|
Prof. Dr. Sinsi
|
Osmanlıca Türkçe Lügat
AŞERE-İ MÜBEŞŞERE Hz Peygamber'in (A S M ) kendilerine Cennetlik olduklarını müjdelediği sahabelerdir Bu kişiler Allah'ın emirlerine bağlılıkta ve din hizmetindeki fedailikte Allah'ın rızasını tam kazanmışlardır Bu zatlar şunlardır: Hz Ebu Bekir, Hz Ömer, Hz Osman, Hz Ali, Hz Abdurrahman bin Avf, Hz Ubeyde bin Cerrah, Hz Said, Hz Sa'd bin Ebi Vakkas, Hz Talha, Hz Zübeyr İbn-ül Avvam (R Anhüm)
AŞEVÎ Akşam, akşam vaktine dair
AŞEVİ Yoksullara parasız olarak yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane * Para ile yemek yenilen yer, lokanta * Düğün gibi toplantılarda, yemekleri hazırlamak için iğreti mutfak olarak kullanılan yer * Bazı tekkelerde yemek pişirilen yer
AŞEVSEC Büyük karınlı iri deve
AŞEVZEN(E) Galiz, katı nesne
AŞ-HANE f Aşevi, mutfak
AŞI Birşeyden alınıp diğer birşeye aktarılan madde * Çeşitli tehlikeli hastalıkların önünü almak için aşılanan madde * Yabani veya cinsi âdi bir ağaca, cinsine yakın diğer iyi bir ağaçtan vurulan kalem veya yaprak aşısı
ÂŞIK Çok fazla seven Mübtelâ Birisine tutkun * Saz şairi * (Cümledeki yerine göre) : Ahbab, hazret, ma'hut, seninki gibi mânâlara gelir (Müennesi: Aşıka)
ÂŞIK-I DİDÂR-I PÂK Temiz yüzün âşıkı * Edb: Evvelce ordularda, kışlalarda, köy odalarında ve mahalle kahvelerinde gerek kendinin, gerek başkalarının sözlerini sazla dile getiren kimse; halk şâiri
ÂŞIKAN (Âşık C ) f Âşıklar, tutkunlar
AŞİ (C : Avâş) Kastedici
AŞİ Akşam * Akşam yemeği * Tavuk karasına tutulan kimse
AŞİHE f Kişneme
AŞÎK Fazla âşık, çok tutkun
AŞİKÂR(E) f Belli, meydanda, açık Bedihi
AŞİNA f Mâlumatlı, haberli olan Arif Bilgili Mâlik Tanıdık Yabancı olmayan * Yüzücü
AŞİNE f Yumurta
AŞİR Onuncu * Eskiden öşür toplayan vergi memuru (Bak: Amil)
AŞİR Onda bir On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası * Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on âyetlik bir parçası * Dost, yardımcı, yardak * Koca * Kabile * Kötülükte yardımcılık eden * Sahip * Toz (Bak: Aşr)
AŞİRE Onuncu Tâsia'nın altmışta biri
AŞİREN Onuncu olarak, onuncu derecede
AŞİRET Kabile, oymak, göçebe halinde yaşıyan ekseri bir soydan gelen cemaat Yakın akraba, âile
AŞİRET-İ GALİB Galip gelen aşiret * Aşiretin ekseriyeti, çokluğu
AŞİYAN (E) f Kuş yuvası * Mc: İkâmetgâh Ev, mesken
AŞİYAN-I HARÂB Yıkılmış yuva, tahrib edilmiş mesken
AŞİYAN-SÂZ f Yuva kuran, mesken yapan
AŞİYY Akşam, akşam üzeri
AŞK (Işk) Çok ziyâde sevgi Şiddetli muhabbet Sevdâ Candan sevme * İttibâ' Alâka (İnsanın mahiyeti ulviye; fıtratı, câmia olduğundan; binler envâ-ı hâcât ile binbir esmâ-i İlâhiyyeye herbir ismin çok mertebelerine fıtraten muhtaçtır Muzaaf ihtiyaç, iştiyaktır Muzaaf iştiyak, muhabbettir Muzaaf muhabbet dahi aşktır Ruhun tekemmülâtına göre merâtib-i muhabbet, meratib-i esmâya göre inkişaf eder Bütün esmâya muhabbet dahi -çünki o esmâ Zât-ı Zülcelâl'in ünvanları ve cilveleri olduğundan- muhabbet-i zâtiyyeye döner S )
AŞK-I EFLÂTUNÎ Maddeci olmayan aşk
AŞK-I HAKİKÎ Hakiki aşk Allah için sevmek Allah sevgisi
AŞK-I KİMYEVÎ Fıtrî meyil ve alâka Kimyevî unsurlar arasında birbirlerine karşı olan cazibe ve birleşme meyelanları ki; birer İlâhi emir ve kanunlardır Fransızcası: Affinite (afinite) dir (Sani-i Hakîm, havada iki unsur halk etmiştir Biri azot, biri müvellid-ül humuza Müvellid-ül humuza ise: Nefes içinde kana temas ettiği vakit, kanı telvis eden karbon unsur-u kesifini kehribar gibi kendine çeker İkisi imtizac eder Buharî hâmız-ı karbon denilen (semli havâi) bir maddeye inkılâb ettirir Hem hararet-i gariziyeyi te'min eder, hem kanı tasfiye eder Çünki: Sani-i Hakîm, fenn-i