Konu
:
Osmanlı'da Düğün!
Yalnız Mesajı Göster
Osmanlı'da Düğün!
07-16-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Osmanlı'da Düğün!
Osmanlı İmparatorluğu'nda düğün bir törendir bir ritüeldir
Osmanlı kitap sanatı içinde de düğün kitapları ayrı bir yer tutar
İslam dünyasında "şehname""hamse" gibi diğer kitap türleri vardır ancak düğünleri konu alan "surname"ler Osmanlı'ya hastır
Pek çok surname yazılmışsa da resimli örnekler bir iki tanedir
Bunlardan 1582 tarihli olanı III
Murad'ın şehzadesi için yapılan ve 55 gün süren düğünü anlatan 400 küsur resme sahip kalınca bir kitaptır
İntizami adlı bir şair tarafından metni yazılmış o zaman saray nakkaşhanesinin başında bulunan Üstad Osman ve ekibi tarafından resimlenmiştir
Osmanlı'da düğün!
1720 tarihli ikinci resimli surname ise III
Ahmed dönemine aittir
Seyyid Vehbi'nin düz yazı biçiminde yazmış olduğu eserde arada şiirler de vardır
Eser iki adet resimli nüshaya sahiptir; biri Nakkaş Levni tarafından resimlenmiş ve sultana sunulmuştur diğerinin ise Sadrazam Nevşehirli İbrahim Paşa'ya sunulduğu tahmin edilir ve Nakkaş İbrahim tarafından resmedilmiştir
Çalgı dünya üzerinde var olan her kültürde birbirine çok benzer şekilde biçimlenmiştir
Ancak buna rağmen çalgıyı malzemesi ve biçimi ile seslendirilmesi olmak üzere iki farklı açıdan ele almak daha doğrudur
Malzeme ve biçim daha maddi seslendirme ise daha kültüreldir
Bunun tipik örneği kemandır
Pek çok kültürde olmasına rağmen 18
yüzyılda batılıların tabiriyle "Viola d'Amore" yani "sine kemanı" adıyla Osmanlı dünyasına da girmiş ama burada batıdakinden farklı tını ve üslupta icra edilmiştir
Batı müziğinden bizim kültürümüze geçen çalgılardan klarinet de değişikliği uğramış Osmanlı dünyasında keman gibifarklı tını ve üslupta kullanılmıştır
Artikülasyon yani "eklemleme"yle ilgili olarak bir şarkı sözlerinın biçimlenmesi seslenebilir hale gelmesi ifade edilmek istenen duyguyla şekillenir
Akciğerlerimizde oluşan havanın dilimiz damağımız ve ağız boşluğumuzda şekillenerek "a" harfini çıkarması gibi; her şey "a" harfini oluşturabilmek içindir
Çalgı da böyledir
Kemençe tambur ney gibi çalgılar Osmanlı müziğine göre biçimlenmiş çalgılardır
Osmanlı çalgıları zaman içinde başka kültürlere ait çalgılarla da etkileşime girmiştir
Düğün söz konusu olduğunda eğlenceden de söz etmek gerekir
Eğlence kavramı insanların yaşayış tarzına kültürüne dünyaya bakış tarzına göre değişir
1720 tarihi aynı zamanda Lale Devri'nin de başlangıcıdır
Lale Devri tarihte zevk ü safa eğlence dönemi olarak geçer; ancak en önemli özelliklerinden biri de çok entelektüel bir devir olmasıdır
Dönemin vakanüvislerinden Raşit Efendi'nin veya Çelebizade Asım Efendi'nin tarihine bakıldığında on günde bir veya haftada bir sadrazamın sultanla birlikte Boğaz'daki Haliç'teki köşklerden birine gitmeleri orada bir hafta-on gün helva sohbetleri yapmaları gibi olaylar anlatılır
Bu tür meclislerde mutlaka önemli ve ciddi konular da konuşulurdu; edebiyattan bahsedilir dönemin ünlü müzik adamlarıyla sohbet edilirdi müzik icra edilirdi
Bu düğünler de bir anlamda bu meclislerin süre olarak uzatılmış ve halka yayılmış tekrarı niteliğinde düşünülmelidir
Surnameleri inceleyen tarihçi ve sanat tarihçilerinin yorumu bu düğünlerin hem bir olayı kutlamak hem de toplumda bir gevşeme yaratmak amacıyla düzenlediği yönündedir
Surname-i Vehbi'deki minyatürlerden birinde rakkasların ve çengilerin dansına def nakkare ve zurnadan meydana gelen çalgı gruplarının eşlik ettiği görülür
Çalpara dediğimiz çengilerin rakkasların elinde tuttuğu iki tane çubuğu birbirine vurarak çaldıkları alet geç Hitit döneminde Kargamış'taki bir kral burcunda da görülür
Hititli taş ustası ile Osmanlı nakkaşının aklından geçenlerin aynı şeyler mi olduğu tamamen ayrı bir konudur ancak ikisi arasındaki benzerlik ilgi çekicidir
Anadolu'nun batısından çalparaya benzeyen ancak biraz daha farklı bir çalgı aletinde iki adet bronz zile benzeyen iki çalgı birbirine vurulur
