Konu
:
Osmanlı Silahları
Yalnız Mesajı Göster
Osmanlı Silahları
07-16-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
Osmanlı Silahları
Osmanlı Silahları
Zengin ve çeşitli içeriğe sahip olan Osmanlı da kullanılan silahları dört ana bölüme ayrılır
Bunlar vurucu silahlar (eslah-i darbe) delici silahlar (eslah-i nafize)kesici silahlar (eslah-i cariha) atıcı silahlar (eslah-i ramiye) diye adlandırılır
Bıçak kılıcın esas kesici görevini yerine getiren en önemli bölümüdür
Uzunluğu ve genişliği üzerinde standart ölçüleri olmayan namlu Osmanlı kılıçlarında form olarak özellik gösterir ve Avrupa kılıçlarından bu özelliği itibari ile ayrılır
Osmanlı kılıçları hafif balçaktan uca doğru hafif eğimli ve tek taraflı keskin olarak yapılmışlardır
Bu eğimin kılıcın kullanılmasında kolaylığı ve etkinliği sağlamak üzere belirli teknik ölçülere göre verildiği muhakkaktır
Hint İran ve Memlük kılıçlarında da bu eğrilik görülür
Türk kılıçlarının en büyük karakteristik özelliği namlularda kullanılan çeliğin elde edilmesi ve bu namlular üzerinde çağına göre ileri bir teknikle yapılan süsleme bezeme ve hat sanatını uygulamalarıdır
Ayrıca Cengiz Han zamanında Moğol ülkesine giden Çinli elçiler bunların çelik işlemeyi bilmedikleri Moğol generallerinin ve ordularının kılıçlarını Uygur Türklerine ısmarladıklarını yazmışlardır
Kılıcın gerek yapımında gerekse kullanımında tarihi bir geçmişe ve ustalığa sahip olan Türk toplumu bu özelliğini Osmanlılar zamanında da devam ettirmiştir
Kılıç namluları arasında en meşhur ve en seçkinlerinin Şam da yapılmış oldukları ve buna Şam' ın Arapça adı olan" DIMIŞK" ile bağlantı kurularak "DIMIŞKİ" adı verildiği birçok kaynaklarda belirtilir
Hatta o kadar ki Şam tekniğini uygulayan ve Şam çeliği ile çalışanlara "DIMIŞKÇI" ünvanı verilmiştir
Kanuni Sultan Süleyman ın saltanatının ilk yıllarında kendisine bayramlık hediye (bayramiye) veren sanatkarlar arasında DIMIŞKÇI Hüseyin in bir Dımışki yumurta DIMIŞKÇI Murat ın on dımışki yumurta hediye ettiklerini görüyoruz
Burada yumurta deyimi ile kılıç yapımında kullanılan ve kılıç yumurtası diye adlandırılan has çelik kastedilmektedir
Kılıç Osmanlılar zamanında sayıca en çok kullanılan silahlardan bir olduğu halde imalathaneleri ve buralarda kılıç yapılması esnasındaki işlemler hakkında kesin bilgi veren bir kaynak yoktur
yalnızca Evliya Çelebi seyahatnamesinde; Fatih Sultan Mehmed in Kurşunlumahzen ve Topkapı arasında yaptırmış olduğu Dımışkihane den bahisle: "Hatta Sultan 4
Murad ın kılıççıbaşısı Davud bu kılıçhanede işlerdi kale dışında deniz kıyısında büyük bir işyeri idi" der
Sultan Deli İbrahim başa geçince (1640) Dımışkihane nin Gümrük Emiri Ali Ağa tarafından satın alınarak yıktırıldığını böylece ne kılıçhanenin ne de demir madeninin adı ve nişanının kalmadığı belirtilir
Bir çok sefaretname ve seyahatnamelerde Türk kılıçlarına kılıç talimlerine ve kılıç kullanmada Türk askerinin ustalıklarına dair pasajlar vardır Ahmed Cevdet Bey Tarih-i Askeri-i Osmani de şu gözlemlere yer verir; " Herhalde Türk kılıçları şekil görünüş ve hafiflik yönünden bizimkilerden daha mükemmeldir
Avrupa süvarilerindeki en büyük eksiklik kılıçlarının ağır oluşlarından ileri gelmektedir
Herkesin kendi kullanacağı kılıcı kendisinin seçmesi Osmanlılar da adettir
Yüzlerce yıldan beri Osmanlılar bütün dikkatlerini kılıcın mükemmelleştirilmesine vermiştir
Türk kılıçlarını kullanmak bir ustalık işidir