kimyada, aşk-ı kimyevî tabir edilen bir münasebet-i şedideyi, müvellid-ül humuza ile karbona vermiş ki: O iki unsur, birbirine yakın olduğu vakit, o kanun-u İlâhî ile, o iki unsur imtizac ederler Fennen sabittir ki: İmtizacdan hararet hâsıl olur Çünki imtizac, bir nevi ihtiraktır Şu sırrın hikmeti şudur ki: O iki unsurun, her birisinin zerrelerinin ayrı ayrı hareketleri var İmtizac vaktinde her iki zerre, yani onun zerresi, bunun zerresiyle imtizac eder, bir tek hareketle hareket eder Bir hareket muallâk kalır Çünkü: İmtizacdan evvel iki hareket idi Şimdi iki zerre, bir oldu Her iki zerre, bir zerre hükmünde bir hareket aldı Diğer hareket, Sani-i Hakîm'in bir kanunu ile hararete inkılâb eder Zaten "Hareket, harareti tevlid eder" bir kanun-u mukarreredir İşte bu sırra binaen beden-i insanîdeki hararet-i gariziye, bu imtizac-ı kimyeviyye ile te'min edildiği gibi, kandaki karbon alındığı için kan dahi sâfi olur İşte nefes dâhile girdiği vakit, vücudun hem âb-ı hayatını temizliyor Hem nâr-ı hayatı iş'al ediyor Çıktığı vakit, ağızda, mu'cizât-ı kudret-i İlâhiye olan kelime meyvelerini veriyor S )
AŞK-I LÂHÛTÎ Cenab-ı Hakk'a olan sevgi ve muhabbet Aşk-ı İlâhî, aşk-ı hakikî, aşk-ı mânevî gibi tâbirler Cenab-ı Vacib-ül Vücud'a dâir şiddetli muhabbet ve sevgiyi ifâde eder
AŞK-I MECAZÎ Fâni şeylere olan aşk Nefis ve şehvet arzusuna dayanan aşk * Tas: Kâmil bir zâtın Cenab-ı Hakk'a dâir şiddetli muhabbetinden evvel fani, dünyevî şeylere dair olan aşkı (Mahbublara olan aşk-ı mecazî aşk-ı hakikiye inkılâb ettiği gibi, acaba ekser nasda bulunan dünyaya karşı olan aşk-ı mecazî dahi bir aşk-ı hakikiye inkılâb edebilir mi?Elcevab: Evet, dünyanın fâni yüzüne karşı olan aşk-ı mecazî, eğer o âşık, o yüzün üstündeki zeval ve fena çirkinliğini görüp ondan yüzünü çevirse, bâki bir mahbub arasa, dünyanın pek güzel ve âyine-i esmâ-i İlâhiye ve mezraa-i âhiret olan iki diğer yüzüne bakmağa muvaffak olursa, o gayr-i meşru mecazî aşk, o vakit aşk-ı hakikiye inkılâba yüz tutar Fakat bir şart ile ki, kendinin zâil ve hayatiyle bağlı kararsız dünyasını, haricî dünyaya iltibas etmemektir Eğer ehl-i dalâlet ve gaflet gibi kendini unutup, âfaka dalıp, umumi dünyayı hususi dünyası zannedip ona âşık olsa, tabiat bataklığına düşer boğulur Meğer ki hârika olarak bir dest-i inayet onu kurtarsın Şu hakikatı tenvir için şu temsile bak Meselâ:Şu güzel zinetli odanın dört duvarında, dördümüze ait dört endam âyinesi bulunsa, o vakit beş oda olur Biri hakiki ve umumi, dördü misâli ve hususi  Herbirimiz kendi âyinemiz vasıtasiyle, hususi odamızın şeklini, hey'etini, rengini değiştirebiliriz Kırmızı boya vursak, kırmızı; yeşil boyasak, yeşil gösterir Ve hâkezâ  âyinede tasarrufla çok vaziyetler verebiliriz; çirkinleştirir, güzelleştirir, çok şekillere koyabiliriz Fakat hârici ve umumi odayı ise kolaylıkla tasarruf ve tağyir edemeyiz Hususi oda ile umumi oda hakikatta birbirinin aynı iken, ahkâmda ayrıdırlar Sen bir parmak ile odanı harab edebilirsin, ötekinin bir taşını bile kımıldatamazsın İşte dünya süslü bir menzildir Herbirimizin hayatı, bir endam âyinesidir Şu dünyadan her birimize birer dünya var, birer âlemimiz var Fakat direği, merkezi, kapısı, hayatımızdır Belki o hususi dünyamız ve âlemimiz, bir sahifedir Hayatımız bir kalem  onunla sahife-i a'mâlimize geçecek çok şeyler yazılıyor Eğer dünyamızı sevdikse, sonra gördük ki: Dünyamız hayatımız üstünde bina edildiği için, hayatımız gibi zâil, fâni, kararsızdır, hissedip bildik Ona ait muhabbetimiz, o hususi dünyamız âyine olduğu ve temsil ettiği güzel nukuş-u esma-i İlâhiyeye döner; ondan, cilve-i