|
Prof. Dr. Sinsi
|
Ünlü 5 Dâhiden Biri Olan Sahâbî: Mugire-Tebni Su’Be
Meşhûr Arap dâhilerinden Mugîre der ki:
Biz Araplar içinde, dînine son derecede bağlı ve Lât putunun hizmetçisi bir kavimdik Kavmimizin Müslüman olduğunu görecek olsam bile, onlara tâbi olmayacağımı sanırdım Mâlikoğullarından bir heyet, Mısır meliki Mukavkıs’a gitmek ve hediye sunmak üzere hazırlanmışlardı
Hiç kimse yanında değil!
Onlarla birlikte ben de, gitmek üzere hazırlanmıştım Amcam Urve bin Mes’ûd’a danıştım Gitmekten men etti ve dedi ki:
- Kardeşlerinden hiç kimse senin yanında değil!
Ben, onun sözünü dinlemedim “Mutlaka gideceğim!” dedim Onlarla birlikte yola çıktım Nihâyet, İskenderiye şehrine vardık
Mukavkis, bana baktı ve birisine, kim olduğumu ve ne istediğimi öğrenmesini emretti O kimse, benden sordu Kim olduğumu ve kendisini görmeye geldiğimi haber verdim Bunun üzerine Mukavkis, kiliseye indirilmemizi ve orada ağırlanmamızı emretti Ağırlandık
Sonra, Mukavkis bizi çağırdı Mukavkis, Mâlikoğullarının liderine baktı Onu, yakınına getirtti Birlikte oturdular Sonra, ona sordu:
- Bütün bunlar, Mâlikoğullarından mıdırlar?
- Evet! Ancak, bir tek kişi müttefiklerdendir
Sonra beni gösterdi Oradaki cemaatten, Mukavkis’a en önemsiz olanı ben idim Sonra aralarında şu konuşmalar geçti:
- Sizinle benim aramda bulunan Muhammed ve Eshâbının, sizi takiplerinden nasıl kurtulabildiniz?
- Onlardan korkumuzdan ötürü, deniz yolunu tercih ettik!
- Onun, sizi kabûle dâvet ettiği şey hakkında ne yaptınız?
- Bizden hiçbir kimse Ona tâbi olmadı!
- Niçin tâbi olmadı?
- O, şimdiye kadar ne atalarımızın, ne de hükümdarların tutmamış olduğu, sonradan çıkma bir din getirdi bize! Biz, atalarımızın tuttukları dîne bağlıyız!
- Onun dâvetini, kavmi nasıl karşıladı?
- Ona, kavim'in gençleri tâbi oldular ve Onu, kavminden ve başka Araplardan olan muhâliflerine karşı korudular Aralarındaki çarpışmada bir kere kavmi, bir kere de O yenildi!
- Siz, Onun kabûle dâvet ettiği şeyleri, bana dosdoğru haber verir misiniz?
- O, atalarımızın yapa geldikleri ibâdeti bırakmaya ve kendisine hiçbir şeyi şerik koşmadan bir Allaha ibâdet etmeye, bizi dâvet ediyor Namaz kılmaya ve zekât vermeye dâvet ediyor!
- Namaza ve zekâta mı dediniz? Bunlar için vakit ve adet belli edilmiş midir?
- Geceli gündüzlü her gün, sabah, öğle, ikindi, akşam ve yatsı vakitlerinde olmak üzere, beş kere namaz kılarlar
Zekât verirler
Her yirmi miskal doldukça, altından kırktabirini, beş deveyi buldukça bir koyun zekât verirler! Bütün malların zekât nisâblarını bildirdiler
Mukavkis, Mâlikoğullarının namaz vakitleri ve zekât nisâbı hakkında verdikleri bilgiler üzerine, sorularına şöyle devam etti:
- Onun, almış olduğu zekâtı, nereye koyduğunu, nerelere harcadığını biliyor musunuz?
- Yoksullara veriyor Hısım ve akrabâyı görüp gözetmeyi, verilen sözde durmayı emrediyor Fâizi, zinayı, içkiyi ve Allahtan başkası adına kesilen kurbanın etinden yemeyi yasaklıyor!
Zafer Onun olacak!
Onların bu cevapları üzerine Mukavkis dedi ki:
- O hâlde, O, bütün insanlara gönderilmiş bir Peygamberdir! Eğer O, Kiptîlere ve Rumlara gelmiş, erişmiş olsaydı, onlar, Ona tâbi olurlardı Çünkü, Îsâ bin Meryem, onlara bu hususta emir vermişti Kendisinden önce gönderilmiş olan Peygamberler de, Onu târif etmişler ve sıfatlarını bildirmişlerdir
Neticede zafer Onun olacak, kendisine kimse karşı koyamayacak, dînini, ayakların bastığı her yere eriştirecek, kavmi Onu, mızrakları ile koruyacaktır!
Mâlikoğulları dediler ki:
- Bütün halk, Onun dînine girmiş, Onun yanına toplanmış olsalar da, biz, Onun dînine girmeyiz, yanına varmayız!
Mukavkis hayretinden başını salladı ve aralarında şu konuşma geçti:
- Siz boştasınız ve oyalanıyorsunuz Peki, Onun, kavmi arasındaki soyu sopu nasıldır?
- O, kavminin soy sop yönünden en üstünü ve seçkinidir
- Mesîh yânî Hazret-i Îsâ ve bütün Peygamberler de, böyle, mensup bulundukları kavimlerin soy sop yönünden üstün ve seçkinleri arasından seçilip gönderilmişlerdir Onun, sözlerindeki doğruluğu nasıldır?
- Doğru sözlülüğünden dolayı Ona Emîn adı takılmıştır
- Bakınız şu işinize! Aranızdaki işlerde doğru ve doğru sözlü olan bir kimsenin, Allaha karşı yalan söyleyebileceğini mi sanıyorsunuz? Ona tâbi olan kimlerdir?
- Gençlerdir!
- Mesîh ve daha önceki Peygamberlere ilk tâbi olan, bağlananlar da, gençlerdi! Tevrat sâhibi olan Medîne Yahûdîleri, Ona karşı ne yaptılar, nasıl davrandılar?
- Ona aykırı davrandılar O da, üzerlerine yürüyüp onları öldürdü ve esir etti Her tarafa dağıldılar
- Onlar kıskançlık yapıyorlar, Onu kıskanıyorlardır
Bâzısını üstün tuttular
Mâlikoğulları, hediyelerini Mukavkis’in önüne koydular Mukavkis, sevindi ve adamlarına, onların alınmasını, kendilerine bahşişler verilmesini emretti Bahşiş verilirken onların bâzısını bâzısına üstün tuttu
Bana gelince, kıstılar Söylemeye değmez az ve ehemmiyetsiz bir şey verdiler Sonra Mukavkis’in huzurundan çıktık
Hazret-i Mugîre diyor ki: Mukavkis’tan işittiğimiz sözlerden, Muhammed aleyhisselâma karşı rezil rüsva ve süklüm püklüm olduk Kendi kendimize, “Yabancı hükümdarlar bile Onu tasdik ediyorlar da, bizler, Onun akrabâsı ve komşuları olduğumuz ve dâvetçisi evlerimize kadar geldiği hâlde, Onun yanına uğramıyoruz!” dedik Yerlerimize döndük
Peygamberlerden gelmeyen kim?
İskenderiye’de oturduğum müddetçe, girmedik kilise bırakmadım Karşılaştığım bütün Kibtî, yâni Mısır halkından ve Rum din adamlarından Muhammed aleyhisselâmın sıfatını sordum
Bunlardan biri de, Ebû Guseym kilisesi reisi Kibtî papazı idi Kibtîler onun rızâsını ve duâsını almak için yanına gelirlerdi Ben, ibâdete ondan daha düşkün bir kimse görmemiştim Kendisine dedim ki:
- Peygamberlerden, gelmeyen kim kalmıştır? Bana haber ver!
- Olur! O, Peygamberlerin sonuncusudur Onunla, Îsâ bin Meryem arasında, Peygamberlerden hiç kimse yoktur Îsâ Peygamberin, kendisine uymayı bize emretmiş olduğu Peygamber, Odur!
O Peygamber, ümmîdir ve Araptır Onun ismi, Ahmed’dir Kendisi, ne uzun, ne de kısa boyludur Onun gözlerinde biraz kırmızılık vardır
Kendisi, ne çok beyaz, ne de esmerdir Saçını uzatır, elbisenin kalınca olanından giyer, yemeklerden bulduğu ile iktifa eder, kılıcını boynunda taşır, kendisiyle çarpışmaya kalkmadıkça, kendiliğinden, kimse ile çarpışmaz
Onun yanında, kendilerini Ona fedâ eden, Onu, kendi evlâtlarından ve babalarından daha çok seven Eshâbı bulunacaktır
O, Selem ağaçlarının yetiştiği yerden, Harem’den çıkacak, bir Harem’e gelecek, çorak ve hurmalık bir yere hicret edecektir İbrahim aleyhisselâmın dîninde bulunacaktır!
- Bana, Onun sıfatını biraz daha açıklasan olur mu?
- O, kendisinden önceki Peygamberlerde bulunmayan birtakım haslet ve imtiyazlarla, kendisi mümtaz kılınmıştır Her Peygamber, yalnız kendi kavmine gönderildiği hâlde, O, bütün insanlara gönderilecektir!
Orada namazını kılacaktır
Bütün yeryüzü Ona mescid ve temiz kılınacaktır O, namaz vaktini nerede idrâk ederse, orada namazını kılacaktır
Hâlbuki kendisinden önceki Peygamberler, namazlarını, kiliseler ve havralardan başka yerlerde kılamazlardı!
Hazret-i Mugîre diyor ki:
Onun ve başkalarının bütün bu söylediklerini aklımda tuttum
Mâlikoğulları, ailelerine hediyeler satın aldılar Sevinçli idiler Onlardan hiç kimse de, bana hiçbir fedâkârlıkta bulunmadılar
Yola çıktılar ve yanlarına da, içki aldılar İçki içiyorlardı Her türlü rezâleti yapıyorlardı
Tâif’e dönünce, kavmime, Mukavkis’in beni hor, hakîr gördüğünü haber verecekler diye, Mâlikoğullarını öldürmeyi tasarladım Irak’ta Bassak nehri yanında bulunduğumuz sırada, yalandan hastalandım ve başımı bağladım Bana, “Neyin var?” diye sordular
Ben de, “Başım ağrıyor!” dedim Şaraplarını ortaya koydular ve beni çağırdılar Onlara dedim ki:
- Başım ağrıyor, ben, içemeyeceğim Fakat, sizinle oturur, size içirebilirim
Medîne’ye geldim
Hiç itiraz etmediler Oturdum, onlara içirdim İçtikçe iştahlandılar ve daha çok içtiler En sonunda sarhoş bir hâlde sızıp kaldılar
Ben de, onların üzerlerine çöküp, hepsini öldürdüm Yanlarında bulunan bütün malları alıp, Medîne’ye geldim Peygamberimizi, mescidde Eshâb-ı kirâmla birlikte otururken buldum Üzerimde yolcu elbisesi vardı Kendisine, İslâm selâmı ile selâm verdim Hazret-i Ebû Bekir bakınca, beni tanıdı Bana dedi ki:
- Urve’nin kardeşinin oğlusun galiba?
Ben de, “Evet! Allahtan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in Resûlullah olduğuna şehâdet ediyorum!” dedim Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Allaha hamdolsun ki, seni hidâyete kavuşturdu, İslâmiyete ulaştırdı
Hazret-i Ebû Bekir sordu:
- İskenderiye şehrine emniyet ve selâmetle vardınız mı?
- Evet!
- Seninle birlikte bulunan Mâlikoğulları ne yapıyorlar, nasıllar?
- Onlarla bizim aramızda olan, bâzı Araplar arasında olan şeydir Biz, şirk dînindeydik Onları, öldürdüm Elbiselerini soyup Resûlullah efendimize getirdim Beşte birini çıkarsın, yahut onlar hakkında ne yapmayı uygun görürse, öyle yapsın O, müşriklerden bir ganîmettir Ben, artık Muhammed aleyhisselâmı tasdik eden bir Müslümanım!
Resûlullah efendimiz buyurdu ki:
- Senin Müslümanlığını kabûl ettim Fakat, onların mallarından ne bir şey, ne de beşte bir alırım Çünkü, o, bir gadrdır, yâni zulümle, hîleyle alınmıştır Gadrde ise, hayır yoktur!
Kendinden öncekini siler
Peygamber efendimiz böyle buyurunca, dedim ki:
- Yâ Resûlallah! Ben, ancak kavmimin dîninde bulunduğum sırada onları öldürmüş, sonra da, Müslüman olup, şimdi huzurunuza gelmiş bulunuyorum!
Resûlullah efendimiz tekrar buyurdu ki:
- İslâmiyet, kendisinden önce olup bitenleri düşürür, siler!
Mukavkis’in söylediklerini, Kibtî, yâni Mısırlı ve Rum din adamlarına sorduğum soruları ve onlardan işittiklerimi Peygamber efendimize haber verdim Resûlullah efendimiz çok memnun oldu ve bunları, Eshâbının da işitmelerini istedi İki, üç gün de, onlara anlattım
Hazret-i Mugîre, Müslüman olduktan sonra, Peygamberimizin yanında bulunup, Ona hizmet etti Seriyyelerde kumandanlık ve mücâhitlik yaptı Bî’at-i Ridvânda bulundu Hudeybiye antlaşmasında Peygamberimizin yanında olup, hizmetindeydi
Mekke’nin fethine, Huneyn gazâsına ve Tebük seferine katıldı Tâif’te, kabîlesi İslâmiyet ile şereflenince, amcası Urve şehîd edilip, Sakîfliler de zulüm, işkence ve tecâvüze uğradı
Önce sen git!
Sakîfliler durumu Resûlullaha arz ettiler Sakîf temsilcileri, Medîne’den ayrıldıktan iki veya üç gün sonra Peygamberimiz, Ebû Süfyân bin Harb ile Hazret-i Mugîre’yi, Rabbe (Lât) putunu yıkmak için gönderdi
Tâif’e yaklaştıkları zaman Ebû Süfyân, Mugîre’ye dedi ki:
- Kavminin yanına, önce sen var!
Ebû Süfyân’in kendisi ise, Zilherem’de kaldı Bunun üzerine Hazret-i Mugîre, yanında ondokuz kadar kişi olduğu hâlde, yatsı vakti, Rabbe’yi yıkmak üzere Tâif’e girdi Geceyi orada geçirdiler Sabahleyin, Rabbe’nin üzerine çıkacaklar, onu yıkacaklardı
Hazret-i Mugîre, eline, bir balta aldı Rabbe’nin üzerine çıktı Kendi kavim ve kabîlesi olan Muattiboğulları, Urve bin Mes’ûd gibi vurulur, öldürülür korkusuyla silahlanarak Hazret-i Mugîre’nin yakınında, dikilmiş duruyorlardı
O sırada, Ebû Süfyân da oraya geldi Müşrik kadınları gelip başlarını açmışlar, erkeklerinin, kılıçla çarpışmaksızın, Rabbe’yi, Müslümanlara teslim ettiklerine yanıyorlar, ağlıyorlardı Köleler, çocuklar, erkekler, genç kızlar gelmişlerdi Herkes, Lât’in yıkımından dolayı endişeli bulunuyordu
Hazret-i Mugîre, elindeki balta ile, Lât’a bir darbe indirdi Ebû Süfyân dedi ki:
- Vah vah sana! Eyvahlar olsun sana!
Hazret-i Mugîre titrer gibi yaparak arkasının üzerine yıkıldı Tâif halkı, birden çığlık kopardılar Dediler ki:
- Allah, Mugîre’yi rahmetinden uzak etsin! Rabbe, onu öldürdü!
Hazret-i Mugîre’nin yıkılıp düştüğünü görmelerine çok sevindiler Dediler ki:
- Sizlerden, ona yaklaşmayı, onu yıkmaya kalkışmayı göze alabilecek kim var? Vallahi, ona güç yetirilemez! Hayır! Siz, Rabbe’nin, kendisini koruyamayacağını, savunamayacağını sanıyordunuz! İşte o, kendisini korumuş ve savunmuştur!
Birer taştırlar
Mugîre, bir müddet o hâl üzere kaldıktan sonra, silkinip oturdu Sonra Tâif halkına seslendi:
- Ey Tâifliler! Araplar, "Arap kabîleleri içinde sizlerden daha akıllı bir kabîle yoktur” derlerdi Meğer, Arap kabîleleri içinde sizden daha ahmak bir kabîle yokmuş!
Yazıklar olsun size! Lât ve Uzzâ dediğiniz nedir ki? Şu taşlar gibi birer taştırlar! Taştan, kerpiçten ibârettirler! Onlar, kendilerine kim tapıyor, kim tapmıyor bilemezler!
Yazıklar olsun size! Lât, hiç işitir mi? Hiç görür mü? Hiçbir yarar veya zarar verir mi? Geliniz, Allahın affına ve lütfuna sığınınız! Ona ibâdet ediniz!
Hazret-i Mugîre, Tâiflilere, putların hiçbir şey yapamadıklarını belirttikten sonra, yanındakilerle birlikte Rabbe’yi yıkmaya, taşları, birer birer yere indirmeye devam etti En sonunda, onu yerle bir edince, Tâifliler şaşırıp kaldılar
Lât’in kapıcısı ve bakıcısı olan Aclân bin Attâb, Mâlikoğullarındandı Ondan sonra bu hizmeti, oğulları görmekte idi Lât’in bakıcısı diyordu ki:
- Göreceksiniz ki, temeline inilince, temel öyle bir kızacaktır ki, o kızgınlıkla, onları yerin dibine batıracaktır!
Temeline kadar indi
Hazret-i Mugîre bunu işitince, temelini de kazmaya başlayıp, adam boyunun yarısına kadar kazdı Temeline kadar indi Orada bulunan, altın ve gümüşleri çıkardı
Putun bulunduğu yerdeki mallar, bir araya toplanınca, Hazret-i Mugîre, Ebû Süfyân’a dedi ki:
- Resûlullah efendimiz, bu maldan, Urve ile Esved’in borçlarını ödemeyi sana emretmişti Bunun üzerine, onların borçlarını ödediler
Hazret-i Mugîre, Tâif’i küfür karanlığından nûra kavuşturup, Mekke’ye, Resûlullahın yanına döndü Vedâ haccına katıldı Resûlullahın âhirete teşriflerinde techiz ve tekfinde vazife aldı Peygamberimiz kabre indirildikten sonra, üzerine toprak atılırken yüzüğünü düşürdü Hazret-i Ali’ye durumu arz edip, kabirden yüzüğünü almak istedi Müsaade verilince, kabre inip, yüzüğünü alırken, Peygamberimizin ayaklarını sıvazladı Böylece Resûlullahın mübârek bedenine son defa elini süren kişi oldu
Bundan dolayı, “Resûlullahtan son ayrılan insan benim” derdi
Kureyşli müşrikler, Benî Sakîf kabîlesi reisi olan amcası Urve bin Mes’ûd’u elçi olarak gönderdi Urve, konuşma esnasında cahiliyye âdetinde olduğu gibi, Peygamberimizin sakalını tutup, okşamak istedi
Hazret-i Mugîre, amcası Urve’ye kılıcının ucuyla müdâhale ederek, Resûlullahın mübârek sakalına dokunmaktan menetti
Amcası, onun Resûlullaha olan sevgisi, muhabbeti ve bağlılığı karşışında hayrete düştü
Sefirlik yaptı
Hazret-i Mugîre, Hazret-i Ebû Bekir’in hilâfetinde, yalancı peygamberlik iddiasında bulunan Müseylemet-ül-Kezzâb ve dinden dönen mürtedler üzerine gönderilen orduda vazife aldı Yemâme harbinde mürtedlere, Şam ve Yermük’de de Rumlara karşı savaştı Yermük’de bir gözü yaralandı
Hazret-i Ömer’in hilâfetinde Irak’ta yapılan fetihlere de katıldı İran’daki Sâsânî İmparatorluğunun sonunu getiren Kadisiye Meydan Muharebesi öncesinde, Müslümanların sefirliğini yaptı
Zulüm üzerine kurulan İran Sâsânî kumandanlık sarayının şaşaası ve kumanda heyetinin süslü elbiselerine karşı, Mugîre’nin sâde kıyâfeti ve vakarlı hâlini gören İran kumandanları şaşırdılar
Hazret-i Mugîre, Sa’d bin Ebî Vakkâs tarafından sefir olarak gönderilmişti İranlılar, sert konuşup, Müslümanları korkutacaklarını zannettiler Söz sırası Mugîre’ye gelince, o, büyük bir cesaretle konuşmaya başladı ve şöyle dedi:
- İslâmiyetin esaslarına göre, herkes Allahü teâlâ indinde bir kul olarak eşittir Hiç kimsenin diğerine karşı bu hususta bir imtiyazi yoktur
Yaltakçılık yapmışlar
Mugîre hazretlerinin bu sözlerini dinleyen İran heyeti, şaşkın bir vaziyette birbirlerine bakıp, ne söyleyeceklerini ve ne yapacaklarını şaşırdılar ve telâşa düştüler Telâşı ve şaşkınlığı daha çok artan İran Başkumandanı Rüstem, yakut, inci ve elmaslarla süslü olan kılıcını Hazret-i Mugîre’ye göstererek dedi ki:
- Sefir hazretleri, bu kılıç çok insanlar tarafından birçok kere öpülmüştür
Bu söz karşısında büyük bir dâhî olan Hazret-i Mugîre şöyle cevap verdi:
- Senin kılıcını öpenler, yaltakçılık yaparak kılıcını değil, onun kınını öpmüşlerdir
Sonra kendi kılıcını göstererek dedi ki:
- Bu kılıç ondan daha keskin ve daha çok bilenmiştir
Bu görüşmelerden sonra anlaşmaya varılamadı ve yapılan Kadısiye Meydan Muharebesinde, Müslümanlar galip geldi Bu savaşta, Hazret-i Mugîre büyük bir kahramanlık göstermiştir
Mugîre hazretleri bir kadınla evlenmek istemişti Peygamber efendimiz Mugîre’ye buyurdu ki:
- Onu gördün mü?
- Hayır yâ Resûlallah
- Onu gör! Zîrâ birbirinizi görmeniz, aranızdaki muhabbeti artırır
Hazret-i Mugîre buyurdu ki:
- Bir kimse evine girdiği zaman selâm verirse, şeytan, “Artık, benim burada duracak bir yerim kalmadı” der
Sofraya oturup yemek yemeye başladığı zaman, Allahü teâlânın adını anarsa, yâni Besmele-i şerîfeyi söylerse, şeytan bu sefer de, “Benim burada ne duracak yerim, ne de yiyecek bir şeyim kaldı” der
Eli boş çıkar
Su içeceği zaman, Allahü teâlânın adını anarsa, şeytan bu sefer de şöyle der: “Artık burada benim için ne durak, ne yemek, ne de içmek kaldı ” Şeytan, bundan sonra eli boş olarak çıkar gider
Hazret-i Mugîre, dâhi olup, teşkilâtçı bir Sahâbiydi Zekâ ve aklını, meşhur dâhilerden Halîfe Hazret-i Muâviye de takdir ederdi Büyük meseleleri üstün görüşüyle hemen hâlledip, en şıkışık durumlarda bile bir çıkar yol bulurdu
Dînî ilimlere vâkif, tedbir sahibiydi Pek çok talebe yetiştirip, bunlara dînî ilimleri öğretip, hadis-i şerif rivâyet etti Yüzotuzüç hadis-i şerif rivâyet etti
Vefâtına kadar Kûfe vâlisi kaldı Kûfe’de 670 senesinin Şaban ayında, yetmiş yaşında taundan vefât etti
alıntı
|