İki aaaali birbirine vurarak ses çıkarmak önemli bir buluş değildir aslında; ritmik bir ses çıkarmak isteyen kişi mutlaka iki cismi birbirine vuracaktır
Ancak arketip nesneler konusu ilginçtir; Kültepe'de bulunmuş olan bronz zil MÖ 2
bine aittir ve Kayseri Müzesi'nde sergilenir
Bugün bu zilin bir benzerini Kapalıçarşı'dan satın almak mümkündür arada hiçbir fark bulunmamaktadır
Uzun saplı çalgılar organolojinin (enstrüman bilimi) dikkat çekici konularından biridir
Genel olarak organologlar uzun saplı çalgıları ?mesela bizim çaldığımız tamburu Türklere bağlarlar
Eski Mısır'da da benzer çalgılar kullanılmıştır
Eski Mısır çengi veya arpı bildiğimiz kadarıyla ilk kullanan uygarlıktır
Dolayısıylauzun saplı çalgılar Anadolu'da Mısır ve Mezopotamya'da her zaman var olmuştur
Aralarındaki farkı çalınma tarzlarında tınılarında aramalıdır
Çankırı yakınlarından MÖ 16
yüzyıla ait İnandıktepe vazosunda dört friz üzerinde hieros gamos denen kutsal bir düğün anlatılır
Bütün kültürlerde evlenmenin kutsal bir anlamı olmuş ve nikah dinle bir ilişkilendirilmiştir
Alt frizde düğün için içkilerin yiyeceklerin hazırlanması ve düğün yerine taşınması yer alır
Ancak bu frizde bizim asıl dikkatimizi çeken çalgılardır; bu çalgıların bir düğün töreninde kullanılıyor olmasıdır
Çalgılardan biri olan "zil" veya Osmanlıların deyimiyle "halile" birbirine çarpılan iki tane zilden oluşur
Surname-i Humayun'daki minyatürde rakkaslara çeşitli çalgıların eşlik ettiği görülür; nakkare zurna ve defin yanı sıra kemençe ve "mıskal" da bu çalgılar arasındadır
14
yüzyıla ait olan ve Mehmet Siyahkalem'e atfedilen bir resimde de cin olduğu söylenen figürlerden birinin yine kemençe benzeri bir çalgı çaldığı görülür
Eski metinler davul ve kös aletleri gök gürültüsüyle ilişkilendirilir ve bu "büyük" seslerin insanları heyecanlandırdığı düşünülür
Bu etki töreni düzenleyenler tarafından zaten beklenen arzu edilen bir durumdur aynı zamanda
Nakkare çalgıcıları Osmanlı dönemi resimlerinde sık sık görülür
Osmanlı kültürü davula ve nakkareye fazlasıyla önem vermiştir
Osmanlı tarihi aslında 15
yüzyıl itibariyle birtakım söylencelerin de kâğıda geçirilmesiyle yazılmaya başlamıştır
Bu tarihçilerin bahsettiği konulardan biri de Selçuklu sultanının Osman Gazi'ye bir sancak davul ve at göndermesidir
Böylece onun beyliğini ve devletini kutlamış ve sembolleştirmiş olurlar
Davul Osmanlı kültüründe bir egemenlik sembolüdür
O kadar ki Osmanlı'nın Rumeli'ye henüz egemen olduğu dönemlerde bir kasabayı Osmanlı toprağına katan bir birlik bunu kutlamak için eğer yanında sancak yoksa eski bezlerden bir sancak yapar ve yemek yedikleri sahanların tencerelerin altını delerek üstüne deri gerip davul yapar
Surname-i Vehbi'de resmedilen minyatürlerin çoğunda kadın ya da kadın kılığında bir erkeğin dans ettiğine rastlanır
Bir erkeğin elinde mendille oynarken betimlenmesi ilgi çekicidir
Oynayan erkek düğüne katılan çeşitli kollardan birinin başı olsa gerektir
Siyahkalem'den alınan bir resim mendille dans etmenin eğlenceden öte bir şey olduğunu gösterir
Resimde biri kırmızı diğeri kahverengi derili iki cinin zillerle dans ettiği görülür
Dans konusu 1582 tarihli bir düğünde başka şekilde karşımıza çıkar
Resmin yukarısında çalparalarla ve çalgıcılar eşliğinde bir rakkas altta ise bir Mevlevi semazeninin iki ney eşliğinde dans ettiği gösterilmiştir
Bu konu birçok araştırmacının da ilgisini çekmiş ve pek çok yorum yapılmıştır
İntizami'nin metninde konuyla ilgili açıklama yoktur ancak "Mısır'dan gelen bir afet" diye tanımladığı aslında bir erkek bir eşcinsel olan rakkası hayranlıkla ve erotik duygularla ifade eder
Resmin yukarısında dans eden bu rakkastır
Altta sema eden bir tasavvuf ehlinin mevlevinin Nakkaş Osman'ın bu resminde neden yer aldığı ise düşündürücüdür
Mevleviliğin yeni oluştuğu 15
ve 16
yüzyıllarda "sema" deyiminin dans etmek anlamında kullanıldığı söylenebilir
"Sema" sözcüğünün özel anlamlar içermesi ve deyim olarak kullanılması ise daha sonraki yüzyıllarda olur
Aslında bu sahnede Mevlevi ile "Mısırlı afet"in yaptığı aynı şeydir her ikisi de dans eder
Ancak Osmanlı sanatlarında ve divan edebiyatında panteist bir yaklaşım görülür
Günlük hayatla uhrevi hayat arasında bir iç içelik vardır; her an her şey Tanrı'yla ilgilidir
Nakkaş Osman'ın resminde de böyle olsa gerektir
Bir başka resimde ki Metin And bu resmin bir ortaoyunu resmi olduğunu öne sürmüştür ortaoyununa müzik eşlik eder ve nadir resimlenmiş çalgılardan "santur" görülür
Resimdeki çalgıya santur demek ne kadar doğrudur bilinmez ama telli bir çalgının tellerinin çekilerek üstüne vurularak çalınması gibisantur da tellerin üzerine tokmakla vurularak da çalınabilen bir çalgıydı
Tokmakla vurularak çalındığında daha inleyen sesler çıkartabiliyordu
Bir resimde de Haliç'te Aynalıkavak Sarayı önünde gemiler ve gemilerin arasına ipler gerilerek mekanik bir arabanın yürütüldüğü görülür
Rakkaslar da ellerinde çalparalarla iplerle karaya bağlı bir platform üzerinde dans ederler
Platform rakkasların ağırlığı yüzünden hafifçe suya batmış olduğundan sanki su üzerinde dans ediyorlarmış gibi bir görüntü oluşur
Düğüne üç tane "kol" denen dans ve müzik topluluğu katılmıştır; aralarında Yahudi Rum Çingene toplulukları yer alır
Bir resimde de Bahçıvanoğlu ya da Edirne grubu olduğunu tahmin ettiğimiz bir kol görülür
Sultanı selamlarken görülen bu topluluk belli ki para alacaktır
Keçi oynatan maymun oynatan gruplar vardır ve bunların hepsi Osmanlı devletinin kuruluşunu bağımsızlığını simgeleyen davulu çalarlar
Mehter konusu da önemli konulardan biridir ve mehter topluluğu askeri bir müzik topluluğu olarak değil bir açıkhava topluluğu olarak düşünülmelidir
Bugün Anadolu'da bir davul ve zurnadan meydana gelen topluluğa "mihter" ya da "mehter" denir
Bunlar düğünlerde çalarlar ve düğünde ne kadar çok davul zurna varsa o kadar itibar edilir
Bir başka resimde güreş yapılırken mehter de yerini almış ve çalmaktadır; nakkareler zurnalar da vardır
Seyid Vehbi bu düğünün müzik işleri için Burnaz Hasan Çelebi'nin görevlendirildiğini ve Çelebi'nin Topkapı Sarayı'nın Yalı Kapısı'nda bir mekânda 80 tane hanende ve sazende ile günlerce şarkı sözlerilar meşk ettiğini yazar
Demek ki fasılda 70-80 kişi çalmıştır
Siyahkalem'in resimlerinden birinde biraz abartılı boyutlarda resmettiği zil Helenistik dönemdeki dansöz kadının elindeki bronz zillere benzer
Davulla zille vurarak ses çıkarmanın topluluğu etkilemek için iyi bir araç olduğu açıktır
Düğünlerdeki geleneklerden biri esnafın da hünerlerini göstererek alayda yer almasıdır
Levni ve Nakkaş İbrahim'in yılankavi bir hareketle ilerleyen esnafı betimlediği minyatürde "nay-i ebnan" denen tulum çalan çobanlar görülür
Aynı resimde "çöğür" çalan ordu mensubu olduğu anlaşılan bazı kişiler görülür
Tambur gibi duran ama biraz daha kaba bir halk sazı olan çöğür ordu içinde çok yaygındır
Çöğür çalgıclarının üzerindeki pars postları da dikkat çekicidir: Bu posta bürünmek bir güç simgesidir
Düğün bittikten sonra Okmeydanı'ndan Topkapı Sarayı'na gidilmiş ve şehzadeler sünnet edilmiş ayrıca her gün bir kaç yüz İstanbullu çocuk da sünnet edilmiştir
Düğün alayı giderken düğünde kullanılan nahıllar ve "şeker bahçeleri" de Topkapı Sarayı'na taşınır
Tabii bu işlemin belli bir düzen içerisinde yapılması gerekir ve bu düzeni tersane erleri gemide kullandıkları yöntemi kullanarak yani "sipsi" çalarak sağlamışlardır
Boynuz boru yani "nefir" dediğimiz önemli çalgı Kargamış'ta da karşımıza çıkar
Bu aleti yapmak için boynuzun içi boşaltılarak bir iki delik açılır ve belki süslenir
İstanbul'a bir alayla girmiş olan III
Mehmed bir savaş aracı olarak kullandığı çalgıyı başarısının ve hükümranlığını bir simgesi olarak şehre girişinde de kullanmıştır
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul