Konu
:
Osmanlilarda Egitim Ve Ögretim
Yalnız Mesajı Göster
Osmanlilarda Egitim Ve Ögretim
07-16-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Osmanlilarda Egitim Ve Ögretim
Islâm ülkelerindeki ilmî hayatin gelismesinde XI
asrin müstesna bir yeri Osmanlilarda Egitim Ve Ögretim vardir
Zira bu asirdan itibâren sistemli bir egitim ve ögretim mahalli
olarak medreseler halkin kültürel ve dinî anlayis bakimindan yetisip gelismesinde faal bir rol oynamaya basladilar
Osmanlilar döneminde ise medreseler hem programhem de mimarî sahada büyük bir yenilik ve ilerleme kayd ettiler
Bu bakimdan Osmanli sehirlerinin fizikî gelismesinde de medreselerin önemli bir yeri oldugu söylenebilir
Osmanlilar medrese egitimi ve dolayisiyla ilim ve bu sahanin adamlarina deger verdiklerinden bunlarin tahsil ve egitim konusunda karsilasabilecekleri her türlü sikintiyi ortadan kaldirmaya çalismislardi
Bu devlette ilim ve mensuplarina itibar edilip saygi gösterildigi için Iran Turan Horasan Dagistan Hindistan Buhara Haleb Sam Misir ve Karaman gibi birçok Islâm ülkesinden bilginler Istanbul'a akin etmisti
Bu akin sebebiyle devletin merkezi olan Istanbul yavas yavas Islâm dünyasinin ilim merkezi haline gelir
Osmanlilar medreselerdeki egitim ve ögretim faaliyetlerini vakiflar vasitasiyla devam ettirdiler
Fatih Sultan Mehmed'in Istanbul'u feth eder etmez "Sahn-i Semân" medreselerini tesis ettirmesi ve bunlarin giderlerini saglamak için vakif kurmasindan sonra devlet merkezi oldugu gibi ilim merkezi haline de gelen Istanbul'da basta hükümdarlar olmak üzere sultanlar vezirler ilim adamlari bazi saray mensuplari ve maddî durumu iyi olan halk tarafindan pekçok medrese insa olunmustu
Yalniz Mimar Sinan'in bas mimarligi sirasinda Istanbul'da insa edilen medreselerin sayisi 6'si Süleymaniye medreseleri olmak üzere 55'i bulmaktadir
XVII
asrin son çeyregi basinda ise Istanbul'daki medrese sayisinin 126'ya ulastigi
görülmektedir
Fetihten XIX
asra kadar Istanbul'da insa edilen medrese sayisi 500'ü asmaktadir
Ancak bunlarin büyük bir kismi yangin ve deprem gibi tabiî âfetlere maruz kalarak yikilip yok olmus veya terk edilmistir
Orta ve yüksek ögretimi gerçeklestiren Osmanli medreselerinin ilki Orhan Gazi tarafindan 731 (1330) tarihinde Iznik'te açilmisti
Orhan Gazi bu medrese için vakiflar kurmustu
Geliri medrese müderris ve talebeye tahsis edilen vakif köyler her türlü "Tekâlif-i Örfiyye"den (Örfî vergiler) muaf
idiler
Nitekim Orhan Gazi'den çok daha sonraki tarihlere uzanan 27 Cemayizelevvel 1136 (23 Subat 1724) tarihli bir "arz" (arsiv belgesi) Iznik'e bagli Kozluca Köyü'nün adi geçen medreseye vakfedildigini göstermektedir
Ilk dönem Osmanli ilim hayati hakkinda bilgi veren D'Ohsson'a göre Osmanli Devleti'ndeki ilmî faaliyetler daha Osman Gazi döneminde baslamisti
O bu konuda su bilgileri vermektedir: "Osman Gazi Sögüt'te yeni imparatorlugun temelini atarken hazine ve silah ile beraber ilmî ve kültürel faaliyetlere karsi da gayet mütesebbis idi
Ilmî yönden ilerlemeyi ve en azindan eski medreseleri olduklari gibi muhafaza etmeyi arzu ederdi
Veliahdi ve oglu Orhan Gazi Iznik'te imparatorluk camiini yükseltirken orada bir de bir asri mütecaviz bir zaman boyunca Osmanli medreselerinin en yüksegi olarak
bakilacak olan bir medrese yaptirdi
Yeni kurulmus (731/1330) ve kendi ismi ile adlandirilmis olan bu medresenin idaresi Islâm âlemindeki diger bütün medreseler gibi müderris titri altinda Seyh Davud-i Kayserî'ye verildi
" Iznik bir ilim merkezi olarak önemini XV
yüzyilda da korumus ve bu yüzden sehre "âlimler yuvasi" ünvani verilmisti
Iznik Medresesinin yetistirdigi ünlü âlimlerden biri de Osmanlilarin ilk Seyhülislâmi Molla Fenarî'dir
Osmanlilarin ilk birbuçuk asir içinde yaptirmis olduklari medreselerin derece ve sinif itibariyle en mühimleri Iznik Bursa ve Edirne'de idi
Devletin kurulusu esnasinda Iznik Medresesi beyligin birinci sinif medresesi idi
Bu medresede yapilan egitim ve görülen ögretimin derecesi hakkinda kesin bir bilgiye sahip olmamakla beraber müderrisligine (Ögretim Üyeligi'ne) tayin edilmis olan sahislar bunlarin hayatlari ve eserleri dolayisiyla ilmî kapasiteleri tedkik edilecek olursa bu medresenin oldukça yüksek seviyede bir egitim ve ögretim kurumu oldugu düsünülebilir
Gerçekten Kahire'de ihtisasini yapip memleketine dönen ve orada birçok talebe yetistiren Davud-i Kayserî (öl
H
751/M
1350)'nin söhretini duyan Orhan
Gazi onu Kayseri'den getirterek Iznik'te yaptirdigi medreseye müderris olarak tayin eder
Iznik medresesinin ilk müderrisi olan Davud-i Kayserî Muhyiddin Arabî'nin üvey oglu Sadreddin Konevî'nin halifelerinden tefsir sahibi ve Muhyiddin Arabî'nin "Fusûsu'l-Hikem" adli eserini serheden Kemaleddin Abdurrezzak el-Kâsî (öl
1329)'nin halifesi olup yüksek tahsilini Misir'da yapmisti
Davud'un halefleri olan Taceddin el-Kürdî ve Alaeddin el-Esved de devrin büyük bilginleri arasinda sayiliyorlardi
Bu nokta göz önünde tutulursa Iznik Orhaniye medresesini yüksek seviyeli egitim ve ögretim veren bir müessese olarak kabul etmek gerekir
Bursa'nin fethinden sonra orada da medreseler kurulur
Bundan dolayi Iznik ikinci dereceye inerek Bursa'daki Sultan Medresesi birinci dereceyi alir
Orhan Gazi'den sonra oglu Murad (Murad Hüdâvendigâr) Bursa Çekirge'de eski
Kaplica civarinda bir câmi medrese ve imâret yaptirarak bu konuda babasindan asagi olmadigini göstermisti
Yildirim Bayezid Hisar disinda bir câmi ve medrese yaptirmakla Bursa'nin bir ilim ve irfan merkezi haline gelmesini ve sehrin hisar disina tasmasi
ile genislemesini sagladi
Çelebi Sultan Mehmed'in Bursa'da kurdugu medrese
digerlerine nazaran ayri bir hususiyete sahiptir
"Sultaniye Medresesi" denilen bu tahsil kurumunda ilk müderris Mehmed Sah Efendi (öl
839/1435)'dir
Molla Semseddin Fenarî'nin oglu olan bu zatin ilk dersinde ögrencilerden baska Bursa'nin belli basli âlimleri de hazir bulunmus yeni müderris Mehmed Sah Efendi de medreselerde okutulan ilimlere dair sorulan suallere cevap vermisti
Sultaniye müderrislerinin böyle umumî sekilde ders vermeleri bir gelenek haline gelmistir
Bilhassa Bursa Sultaniyesi kurulduktan sonra Iznik medresesi ikinci dereceye düsmüstü
Buna karsilik bir ilim merkezi olarak Bursa ilk siraya yükselmisti
Bu durum Sultan II
Murad'in Edirne'de Üç Serefeli Câmii yanindaki Saatli medresesini kurana kadar devam eder
Edirne devlet merkezi olduktan sonra II
Murad zamaninda
841 (1437) yilinda baslanarak bazi ârizalar sebebiyle 851 (1447) senesinde tamamlanan Üç Serefeli Câmii yanindaki medrese ile Dâru'l-Hadis o tarihte Osmanli ülkesindeki medreselerin üstünde yer aldi
Böylece Bursa'daki Sultaniye Medresesi gerek egitim ve ögretim gerekse tahsisati bakimindan ikinci dereceye düstü
Üç Serefeli medrese müderrisine o tarihe kadar hiç bir medrese ögretim üyesine verilmeyen yüz akça yevmiye verildi
Halbuki bundan önce Iznik medresesi müderrisinin yevmiyesi otuz Bursa'daki Sultan Medresesi müderrisinin ise günde (yevmiye) elli akça idi
Görüldügü gibi Bursa'nin fethinden hemen sonra orada da çesitli medreseler kuruldu
Suurlu ve ne yaptigini bilen bir politika sonucu sinirlari yavas yavas genisleyen Osmanli Devleti'nde pekçok devlet ricali mektep medrese imâret ve câmi gibi farkli sahalara hizmet veren kurumlari açmakta adeta birbirleri ile yarisiyorlardi
Örnek olmasi bakimindan sadece Istanbul'un 1453 yilindaki fethinden sonra Fatih'in yaptiklarini vermek istiyoruz
Buna göre otuz yillik hükümdarligi döneminde basta Istanbul Bursa ve Edirne olmak üzere devletin çesitli sehirlerinde 85'i kubbeli olarak 300 kadar câmi
57 medrese 59 hamam 29 bedesten çesitli saraylar hisar kale sur ve köprüler yaptirdigi görülmektedir
Bunlarin çogunun zamanla yikildigina da
isaret etmek gerekir
*
764 (1363) tarihinde Edirne'nin fethinden sonra Rumeli'deki fetihlerin daha saglikli ve basarili olabilmesi için devlet merkezi buraya nakledilir
Edirne'nin devlet merkezi olmasi burada da medreselerin hizla açilip çogalmasina sebep olur
Zira biraz önce de görüldügü gibi herkesten önce devletin basinda bulunanlar bulunduklari yerlerde egitim kurumu açmayi bir gelenek haline getirmislerdi
Böyle bir anlayistan dolayidir ki hemen her zaman devlet merkezinin bulundugu yer ilmî faaliyetlerin en çok yogunlastigi merkez oluyordu
Nitekim Istanbul'un fethi ve devletin merkezi haline gelmesinden sonra Fatih Sultan Mehmed tarafindan yaptirilan "Sahn-i Semân" medreseleri ön plana geçtiler
Fatih Kanunnâmesinde "Sahn-i Semân" diye meshur olan medreselere vakfiyesinde "Medâris-i Semâniye" denilmektedir
Fatih külliyesi kurulunca sekiz büyük medreseye "sahn" adi verilmisti
Bu tabiri her ne kadar ilk tomar Arapça vakfiyede bulamiyorsak da Fatih'in tashihinden ve külliye müderrislerinin tedkikinden geçen meshur kanunnâmede bu tabiri görüyoruz
O halde bu tabir Fatih'ten günümüze kadar gelmektedir
Fatih külliyesi büyük medreselerinden her birini mâna itibariyle birer fakülte sayabiliriz
Vakfiyelerinde buralara aklî ve naklî ilimlerde mütehassis müderrislerin (profesör) tayin olunacagi açikça belirtildigine
göre buralarda tip fikih (Islâm hukuku) hey'et (astronomi) ve ilâhiyat okutuluyordu
Bu büyük medreselerin odalarinda birer yüksek ilim talebesi (danismend) oturuyordu
Bunlar seviyesi yüksek dersleri okuyunca branslarina göre daha sonra hekim (doktor) fakih fen adami maliye ve devlet memuru oluyorlardi
Bu sahn medreselerine musila-i sahn olan Tetimmeler de adeta bugünkü lise tahsilini bitirerek geldiklerine göre
Semaniye Medreselerine alem olan sahn tabiri yüksek bir tahsil derecesini gösteriyordu
Osmanli medreselerindeki egitim ve ögretim usulü diger Islâm devletlerinde oldugu gibi bir metod takip etmis olup medreselerin sayilari arttikça bunlar da derece ve siniflarina göre bir düzene tabi tutulmuslardi
Bunun içindir ki ilk defa Sultan II
Murad daha sonra da Fâtih Sultan Mehmed tarafindan medreselerin bir siniflandirilmaya tabi tutuldugu görülür
Fatih medreselerinin (Sahn-i Semân) yapilmasi Osmanli ülkesindeki medrese
teskilâti için bir yenilik sayilmaktadir
Onun için kisa ve özet bir sekilde de olsa bu medreselerden bahsetmek istiyoruz
Fatih'in kanunnâmesinde "Sahn-i Semân" diye adlandirilan medreselere "Semâniye medreseleri" de denilmektedir
Fatih Sultan Mehmed Istanbul'u feth ettikten sonra Imparator Jüstinyen'in esi Teodora tarafindan yaptirilan Havariyûn kilisesi yerine câmi yaptirir
Daha sonra câminin dogu ve bati kismina "Sahn-i Semân" denilen sekiz medrese yapti ki bunlar yüksek tahsil içindi
Bunlarin arkalarinda da "Tetimme" adi verilen ve sahn medreselerine ögrenci yetistiren sekiz medrese daha yaptirir
Vakfiyedeki bilgi ve Âli'nin kaydina göre burasi Istanbul'un ortasina denk geldigi için
buraya sahn denmistir
Tarihî rivayetlere göre bu medresenin programini Vezir Mahmud Pasa ile matematik ve astronomi âlimi Ali Kusçu tertip etmislerdir
Dördü câmiin dogu kisminda dördü de bati tarafinda bulunan bu medreselerden her birinin ondokuz odasi vardi
Sekiz müderristen her birinin birer odasi ve elli akça yevmiyesi vardi
Ayrica beser akça yevmiye ile bir
oda ekmek ve çorba verilmek üzere sekiz medreseden her birine birer "muid" (asistan) verildi
Her medresenin onbes odasina ikiser akça yevmiye (burs
kredi) imâretten ekmek ve çorba (yemek) verilmek üzere birer "danismend" konuldu
Geri kalan iki oda da kapicilarla ferras denilen temizlik isçilerine tahsis olundu
Sahn medreselerinin arka taraflarinda yüksek tahsile yani Sahn-i Semân medreselerine danismend yetistirmek üzere "Tetimme" veya "Musila-i Sahn' ismiyle sahn medreselerinden küçük olarak sekiz medrese daha insa edilmisti
Bu medrese derece itibariyle orta tahsil seviyesinde idi
Sahn medresesi talebelerine danismend Tetimme talebesine de Suhte (galat olarak softa) deniyordu
Tetimmelerden her hücreye üç ögrenci konmustu
Bu odalardan her birisine ihtiyaçlarina sarf edilmek ve mum parasi olmak üzere 5'er akça tahsis edildigi gibi yemekleri de imâretten veriliyordu
Bilindigi gibi egitim ve ögretim hiç bir devletin vazgeçemeyecegi bir mecburiyettir
Bununla beraber her devlet vatandasini kendi sartlari ihtiyaçlari ve ileriye dönük hedeflerini gözönünde bulundurarak yetistirmeye çalisir
Osmanli Devleti de vatandasini kendi durum ve sartlarina uygun bir sekilde yetistirmeye gayret etmistir
Bu gayenin tahakkuku için de egitim ve ögretim müesseseleri kurmustur
Devletin kurulusu ile baslayip yikilisina kadar çesitlenerek gelisen bu müesseseler devlet ve çogunlukla vakiflar vasitasiyla kuruluyorlardi
Bu müesseseleri klasik ve yeni diye iki gruba ayirabilecegimiz gibi örgün ve yaygin egitim müesseseleri diye de ayirmak mümkündür
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul