-ul ayn) Gözü kapalı kimse Çok müsamahakâr Gafil
AGNA (Gani den) Çok gani En zengin
AGNAM (Ganem C) Koyunlar, keçiler * Hayvanlardan alınan vergi anlamında kullanılan bir tabirdir
AGNİYA (Gani C) Zenginler, ganiler
AGNİYE (Bak: Ugniye)
AGNOSTİK fels Agnostisizm görüşünü benimseyen
AGNOSTİSİZM fels Gerçeğin, mutlak hakikatın bilinemez olduğunu; insanın gerçeği, tam uygun bilgiyi elde edecek yaradılışta olmadığını kabul eden felsefe görüşü
AGRA Çok sevimli, yakışıklı
AGRAFİ yun Yazma kabiliyetinin kaybedilmesi
AGRANDİSMAN Fr Büyütme (Fotoğrafçılıkta kullanılır)
AGRAR (Gırr C) Tecrübesizler Acemiler Kolay aldananlar
AGRAS (Gars C) Taze fidanlar, yeni dikilmiş ağaçlar
AGRAZ (Garaz C) Garazlar Fiil yapılırken gözetilen gayeler Kasden ve bilerek yapılan kötülükler
AGREB (Garib den) En garib, çok tuhaf
AGREB-ÜL GARÂİB Şaşılacak şeylerin en garibi
AGREL (C Gurl) Sünnet olmamış kişi
AGSAN (Gusn C) Dallar, ağacın dalları * Mc: Mânanın kısımları
AGSEM Beyazı siyahından daha fazla olan saç
AGSER Boz ve esmer renkli, çok tüylü abâ, kilim * Kurbağa yosunu * Karabatak kuşu * Aşağılık ve âdi (adam)
AGŞA Baygın adam * Vücudu siyah yüzü beyaz olan hayvan
AGŞİYE (Gışa C) Perdeler, örtüler * Zarflar, mahfazalar
AĞTABAKA Tıb: Görme sinirlerinin göz yuvarlağı içinde dağılmasından meydana gelen zar
AGTAŞ Karanlık * Zayıf gözlü
AGTEM Sözü tutkunarak söyleyen Kekeme
AGTİYE (Gıtâ C) Perdeler
AGU Zehir, sem
AGUL f Hiddetlenerek göz ucuyla bakma
AGUN f Baş aşağı, ters * Uğursuz
AGUNDE f Hallaç elinden geçmiş pamuk, atılmış pamuk
AGUŞ f Kucak * Sığınılan yer
AGÜS f Taşcıların oymacılıkta kullandıkları demir kalem
AGVA Dalâlete en fazla sapan, giden Sapık
AGVAR (Gar C) Mağaralar
AGVAS (Gavs C) Yardım istemek için bağırmalar İmdat istemeler
AGYAR Yabancılar Başkaları * Rakipler (Bak: Gayr)
AGYAZ (Gayze C) Ağaçlıklar, meşelikler
AGYED Uykucu, tenbel * Esmer vücutlu * Nazik derili
AGYER (Gayret den) Çok gayretli adam
AGZA (Gazâ C) Düşmanlarla savaşlar, muharebeler
AGZEL (C: Uzelân-Uzul) Eğri kuyruklu at* Silahsız kimse * Yağmursuz bulut
AGZİYE (Gıdâ C) Yenilip içilecek şeyler Gıdalar, besin maddeleri
AH f Aferin, bravo! manasına kullanılır
AH Maddi veya mânevi bir acı hissolundukta kullanılır * Nedamet, pişmanlık ve teessüf beyan eder * Birine acındığına, keder ve esef edildiğine delalet eder Meselâ : Ah! Evladım! gibi
AH U ENİN Ah deyip inlemek, ağlamak Ah u fizâr da aynı mânayı ifâde eder
AH Kardeş, birader * Dost
AHABİR (Ahbâr C) Hikâyeler * Rivayetler
AHABİŞ (Habeş C) Habeşliler
ÂHÂD Birler Birden dokuza kadar olan sayılar
ÂHÂD-I NÂS Avam, halktan birisi
AHAD (Bak: Ehad)
AHADD (Hadd den) Pek keskin
AHADÎ Tek, yalnız Birlere âid, birlere mensub
AHADİD Sopa ve kamçı gibi şeylerin vücudda bıraktığı izler (Bak: Uhdud)
AHADÎ HADİS Rivâyet eden bir veya iki koldan olan veya mütevatir mertebesinde olmayan hadis demetir İştihar haddine yetişmeyen hadistir Şartları tamam olursa zann-ı galib ifade eder, muktezası ile amel vâcib olur (Muvazzah İlm-i Kelâm)
AHADİS (Bak: Ehâdis)
AHADİYYET (Bak: Ehadiyyet)
AHAFF Pek hafif, çok hafif * Düşüncesiz
AHAKK (Bak: Ehakk)
AHAL f Birşeye yaramıyarak atılacak olan şey, çerçöp
AHALİ (Ehl C) Halk, umum, nâs * Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar
AHAMİRE Acem milletinden bir tâife
AHANN Sözü burun içinden söyleyen Burnundan konuşan
AHAR (Aher) Gayrı, başkası Diğeri
AHAR f Hattatların kullandıkları kâğıda sürülen nişastalı yumurta * Kahvaltı * Bir nevi çelik
AHARR Daha sıcak, en sıcak
AHASS Asılsız, kötü kimse
AHASS (Bak: Ehass)
AHAVAT (Uht C) Kızkardeşler * Benzer şeyler
AHAVEYN İki kardeş * İslam âlimlerinden olan Urfalı Vaiz Mahmud Kâmil efendinin babası Mustafa Kâmil Efendi ve amcası Urfalı Mehmed Efendi (Bak: Ehaveyn)
AHAZZ Pek bahtiyar, mes'ud, şanslı, mutlu
AHBA (Haba C) Saray adamları
AHBAB Dost Sevilen dostlar Sevilenler Ehibbâ, muhibler
AHBAR (Haber C) Haberler (Bak: Haber-İhbar)

AHBÂR-I GAYB Bizce bilinmeyen gayb âlemlerine ve geleceğe dâir haberler( Hem de musibetlerin vakti muayyen olsa idi; musibet, başına gelen adam, musibetin intizarında o gelen musibetin belki on mislinden ziyade mânevi bir musibet -o intizardan- çekmemesi için, hikmet ve rahmet-i İlâhiyye tarafından gizli, perdeli bırakılmış Ve ekser hâdisât-ı kevniyye-i gaybiyye böyle hikmetleri bulunduğundandır ki, gaibden haber vermek yasak edilmiş $ düsturuna karşı hürmetsizlik ve itaatsizlik etmemek içindir ki, medar-ı teklif ve hakaik-i imaniyeden başka olan umur-u gaybiyyeden izn-i Rabbâni ile haber verenler dahi, yalnız, işaret suretinde perdeli ve kapalı ihbâr etmişler Hatta "Tevrat" ve "İncil" ve "Zebur" da Peygamberimiz hakkında gelen müjdeler ve haberler dahi bir derece perdeli ve kapalı gelmiş ki, o kitabların bir kısım tabileri te'vil edip iman etmediler Fakat itikad-ı imâniyyeye giren mes'eleleri tasrih ile ve tekrar ile ihbar etmek ve açık bir surette tebliğ etmek hikmet-i teklifin muktezası olduğundan, Kur'ân-ı Mu'ciz-ül Beyan ve Tercümân-ı Zişanı (ASM) umur-u uhreviyeden tafsilen ve hâdisât-ı istikbâliye-i dünyeviyeden icmâlen haber vermişler Ş)

AHBAR (Bak: Ehbâr)
AHBARÎ Rivayetçi, rivayet eden kişi
AHBAS (Habs C) Su bentleri, havuzlar * Hapisler, zindanlar * Gayr-ı meşru vakıf yerler
AHBAZ (Hubz C) Ekmekler
AHBEL Divane, deli
AHBEN Çok su içmekten karnın şişip zahmetli olması
AHBES Pek çok pis, daha murdar En habis, berbad
AHBEŞ Habeş, Habeşi
AHBİYE (Hıbâ C) Kıldan yapılmış göçebe çadırı * Keçe ve kıldan yapılan evlerde konup göçen Türkler
AHCAR (Hacer C) Taşlar
AHCEN Burnu eğri kimse
AHD Vâdetme Söz verme Vefâ Yemin And Misak Peymân * Asır Devir Tevhid Mukavele * Vasiyet
AHD-İ ATİK Tevrat, Zebur ve Mezamir'in bazıları, Yahudilerin eski ve mukaddes kitapları
AHD-İ CEDİD f İncil
AHDÎ Ahde âid, sözleşmeye dâir
AHD-NAME f Anlaşmanın şartlarını ve anlaşmayı yapanların imzalarını taşıyan kağıt
AHD Ü MİSÂK f Yemin, anlaşma, sözleşme
AHD Ü PEYMAN f Yemin etme, söz verme
AHDA' Boyun damarlarından bir damar * Hilekâr, aldatıcı, kandırıcı
AHDA' Çok alçakgönüllü, halim, mütevazi İtaatli
AHDAK (Hadeka C) Göz bebekleri
AHDAN (Hıdn C) Dostlar, yoldaşlar
AHDAR Yeşil, yemyeşil, pek yeşil
AHDAR-I NÂZIR Çok yeşil, yemyeşil, tam yeşil
AHDAS (Hades C) Yeni hâdiseler, fena şeyler Dertler, musibetler * Gençler
AHDEB Hiç kimsenin fikir ve düşüncesini beğenmeyen, ahmak * Uzun boylu
AHDEB Kambur
AHDEL Boynu önüne eğilmiş olan * Çok eğik olan şey
AHDER (C: Ehadir) Kavi ve galiz olmak Kaba olmak * Şaşı adam
AHDER f Kardeş çocuğu Biraderzâde
AHDERRÎ Yabani eşek
AHDES Fikirli kişi
AHDET (C: Ahâd) Yağmur yağdıktan sonra yağan yağmur
AHEK-İ SİYAH Rutubete dayanıklı olan bir cins çimento
AHEK-İ TEFTE Sönmemiş kireç
AHEN Demir * Mc: Sert Zincir Kılıç
AHEN-ÂŞİYÂN f Dikiş yüksüğü
AHEN-BE f Dokunacak bezin veya çulhanın iki yanına konan demirli ağaç Bu demirli ağaç bezin buruşukluğunu da açar
AHEN-CÂN f Demir canlı * Katı yürekli * Sabırlı, tahammüllü
AHEN-DEST f Demir elli, eli demir gibi olan
AHEN-DİL f Demir yürekli, kahraman * Merhametsiz, acımasız kimse
AHENE f Demir halka
AHEN-GER f Demirci Demir yapan veya satan
AHEN-GERÎ f Demircilik
AHENİN Demirden yapılmış, çok kuvvetli, pek sağlam
AHEN-KEŞ f Demiri çeken Mıknatıs
AHEN-PUŞ f Demirler giymiş Zırh kuşanmış
AHEN-RÜBÂ f Demiri kapan, mıknatıs
AHENK f Seslerin arasındaki uygunluk Düzgün tarz ve gidiş
AHENKDÂR f Uygun, düzgün, âhenkli, makamlı
AHER Başka, diğer, gayrı
AHESTE f Yavaş, ağır
AHESTEGÎ f Yavaşlık, acele etmemeklik
AHESTE-REV f Aheste âheste yürüyen, acelesiz, yavaş yavaş yürüyen
AHFA Çok gizli, pek gizli
AHFAD Torunlar Hafidler Evlâd oğulları Yardımcılar
AHFAS (Hıfs C) İşkembeler, kırkbayırlar
AHFAZ (Ahfad) Alçak ve çukur yer * Mc: Çok alçak gönüllü Mütevâzi
AHFEC Ayakları eğri
AHFEŞ Küçük gözlü, zayıf bakışlı * Yalnız gece gören kimse * Üç büyük Arab âliminin lâkabı * Bulutlu günde görüp bulutsuz günde görmeyen
AHFİYE (Hıfâ C) Örtüler, perdeler, gizli şeyler * Çiçeğin tomurcuğunu örten kabuk
AHGER f Ateş koru Yanar halde olan kömür
AHGER-İ SUZAN Yakıcı kor
AHH Öksürmek
AHIR t (Ahur) Hayvanların barındığı yer, dam
AHİ Kardeşim * Ahilik ocağından olan kimse * Eli açık, cömert
AHİBBA Dostlar, arkadaşlar (Bak: Habib)
AHİD Seninle muâhede eden * Ahdolunmuş nesne
AHİD (Bak: Ahd)
AHİD-ŞİKEN f Ahdi bozan, anlaşmayı bozan
ÂHİL Erkeği olmayan kadın * Fevkinde kimse olmayan yüksek padişah
AHİLİK Asırlar önce Anadolu'da gelişen bir halk ocağı Sosyal bir kuruluş olan ahilik iş alanında adam yetiştirmek, çalışma sevgisini aşılamak, istihsali çoğaltmak gibi gayeleri vardı Günlük hayatta ise teavün, yoksulları koruma gibi insani duyguları; ayrıca müzik, silah kullanma, binicilik kabiliyetlerini geliştirmeye de önem verirdi
AHİLLA (Ehillâ) Sadık ve samimi arkadaşlar En sadık dostlar Haliller
AHİN (C: Uhun) Boyalı yün
ÂHİN (C: Avâhin) Fakir * Hazır, sabit kimse * Yumuşak hurma ağacı
AHÎR En son, sonraki
ÂHİR Biten Hitam bulan Sonra gelen Son Sonraki
ÂHİR Zina işleyen Fasıklık yapan * Tembel kimse
ÂHİR-BİN f Sonunu gören, düşünen
ÂHİRE Zâni, zinakâr
AHİREN En son, en son olarak * Son zamanlarda, yakında

ÂHİRET Bu dünyadan sonra gideceğimiz ebedi âlem Âhiret, kıyamet koptuktan sonra, bütün varlıkların ve insanların devamlı kalacakları yerdir Orada ölüm yoktur, hayat sonsuzdur; dinin emirlerine bağlı olanlar için cennet; dine bağlı olmıyanlar için de cehennem vardır Âhirete inanmayan insan müslüman olamaz Kur'an ve peygamberi inkar etmiş olur İnsan ölüp toprak olduktan sonra onu kim diriltecek diyenlere Kur'anın pek çok cevaplarından biri meâlen şudur: "Onu ilkin kim yarattı ise, öldükten sonra da yine o diriltecek" (Bak: Haşir)(Dünya dar-ül hikmet ve ahiret dar-ül kudret olduğundan; dünyada Hakîm, Mürettib, Müdebbir, Mürebbi gibi çok isimlerin iktizasıyla, dünyada icad-ı eşya, bir derece tedricî ve zaman ile olması, hikmet-i Rabbaniyenin muktezasıyla olmuş Âhirette ise; hikmetten ziyade kudret ve rahmetin tezahürleri için maddeye ve müddete ve zamana ve beklemeye ihtiyaç bırakmadan, birden eşya inşa ediliyor Burada bir günde ve bir senede yapılan işler, âhirette bir anda ve bir lemhada inşasına işareten Kur'an-ı Mu'ciz-ül Beyan: $ ferman eder Ş)(Mühim bir taraftan ehemmiyetli bir sual: Rivayette gelmiş ki, Cennette bir adama beşyüz senelik bir Cennet verilir Bu hakikat akl-ı dünyevinin havsalasında nasıl yerleşir?Elcevap : Nasıl ki bu dünyada herkesin dünya kadar hususi ve muvakkat bir dünyası var Ve o dünyanın direği onun hayatıdır Ve zahiri ve batıni duygularıyla o dünyasından istifade eder Güneş bir lâmbam, yıldızlar mumlarımdır der Başka mahlukat ve ziruhlar bulunmaları, o adamın mâlikiyetine mani olmadıkları gibi, bilâkis onun hususî dünyasını şenlendiriyorlar, zinetlendiriyorlar Aynen öyle de, fakat binler derece yüksek, herbir mü'min için binler kasır ve hurileri ihtiva eden has bahçesinden başka, umumi cennetten beşyüz sene genişliğinde birer hususi cenneti vardır Derecesi nisbetinde inkişaf eden hissiyatıyla, duygularıyla cennete ve ebediyete lâyık bir surette istifade eder Başkaların iştiraki onun mâlikiyetine ve istifadesine noksan vermedikleri gibi, kuvvet verirler Ve hususi ve geniş cennetini zinetlendiriyorlar Evet, bu dünyada bir adam, bir saatlik bir bahçeden ve bir günlük bir seyrangahtan ve bir aylık bir memleketten ve bir senelik bir mesiregâhta seyahatından; ağzıyla, kulağıyla, gözleriyle, zevkiyle, zâikasıyla, sâir duygularıyla istifade ettiği gibi; aynen öyle de fakat bir saatlik bir bahçeden ancak istifade eden bu fâni memleketteki kuvve-i şâmme ve kuvve-i zâika, o bâki memlekette bir senelik bahçeden aynı istifadeyi eder Ve burada bir senelik mesiregâhtan ancak istifade edebilen bir kuvve-i bâsıra ve kuvve-i sâmia orada, beşyüz senelik mesiregâhındaki seyahattan; o haşmetli, baştan başa zinetli memlekete lâyık bir tarzda istifade eder Her mü'min derecesine ve dünyada kazandığı sevaplar, haseneler nisbetinde inbisat ve inkişaf eden duygularıyla zevk alır, telezzüz eder, müstefid olur L)

ÂHİRZAMAN Dünyanın son zamanı ve son devresi Dünya hayatının kıyamete yakın son devresi (Rivayette var ki : "Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki, kimse nefsine hâkim olmaz" Bunun için, binüçyüz sene zarfında emr-i Peygamberiyle bütün ümmet o fitneden istiaze etmiş, azâb-ı kabirden sonra ( $ ) vird-i ümmet olmuş Allahu a'lem bissavab, bunun bir te'vili şudur ki: O fitneler nefisleri kendilerine çeker, meftun eder İnsanlar ihtiyarlarıyla, belki zevkle irtikâb ederler Meselâ: Rusyada hamamlarda, kadın- erkek beraber çıplak girerler ve kadın, kendi güzelliklerini göstermeğe fıtraten çok meyyal olmasından seve seve o fitneye atılır, baştan çıkar ve fıtraten cemâlperest erkekler dahi nefsine mağlup olup o ateşe sarhoşane bir sürur ile düşer, yanar İşte dans ve tiyatro gibi o zamanın lehviyatları ve kebâirleri ve bid'aları, birer câzibedarlık ile pervane gibi nefisperestleri etrafına toplar, sersem eder Yoksa cebr-i mutlak ile olsa ihtiyar kalmaz, günah dahi olmaz Ş)

AHİSSA (Hasis C) Cimriler, pintiler, tamahkârlar
AHİYANE f Damak * Tıb: Boğaz* Beyin kemiği

AHİYYEN ŞERAHİYYEN (Süryanice) Hannân, Mennân, Rahmân ve Rahim olan Çok çok nimet veren

AHÎZ (Ahz den) Esir
ÂHİZ (Âhize) Alan Alıcı Ahzeden * Ses alıcı âlet * Kabul etme, alma
ÂHİZE Fiz : Elektrik enerjisini mekanik enerjiye çeviren alet
AHKAB Yabani eşek
AHKAB Uzun zamanlar
AHKAD (Hukd C) Kinler, garezler
AHKAF (Hıkf C) Eğri büğrü kum tepeleri
AHKAF SURESİ Kur'an-ı Kerim'de kırkaltıncı sure olup Mekke-i Mükerreme'de nâzil olmuştur
AHKÂM (Hüküm C) Hükümler Kanunlar Nizamlar
AHKÂM-I ADLİYE Adaletle alâkalı hükümler, emirler * Adliye nezaretinin eski ismi
AHKÂM-I FER'İYYE VE AHKÂM-I ASLİYYE (Bak: Şeriat)
AHKÂM-I KUR'ÂNİYE f Kur'ân-ı Kerim'in kat'i olan hükümleri, emirleri (Bak: Hukuk)
AHKÂM-I ŞAHSİYE Huk: Şahsın kendisini alakalandıran hükümler (Bak: Hukuk-u şahsiye)
AHKAR En hakir, pek âciz ve değersiz (Daha çok tevazu makamında söylenir)
AHKAR-UL İBÂD Kulların en hakiri
AHKEM En sağlam En kuvvetli * En çok hükmeden * En hakim ve akıllı
AHKEM-ÜL HÂKİMÎN Hükümdarların hükümdarı Hâkimlerin en hâkimi Cenâb-ı Hak (CC)
AHKER f Ateşli kül, kül ile karışık ince kor
AHLA En tatlı, çok şirin Çok tatlı
AHLAF Halefler Sonra gelenler Zürriyetler Evvelkilerin yerine geçenler Nesil Evlâdın evlâdları Nesl-i âti
AHLAF Yemin edenler Müttefikler

AHLAK (HulkC) Huy, tabiat İnsanın davranış tarzı, tutum ve tavrı, bir cemiyette makbul ve iyi sayılan davranış kuralları Bu kural ve kaideleri inceliyen ilim Ahlâkın kaynağı ve mahiyetini inceliyen felsefeFilozoflar hangi hareketlerin iyi, hangilerinin kötü olduğu ve insanın neden ahlâk kaidelerine uyması gerektiği konusunda ortak bir fikre varamadılar Kimi menfaati, kimi saadeti, kimi de vazifeyi ahlâkın temeli saydı İslâm ahlâkı ise ahlâkın temeli Allah'ın emrine uygunluğu ve gaye olarak da Allah rızasını almakla insanı şahsi veya içtimâi (toplumsal) bencillikten kurtarmıştır Ahlâkı da cemiyetten cemiyete ve zamanla değişen keyfî ve tesadüfî kaideler yığını olmaktan çıkarıp Allah'ın emirlerine uygunluğu esas almakla, birlik ve beraberliği ve devamlılığı sağlamıştır (Bak: Hulk)

AHLÂK-I FÂZILA İyi ahlâk, faziletli huylar
AHLÂK-I HAMİDE Beğenilen güzel ahlâk(Hz Muhammed (ASM) bütün ahlâk-ı hamidede en yüksek ve yetişilmeyecek bir dereceye malik idi Onda içtima etmiş ahlâk-ı hamidedir ki her bir haslette en yüksek tabakada olduğuna dost ve düşman ittifak ediyorlar M)

AHLÂK-I HASENE Yüksek ahlâkı en parlak ve ulvi bir şekil ve ruhta gösteren ve bilfiil yaşayan Peygamberimizin (ASM) ve O'nun yolunda gidenlerin ahlâkı(Diyorsun ki: Teklif, saadet içindir Halbuki ekser-i nâsın şekâvetine sebeb, tekliftir Teklif olmasaydı, bu kadar tefavüt-ü şekavet de olmazdı?C- Cenab-ı Hak, verdiği cüz'-i ihtiyâri ile ef'al-i ihtiyariye âlemini kesbiyle teşkil etmeğe insanı mükellef kıldığı gibi, ruh-u beşerde vedia olarak ekilen gayr-i mütenâhi tohumları sulamak ve neşv ü nemalandırmak için de beşeri teklif ile mükellef kılmıştır Eğer teklif olmasaydı, ruhlardaki o tohumlar neşv ü nemâ bulamazdı Evet, nev'-i beşerin ahvaline dikkatle bakılırsa görülür ki; ruhun mânen terakkisini, vicdanın tekâmülünü, akıl ve fikrin inkişaf ve terakkisini telkih eden, yani aşılayan, şeriatlardır; vücud veren, tekliftir; hayat veren peygamberlerin gönderilmesidir; ilham eden, dinlerdir Eğer bu noktalar olmasaydı, insan hayvan olarak kalacaktı ve insandaki bu kadar kemâlât-ı vicdaniye ve ahlak-ı hasene tamamen yok olurlardı Fakat insanların bir kısmı, arzu ve ihtiyariyle teklifi kabul etmiştir Bu kısım, saadet-i şahsiyeyi elde ettiği gibi nev'in saadetine de sebep olmuştur Amma insanların büyük bir kısmı, ihtiyarı ile küfrü kabul ve tekâlif-i İlahiyyeyi reddetmişlerse de teklifin bazı nevilerinden süzülen terbiyevi, ahlâki vesaire güzel şeyleri aldıklarından, teklifin o nevilerini zımnen ve ıztıraren kabul etmiş bulunurlar İşte bu itibarla, kâfirin her sıfatı ve her hâli kâfir değildir İİ)(Hadsiz salât ve selâm ol Peygamberimiz Muhammed Mustafa (ASM) üzerine olsun ki, demiş: $Yani; benim, insanlara Cenab-ı Hak tarafından bi'setim ve gelmemin ehemmiyetli bir hikmeti, ahlâk-ı haseneyi ve güzel hasletleri tekmil etmek ve beşeri ahlâksızlıktan kurtarmaktır H)

AHLÂKIYYÂT Ahlâk ilmi ve düsturlarını ve bunların vasıflarını ve tatbiklerini inceleyen, öğreten ilim * Ahlâk ve terbiye ile alâkalı ders ve bahisler
AHLÂKIYYUN Ahlâk ilmi ile uğraşan âlimler; bunlar iki kısımdır Bir kısmı ahlâk-ı hasene olan İslam ahlâkını telkin eder, diğer kısmı ise, dine tâbi olmayan ve hakiki ahlâkı bulamamış olanlardır
AHLÂKÎ Ahlâkla ilgili, ahlâka ait
AHLAL (Hıll C) Samimi dostlar, yâranlar
AHLAM Rüyâlar (Bak: Hulm)
AHLAS En hâlis, daha temiz
AHLAT (Hılt C) Çok karıştırılabilir, karıştırılmağa elverişli
AHLAT-I ERBAA İnsan vücudunda varlığı kabul edilen dört unsur veya üsareler
AHLEF Solak kimse
AHLES Kara ile kırmızı arasında olan renk
AHLET Saçı dökülmüş kişi
AH-LİÜMM Baba ayrı, ana bir kardeş
AHLİYA (Hali C) Boş şeyler
AHMA (Hamâ C) Kayın biraderler
AHMA (Hamiyyet den) Çok hamiyetli
AHMAK (Humk dan) Pek akılsız, sersem, şaşkın Anlayışsız
AHMAK-UL HUMAKA Ahmakların en ahmağı
AHMAKANE f Ahmakçasına, ahmak olana yakışır şekilde
AHMAKÎ Akılsızlık, ahmaklık
AHMAKİYET Ahmaklık, akılsızlık
AHMAL (Haml C) Yükler * Ağır şeyler Eşya, ağırlık
AHMAL Ü ESKAL Ağır yükler
AHMAS (C: Ehâmis) İnce belli* Ayak altında yere değmeyen yer
AHMAS (Hums C) Beşte birler, humslar
AHMAS-ÜL KADEM Ayak tabanı
AHMED Daha çok hamdeden * Çok övülmeğe ve medhedilmeğe lâyık * Çok sevilen Beğenilmiş * Hz Peygamber'in (ASM) bir ismi

AHMED-İ BEDEVÎ (Seyyid) (Hi 596-675) Mısır'ın en büyük velilerindendir Hz Ali neslinden gelir Bir çok lâkabı vardır Ona Afrika bedevileri tarzında (yüzü örten peçe) taşıdığından dolayı (el-Bedevi) deniyordu 626 yılına doğru onda deruni bir tahavvül vukua geldi Yedi kıraat üzere Kur'an okudu ve Şafii fıkhı tahsil eyledi Kendisini ibadete vakfeyledi ve kendisine yapılan izdivaç teklifini reddeyledi Berlindeki bir yazmada bu hususta şunlar yazılıdır: "Cennet hurilerinden başka hiçbir kadın ile evlenmemeğe ahdettim" Kerametler ve harikalar göstermiştir Geceleri Kur'an okumak âdeti idi Aktab-ı Erbaa'dandır (RA)

AHMED-İ FÂRUKÎ (Hi 971-1034) (İmam-ı Rabbanî) Hz Ömer (RA) ahfadından olduğundan Fârukî denilmiştir Kendisi demiştir ki: "Hakaik-i imaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevâcid ve kerâmata tercih ederim" Hem demiş ki: "Bütün tarikatların nokta-i müntehası hakaik-i imâniyenin vuzuh ve inkişâfıdır" Bu zatın büyük ve çok kerametleri görülmüş ve müceddidiyet vazifesini bihakkın ifâ etmiştir Nakşi tarikatının kahramanı ve bir güneşi hükmünde olduğu Risale-i Nur'dan "Mektubat" isimli eserde mezkurdur (RA) (Bak: Müceddid)

AHMED-İ MUHTAR Hz Muhammed (ASM) Efendimiz
AHMED-İ RÜFÂÎ (Hi: 512-578) Büyük bir veliyullahtır Pek çok kerametleri görülmüştür İmam-ı Musa Kâzım Hazretlerinin evlâtlarından olup, dine büyük hizmetler etmiştir (RA)
AHMED-İ SÜNUSÎ (Bak: Sünusî)
AHMED İBN-İ HANBEL (Bak: Hanbelî, İmam-ı Hanbel)
AHMER Kırmızı
AHMES Kuvvetli, yiğit Kahraman, cesur, şecaatli, bahadır
AHMEŞ İnce, dakik
AHMEZ Daha metin, daha sağlam, daha çetin
AHNA Çapraz ve birbirine zıt işler Çarpık, eğri şeyler
AHNA' Çok alçak gönüllülük, mütevazilik
AHNAS (Hıns C) Yeminden dönmeler Yalan yeminler
AHNEF Ayakları çarpık ve eğribüğrü olan
AHNES Burnu basık ve sivri olan adam
AHOND f Tahsil yapmış, hoca Ulu, büyük
AHRA Daha lâyık, daha münasib, en elverişli
AHRAB Kulağı kesik * Kulaktaki küpe deliği
AHRAC (Hırc C) Hayvanların yular, tasma ve palanlarına dizilen boncuklar
AHRAD Pek tamahkâr cimri
AHRAK Miskin, akılsız adam
AHRAM (Harem ve Harim C) Gizli yerler Gizli olup herkesin girmesi serbest olmayan yerler * Kadınların bulunduğu haremlikler
AHRAR (Hür C) Hürler Esir veya köle olmayan kimseler * Silsilesinde esir veya köle bulunmayanlar * Hürriyetçiler
AHRARANE f Hürriyetçilere yakışır tarzda Serbestçe Hür olana yakışır surette(İnsana karşı hürriyet, Allah'a karşı ubudiyyeti intac eder Mün)
AHRAS (Hâris C) Bekçiler, muhafızlar, koruyucular
AHRAS Dilsiz
AHRAZ (Ahrad) Kirpikleri dökülmüş, çipil gözlü
AHREB Çok harap, perişan, yıkık * Kulağı yarık kimse * Edb: Rübai vezinlerinden "Mef'ulü" ile başlayan oniki şekilden herbiri
AHREC Ak ile kara Siyahla beyaz
AHRED Ayaklarının siniri kurumuş veya bozulmuş olan hayvan
AHREM Burnu kesik olan Kesik burunlu * Edb: Rübai vezinlerinden "Mef'ulü" ile başlıyan oniki şekilden herbiri * Tıb: Omuz ucu
AHRES Dilsiz, dili olmayan kimse
AHREZ Gözleri dar ve küçük olan
AHRUF (Harf C) Uçlar * şiveler, lehçeler * Harfler
AHSA Çok kumlu, taşlı yer
AHSA "İhsa"dan fiildir (Bak: İhsâ)
AHSAR Pek kısa, daha kısa, daha özlü, daha veciz
AHSAS Hisler Duygular
AHSEB Çok iyi hesab edilmiş, münâsib * Çok fazla cimri, hasis * Miskin * Saçının rengi kırmızıya yakın *Tüyünün rengi boz renk olan kızıl deve
AHSEF Kara ile ak, alaca
AHSEM Geniş yüzlü kılıç * Arslan * Enli, yassı ve yayvan burun * Enli, yassı ve yayvan burunlu adam
AHSEN En güzel Çok güzel
AHSEN-ÜL GAYÂT Gayelerin en güzeli, en iyisi
AHSEN-ÜL HÂLIKÎN Hâlıkıyyet mertebelerinin en güzel ve en münteha mertebesinde olan bir Hâlık-ı Zülcelal Her şeyi herşeyle münasebetine lâyık bir tarzda güzel yaratan Hâlık (CC)
AHSEN-ÜL KASAS İbret verici vakıaların en güzel şekilde nakledilişi Kıssaların en güzeli * Sure-i Yusuf (AS)

AHSEN-İ TAKVİM En güzel kıvama koyma * Cenab-ı Hakkın her şeyi kendisine lâyık en güzel kıvam, sıfat ve surette yaratması İnsanın en yüksek ve câmi isti'dâd ve kabiliyetlerde ve en güzel surette yaratıldığı(Envâ'-ı zihayat içinde en ziyade rızkın envâına muhtaç, insandır Cenab-ı Hak insanı bütün Esmâsına câmi' bir âyine ve bütün rahmetinin hazinelerinin müddeharâtını tartacak, tanıyacak cihâzata mâlik bir mu'cize-i Kudret ve bütün Esmâsının cilvelerinin vaziyetlerinin inceliklerini mizana çekecek âletleri hâvi bir halife-i Arz suretinde halk etmiştir Onun için hadsiz bir ihtiyaç verip, maddi ve mânevi rızkın hadsiz envâına muhtaç etmiştir İnsanı, bu câmiiyete göre en âlâ bir mevki olan ahsen-i takvime çıkarmak vâsıtası, şükürdür Şükür olmazsa, esfel-i sâfiline düşer; bir zulm-ü azimi irtikâb eder M)

AHŞA' (Haşâ C) Vücuttaki bağırsak, ciğer gibi organlar * Mahaller, bölgeler, cihetler
AHŞA Pek korkunç Çok korkunç Çok korkunç yer
AHŞAB Kereste Tahta Ağaçtan yapılan bina * Ağaçtan olanlar
AHŞAM (Haşem C) Bir büyük zâtın yakınları, maiyeti, taraftarları
AHŞEB (C: Ehâşib) Sert taşlı büyük dağ * Haşin ve yoğun olan
AHŞEF Uyuz adam
AHŞEM Burnu koku almayan * Burnunun içi kokan kimse
AHŞEN Pek sert şey * Geçimsiz kimse
AHŞİC f Zıt ve uygunsuz
AHŞİCAN (Ahşic C) f Zıtlar Dört unsur (Toprak, su, ateş, hava)
AHŞİG f Zıt ve uygunsuz
AHŞİGÂN (Ahşig C) Zıtlar
AHŞİŞAN Çok katı, pek huşunetli
AHTAB (Hatab C) Odunlar
AHTAL Çabuk yürüyen * Boşboğaz, çok konuşan kimse Çenesi düşük
AHTAPOT Fr Çok ayaklı, kafadan bacaklı bir nevi deniz hayvanıdır ve yakaladığı canlı hayvanı kıstırıp kanını emer * Canlı yengece benzeyen bir çıban
AHTAR (Hıtar - Hatarat) Tehlikeler
AHTE f Dışarı çıkarılmış, dışarı çekilmiş (kılıç, bıçak gibi) * Husyesi çıkarılmış hayvan
AHTEB Arı kuşu dedikleri kuş * Kızıl eşek
AHTEL Sarkık kulaklı
AHTEM Uzun burunlu
AHTER Yıldız * Mc: Baht, talih
AHTER-İ DÜNBÂLE-DAR Kuyruklu yıldız
AHTERÂN f Yıldızlar Necimler
AHTER-BÎN f Müneccim Yıldız ilmi ile meşgul olan kimse
AHTER-GÛ f Yıldız ilmi ile uğraşan kişi, müneccim
AHTER-ŞİNAS f Yıldız ilmi ile uğraşan Müneccim
AHU Kardeş, dost
AHU Saç ve sakalı ak olup şayan-ı hürmet ve tâzim olan Ahubaba, yalnız bu tabirde kullanılır
AHU f Ceylân * Gözleri çok güzel olan Çok güzel göz * Gazâl * Mc: Dilber Mahbub
AHU-Yİ LENG GİRİFTEN Topal ceylan tutmak * Mc: İnsafsızlık etmek Acizlere sataşmak
AHU-Yİ MÂDE f Dişi ceylan
AHU-Yİ NER Erkek ceylan
AHU-Yİ SİMİN Sevgili * Sâki
AHU-BEÇE f Ceylan yavrusu
AHU-BERE f Ceylan yavrusu
AHU-ÇERENDE f Otlıyan ceylan
AHU-DİL f Ceylan yürekli * Mc: Korkak
AHUN f Delik, yarık Lağam
AHUN-BÜR f Yer kazan, delik açan Lağamcı
AHU-NİGÂH Ceylan bakışlı
AHU-PA(Y) f Ceylan ayaklı Çevik, atik * Altı köşeli, nakışlı ev ve köşk
AHUR f Ahır, dam
AHURİ f Hardal
AHUVAN (Ahu C) f Ceylanlar Karacalar
AHVA (C: Huvve) Kararmış nesne
AHVAL Haller Vaziyetler Oluşlar
AHVAL-İ HAYRET-FEZÂ Hayret verici haller
AHVAL-İ SIHHİYE Sağlık durumu
AHVAL-İ ŞAHSİYE Huk: Hakiki şahısların, hukuki varlıklariyle alâkalı olan hukuki durumlar (Doğum, evlenme, boşanma, evlat edinme, ölüm hadiseleri gibi)
AHVAL (Hâl C) Dayılar Annenin erkek kardeşleri
AHVAS (C: Ehâvis, Huves) Bir gözü birinden küçük olan
AHVAT (Uht C) Kız kardeşler
AHVAT En ihtiyatlı, tedbirli
AHVEB Asi, günahkâr
AHVEC En muhtaç, pek çok ihtiyacı olan
AHVED Çok değişen
AHVEF En korkak * Çok korkunç
AHVEL Bir şeyi çift gören, şaşı
AHVER Akıllı * İri gözlü güzel * Müşteri yıldızı (Jüpiter) * Beyaz yüzlü, güzel gözlü adam
AHVERÎ Yumuşak, beyaz nesne
AHVES Cesur, kahraman, yiğit, şecaatli, bahadır
AHVES Karnı sarkık kişi (Müe: Havsâ)
AHVEZİ Yeyni, hafif * Tez, seri
AHVEZİ Cem'edici, toplayıcı * Her işi insanlar arasında halleden
AHYÂ (Hayy C) Diri olanlar Hay olanlar Canlılar
AHYÂ VÜ EMVÂT Diriler ve ölüler
AHYAL (Hayl C) : Atlar, at sürüleri Atlı kıtalar
AHYAN (Hin C) Arasıra Vakit vakit Vakitler Zamanlar
AHYANEN (İhyânen) Zaman zaman, arasıra Kâh kâh
AHYAR Hayırlılar * Dostlar * İyilik sevenler (Eşrar'ın zıddı)
AHYAZ (Hayiz C) Odalar, bölmeler, bölümler
AHYED Hz Peygamberin (ASM) Tevrattaki bir ismidir(Bazı metinlerde Uheyd, Uhidu, Uheydu, Uhyidu şeklinde yazılıdır)( İncil'de Ahmed, Tevrat'ta Ahyed, Kur'anda Muhammed ismiyle müsemma iki cihanın güneşi kabrin arka tarafında milyonlarca Faruki Ahmedler ile muhat olarak sâkindir MN)
AHYEF Bir gözü gök, diğer gözü siyah olan
AHYUS Ekseriyetle su kenarında biten bir ot
AHZ Alma * Tutma * Kabul etme * İşkence etme
AHZ-I ASKER Askere alma * Askere alınma
AHZ-I MİSAK Sözleşme * Yemin etme
AHZETMEK Almak Tasarrufuna dahil etmek Tahsil etmek
AHZ U İTÂ Alışveriş
AHZ U KABUL Alıp kabul etmek
AHZA Çok alçak, menfur kişi Nefret edilmiş olan kimse
AHZAB (Hizb C) Hizbler, bölükler, kısımlar, gruplar * Toprağı katı yer * Kur'ânın kısımları Hizbleri
AHZAB SURESİ Kur'ân-ı Kerimde otuzüçüncü surenin adı olup Medine-i Münevvere'de nâzil olmuştur
AHZAD Eğrilip bükülen, esnek
AHZAN (Hüzn C) Hüzünler, kederler, sıkıntılar, tasalar, gamlar
AHZAR (Bak: Ahdar)
AHZAR (Hazer C) Endişeler, ihtiyatlar
AHZEKA Bodur ve şişman adam
AHZEL Yüksek olmak, irtifa
AHZEL Beli kırılmış olan adam
AHZEM Erkek yılan
AHZEM İşini sıkı tutan, ihtiyatlı, tedbirli * Yüksek yer * Göğsü büyük
AHZEN Çok hüzünlü kederli En tasalı, daha gamlı
AHZER Devamlı gözünü kırpan adam * Ufak gözlü olan kimse
AHZ Ü GİRİFT Ele geçirme, yakalama * Esir alma
AHZ Ü KABZ Kendine mal etme
AİB (Bak: Ayib)
AİD Geri gelen, dönen Râci Dâir * Bir kimse veya bir şeyle ilgili olan * Hastayı ziyaret eden
AİDAT (Aide C) Gelirler, kazançlar * Resim, vergi İrad Belirli sürelerde bir derneğe ödenmesi taahhüd edilen para
AİDE (C: Avâid - Aidat) Kâr, kazanç, fayda, gelir
AİDİYYET Alâkalılık, ilgililik Aid olma Birine mahsus olma
AİK (Aika ) Mâni' Alıkoyan Engel Meşgale Bir işten alıkoyup men ve sarfeden
AİKA (C Avâik) Alıkoymaya ve te'hire sebep olan şey, mâni, engel
AİL Ailesini geçindiren, idare eden Kalabalık ailesi olan Fakir

AİLE Erkeğin karısı * Ev halkı * Akraba * Aynı işte olan, aynı gaye için çalışanların hepsi(Kadının aile hayatında müdür-ü dahilî olmak haysiyetiyle kocasının bütün malına, evlâdına ve herşeyine muhafaza memuru olduğundan en esaslı hasleti; sadakattır, emniyettir Açık saçıklık ise, bu sadakatı kırar; kocası nazarında emniyeti kaybeder, ona vicdan azabı çektirir Hatta erkeklerde iki güzel haslet olan cesaret ve sehâvet kadınlarda bulunsa, bu emniyete ve sadakata zarar olduğu için, ahlâk-ı seyyiedendir Kötü haslet sayılırlar L)

AİLE-PERVER f Evine düşkün, ailesine düşkün
AİLEVÎ Aile ile ilgili
AİNNE (İnan C) : Dizginler
AİR Göz ağrısı
AİŞ Yaşıyan * Rahat yaşıyan
AİŞE (Bak: Ayişe)
AİZ Yeni doğmuş deve yavrusu
AİZ Karşılık olarak veren * Karşılık olarak verilmiş olan
AİZZE (Bak: Eizze)
AJ f Dinlenme, rahat hâl, istirahat

AJAN Fr Bir şahsın, bir şirketin veya bir devletin bazı işlerini gören kimse * Gizli vazifeli olan kişi
AJANDA Akılda tutulması icab eden şeyleri not etmeye yarayan, takvim şeklinde tanzim edilmiş defter

AJANS Fr Her türlü havadisi toplayıp, ilgili mevkilere bildiren kuruluş * Ticari bir teşekkülün kolu
AJEH f Vücutta çıkan pürtüklü küçük ur
AJENDE f Çamur * Binalarda kullanılan harç
AJİG f Nefret, kin ve düşmanlık
AJİH f Kir, küf * Çapak
AJİNE f Değirmen taşı gibi maddeleri yontup düzelten demir alet Dişengi
AJİR f Göl, havuz * Kalabalık, izdiham * Bağırma, feryât * Çekingen * Akıllı, uyanık * Amâde, hazır
AJİRAK f Gürültü, ses Bağırış
AJUR Fr Gözenek Göz göz işlenmiş nakış
AJÜG f Hurma lifi * Ağaç budama
AKA İran Türkleri "ağa" yerine kullanırlar
AKAB Topuk Ökçe * Bir şeyin hemen arkası * Bir şeyin gerisinde olan zaman veya mekan
A'KAB (Akab C) Bir şeyin hemen sonrası

AKABE (C: Akabât) Bâdire Sarp ve çıkılması müşkül yokuş * Tehlikeli geçit Dar ve iki tarafı pusu yeri olan boğaz * Muhatara, tehlike * Hastalığın veya başka bir halin en tehlikeli ve korkulur süresi * Kızıldenizin kuzey ucunda, Süveyş'in doğu tarafında bulunan dar bir körfezin ismi

AKABE BİATI Nübüvvetin 11 senesinde Mekke'nin haricindeki Akabe denilen yerde Medine ahalisinden bir cemaatın, Hz Peygamber'le (ASM) gürüşüp konuşarak İslâm'ı kabul ve tasdik ettikleri biat hâdisesi

AKAB-GİR f Peşe düşen, kovalıyan
AKABİNDE Arkasından, hemen arkadan Hemen ardından
AKAB-REV f Arkadan gelen Peşe düşmüş, arkaya takılmış
AKADEMİ yun Yüksek mekteb * Âlimler, edebiyatçılar heyeti * Eflatun'un vaktiyle talebesine ders verdiği yer * Çıplak modelden yapılan insan resmi * Belli bir ilmin gelişme ve ilerlemesini te'min maksadı ile müşterek tetebbularda veya serbest tedrisatta bulunan salâhiyetli kimseler topluluğu (Huk L)

AKAĞA Osmanlı saraylarında hizmet gören beyaz hadımağası
AKAİD (Akide C) Akideler İtikad olunan hakikatlar İtikada dâir kaziye ve hükümler, esaslar(Akaidî ve imanî hükümleri kavi ve sabit kılmakla meleke haline getiren, ancak ibadettir Evet, Allah'ın emirlerini yapmaktan ve nehiylerinden sakınmaktan ibaret olan ibadetle vicdanî ve aklî olan imani hükümler terbiye ve takviye edilmezse, eserleri ve te'sirleri zayıf kalır Bu hale, Alem-i İslâmın hâl-i hazırdaki vaziyeti şahittir İİ)

Alıntı Yaparak Cevapla