esmâya intikal eder Hem o hususi dünyamız, âhiret ve Cennet'in muvakkat bir fidanlığı olduğunu derkedip, ona karşı şedit hırs ve taleb ve muhabbet gibi hissiyatımızı onun neticesi ve semeresi ve sünbülü olan uhrevî fevâidine çevirsek, o vakit o mecazî aşk, hakikî aşka inkılâb eder Yoksa $ sırrına mazhar olup, nefsini unutup, hayatın zevâlini düşünmeyerek, hususi, kararsız dünyasını, aynı umumi dünya gibi sabit bilip kendini lâyemut farzederek dünyaya saplansa, şedit hissiyat ile ona sarılsa, onda boğulur gider O muhabbet onun için hadsiz bela ve azaptır Çünki, o muhabbetten yetimâne bir şefkat, meyusâne bir rikkat tevellüd eder Bütün zihayatlara acır; hatta güzel ve zevâle mâruz bütün mahlukata bir rikkat ve bir firkat hisseder; elinden bir şey gelmez, ye's-i mutlak içinde elem çeker Fakat gafletten kurtulan evvelki adam, o şedit şefkatin elemine karşı ulvi bir tiryak bulur ki: Acıdığı bütün zihayatların mevt ve zevâlinde bir Zât-ı Bâki'nin bâki esmâsının dâimi cilvelerini temsil eden âyine-i ervahları bâki görür; şefkatı, bir sürura inkılâb eder Hem zeval ve fenâya mâruz bütün güzel mahlukatın arkasında bir cemâl-i münezzeh ve hüsn-ü mukaddes ihsas eden bir nakş ve tahsin ve san'at ve tezyin ve ihsan ve tenvir-i dâimîyi görür O zeval ve fenâyı, tezyid-i hüsn ve tecdid-i lezzet ve teşhir-i san'at için bir tazelendirmek şeklinde görüp, lezzetini ve şevkini ve hayretini ziyadeleştirir M )
AŞKAR Koyu kırmızı * Kırmızı saçlı adam * Doru at
AŞ-KÂRE f Aşçı
AŞKBAZÎ f Aşk oyunu Sever görünmek Aşk-ı kâzib
AŞKNÜMA f Aşkını bildiren Aşkını gösteren
AŞKÛ f Tavan; kat, tabaka * Gökyüzü Gök
AŞNA f Yüzücü * Yüzme * Tanıyan, yabancı olmayan (Bak: Aşina)
AŞNAGER f Yüzücü Yüzgeç
AŞNAGERÎ f Yüzme, yüzücülük
AŞNAB f Yüzen, yüzücü
AŞNA-YAN (Aşnayî C ) f Dostluklar, âşinalıklar, haberdarlıklar
AŞ-PEZ f Ahçı, aşçı
AŞR (Aşir) On * On adetten birisini almak On etmek * Kur'ân-ı Kerim'den on âyet mikdarı kısım
AŞR-İ ÂHİR Ist: Ramazan ayının son on günü
AŞR-İ MİŞAR (Bak: Öşr-ü mişar)
AŞRA' Muharrem ayının onuncu günü * On aylık vazife * On aylık hâmile deve
AŞREFE Bir cins misvak ağacı
AŞŞ Zayıf adam * Az, kalil * Kuş yuvası
AŞŞAB (Aşşeb den) Nebatları, bitkileri toplayarak ve misallerini kurutarak her biri üzerinde ilmî incelemeler yapan âlim
AŞŞAR A'şar tahsildarlığı yapmış olan kimse Öşürcü, ondalıkçı
AŞŞE Yaprağı uzun ve ince olan hurma ağacı * Zayıf vücutlu, uzun boylu kadın
AŞTÎ f Barışıklık, sulh
AŞTÎ-HÛRE f Barış ziyafeti
AŞTÎ-PERVER f Barış taraflısı, sulh
AŞTÎ-PERVERANE f Barış taraftarına yakışacak şekilde
AŞTÎ-SÂZ f Sulhsever, sulh taraftarı Barışsever, barışçı
AŞTÎ-SÂZÎ f Barışseverlik, sulhseverlik
AŞU Kör olmak Görmemek * Mc: Görmemezlikten gelmek
AŞÛB f Karıştırıcı, karıştıran mânalarına gelir ve birleşik kelimeler yapılır
AŞÛB-ENGİZ f Karışıklığa medar olan, kargaşalığa sebebiyet veren
AŞÛB-GÂH f Gürültülü patırtılı yer Kargaşalık ve karışıklık yeri
AŞUG f Bilinmiyen, meçhul, yabancı * Serseri
AŞUM Bir ot cinsi
AŞURE (Aşurâ) Arabi aylardan olan Muharrem ayının onuncu günü Aynı günde çeşitli hububat ve kuruyemişler katılarak yapılan tatlı
AŞÜFTE f Sevgiden kendinden geçen Çıldırırcasına seven * İffetsiz kadın
AŞÜFTE-DİL f Gönlü perişan olmuş
AŞÜFTE-DİMAĞ f Aklı perişan
AŞV Kasdetmek
AŞVA' Geceleyin gözü görmeyen kadın veya kız * Önüne bakmayıp her ne olursa basan deve
AŞVE Akşam karanlığı * Akşam yemeği
AŞVEZ (C : Aşâviz) Sağlam yer * Sağlam ve geçirimsiz yerlerde oluşan göl * Sağlam, kuvvetli deve * Çok et
AŞY Akşam yemeği
AŞYAN Akşam yemeği yiyen kişi
AŞYERE Dayanmak Sürçmek
AŞZAN Ayağı kesilmiş gibi emekleyerek yürümek
ATA t Baba veya ecdaddan olan büyük Önceden gelen * Aynı soyun büyüğü
ATA (İtyan dan) Verdi, veren Geldi, gelen (mânasına da olur, fiildir)
ATA Verme Bağışlama Bahşiş Lütuf İhsan
ATAB Mahvolma, ölme
ATA-BAHŞ f Bahşiş veren
ATABEY (Atabek) Selçuklular devrinde şehzadelere mürebbilik eden şahıs, lala
ATAD İşe yarayan âletlerin takımı * Büyük kadeh * Hazırlık
ATA ENDER ATA Lütuf içinde lütuf, ihsan üzerine ihsan
A'TAF (Atf dan ) En âtifetli Pek müşfik, çok merhametli adam * Boynuzları birbirine eğilmiş koyun (Müe: Atfâ')
A'TAF (Atf C ) Meyiller * Merhametler, şefkatler, lütuflar, ihsanlar
ATAİM (Atime C ) Ocaklar
ATAK(AT) Azad, izin
ATAL (C A'tâl) Vücudun örtüsüz yeri, bilhassa ense * Bir kişinin güzelliği * Vücudun tamamı * Boyuna asılan gerdanlığı kaybetmek
ATAL (Itl C ) Koltuk altları * Yanlar, kenarlar * Böğürler
ATALET (Utlet) Boş durma Tembellik İşsizlik Hurma salkımı (En bedbaht, en muztarib, en sıkıntılı işsiz adamdır Zirâ, atâlet, ademin birâderzâdesidir Sa'y, vücudun hayatı ve hayatın yakazasıdır M )
ATALET KANUNU Fiz: Duran bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hareket edemez; ve hareket hâlindeki bir cisim, bir kuvvetin etkisi olmadan hızını ve yönünü değiştiremez
ATAM (Utum C ) Yüksek binalar, köşkler, hisarlar
ATAN (C : Atân) Kovası el ile çekilen kuyu * Kuyunun ve havuzun etrafında deve çekip duracak yer * Su kenarı * Kokmak * Dibâgat etmek
ATANİB (İtnâbe C ) Kısa ipler * Uzun ipler Sicimler * Sâyebanlar
ATARAKSİYA yun Tesirlere (etkilere) karşılık göstermeme, durgunluk hâli * (Fels ) Ruhun sükunete ulaşması, arzu ve ihtiraslardan uzak kalma Eski çağ felsefesi, hayatın gayesi, saadet olarak duygusuzluk halini gösteriyordu İnsan arzuları sonsuz, düşmanları sonsuzdur, (mikroptan kuyruklu yıldıza kadar) ama iktidarı hiç denecek kadar az, zayıf bir mahluktur Allah'ı tanımaz ve Onun kudretine dayanmazsa işte böyle saçmalıklara düşer Devekuşu gibi başını kuma sokmakla kurtulacağını umar Kurtuluş ise ancak İslâm'da ve Allah'a imandadır
ATARDAMAR Tıb: Kanın, kalbden vücudun her tarafına (akciğerlere de) gitmesine yarayan damar Şiryan
ATAŞ Susama Hararet
ATAŞA (Atşân C ) Susamış olanlar, susuzlar
ATAŞE Fr Elçiliklerde vazifeli memur
AT'ATA Birbiri ardınca çağırmak * Kavga etmek
ATAVİL (Atvel C ) Seçkin kimseler * Uzun boylular
ATAYA (Atiyye C ) Bahşişler İhsanlar Lütuflar
ATAYA-YI SENİYYE Padişahın hediye ve ihsanları
ATAYIB (Atyeb C ) En iyiler Çok hoş olanlar
ATB Hışım etmek * Fesad * İkrah olunan, kerih görülen
ATBA (Taby C ) Meme başları, uçları
ATBA' (Tıb' C ) Akarsular, çaylar, dereler, kanallar, sel yatakları
ATBA' En pis
ATBAK (Tabak C ) Tabaklar Kapaklar
ATBAL (Tabl C ) Davullar
ATBAN Tek ayak üstüne sıçramak * Davarın üç ayak üstüne yürümesi
ÂTBİN f Sözü doğru faziletli kimse
ATEBAT (Atebe C ) Eşikler, basamaklar * İranlıların mukaddes ziyaret yeri
ATEBE (C Atebât) Basamak, eşik
ATEBE-İ FELEK-MERTEBE Osmanlı Padişahlarının sarayı
ATEH Bunama, bunaklık (Ateh getirmiş bir ihtiyar)
ATEH KABL-EL MİÂD Erken bunama
ATELE (C : Utül) Rende * Kalın ve büyük asâ * Fârisi yayı * Doğurmamış dişi deve
ATEME Gecenin ilk üçte bir bölümü Yatsı namazı vakti * İşsizlik, tembellik, atalet, üşengeçlik * Akşam vaktine kadar hayvanın memesinde bâki kalan süt
ATER Arap kadınlarının misk ve başka güzel şeylerle yoğurup, boyunlarına taktıkları gerdanlık
ATEŞ f Odun vs gibi maddelerin yanmasından hasıl olan hâl Od, nâr * Kızgınlık, hararet * Hiddet, gazab, şiddet * Hayvanın çevik, hareketli ve oynak olması * Yangın * Gözyaşı * Hastalık * Harb, savaş (Ateş unsuru, kâinatın bütün kısımlarını istilâ etmiş pek büyük bir unsurdur Bir damar gibi kâinatın yaratılışından başlayarak her tarafa dalbudak salıp gelen şu şecere-i nâriyeye nazar-ı hikmetle dikkat edilirse, bu şecerenin başında, yani sonunda büyük bir meyvenin bulunduğu anlaşılır Evet, toprağın içinde büyük ve uzun bir damarı gören adam, o damarın başında kavun gibi bir meyvenin bulunduğunu zannetmesi gibi, âlemin her tarafında damarları bulunan şu şecere-i nâriyenin de Cehennem gibi bir meyvesinin bulunduğuna bilhads yani sür'at-i intikal ile hükmedebilir İ İ )
ATEŞ-İ ÂB-PERVER Mc: Hançer, kama, kılınç
ATEŞ-İ BAHAR Lâle * Kırmızı renkli gül
ATEŞ-İ BESTE Hâlis kırmızı renkli altın * Donmuş ateş
ATEŞ-İ HECR Firak ateşi, ayrılık acısı
ATEŞ-İ RUMÎ Eskiden kullanılan bir silâh çeşitidir Kara ve deniz muharebelerinde yangın çıkartmak için kullanılırdı
ATEŞ-İ TER Kırmızı şarap
ATEŞ-BÂR f Ateş yağdıran
ATEŞ-BÂZ f Ateşle oynayan Hokkabaz
ATEŞ-BESTE f Hâlis altın, kırmızı altın
ATEŞ-DÂN f Mangal, ocak
ATEŞ-DİDE f Ateş görmüş, ateşten geçmiş * Mc: Büyük ıztırab çekmiş ve tecrübe geçirmiş adam
ATEŞ-DİL f Sözü dokunaklı olan * Her gördüğü güzeli seven * Pek zeki adam
ATEŞ-EFRÛZ f Ateş yakan, ateş tutuşturan
ATEŞ-EFŞÂN f Ateş saçan
ATEŞEK f Küçük ateş * Ateş böceği * Frengi * Berk, şimşek
ATEŞ-ENGİZ f Dağlama aleti * Mc: Fesatçı, ifsad yapan
ATEŞ-FÂM f Ateş renkli, kırmızı
ATEŞ-GEDE f Mecûsilerin tapındıkları yer Mecusi mabedi
ATEŞ-GİRE f Çıra * Maşa
ATEŞ-GÛN f Ateş gibi kıpkırmızı
ATEŞ-HÂR f Keklik * Merhametsiz, şefkatsiz ve zalim adam
ATEŞ-HİRÂM f Süratle yürüyen, hızlı yürüyen
ATEŞ-HÎZ Ateşliyen, ateş veren
ATEŞ-HULK f Sert tabiatlı, huysuz
ATEŞÎ f Hararetli, ateşli; dokunaklı * Ateş renginde * Hiddetli, öfkeli
ATEŞÎN f Ateşli, canlı, ateşten * Mc: Şiddetli, hiddetli
ATEŞ-KÂR f Külhancı * Mc: Aceleci, kızgın veya merhametsiz adam
ATEŞ-MİZAC f Huysuz, geçimsiz, sert tabiatlı kimse
ATEŞ-NÂK f Ateşli
ATEŞ-NİSAR f Ateş saçan * Mc: Çok öfkeli, çok kızgın
ATEŞ-NÜMÂ f Ateş gösteren
ATEŞ-PÂ f Ateş gibi * Mc: Atik, çevik
ATEŞ-PARE f Ateş parçası Ateş gibi * Mc: Çok zeki, çok akıllı * Durup dinlenmeyen
ATEŞ-PAŞ f Ateş saçan
ATEŞ-PEREST Ateşe tapan Mecusi, müşrik
ATEŞ-RENG f Ateş renginde, kızıl renkli
ATEŞ-SUHAN f Dokunaklı, kalb kıracak şekilde ağır söz söyliyen
ATEŞ-ZEBÂN f Ateş dilli Çok dokunaklı söz veya şiir söyleyen
ATEŞ-ZEDE f Yakılmış, yakılan
ATEŞ-ZEN f Ateş yakmak için kullanılan alet, çakmak
ATF Bağlama Bağ Ekleme * Meyletme * Şefkat Sevgi * Eğilme * İkiye bükme İki kat eyleme * Çevirme * Geri döndürme * Bir kimse üzerine tekrar hamle eylemek * Gr: Bir kelimeyi diğer bir kelimeye harf-i atıf vasıtasiyle ilhak eylemek (Bak: Harf-i atıf)
ATF-I BEYAN Mâkablini yâni mâtufun aleyhin mefhumunu izah ve te'kid için atfolunan tâbir Meselâ: "Meseleyi izâh ve teşrih eyledi" cümlesindeki "ve" gibi
ATF-I NİGÂH Bakma, göz atma
ATF-I TEFSİR Bir mânada olup mücerred tasdik ve te'kid için "ve" ile müteradifine (aynı mânadaki kelimeye) atfolunan kelime Meselâ: "İhsan ve kerem, hüzün ve keder" ifadesindeki "ve" ler gibi Diğer bir ifade ile: Aynı olan ayrı iki kelimenin birlikte kullanılması ("deli divâne"de olduğu gibi )
ATFEN Birisinin adına Birisine yükleyerek
ATFETMEK Meyletmek Sevgi beslemek * Gr: Mânâyı birbirine bağlamak
ATHAL Kül renginde
ATHAR (Tâhir C ) Kadınların aybaşı ve doğumdan çıktıkları zamanlar
ATHAR Daha tâhir En temiz
ÂTIF (Atf dan) Yüzünü çeviren, bakan Meyleden, yönelen * Bağlaç * Şefkat edici kimse Merhametli, müşfik * Yarış atlarının altıncısı * Gr: İki kelimeyi birbirine bağlayan harf veya kelime
ATIFET Koruma, sevgi, Acıma Şefkat Esirgeme * Hüsn-ü zan Karşılıksız sevgi
ATIFET-KÂR f Esirgeyip muhafaza eden, gözetip koruyan
ÂTIK(A) Azad edilmiş, Serbest bırakılmış kimse * Yaşlı * Genç kız * Temiz soylu * Eski * Yavru kuş
ÂTIL (Âtıla) İşlemez Boş Tenbel * Bozulmuş
ÂTIM Ölen, mahvolan
ATIM t Ateşli silahların boşaltılması, atılması * Kurşun menzili, kurşunun gidebildiği, yetiştiği mesâfe * Silahın bir defa atılması için lâzım gelen barut vesaire
ATIR (Itr dan) Güzel kokulu, ıtırlı * Kokuları seven kimse
ATIS Şafak * Aksıran
ATİ Önde Aşağıda Sonra Vâki olan Gelecek zaman
ATİ İnatçı, muannid Kalın kafalı
ATİ(YE) (Utv dan) İsyan eden, kafa tutan Asi Sert başlı, serkeş
ATİD Tedarik olunmuş Hazır ve müheyya * Günah ve sevabları yazan melek
ATİDE Elbise sandığı
ATİH(E) İsyan eden, kafa tutan, âsi olan
ATİK Sâfi nesne, saf olan şey
ATİK (C : Avâtik) Sırtın üst kısmı Omuz ile boyun arası * Eski şarap
ATİK (Atika) Esaretten serbest bırakılmış olan * Soyu temiz Necib * Genç kız * Kadim İhtiyar * Yavru kuş * Eski * Hz Ebû Bekir'in (R A ) bir nâmı
ATİK Çabuk davranan, çevik
ATİK Berrak, saf, temiz, karışmamış, değerli
ATİKIYYAT Eski eserler Eski devirlerden kalma eserleri, - daha ziyade tarih ve san'at bakımından- tetkik eden ilim Arkeoloji
ATİL Şerli, şerir, yaramaz kişi
ATİL Para karşılığı tutulan yardımcı, asistan
ATİ-L-BEYAN Aşağıda sözü geçen, aşağıda zikredilen
AT'İME (Bak: Et'ime)
ATİME (C: Atâim) Ateş yakılan ocak; mangal
ATİM(E) Yavaş, sessiz, ağır
ATİRE Receb ayında keferenin putları için boğazladıkları koyun ki, o puta "itrâ" derler
ÂTİŞ (Atişe) Susuz, susamış
ATİT Gıcırtı * Ses
ATİY (Utiy) Haddi tecavüz etme * Çok ihtiyar olma * Kibirlenme
ATİYE Azgın * Büküp büküp atan
ATİYEN Aşağıda * İlerde, gelecekte
ATİYYAT (Atiyye C ) Hediyeler İhsanlar * Büyük bir kimsenin bahşişleri
ATİYYE Hediye Bahşiş Lütüf ve ihsan
ATK Bulaşmak * Kurumak
ATK Esiri serbest bırakmak Köleyi âzat eylemek (Bak: Itk)
ATL şerir Sert tabiatlı Yaramaz * Şiddetle çekmek
ATLAB (Tâlib C ) Arayanlar, talibler; bilhassa talebeler * (Tılb C ) Kadın peşinde dolaşanlar, zamparalar
ATLAL (Talel C ) şekiller, biçimler
ATLAS İpekten yapılmış kumaş Üstü ipek, altı pamuk kumaş * Düz tüysüz * Büyük harita * Atlas Okyanusu
ATLAS (Talas C ) Eskitmeler, yıpratmalar * Eski, aşındırılmış, yıpranmış
ATLE (C Utül) Rende * Yoğun büyük asâ * Büyük iğne demiri Farisî yayı * Doğurmamış dişi deve
ATLES Eski, yırtık, yıpranmış, aşındırılmış
ATLETİZM yun Çeviklik, atiklik, kuvvet gibi beden kabiliyetlerini inkişaf ettirmeğe yarayan ve koşu, atlama, ağırlık kaldırma ve atma gibi, tek başına yapılan bedeni çalışmalar
ATLİYE (Tılâ C ) Merhemler
ATM Geciktirmek, eğlendirmek
ATMAR (Tımr C ) Paçavralar Eski, yıpranmış elbiseler
ATME Ateş kaynağı, volkanın tepesindeki lâvın çıktığı yer, krater
ATMOSFER Dünyanın çevresini kuşatan 100 km kalınlığında, çeşitli gazlardan meydana gelen gaz tabakası Başka gök cisimlerini kuşatan gaz tabakalarına da atmosfer denir * Bir yerdeki mânevi hava * Basınç birimi 0 derecede 76 cm yükseklikteki bir civa sütununun 1 cm karelik alan üzerine yaptığı basınca 1 atmosfer denir Bu basınç 1 033 kilogramdır Deniz seviyesinden yükseldikçe basınç azalır
ATNAB (Tınâb C ) Çadır ipleri * Ağaç kökleri * Tıb : Vücuttaki sinirler
ATOL Mercan adası Mercan iskeletlerinin birikmesiyle meydana gelmiş olan halka biçiminde ve ortasında bir göl bulunan adacık
ATOM yun Maddenin bölünemez en küçük parçası manasında eski çağ felsefesinde kullanılan bir tâbir, günümüze kadar gelmiş ve ilmî tabir olarak kalmıştır Atom, maddenin bölünmez bir parçası değil, kendisi de daha küçük parçalardan yaratılmış çok küçük bir âlemdir Dünyada, kâinatta ve atom âleminde hep aynı nizam hâkimdir Bugün, dün olduğu gibi maddeci felsefe, maddenin mahiyetini anlamaktan âcizdir
ATR Depretmek * Titremek
ATR İyi kokulu şeyler sürünmek
ATRAB Oyunlar Eğlenceler Şenlik ve ferahlıklar
ATRAF (Tarf ve Taraf C ) Gözler * Taraflar Kenarlar
ATRAK (Târık C ) Gecegelen seyyahlar
ATRAR (Turra C ) Kenarlar, uçlar
ATRAS (Tırs C ) Yazılmış sayfalar
ATRESE şiddetle ve zorla almak * Gadap etmek
ATREŞ Sağır, işitmeyen
ATRUK (Tarik C ) Tarikler, yollar
ATS Aksırık * Şafak sökme
ATSE Aksırma, tek aksırık
ATŞ Susuzluk Susama
ATŞÂN Susamış, teşne Susuz
ATT Sözü tekrar tekrar söylemek
ATTAR (Itr dan) Güzel koku veya iğne iplik gibi şeyler satan
ATTAS Devamlı aksıran
ATTAT Çok bağırıp çağıran, gürültücü adam
ATÛB İnatçı, muannid
ATÛD (C: Atedân) Bir yaşında ve iyi beslenmiş oğlak
ATÛF Çok acıyan, pek merhametli
ATÛFET Şefkat Çok merhametli oluş
ATÛH Mâtuh Bunak Şuurunu kaybetmiş ihtiyar
ATÛM Su kaplumbağası
ATÛM Akşam vaktinin dışında sütünü vermeyen deve
ATÛS Enfiye, aksırtıcı şey
ATV El ile alıp yiyip içmek
ATVAD (Tavd C ) Dağlar
ATVAK (Tavk C ) Tasmalar Gerdanlıklar, boyuna takılan mücevherler * Tâkatler, kuvvetler * Boyundaki halka çizgiler
ATVEL (Tavil den) Çok uzun
ATYAN (Tîn C ) Çamurlar, balçıklar
ATYEB Pek güzel Daha güzel
ATYEB-İ ME'KÜLÂT Yiyeceklerin en güzeli En güzel yiyecekler
ATYER Çabuk uçan Derhal kaybolan
ATYEŞ Gayet tez uçar bir kuş
ÂVÂ' Şiddet * Kıtlık, kaht
AVA' Alçak kimse * Menazil-i kamerden bir menzildir ve beş yıldızlıdır
AVABİS Müdhiş, çetin günler * Yüzü abûs kimseler
AVACİM Dişler
AVAD Ud çalan kimse
AVADANCI Tar: Osmanlı sarayında bir hademe sınıfı
AVADİ (Adiye C ) Zulmedenler, zâlimler
AVAH Eyvah, yazık! gibi teessüf ifâdeleri * Rızık, kısmet, nasib (Bak: Evvâh)
AVAİD (Âide C ) İratlar, gelirler Aidat * Tahsisât
AVAİK (Âika C ) Mânialar Engeller Müşküller * Nuh (A S ) Kavminin sonradan taptıkları bir put ismi
A'VAK (Avk C ) Mani olmalar Alıkoymalar, durdurmalar Vazgeçirmeler
AVAKIB (Akibet C ) Encamlar Akibetler Sonlar
AVAKIB-I AHVÂL Durumların neticesi, hâllerin sonu
AVAKIB-I UMUR İşlerin neticesi
AVAKIR (Akıra C ) Fakirler, yoksullar * Kısırlar, verimsiz olanlar * Kudurmuş olanlar
AVAL Fr: Bir ticaret senedine yazılan kefillik Böyle bir kefalete girişen kimse
AVAL Sersemlik derecesinde saf olma, bönlük
AVALÎ Büyük ve sayılı kimseler Büyükler Yüceler * Medine etrafındaki semtler
AVALİM (Âlem C ) Âlemler Cihanlar
AVAM Halktan ilmi irfanı kıt olan kimse Okuyup yazması az olan Fakirler sınıfından * Tas : Hakikata tam erememiş, tevhidin derin hakikatlarından haberi olmayan * Halkın ekseriyeti
A'VAM Yıllar Seneler
AVAM-FİRİB f Halkın hoşuna gidecek tarzda hareket eden, halkı avlıyan, demagog
AVAMİL (Amil C ) Sebepler * Ayaklar * Valiler Hâkimler * Gr: Arabçada kelime sonlarının okunuşuna te'sir eden hususları öğreten ilim ve ona dâir kitab * Birgivi Hazretlerinin "Nahiv" ilmine dâir olan kitabının ismi
AVAM-PERESTANE f Avam kimselere yakışır şekilde * Şiddetli halk taraftarı olan birine yakışır sûrette
AVAM-PESEND f Halk tarafından beğenilecek olan şey
AVAN (C : Uven) Her şeyin orta yaşlısı * (C : Avine-Avân) Esir * Yardımcı, nâsır
AVAN Anlar Zamanlar Vakitler
AVAN-I TEKÂMÜL Tekâmül, olgunlaşma ve terakki zamanları
A'VAN Yardımcılar Etbâlar
AVANE Uzun hurma ağacı
AVANİ Kapkacak, yemek takımları * "Beni koru, hıfzeyle" meâlinde dua
AVANS Fr İlerideki bir alacağa mahsuben önceden verilen para
AVAR Ayıp, kusur, eksiklik Fesad
AVARE f Başıboş, serseri, boş gezen İşsiz güçsüz
AVAREGÎ f Avarelik, serserilik, işsiz güçsüzlük, aylaklık
AVARESER f Başıboş
AVARIZ Arızalar Sonradan olan noksanlıklar * Girinti çıkıntı, noksanlık * Mânialar Engeller * Fevkalâde hallerde ve bilhassa harp sebebi ile geçici olarak alınan vergi
AVARIZ-I DİVANİYE Tanzimat-ı Hayriye'den önce geçerli olan kanunlara göre alınan vergiler
AVARIZ-I MÜKTESEBE Cehil, sarhoşluk, hezel, sefeh, hata, ikrah gibi insanın ibtidâen dahli bulunan şeyler
AVARIZ-I SEMAVİYE Delilik, küçüklük, bunaklık, ölüm gibi kesbî ve ihtiyarî olmaksızın insana ârız olan şeyler
AVARÎ (Ariyyet C ) Ödünç verilen şeyler
AVARİF Mârifetler * Arifler İşten anlar olanlar * Güzel ahlâk
AVASIF (Asıta C ) Sert ve kuvvetli rüzgârlar Fırtınalar
AVASIM (Asıme C ) Temiz, ismetli kimseler * Hudut şehirleri
AVATIF (Atıfet C ) Atıfetler Hediyeler İhsanlar
AVATIK (Atık C ) Yaşlılar * Genç kızlar * Hür ve serbest olanlar * Yavru kuşlar
AV'AVE Havlama, köpeğin havlaması * Mc: Hezeyan, saçma sapan konuşma
AVAZ Nefret İkrah Bir şeyi kerahetle yapma Kerahet
A'VAZ Karşılıklar Bedeller (Bak: İvâz)
ÂVÂZ f Sadâ, Yüksek ses * şöhret
ÂVÂZ-I RA'D U SÂİKA Gök gürlemesinin ve yıldırımın âvâzı, sesi
AVAZE f Nam, şöhret, ün Yüksek ses
AVAZİL (Âzil C ) Başa kakıcı kimseler
AVCA (Müe ) Eğri Şaşı * Yay Kavs * Arık, zayıf deve
AVD Dönme, geri gelme Aleyhine veya lehine dönme
AVDET Dönüş, geri gelme, dönme Rücu'
AVDETÎ Dönme * Aslına, Müslümanlığa dönen
A'VEC Eğri büğrü
A'VED Ençok faydalı
AVEMEN Deve veya at gidişi * Yüzme
AVEN Çok sâkin, en sâkin
AVEND f Sicim, ip * Senet, delil * Kapkacak * Taht, yüksek mertebe * Satranç oyunu * Evvel, önce, ilk
AVENE Beraber olanlar Yardım edenler * Taraftarlar
AVENGÂN f Asılı, sarkık * Çengel * Çivi
AVER f Averden "getirmek" fiilinin emir köküdür, kelime sonuna getirilerek; yapan, eden, olan, veren, götüren gibi manalara sebeb olur
CENK-ÂVER Harpçi, fedakâr
DİL-ÂVER Gönül alıcı
MERAK-ÂVER Merak verici Merak veren
A'VER Tek gözlü Bir gözü kör Yek-çeşm (Âhirzamanda gelecek Süfyan adındaki bir zâlimden "Aver" diye rivayetlerde bahsedilmesi, sadece dünyayı görecek bir gözü olduğu ve âhireti görecek imân gözünün olmadığından kinayedir )
AVERD f Harp, muhârebe, savaş, cenk
AVERD-GÂH f Muharebe meydanı, savaş alanı
AVERDE f Getirilmiş nakl olunmuş
AVERDİDE f Saldırılmış, hücum edilmiş
AVEZ Fakirlik, yoksulluk Sıkıntı
A'VEZ Mânâsı anlaşılmayan şey * Anlaşılması zor olan şiir
AVHAK Uzun nesne * Kara karga * Büyük kara deve
AVHEC Yılan * Uzun boyunlu * Dişi deve
AVİ Uluyan Hırlayan
AVİHTE f Asılmış şey, asılı nesne
AVİJE f Has, hâlis, hakiki, temiz
AVİJGAN f Mahremler, yakınlar * Güzeller, gençler
AVİL Yüksek sesle ağlama Acınma Feryâd * Meyletme
AVİND f İlk, evvel, önce
AVİNE (Evân C ) Vakitler, zamanlar, anlar Devirler
AVİNETEN Ara sıra, tesadüfen
AVİŞE(N) f Kekik otu * Sarılma, sıyırarak çıkma Saldırma
AVİZ f Asılan, asılı bulunan
AVİZE f Lamba, fener, gaz veya mumları havi olarak tavana asılan maden veya billurdan süs eşyası
AVİZE-İ GÛŞ Küpe
AVK (C: A'vâk) Mâni olma, alıkoyma, durdurma, vazgeçirme, geciktirme
AVL Feryat, sıkıntı sebebi Acınma
AVLAK yun Dere Vadi, su cedveli
AVLE Bağırma, feryat
AVN Yardım İmdâd * Mededkâr Yardım eden Yardımcı Zahir
AVN-I İLÂHÎ Cenab-ı Hakk'ın yardımı
AVNÎ Yardıma âit, yardıma dâir
AVNİYE Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından ilk olarak, daha sonra da Sultan Mecid ve Sultan Aziz zamanında giyilen kolsuz asker kaputu * Bir nevi yağmurluk
AVR Bir kimseyi kör etme * A'ver kılma Bir şeyi alıp götürmek * Telef etme * Gözsüzlük
AVRA Şaşı Kör kadın Tek gözlü * Mc: Kör fikir * Çirkin ve kabih söz * Sâdece dünyayı düşünüp âhireti unutan
AVRAT (Averât) (Avret C ) Kadınlar * Gizli yerler * Mahrem zamanlar
|