|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Türkçe Lügat
ALLAH İnsanı, dünyayı, kâinatı, görülen veya görülemiyen bütün varlıkların yaratıcısı Allah ezelidir; yani varlığının başlangıcı yoktur, çünki yaratılmamıştır ve varlığı devamlıdır, sonsuzdur Hiç bir şey yokken o yine vardı Allah'ın ilmi, kudreti ve iradesi ve diğer sıfatları da sonsuzdur O herşeyi ve hepimizi her an bilir ve görür Allah'ı doğru olarak bilmek için ondört sıfatını doğru ve tam anlamıyla bilmek lâzımdır Allah ismi bu sıfatları da kapsar Allah'ın müslümanlarca zikredilen 99 ismi vardır Bu isimler, O'nu doğru olarak bilmemiz, Allah'ı daha iyi anlamamıza yardımcı olur Allah'a Tanrı demek çok yanlıştır Allah isminin mânasını ifade eden başka bir kelime hiç bir dilde yoktur Tanrı sözü müslümanlıktan önceki Türklerin şamanizm denilen batıl dinlerinde güneş ilâhı manasına gelen Tengri sözünün bugünkü dilde aldığı şeklidir (Bütün Esmâ-i Hüsna'nın ifâde ettiği mânalar ile bütün sıfât-ı kemâliyeye Lâfza-i Celâl olan "Allah", bil'iltizam delâlet eder Sair ism-i haslar yalnız müsemmalarına delâlet eder Sıfatlara delâletleri yoktur Çünki: Sıfatlar, müsemmalarına cüz olmadığı gibi aralarında lüzum-u beyyin de yoktur Bu itibarla ne tazammunen ve ne iltizâmen sıfatlara delâletleri yoktur Amma Lâfza-i Celâl bil-mutâbakat Zât-ı Akdese delâlet eder Zât-ı Akdes ile sıfât-ı kemaliyye arasında lüzum-u beyyin olduğundan, sıfatlara da bil-iltizam delâlet der Ve kezâ Uluhiyet ünvanı Sıfât-ı kemâliyyeyi istilzam etmesi ism-i has olan "Allah"ın da o sıfâtı istilzam ettiğini istilzam ediyor Ve kezâ, "Allah" kelimesi de, nefiyden sonra sıfatlar ile beraber düşünülür Binâenaleyh, "Lâ İlâhe İllallah" kelâmı, Esmâ-i Hüsnânın adedince kelâmları tazammun ediyor Bu itibarla, şu Kelime-i Tevhid kelâmı delâlet ettiği sıfatlar itibariyle bir kelâm iken bin kelâm oluyor M N )
ALLAHÜ A'LEM Bİ-S-SAVAB Allah daha iyi bilir Allah doğrusunu en iyi bilir
ALLAK Sakızcı
ALLAK Sözünde durmaz * Hilekâr, kendisine güvenilmesi doğru olmayan
ALLÂM En çok bilen, her şeyi hakkı ile bilen (Cenâb-ı Hakka mahsus bir sıfat olup, başka mahluka denemez )
ALLÂM-ÜL GUYUB Esma-i Hüsnadandır Bütün gaybları, geçmişi, geleceği, hazırda olmayanı, dünyadakileri, âhirettekileri ve her şeyi bilen Cenab-ı Hak
ALLÂME Çok büyük alim Meşhur olmuş büyük mütefekkir Her ilimde ihtisas sahibi
ALLÂME-İ KÜLL Bir şeyin ilmine vâkıf olan Bir hususda ihtisas sahibi olan
ALLET Kişinin, avreti üstüne aldığı ikinci avret * Üvey ana
ALLÜSİNASYON Fr (Bak: Hallüsinasyon)
ALMAN Almanyalı, Cermen
ALMANAK Fr Kitab biçiminde bir çeşit takvimdir Senenin bölümlerinden başka bayram, yıldönümü gibi muayyen günleri gösterir; ayrıca astronomi, meteoroloji, istatistik bilgiler de verir