Öyle ki Yatağanın ağzının çok keskin olmasından ve biçiminden dolayı zamanla bir kullanım kültürü gelişmiştir
Örneğin yatağan sahibi karşısındaki kişi zayıf ise yatağanın keskin ağzı ile değil de kesmeyen sırtı ile müdahale ederdi
Oğuzlar' ın milli düşüncelerine göre Türkler tarafından icat edilen ve yine eşsiz bir şekilde kullanılan kılıcı bu eski geleneğin devamı olarak kullanılabilen sanatı Osmanlılar tarafından benimsenmiş ve Yeniçeri Ocağındaki talimhanede talimhaneci tarafından kabza tutmak ve kılıç çalmak talimleri yapılmıştır
Kılıç çalmak; kılıca herhangi bir zarar vermeden hedef üzerine kullanma tekniğine uygun olarak indirip istenilen en yüksek sonucu almaktır
Bir süs eşyası zarafetinde ince ve narin görünümü ile bugün müze vitrinlerini yerli ve yabancı kolleksiyonları süsleyen Türk kılıçları yaşadıkları çağlarda usta Türk savaşçısı elinde zırhları miğferleri parçalayan aman vermez bir silah kimliğini taşımaktadır
Süvari bir ulus olan Türklerde kılıcın her kişinin yanında taşıdığı bir araç olması çok doğaldır
Türkler at ve kılıçla tarih boyunca çağlar açmışlarçağlar kapamışlardır
Kılıç Türklerde kutsal kabul edilmiştir
Demir ve onu eriten ateşin büyük bir ruhsal yönü olduğu kabul edilirdi
Demire büyük saygı gösteren Türkler bu nedenle kılıca da saygı göstermişleryeminlerini kılıç üzerinde yapmışlardır
İyi kılıç yapımı demiri bulan Türkler tarafından gerçekleştirilmiştir
Kamaların namlu denilen madeni bölümü daha da uzunlaştırılan Türk kılıçları dövme demirden ve ağırlıkları uç tarafa toplanacak biçimde yapılırdı
Her bozuluş yada kırılışta yeniden dövülerek kılıç biçimi veriliyordu
Türklerkılıcın yapımında ve kullanımında de üstün yetenek göstermişkılıcın kullanım tekniğinde de büyük aşama yapmışlardır
Özel formüllerle yapılan kılıçlar yetenekli bileklerde büyük işler başarmışlardır
Tek vuruşta bir deve yavrusunu ikiye biçen bilekyine tek vuruşta bir atlası ikiye bölüyorkat kat yapılmış keçeyi doğruyordu
Kılıcı saldırı aracı olarak kullanan Türkler kılı kesecek kadar hünerli idi ve savunma aracı olarak kalkanı da ona eş değer özellikte kullanıyordu
Avrupa kılıçları düz ve iki tarafı da keskin olarak yapılıyordu
Türk kılıçlarının ise bir tarafı keskin ve kıvrıktır
Mezarlarına atları ve kılıçları ile gömülmelerini isteyen Türklerin kazılarla sağlanan bulgularında bu tarihsel yönlerini yansıtan bir çok belge ele geçmiştir
M
Ö
23-24
Yüzyıl öncesine varan doğu Hun Türklerinin silahlarına ait Çin kaynaklarında geniş açıklamalar vardır
Bir bölümde şöyle denilmektedir:”Onların hepsi zırhlı süvarilerdi
Uzağa mahsus silahları yay ve oktuKısa silahları ise keskin kılıçlar ve mızraktı
Shamsir (şaşmir): Şaşmir Eski Persçe de kılıç anlamına gelmekle birlikte kuşağa takıldığına kıvrık namlusunun yandan bakıldığında aslanın kuyruğuna benzediği için de bu ismin verildiği söylenmektetir
İran Türk Rusya ve Hindistan da kullanılmıştır
Tarihçi lofyor
”Kılıçacemilik ve dikkatsizlikte bir toprak çanak gibi kırılır der
Kılıç onu kull*****n bileğin kuvvet ve yeteneği ile üstünlük kazanır
İşte bu bilek Türklerde vardır” demektedir
Ayrıca tarihi belgelerde Alparslan’ın yönettiği ani saldırılarda her Türk askerinin biri elindebiri belindebiride ağzında olmak üzere üç kılıcı olduğu belirtilir
Savaş dışında ise kılıç bir egemenlik sembolü olarak kullanılıyordu
Kılıç;kabzakorkuluk ve namlu diye adlandırılan üç bölümden oluşmaktadır
Kabza: Ağaçboynuzkemik yada madeni maddelerden yapılırdı
kabzanın süslü olmasına her dönemde ayrı bir özen gösterilirdi
Korkuluk: Kılıcı kullanan kişinin elini bir darbeye karşı koruyan bölümdür
Namlu ise: Kılıcın madeni bölümüdür
Türk kılıçlarının namluları eğridir
Eğri namlular darbede daha büyük yara açtıkları için delici kılıçlardan daha öldürücüdür
Bazı kılıçlarda iki yanları keskinucu sivridüz yada yuvarlak olan namlu türleri de vardır
Namlunun keskin kenarına kılıç ağzı yada kılıç yalmağı denir
Kılıçlar kullanılmadıkları zaman “kın” denilen bir kılıfta korunur ve taşınır
Kın önceden madenden yada tahtadan yapılırdı
Kının üst tarafında bele bağlanmasını sağlayacak olan bölüm vardır
Eski Türklerde kılıç yapımı ustalığı yanı sırakılıç üzerine ve kınına yapılan işlemecilikte büyük bir sanata dönüşmüştür
Kılıçların kınları ilk dönemlerden beri hayvanbitki türündeki motiflere göre süslenirdi
Kılıçların üzerine de özellikle kabza bölümlerine;kaç yılındahangi amaçlakimin tarafından yapıldığı kazınarak işlenirdi
İslam dininin kabulünden sonra kılıçlar üzerine ayethadis ya da bazı mısralar işlemekte bir gelenek olarak benimsenmiştir
11
Yüzyılda yazılan Kaşgarlı Mahmud un eserinde; demir maddesinde şu açıklamalar vardır; Kırgızlar YabankuKıpçaklar ve öteki Türk boyları yemin edecekleri zaman demirden yapılmış kılıcı kınından çıkarırlar önlerine enine koyar “Bu kök girsinkızıl çıksın” diyerek yemin ederlerdi
Bunun anlamı sözümde durmasam bu kılıç temiz girsin vücudumdan kanlı çıksın biçiminde idi
Bu suretle ”Demir intikamını alsın” demekti
Eski Türklerde daha 5-6 yaşındaki çocuklar ellerine verilen tahtadan yapılmış kılıçlarla bu uğraşa hazırlanırdı
Daha sonra iki çocuk bu tahta kılıçlarla birbirlerinin karşısında beceri edinirlerdi
Eski kaynaklara göre Türkler eğri ve tek yüzlü bir savaş aracı olarak kullandıkları kılıçları ile ilgili düzenlenen oyunlara büyük önem verirlerdi
Kılıçla ilgili becerilerini artırmaksergileyebilmek için sıksık gösteri düzenlenirdi
Bu kılıç oyunları yıl dönümlerinde ve büyük törenlerde yakılan ateşin çevresindemüzik eşliğinde ritmik hareketlerle yapılırdı
Bu oyunlar ve benzeri akrobatik hareketlerin Türk efsanelerinde destanlarında geçmesi bunların tarihin derinliklerinden indiğini anlatır
Kılıç-kalkan oyunu bir dini inançtan oluşmuştur
Bu gösteri ilkbaharda yeniden ateş yakmak amacı ile yeni yılın başında yapılırdı
Bundan yeni yılın ürünü için bir sonuç çıkarılırdı
İki düşman kabile arasındaki iddialı gösterilerde öldürme koşulu vardı
Düğün ve bayram gibi özel günlerdeki gösterilerde ise oyuncular birbirlerini yaralamaktan kaçınırlardı
Ancak oyunun aşırı heyecan ile yinede ölenler olabilirdi
Türkler çok iyi kullandıkları kılıçlarına kutsal bir değer kazandırmışlardır
Eski Türklerde olduğu gibi Osmanlı Türkleri de yeminlerini kılıç üzerine ederlerdi
Fatih Sultan Mehmet Bosna’daki Latin kilisesine tanıdığı ayrıcalığı doğrulamak için ”Kuşandığım kılıç hakkı için” diyerek güvence vermiştir
Yavuz Sultan Selim de Venediklilere ticaret ile ilgili olarak verdiği izni;”Kılıcım hakkı için” diyerek garanti etmiştir
Kılıç yapımı için 3-5 kg ağırlığındaki kılıç yumurtası 5-8 cm çapında ve 8-12 cm yüksekliğinde oval biçimdeki bir çelik külçe dövülerek yapılırdı
Sonradan değişik formüllerle kılıca su verilirdi
Kılıca su verme işlemi başlı başına bir sanattı
Kılıç ustaları kendilerine özgü değişik su verme formülleri bulmuşlar ve bunları birbirlerinden büyük değer olarak gizlemişlerdir
