|
Prof. Dr. Sinsi
|
İnsan Ve Deliliği-Erasmus
İnsancılık deyimiyle dilimize çevrilen humanisme (ümanizm) bir yenidendoğuş akımıdır
İlkin antikçağ yapıtları üstünde çalışma ve onları meydana çıkarma anlamını dilegetiriyordu
Ortaçağın karanlığında insanlıklarından çıkan Avrupalılar insan'ı Hellen putçuluğunda arıyorlardı Biraz da Diogenesin gün ışığında fenerle adam aramasına benzeyen bu iş, sonunda felsefesel bir deyişe dönüştürüldü
Deyim, değer ölçüsü olarak insanı alma anlamıyla tanımlandı
Ortaçağ tanrıcılığından öylesine bıkılmıştı ki, her türlü değere ölçüt olarak konulması düşünülen insan, sonunda Tanrının yerine konuldu
Kutsal Roma İmparatorluğunun evrendaşçılığı, bencil bir bireyciliğe dönüştü Bir bakıma Kutsal Roma İmparatorluğu (Sacrum Imperium Romanum) bunu hak etmiş sayılırdı Ne var ki böylesine bir bireyciliğin sonu el altından gene Tanrıcılığa varıyordu
Konuşma dilinde bencilik'le eşanlamda kullanılan bireycilik terimi, felsefede birey'i baş gerçek sayan ve her şeyin birey için olduğunu savunan bir dünya görüşünü tanımlar
Tarihsel süreçte ,burjuva sınıfının belirmesiyle meydana çıkmış ve çökmeye yüz tutan metafizik dünya görüşünün yerini almıştır
Gerçekte dil ve kılık değiştirmiş bir metafizikten başka bir şey değildir:
Metafizik dünya görüşünün baş gerçeği olan Tanrı'nın yerine Tanrı niteliğinde bir insan anlayışı getirmektedir:
Rönesans düşüncesinden bu yana Olguculuk, Mahçılık, Pragmacılık'tan günümüz Varoluşçuluğuna kadar bütün bireyci öğretiler zorunlu olarak öznel düşünceci (sübjektif idealist)'dirler
Tek sözle hepsinde temel bireysel düşünce, eşit ruh, eşit Tanrı'dır Olaylara yön veren formül budur Bu görüşün elde etmek istediği amaç da her şeyin birey'i göz önünde tutarak düzenlenmesidir
Örneğin, ekonomi, toplumu değil, birey'i geliştirmek için düzenlenecektir; eğitim, toplumu değil, birey'i yetiştirmek için düzenlenecektir Bu anlayışa göre toplum, birey'lerden kurulu olmakla birey'in ürünüdür Birey'in zenginliği ve mutluluğu toplumun zenginliği ve mutluluğu demektir
Bu görüş, bilimsel olmak iddiasına rağmen, zorunlu olarak halk dilindeki anlamına dönüşüyor ve bencil bir ahlak yaratıyordu
Bireyci insancılığın ünlü düşünürleri Erasmus, Machiavelli ve Montaigne ister istemez böylesine bir anlayışı pekiştirerek yeni toplumsal tedirginliklerin tohumlarını atıyorlardı
Hollandalı bilgin Erasmus (Didier Erasme, 1467-1536), mutluluğa erişmek isteyen insanlara yeni bir yol gösteriyor:

Delilik yolu  XVI yüzyılın başında yayımlanan Deliliğe Övgü (Encomium Morias) adlı ünlü yapıtında şöyle diyor:
İnsanlar akla ne kadar bağlanırlarsa, mutluluktan o kadar uzaklaşırlar
Davranışlarını akla göre düzenleyenler, delilerden daha deli olduklarından, insanlıklarını unutur, Tanrılığa özenirler Bilim üstüne bilim, sanat üstüne sanat yığarlar Bütün bunları da doğaya karşı savaşmak için kullanmaya kalkarlar Ey ulu Tanrılar; kendilerine deli, akılsız, budala, avanak gibi güzel adlar verilen kişilerden daha mutlu kişiler var mıdır yeryüzünde?
Erasmus, yenidendoğuş çağının büyük adlarından biridir
Evlilikdışı doğmuş bir çocuktu Yaşadığı sürece kendi mutluluğunu yaratmasını, yarattıktan sonra da korumasını bilmiştir Bencildi Büyük kavgalardan, tartışmalardan kaçınırdı Ne Katolik, ne de Protestan olduğu halde, küçük kurnazlıklarla, her iki yönü de oyalayabilmiş, üstüne sıçratmamıştır
Felsefe alanında büyük bir değer taşımaz Ancak klasik Yunan ve Latin düşüncesini çevirip yayarak çağını geniş ölçüde etkilemiş, uyarmıştı
Aykırı düşüncelerinden, alaycılığından ötürü kendisini Fransız düşünürü Voltaire'e (1694-1778) benzetirler İnsancıdır (hümaniste)
Bir bakıma, bütün bu nitelikleriyle, örnek bir yeniçağ adamıdır Hollanda' da doğdu, Fransa'da okudu, İtalya'da gezdi, İngiltere'de yaşadı, İsviçre'de öldü Altmış dokuz yıllık ömrü mutlulukla geçmiştir
Mutluluğu akıldışı yaşamakta bulan Erasmus, bu düşüncesini şöyle savunuyor:
Ey ulu Tanrılar, ne komedyadır bu deliler sürüsü, ama ne de mutludurlar Biri bir kadıncığın aşkından ölür, kadın onu ne kadar sevmezse onun sevgisi o kadar artar
Bir başkası evlenirken kızdan çok, parasını alır Ötekiyse, karısını öylesine kıskanır ki, bir an bile gözünden kaçırmaz Birdenbire gelen ölümle kederlenen bir adam, bin bir çılgınlık yapar, göz yaşı oyunu oynatmak için parayla ağlayıcılar tutar
Ötede bundan ötürü için için sevinen bir başkası kederli görünmeye zorlar kendini, dişini sıkıp kaynanasının mezarı üstünde ağlar Daha ötede, mutluluğu uykuda bulan tembeller, kendi işlerini bırakıp başkalarının işlerini düzenlemek için koşup duranlar
Kimi borçlarını ödemek için ödünç almakla zenginleştiğini sanır Şu doymak bilmez tüccar ufak bir kazanç için denizlerde dolaşır, bir kez elden gidince dünyanın bütün altınlarının geri veremeyeceği hayatını dalgaların keyfine bırakır Kimi de evinde rahat rahat oturacağı yerde, savaşa gider Bütün insanların en delisi tüccarlardır
Durmadan kazanmak için en alçak araçları kullanırlar; yalan, yalan yere yemin, hırsızlık, hile, aldatmalar bütün ömürlerini doldurur Bu aşağılıklarına rağmen, gene de kazandıkları altınların kendilerini yükselteceğine inanırlar Yükselirler de nitekim
Toplum, parası olana değer verir Birçok din adamları da bu aşağılık zenginlikten bir parça koparmak için onlara en şerefli Tanrı katları verirler
Ey ulu Tanrılar, bu çılgınlar sürüsü, aldatmak istedikleri kimselerce aldatıldıkları zaman, sizler de kahkahalarla güler, mutlulanırsınız sonunda
Resim 66 olarak küçültüldü Gerçek boyutları [ 750 x 987 ]

Erasmus, deliliği şöyle tanıtıyor:
Tanrılar ve insanlar üstüne sevinç saçan yalnız benim Anamın adı Neotet'tir (gençlik)
Mutluluk adalarında (Kanarya adalarının eski adı) doğdum
Methe'yle (sarhoşluk) Apoidia (bilgisizlik) benim sütninelerimdir
İzzetinefis, yüze gülme, tembellik, bunaklık, zevkusefa, Komos (içki sofraları Tanrısı), Morpheus (rüyalar Tanrısı) hizmetçilerimdir Bu sadık hizmetçilerimle, dünyayı yönetenleri yönetirim ben
İlk mutluluğunuz şu güzelim dünyaya gelmektir Dünyaya gelmenizi ananızla babanızın evlenmesine borçlusunuz Hizmetçilerimden unutmak olmasaydı ananız o acılara bir daha katlanıp sizi doğurmazdı Çocukluk akıldan yoksun olduğundan, eğlendirir, haz verir
Delilik olmasaydı gençliğin ne tadı olurdu?
Nitekim gençliğin adına delikanlılık demiyor muyuz?
Yeryüzünde benden gelmeyen ne sevinç, ne haz, ne de mutluluk vardır
Tanrı insanlara akıldan çok tutku verirken, ne yaptığını hepimizden iyi biliyordu Eğer hizmetçilerimden yüze gülme, iki yüzlülük, kurnazlık olmasaydı, kadınla erkeği hiçbir güç bir arada tutamazdı
Kral halkını, koca karısını, uşak efendisini, dost dostunu bunlarsız yönetebilir mi sanıyorsunuz? En büyük mutluluk, insanın kendinden hoşnut olması, elindekilerle yetinmesidir Hizmetçim izzetinefis olmasaydı bu mutluluğu sağlayabilir miydiniz?
Hele insanın kendinden hoşnut olması kadar güzel ve hoş, oysa delice ne vardır?
Kutsal Kitap'tan birkaç yaprak ezberlemekle cennete gitmeyi garantilediğini sanan şu zırdeli ne kadar mutludur
Akıllıyla deliyi ayırt eden nedir?
Biri aklının, öbürü tutkusunun peşinde gider Oysa akıllıyı aklının peşinden sürükleyen de tutkusudur Ama o öylesine bir zavallıdır ki, mutluluk sağlayan bir tutku yerine, mutsuzluk sağlayan bir tutku seçmiştir
Hele bakın:
Kirli ve iğrenç bir doğum, zahmetli bir eğitim, her yönden gelen tehlikelerle dolu bir çocukluk, yorucu incelemelere, öğrenmelere boyun eğen bir gençlik, hastalıklar ve sakatlıklarla çevrili bir ihtiyarlık, acı bir zorunluk olan ölüm  
Bu bahtsız ömür süresince sayışız tehlikeler, hastalıklar; korkular, yoksulluklar, hapis, alçaklık, utanç, acı, pusu, ihanet, dava, hakaret, hile 
Eğer insanların çoğu akıl yolundan gitselerdi, dünya üstünde kendini öldürmedik adam kalmazdı Oysa ben, bütün bu dertleri birbirinden ayırıp bin bir biçimde yumuşatmasını bilirim
İnsanlara bilgisizliği, umursamazlığı dağıtırım Kimine daha mutlu bir talihin tatlı umudunu yollar, kiminin ayaklarına nefsin bir günlük güllerini serperim Gönderdiğim düşler onları bağlar
Ölüm perisinin eğirecek ipliği kalmamış olsa bile, yaşamaya karşı en ufak bir tiksinti duymak şöyle dursun, onları yaşamaktan ayrılmaya zorlayan nedenler ne kadar artarsa, yaşamaya bağlılıkları da o kadar artar
  
*
Orhan Hançerlioğlu-Düşünce Tarihi
|