ALOTROPİ Kimya bakımından bir değişiklik olmadığı halde bir cismin ayrı hususiyetler göstermesi hali Meselâ : Kırmızı ve beyaz fosfor arasında, birleşim farkı yoktur Buna rağmen renklerinin ayrı oluşu bir alotropi halidir
ALPAKA Güney Amerika'da yaşayan ve büyüklüğü keçi ile deve arasında olan bir hayvan * Bu hayvanın kılından mamul bir cins ince yünlü kumaş
ALS Karıştırmak
ALTBİLİNÇ (Bak: Şuuraltı)
ALTAYS Düz, berrak, kaypak nesne
ALTIN KOZAK Padişahlar tarafından yabancı hükümdarlara gönderilen nâme-i hümayunun konulduğu muhafaza
ALTIPATLAR Revolver denilen mükerrer ateşli, altı mermi alan tabanca
ALU f Erik, şeftali * Tuğla fırını
ALU-BÂLU f Vişne
ALU-YU BUHARA Türkistan eriği
ALUD (Alude) f Karışmış, karışık, mülevves Bulaşmış
ALUDE-DÂMÂN f Eteği bulaşık, iffetsiz kadın
ALUDE-GÂN f (Alude C ) Suçlular, kabahatliler Bulaşıklar, bulaşmışlar
ALUDE-GÎ f Dalmış, garkolmuş Bulaşıklık
ALUFE (Ulüf C ) Hayvan yemi
ALU-GÜRDE f Caneriği
ALUK Arzu * Kendi yavrusundan başka yavruyu emzirmek isteyip yine burnuyla koklayıp emzirmeyen deve * Devenin otladığı ot * Süt
ALUS f Naz veya kırgınlık sebebiyle göz ucuyla bakmak
ALUSÎ f Nazlanarak göz ucu ile bakan kimse
ALÜFTE f Muhabbet ve sevgiden deli gibi * Alışık, nâmus perdesi yırtık, iffetsiz kadın Fâhişe
ALÜFTE-GÂN f (Alüfte C ) Nâmus perdesi yırtık kadınlar Fâhişeler
ALÜGDE f Saldırıcı, şiddetle saldıran
ALÜVYON Nehirlerin sürükleyerek taşıdığı toprak
ALYA Yüksek yer, yükseklik * Gökyüzü
ALYAN Uzun, iri yarı kimse
ALYE Fakirlik
ALYUVAR (Bak: Küreyvât-ı hamra)
ALZ (C : Alzât) Sabırsızlık * Hastaya ârız olan titremek * Hafiflik * Acele
AMA' Dağbaşlarında olan duman
A'MA Kör Gözü görmeyen * Manevi körlük, cahillik, bilgisizlik * Yağmur bulutları
A'MÂ-İ ELVAN Tıb: Renk körlüğü, renkleri ayırt edememe hastalığı Akromatopsi
ÂMÂÇ f Saban demiri * Hedef, nişan tahtası
ÂMÂÇ-GÂH f Nişan atılan yer, nişan yeri Hedef mahalli
ÂMÂDE f Hazırlanmış, hazır
ÂMÂDE-GÎ f Hazırlık, âmâdelik
AMAH f Şiş, kabarcık
AMÂİM Dağınık cemaat
AMÂİM (İmâme C ) Sarıklar, imâmeler
AMÂİR (Amâyir) (İmâret C ) İmâretler Mâmur etmeler * Sâlih fakirlerin veya kendisini idare edemiyen veya çalışamıyan talebe-i ulumun, fukarâ-i sâlihînin iâşesinin te'min edilmeleri
AMÂİR-İ HAYRİYYE Hayır ve hayrat müesseseleri
AMAK (Maak ve Mauk C ) Göz pınarları
A'MAK (Umk C ) Derinlikler
A'MAK-I HAFA Gizlilik derinlikleri
A'MAK-I ZEMİN Zeminin derinlikleri
AMAKA Derinlik * Iraklık
A'MAL (Amel C ) Ameller İşler Yapılan hayırlar
A'MÂL-İ BEŞERİYE İnsanların amelleri, iş ve hareketleri
A'MÂL-İ ERBAA Mat: Dört işlem (Toplama, çıkarma, çarpma, bölme )
A'MÂL-İ HASENE Güzel amel Sevablı ve hayırlı ameller (Bak: Amel-i sâlih)
A'MÂL-İ SÂLİHA Allah'ın rızasına uygun, iyi ve hayırlı işler ( $) Kur'an: Sâlihatı mutlak, mübhem bırakıyor  Çünki ahlâk ve faziletler, hüsn ve hayr çoğu nisbîdirler  Nev'den nev'e geçtikçe değişir  Sınıftan sınıfa nâzil oldukça ayrılır  Mahalden mahale tebdil-i mekân ettikçe başkalaşır Cihet muhtelif olsa, muhtelif olur Fertten cemaate, şahıstan millete çıktıkça mahiyeti değişir Meselâ: Cesaret, sehavet; erkekte: gayret, hamiyet, muavenete sebeptir Karıda: Nüşuze, vekahete, zevc hakkına tecavüze sebep olabilir  Meselâ: Zaifin kaviye karşı izzet-i nefsi, kavide tekebbür olur Kavinin zaife karşı tevazuu zaifte tezellül olur Meselâ: Bir ulü-l emir, makamındaki ciddiyeti vekar; mahviyeti zillettir Hânesinde ciddiyeti kibir; mahviyeti tevazudur Meselâ: Tertib-i mukaddematta tefviz, tembelliktir  Terettüb-ü neticede, tevekküldür  Semere-i sa'yine, kısmetine rıza kanaattır Meyl-i sa'yi kuvvetlendirir Mevcuda iktifa dun-himmetliktir Meselâ: Ferd mütekellim-i vahde olsa müsamahası, fedakârlığı, amel-i sâlihtir  Mütekellim-i maal-gayr olsa, hıyanet olur  Meselâ: Bir şahıs, kendi namına hazm-ı nefs eder, tefahur edemez Millet nâmına tefâhur eder, hazm-ı nefs edemez  Herbirinde birer misâl gördün, istinbat et Madem ki, Kur'an bütün tabakata bütün a'sarda, kâffe-i ahvâlde şâmil bir hitab-ı ezelîdir Hem nisbî hüsn, hayr çoktur  Sâlihattaki ıtlakı, beliğane bir icaz-ı mutnebdir Beyanda sükutu, geniş bir sözdür Sünuhat)
A'MÂL-İ UHREVİYE Ahirete ait iş, hareket ve ibadetler (Bu dünya, dâr-ül-hikmettir, dâr-ül-hizmettir; dâr-ül-ücret ve mükâfat değil Buradaki a'mâl ve hizmetlerin ücretleri Berzahta ve Ahirettedir Buradaki a'mâl, Berzahta ve Ahirette meyve verir Madem hakikat budur, a'mâl-i uhreviyyeye ait neticeleri dünyada istememek gerektir Verilse de, memnunane değil, mahzunâne kabul etmek lâzımdır Çünki: Cennet'in meyveleri gibi, kopardıkça yerine aynı gelmek sırrıyla, bâki hükmünde olan amel-i uhrevi meyvesini, bu dünyada fâni bir surette yemek, kâr-ı akıl değildir Bâki bir lâmbayı bir dakika yaşayacak ve sönecek bir lâmba ile mübadele etmek gibidir M )
ÂMÂL (Emel C ) Emeller Arzular Gayeler Dilekler İstekler
ÂMÂL-İ MA'SUMÂNE Masumcasına emeller, arzular
ÂMÂL-İ SERMEDÎ Sermediyete âit arzu ve emeller Cennete, ebediyyete dâir dilek ve temenniler
ÂMÂL-İ UHREVİYE Ahirete ait emeller, ümitler ve istekler
AMALİKA Çok eskiden Sina yarımadasında yaşadıkları sanılan ve gariplikleriyle şöhrete erişen bir kavim
A'MAM (Amm C ) Amcalar
AMAME Sarık Ammâme Başa sarılan ve sünnet-i seniyye olan kisve (Bak: İmâme)
AMAN (Emân) Emniyet İmdat Yardım dileği Afv, ricâ, niyâz * Sabırsızlıkla hiddet ve infiâl ifâdesi * Tenbih, sakındırma
AMAN-NAME f Bir şahsa iltimas yapması için, başka bir kimseye hitaben yazılan pusula, yazı
A'MAR (Ömr C ) Ömürler, yaşayışlar * Mes'ut hayat Hoşa gidecek garib ve tuhaf şeyler * Sinler, yaşlar
AMARE (C : İmâr) Fes gibi başa giyilen nesne
AMAR(E) f Hesap * Araştırma * Tıb: Karında su toplanma hastalığı
AMARE-GİR f Hesap işleriyle uğraşan kişi Muhasebeci
AMARİYYE Deveye konulan mıhfe
AMAS şiddetli harp * Zahmet, meşakkat
AMAS f İnsan vücudunda meydana gelen sis ve kabarcık
AMASE şiddet * Zulmet
AMATÖR Fr Bir işi para kazanma maksadıyla değil de, zevk için yapan kimse
AMAY f Süsleyen, dolduran mânasına gelir ve kelimelere eklenerek kullanılır
AMAZON Milattan önce yaşamış İskitlerin kadın askerlerine verilen isim Göğüslerini dağlatarak küçükten harbe alıştırılan bu İskit kadınlarının şiddetli muharebeler yaptıkları yazılıdır * Güney Amerika'da büyük bir nehir adı (Evet nasıl ki tarihlerde eski zamanlarda "Amazonlar" nâmında gayet silâhşör kadınlardan mürekkeb bir tâife-i askeriye olarak harika harpler yaptıkları naklediliyor  Aynen öyle de bu zamanda zındıka dalâleti İslâmiyete karşı muharebesinde nefs-i emmarenin plâniyle şeytan kumandasına verilen fırkalardan en dehşetlisi, yarım çıplak hanımlardır ki; açık bacağı ile dehşetli bıçaklarla ehl-i imâna taarruz edip saldırıyorlar Nikâh yolunu kapamağa, fuhuşhane yolunu genişlettirmeğe çalışarak çokların nefislerini birden esir edip kalb ve ruhlarını kebâir ile yaralıyorlar Belki o kalblerden bir kısmını öldürüyorlar G R )
AMBALAJ Fr Eşyayı taşınabilir bir hale koymak için sarma veya sandığa yerleştirme işi
AMBARGO Bir para veya malın kullanılması veya başka bir yere götürülmesi ya da bir geminin bulunduğu limandan ayrılması yasağı
AMD Niyet, kasıt, istek, arzu * Direk koymak
AMDEN Kasten, bile bile İsteyerek
AME f Divit, yazı hokkası
AME Tereddüt * Tenbellik
AMED Sütunlar * Birşeye devam üzere olma * Mülâzemet etme
ÂMED f (Mâzi fiili olup mastar gibi kullanılır) Gelmek, geliş, vürud eyleme
ÂMED Ü REFT Geliş-gidiş
ÂMEDE Gelmiş Vürud eylemiş
ÂMEDE-GÛ f Hazırcevap Düşünmeden hemen güzel söz söyleyen kimse
ÂMEDÎ f Geliş
ÂMEDİYE f Gümrük vergisi
ÂMED Ü ŞÜD Varıp gelme Gidiş geliş; geldi gitti
AMEH Basiretsizlik Tahayyür, tereddüt Doğru ciheti bilmemek
AMEL İş Çalışma Bir emri veya vazifeyi yerine getirme * Kâr, iş işleme * Dini bir emri yerine getirme, tatbik etme İtaat İbâdet
AMEL-İ KALİL Amel-i kesirden az olan hareket Bir rek'atta bir uzuvla yapılan ve namazdan sayılmayan bir hareket veya ardı ardına yapılan üçten az hareket
AMEL-İ KESİR Namaz içinde ve namazdan sayılmayan ve bir uzuvla ardı ardına yapılan üç hareket veya iki uzuvla yapılan bir hareket; bu hareket namazı bozar
AMEL-İ SÂLİH Allah rızâsına uyan hayırlı amel Günahlardan uzak olan iş, fiil Maddi veya mânevi hukuk-u ibâdı ifâ etmek (Bugünlerde Kur'an-ı Hakîm'in nazarında, İmandan sonra en ziyade esas tutulan takvâ ve amel-i sâlih esaslarını düşündüm Takvâ, menhiyyattan ve günahlardan ictinab etmek ve amel-i sâlih, emir dâiresinde hareket ve hayrat kazanmaktır Her zaman def-i şer, celb-i nef'a râcih olmakla beraber, bu tahribat ve sefahet ve cazibedâr hevesat zamanında bu takvâ olan, def-i mefasid ve terk-i kebâir üss-ül esas olup, büyük bir rüchaniyyet kesbetmiş Bu zamanda tahribat ve menfi cereyan dehşetlendiği için, takvâ, bu tahribata karşı en büyük esastır Farzlarını yapan, kebireleri işlemiyen kurtulur Böyle kebâir-i azime içinde amel-i sâlihin ihlasla muvaffakiyyeti pek azdır Hem az bir amel-i sâlih bu ağır şerait içinde çok hükmündedir Hem takvâ içinde bir nevi amel-i sâlih var Çünkü, bir haramın terki vacibdir Bir vacibi işlemek, çok sünnetlere mukabil sevabı var Takva; böyle zamanlarda, binler günahın tehacümünde bir tek ictinab, az bir amelle, yüzler günah terkinde, yüzer vacib işlenmiş oluyor Bu ehemmiyetli nokta; niyetiyle, takvâ namıyla ve günahtan kaçınmak kasdıyla menfî ibâdetten gelen ehemmiyetli a'mâl-i sâlihadır  K )
AMEL-İ TÂLİH Yaramaz iş, makbul olmayan amel
AMEL-İ UHREVÎ Âhirete ait amel (Ey nefis! Az bir ömürde hadsiz bir amel-i uhrevi istersen ve herbir dakika-i ömrünü bir ömür kadar faideli görmek istersen ve âdetini ibadete ve gafletini huzura kalbetmeyi seversen, Sünnet-i Seniyyeye ittiba et Çünki: Bir muamele-i şer'iyyeye tatbik-i amel ettiğin vakit, bir nevi huzur veriyor Bir nevi ibadet oluyor Uhrevi çok meyveler veriyor Meselâ: Bir şey'i satın aldın İcab ve kabul-ü şer'iyyeyi tatbik ettiğin dakikada, o âdi alışverişin bir ibadet hükmünü alır O tahattur-u hükm-ü şer'i, bir tasavvur-u vahiy verir O dahi,şarii düşünmekle bir teveccüh-ü ilâhi verir O dahi, bir huzur verir Demek Sünnet-i Seniyyeye tatbik-i amel etmekle bu fâni ömür, bâki meyveler verecek bir hayat-ı ebediyyeye medar olacak olan faideler elde edilir S )
AMELE (Âmil C ) Âmiller Amel edenler * Irgat, işçi
AMELEHU "Tarafından yapıldı " mânâsına gelir ve bir sanat eserinde san'atkârın imzasından önce yazılır
AMELEN Bilfiil, işleyerek, fiilen, çalışarak
AMELÎ (Ameliyye) Amele mensup ve müteallik olan Fiil olarak İşlemek suretiyle Pratik Tecrübeli
AMELİYYAT Ameller işler * Bir bilginin iş olarak tatbiki * Tıb: Operatörlük Cerrahlık
AMELLES Kuvvetli adam * Kurt * Yavuz, çirkin at
AMELLET Sağlam, muhkem, katı nesne
AMELMANDE f İş yapmaz hâle gelmiş olan Muattal Battal Çok yaşlı Sakat veya hasta olup çalışamaz hâle gelmiş olan
AMELNÜVİS f Kasların çalışmasındaki değişiklikleri işaretleyen âlet
AMEN Bir yerde mukim olmak, ikamet etmek
ÂMEN Çok veya en emin ve güvenilir
ÂMENNA İnandık, öylece kabul ederiz, ona diyecek yok (meâlindedir )
ÂMENTÜ "İmân ettim" demek olup Ehl-i Sünnet Mezhebi olan mü'minlerin iman esaslarını kısaca toplayan ifâdenin has ismidir
AMER (Amr, ömr, imâret) Muammer eylemek Çok zaman yaşayıp kalmak Muammer olmak
A'MER Yaşlı kişi İhtiyar
AMEŞ Gözü zayıf olan, gözü yaşlanıp durmadan akan
A'MEŞ Gözünün yaşı durmayıp akan * Tomlaç gözlü
AMEYSEL Arslan * Şişman, büyük deve * Kaftanını yere sürüyerek gezen tembel kimse * Uzun kuyruklu geyik * Enli nesne * Kerim, şerif nesne
AMİ Senevî, yıllık * Avamca İleri gelenden olmayan Câhil Havassa âit olmayan Avama âit ve müteallik
ÂMİD Diyarbakır'ın önceki adı
AMİD Çok hasta * Aşk hastası * Başlıca nokta * Önder, şef, komutan Rehber * Haraç alan kimse
A'MİDE (Amud C ) Direkler Temeller Sütunlar * Mc: Büyük kimseler Büyükler
AMİG(E) f Karışık * Hakikat * Mc: Çiftleşme
AMİH Şaşkın, şaşırmış, şaşakalmış
AMİHTE f Karışmış, karışık
AMİHTE-GÎ f Karışmış olma
AMİJE f Şair * Karışmış, karışık
AMİK Hicaz vilâyetinde ulu bir ağaç
AMİK(A) Dibi çok aşağıda, derin * Mc: İnceden inceye pek ziyade araştırma ve düşünceden sonra anlaşılabilen derin ve ince mes'ele
AMİL Arzusu, isteği olan
ÂMİL Yapan İşleyen *Sebep * Vergi tahsiline memur kimse * Mütevelli * Vâli *Gr: İraba te'sir eden yüz şeyden altmışı (Yalnız ismi mecrur yapanlar yirmi adettir)
ÂMİLE (C : Avâmil) (Amel den) Bacak, ayak
ÂMİLETÂN İki ayak, çift bacak
AMÎM Herkese mahsus Umuma âit * (C : Umem) Tam, tamam
AMÎM-ÜL İHSAN Bağışı, bahşişi, ihsanı bol ve umumi olan
AMİN Yâ Rabbi! Öyle olsun, kabul eyle! (meâlinde olup, duânın sonunda söylenir) İncil'de iki yerde geçer Tevrat'ta da geçer İbranice ve Süryanicede de vardır Hakikat, çok doğru, tamam mânâsındadır
AMİN Kim Hususiyetleri ve yapıları bakımından amonyaka benzeyen kimyevi maddelerin cins adı
AMİN İlerlemeyen Yerinde sâbit ikamet eden
ÂMİN (Emn den) Gönlü müsterih, kalbinde korku bulunmayan * Emniyet ver
AMİN ALAYI Eskiden çocukların ilk okula başladığı gün yapılan merasim
ÂMİNE Emin olan Kalbinde korku olmayan kadın * Peygamberimiz Hazret-i Muhammed Aleyhissalâtü Vesselâmın öz annesinin adı Yirmi sene yaşamıştır Hazret-i İbrahim Aleyhisselâmın dini üzere idi (R Aleyha)
AMİNEN Emniyet ve huzur içinde, selâmetle, emin olarak Sağlam olarak
AMİN-HAN (C : Aminhânân) f Amin diyen
AMİR Şen, mamur
AMİR Mâmur eden, harâbelikten kurtaran, şenlendiren * İmâr olunmuş * Devlete âit, mirî
ÂMİR(E) Büyük me'mur Emreden, iş gösteren * Huk: Bir kimseyi öldürmek veya bir uzvunu kesmek ve sakatlamak tehdidiyle bir filli yapmaya veya yapmamaya zorlayan ve bu tehdidi yapmaya muktedir olan kimse (Bak: İhcâc)
ÂMİR-İ MUTLAK Kayıtsız şartsız herşeye hâkim olan
ÂMİR-İ MÜSTAKİL Hiç kimseye bağlı olmayan ve istiklâl sahibi olan âmir, kumandan
ÂMİR-İ VİCDANÎ Vicdana emreden, vicdanı çalıştıran
AMİRAL Emir-ül bahr, Emir-ül-mâ Bahriye kumandanı, kaptan Deniz generali
ÂMİRANE f Emredercesine Amir imiş gibi * Emreden büyük kimseye yakışır şekilde
ÂMİRİYYET Kumandanlık hâli * Amir, emredici olmak (Evet, bu kâinata geniş bir dikkat ile bakan; kâinatı gayet haşmetli ve gayet faaliyetli bir memleket, belki idâresi gayet hikmetli ve hâkimiyeti gayet kuvvetli bir şehir hükmünde görür, her şeyi ve her nev'i birer vazife ile musahharâne meşgul bulur $ âyetinin askerlik mânasını ihsas eden temsiline göre: Zerrât ordusundan ve nebatât fırkalarından ve hayvanât taburlarından, tâ yıldızlar ordusuna kadar olan Cünud-u Rabbaniyeden, o küçücük memurlarda ve bu pek büyük askerlerde hâkimâne tekvini emirlerin, âmirane hükümlerin, şâhâne kanunların cereyanları, bedâhetle bir Hâkimiyet-i Mutlakanın ve bir âmiriyet-i külliyenin vücuduna delâlet ederler ş )
ÂMİRZİŞ f Allah'ın afvetmesi, bağışlaması * Bağışlama, afvetme
ÂMİRZ-KÂR f Bağışlayan, affeden Allah * Affeden, bağışlayan
AMİS Sirkeyle ıslanmış çiğ et
AMİT Yünü, üstüne yumak edip sarmak
AMİT (C : Amâmit) Zarif, çeri, değerli kimse
ÂMİYANE f Âdice Bayağıca Cahillere yakışır surette
ÂMİYY Avama ait, avamca
ÂMİZ(E) f Karışık, karışmış (Âmihten) $ mastarından imtizaç etmek, karıştırmak mânasındadır
ÂMİZE-MU(Y) f Saçı sakalı kırlaşmış olan adam Kır sakallı kimse
ÂMİZE-MUYÎ f Kır saçlı ve kır sakallı kimse
ÂMİZ-GÂR f Uygun, münâsib, yaraşır
ÂMİZİŞ f Uysallık, imtizaç, uyuşma
AMM Amca Babanın kardeşi * Çok cemaat
ÂMM Herkese âit Umuma âit Hususi ve bazılara mahsus olmayan Umumi
ÂMM LÂFIZLAR Aynı cinsin birçok fertlerine birden delâlet eden lâfızdır "Kavil, cemaat, nisa" lâfızları gibi
AMMA (Bak: Emmâ)
AMMAL Yapıcılar * Devleti idare eden adamlar
AMMAN Şam diyârında Belka şehrinin adı
AMMAR Bayındırlaştıran, imar eden
AMMAT (Amm C ) Amcalar
ÂMME Tülbent sargı * Su içinde üstüne binip yüzülen şişirilmiş tulum * Umumi Herkese ait
AMME Hala, babanın kız kardeşi
ÂMME Baş yarığı, insanın beynine kadar ulaşan baştaki yara
AMME $ den müteşekkil suâl cümlesi Neden, nelerden, neyi?  meâlindedir
AMME NEVALÜHÜ "Cenâb-ı Hakkın lütuf ve ihsanı herkese veya herşeye şâmildir " meâlinde
AMMERED Her şeyin uzunu * Yaramaz huylu * Belâ ve meşakkat
AMMETEN Umumi olarak, herkese ait olarak, genel tarzda
AMMURİYYE Ankara şehri Türkiye'nin başkenti
AMMUS Güçlü ve kuvvetli kişi
AMNEZİ Psk Hafıza kaybı, erken bunama, ihtiyarlık bunaması, histeri, beynin zedelenmesi gibi hâllerde meydana gelir Hafıza kaybı kısmî veya umumi (genel) olabilir Hasta, belli bir olaydan öncekini (retrofrat), yahut sonrakini (anterofrat) hiç hatırlamaz, yahut tamamen hafızasını kaybeder
AMORTİSÖR Fr Otomobillerde veya diğer makinelerde sarsıntı, gürültü gibi şeyleri hafifletmeğe yarayan tertibat
AMPER Fr Elektrik akımında şiddet birimi
AMPERMETRE Fr Elektrik akımının şiddetini ölçmeye yarayan âlet
|