Bu türde yapılan Türk kılıçları havaya atılan yaş pamuktan bir yumağı kolayca ikiye biçerdi
Mühr-ü Süleyman
Mühr-i Süleyman’ın üzerindeki altı kollu yıldız motifinin daha tunç devrinden itibaren Ortadoğu coğrafyasında sıklıkla kullanıldığı arkeolojik kalıntılardan bilinmektedir
Keza Roma İbrani Asur Bizans gibi eski medeniyetlerden kalan eserler üzerinde de göze çarpmaktadır
Eski Türklerin kullandığı on iki hayvanlı takvimde de bu yıldızı görürüz
Mitolojik zamanlardan itibaren bereket ve güç sembolü sayıldığı pagan toplumlarda da kutsal kabul edildiği bilinmektedir
Ona her devirde atfedilen anlam da bu yüzden değişip durmuştur
Altı yön matematikte ilk mükemmel sayı dünyanın altı günde yaratılışıbereket ve bolluğun özü vs
bunlardan
Şer güçlerden korunmak için tılsım oluşu ise pek yaygın
Hıristiyan ve Yahudiler arasında mühr-i Süleyman’a “Davud Yıldızı” denilmektedir
Onlar altıgen mührün üzerindeki yıldızın her bir köşesinde sıra ile İbrahimİshak Yakup Musa Harun ve Davud isimlerinin yazılı olduğuna inanırlar
Bugünkü İsrail devletinin bayrağı üzerinde de hexagram bulunmasının sebebi budur
Mühr-i Süleyman’ın önemi Yahudilerce bir amblem olarak kullanılmaya başladıktan sonra artmıştır
Mührün İlahî himayeyi sembolize ettiğine inanan Yahudiler sonraki dönemlerde bu şekli sancak ve flamalara muskalara nakşetmişler büyücülük tılsımı olarak sıklıkla kullanmaya başlamışlar zamanla ona kudsiyet atfedilmiş ve özellikle dinî ikbal uğrunda kullanmışlardır
Mühr-i Süleyman İslam tezyini sanatlarının metal ahşap mimari dokuma gibi pek çok dalında da nakış amaçlı kullanılmıştır
Birinin tepesi diğerinin tabanına geçirilmiş iki eşkenar üçgenin figüratif birleşimindeki kontrast özellikle yapı süslemelerinin göbek motifi olarak çok cazip görülmüştür
Mühr-i Süleyman’ın bulunduğu yere şeytanın giremediğine dair halk inancından dolayı da taş ağaç cam kağıt vb
satıhlarda merkezî motif niyetine kullanılmıştır
Yine bu inanıştan dolayı cami tekke vb
mekanların kubbe veya tavan nakışlarında yahut medhal sövelerinde mühr-i Süleyman desenleri bulunur
Anadolu Selçukluları Artukoğulları ve İlhanlıların eserlerinde bilhassa kubbelerin kilit taşlarında sık rastlanır
Osmanlılarda ise başta hamam kubbe delikleri olmak üzere mezar taşları cami tezyinatları anıtlar ve kemer kilit taşlarıyla çini seramik gibi mimariyi ilgilendiren hususlarda şeytanı uzaklaştırma amacıyla; mutfak eşyalarında çeşmelerde sebillerde zehirlenmeye karşı tılsım niyetine; serpuş tolga vb
başlıklarda güç sembolü olarak; giyim eşyaları ve takılarda hırz ve vefk olsun diye kullanılmıştır
Nitekim Barbaros Hayreddin Paşa’nın rüzgara hükmedebilmek maksadıyla sancağına mühr-i Süleyman motifi nakşettirmesi bu geleneğin bir neticesidir
Aynı motif Ön Türk devletlerinin sancaklarında da kullanılmıştır
Ön Türk Tarihinde iç içe geçmiş iki üçgenden oluşan bu altıgen yıldızın ‘‘Yaratan ve yaratılan’’ı ifade ettiği belirtilmektedir
Ön Türk boylarında bu yıldız ‘‘Temur Kazık’’ yani Kuzey yıldızını simgelemektedir
Daha sonra bu yıldızın adı bazı Türk boylarınca ‘‘Çolpan Yıldızı’’ olarak adlandırılmıştır
Çolpan Yıldızı tüm Türk boylarınca Yaradan Tanrı'nın bir lütfu ve kendilerinin yıl göstericisi olarak kabul edilmiş ve ‘‘Temuk Kazık’’ yani kırmızı renkli sabit yıldız olarak isimlendirmişlerdir
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul