|
Prof. Dr. Sinsi
|
Kütüb-İ Sitte Hadisler - Nur Suresi
NUR SURESİ
714 - Amr İbnu Şu'ayb, babası, dedesi tarikiyle rivayet ediyor: "Kendisine Mersed İbnu Ebi Mersed denen bir zât (radıyallahu anh) vardı Mekke'den Medine'ye esir taşırdı Mekke'de Anâk adında ****** bir kadın bu adamın dostu idi Mekkeli esirlerden birine, kendisini götürmeyi vaadetmişti (Şimdi hikayesini kendisinden dinleyelim):
-"Mersed'sin değil mi?" dedi Ben:
-"Evet Mersed'im" dedim
-"Merhaba, hoş geldin, gel yanımızda geceyi geçir!" dedi Ben:
-"Hayır, ey Anâk, Allah zinayı haram etti" dedim Kadın:
-"Ey çadır ahalisi, bu adam esirlerinizi götürüyor!" diye bağırdı Kaçtım
Beni sekiz kişi takip etti Handeme Dağı'nın yolunu tuttum, bir mağaraya girdim Takipçiler arkamdan gelip mağaranın ağzını tuttular Tepemden üzerime bevlettiler Sidikleri başıma isâbet etti Ancak Allah, onların beni görmelerine mani oldu Sonra dönüp gittiler
Ben de arkadaşımın yanına döndüm Onu sırtladım Ağır birisiydi Mekke'nin dışındaki İzhir denen mevkiye geldim Orada demir bukağılarını çözdüm Onu sırtımda taşıyordum Beni çok yormuştu Nihayet Medine'ye geldim Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın huzuruna çıktım:
-"Ey Allah'ın Resulü, Anâk'la evleneyim mi?" dedim
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) cevap vermedi Sonra şu ayet indi: "Zina eden erkek, ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir Zina eden kadınla da, ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir  " (Nur, 3)
Bu vahiy üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bana:
-"Ey Mersed, zina eden erkek ancak zina eden veya putperest bir kadınla evlenebilir Zina eden kadınla da ancak zina eden veya putperest olan bir erkek evlenebilir, onunla evlenme!" dedi
Tirmizi, Tefsir, Nur (3176); Ebu Davud, Nikah 5, (2051); Nesâî, Nikah 12, (6, 66)
715 - İbnu Abbas (radıyallahu anh) anlatıyor: "Hilal İbnu Ümeyye (radıyallahu anh) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın yanında, hanımının Şerik İbnu Sahmâ ile zina yaptığını söyledi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Ya delil getirirsin ya da sırtına hadd tatbik edilir" dedi
Hilâl: "Ey Allah'ın Resûlü! Birimiz, hanımı üzerinde bir adam görse, koşup delil mi arayacak?" dedi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) önceki sözünü tekrar ediyordu: "Ya delil getirirsin ya da sırtına had uygulanır " Bunun üzerine Hilâl:
"Seni hak üzerine gönderen Zât'a kasem olsun doğru söylüyorum Mutlaka Allah sırtımı hadden kurtaracak bir vahiy gönderecektir" dedi Cibril (aleyhisselam) indi ve şu vahyi indirdi: "Karılarına zina isnad edip de kendilerinden başka şâhidleri olmayanların şâhidliği, kendisinin doğru sözlülerden olduğuna Allah'ı dört defa şahid tutmasıyla olur Beşincisinde eğer yalancılardan ise Allah'ın lânetinin kendisine olmasını diler" (Nur 6-7)
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) oradan ayrıldı Onlarra adam gönderdi Hilâl geldi (lânet okuyarak) şehâdette bulundu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "Allah biliyor ki, ikinizden biriniz yalancısınız, tevbekâr olanınız var mı?" dedi
Sonra kadın kalktı, a da şehâdette bulundu Kadın beşinci şehâdette iken kıdını durdurdular ve: "Beşinci şehâdet, (yalancı olduğun takdirde) şiddetli azab gerektirir" dediler
İbnu Abbâs der ki: Bunun üzerine kadın durakladı ve sükut etti Öyle ki, yeminden rücû edeceğini sandık
Sonra: "Hayır, vallahi kavmimi bundan böyle mahçup hâle düşürmeyeceğim" dedi ve yeminini tamamladı
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm): "İyi bakın, eğer bu kadın gözleri sürmeli, kabaları iri, bacakları kalın bir çocuk doğurursa bilin ki bu çocuuk Şerik İbnu Sahmâ'dandır" buyurdu Gerçekten de bu evsafta bir çocuk doğurdu Bunun üzerine Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle söylediler:
"Eğer, Allah'ın Kitabı'nda kadının yemini ile haddini düşeceği hususunda hüküm gelmemiş olsaydı, (çocuktaki bu benzerlikten hareketle kadının zâniliğine hükmederdim ve) onun benden göreceği vardı "
Buhari, Tefsir, Nur 3, Şehâdet 21, Talâk 28; Ebu Davud, Talak 27, (2254); Tirmizi, Tefsir, Nur, (3178),
716 - Zühri merhum, Urve ve başkalarından almış olarak Hz Aişe'nin şu rivayetini nakleder:
"Hz Aişe (radıyallahu anhâ) buyurmuştur ki: "Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bir sefere çıkacağı zaman kadınları arasında kur'a çeker, kur'a kime çıkarsa onu beraberinde sefere götürürdü
Bir sefer sırasında da benim okum çıktı ve yolculuğuna ben refakat ettim Bu sefer, örtünme emri geldikten sonra idi Ben yol sırasında deve sırtında giden bir mahmil içinde taşınıyordum Konak yerlerinde de onun içinde iken iniyordum Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın o gazvesi sona erinceye kadar hep böyle yol aldık Nihayet geri döndü ve Medine'ye yakın bir yerde konakladık Geceleyin bir müddet kaldıktan sonra dönüş emri verildi Dönüş emri çıktığı sırada ben kalkıp (kâza-yı hacet için tek başıma) sordudan ayrılıp gittim İhtiyacımı gördükten sonra bineğime geri geldim O sırada göğsümü yokladım Yemen'in göz boncuğundan yapılmış gerdanlığım kopmuştu Aramak üzere geri döndüm Onu aramak beni epeyce oyaladı Benim bineğimle meşgul olan askerler gelip mahmilimi deveme yüklemişler Zannetmişler ki ben mahmilin içindeyim O zamanlar kadınlar çok hafifti Az yedikleri için şişman değillerdi Askerler mahmilini kaldırırken hafifliğine şaşırmayıp yüklemişler Ben zaten küçük yaşta bir kadındım: Hülâsa devemi sürüp gitmişler
Ordu gittikten sonra gerdanlığımı buldum Ordugâha geri döndüğüm zaman kimseyi bulamadım Herkes gitmişti Önce bulunduğum yere geldim Beni bir müddet sonra kaybetmiş olduklarını farkederek aramaya geleceklerini düşündüm Bu halde iken uyku bastırmış ve uyuyup kalmışım
Safvan İbnu Muattal es-Sülemî -ki bilâhere (Zekvan'da ikamet ederek) Zekvâni ünvanını da almıştır- (geri gözcülüğü vazifesiyle) ordugâhın gerilerinde geceyi geçirmişti Sabah olunca benim menzilden geçerken uyuyan bir insan karaltısı görerek yanıma geldi Görür görmez beni tanıdı Zira örtünme emri gelmezden önce beni görmüştü
Ben onun istirca sesiyle "İnnâ lillah ve innâ ileyhi râci'ûn =Biz Allah'ın kullarıyız ve Allah'a dönüp varacağız" uyandım Derhal başörtümle yüzümü örttüm Allah'a kasem olsun bana tek kelime konuşmadı, istircâından başka bir tek sözünü de işitmedim İndi ve devesini ıhtırdı Binmem için devenin ön ayaklarına ayağıyla bastı Ben de bindim Devemi önden çekti, böylece yol aldık Ordu bir yerde konakladığı sırada onlara yetiştik
(Gecikme hadisesini iftira vesilesi yaparak) benim yüzümden helâk olanlar oldu Bu işte en büyük vebal de Abdullah İbnu Ubey İbni Selûl'e düşmüştü
Medine'ye geldiğimiz zaman bir ay kadar hasta yattım Meğer bu esnada iftira edenlerin dedikoduları herkesi meşgul ediyormuş Benim ise hiçbir şeyden haberim olmadı Ancak bir husus bende kuşku uyandırmıştı Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'da, başka zaman hastalanınca gördüğüm iltifat ve alâkayı göremiyordum Yanıma girip selam veriyor, sonra da: "Şu sizinki nasıl?" deyip çıkıyordu Bu davranışından biraz işkilleniyordum ama yine de (ortalığı saran) fitneden bihaberdim Bu halde nekâlet devresine girdim
Bir gece, ben ve Ümmü Mistah o zaman için helâ olarak kullandığımız menâsı (denen çukurların bulunduğu semte) doğru gitmiştik Biz buraya, geceden geceye çıkardık (Hicab ayetinden sonra) evlerde helâlar inşa edilince çıkmaz olduk Bundan önce biz de, eski Arapların def-i hâcetteki usulüne uyuyorduk Ben ve Ümmü Mistah -ki bu kadın Ebu Rühm İbnu Muttalib İbni Abdi Menaf'ın kızıdır- böylece yürüdük Onun annesi Ebu Bekri's-Sıddîk'ın teyzesi olan Sahr İbnu Âmir'in kızıdır Oğlu da Mistah İbnu Üsâse İbnu Ubâd İbni'l-Muttalib'dir
İşimiz bittikten sonra yürüyorduk Ümmü Mistah, ayağı örtüsüne takılarak düştü Kadın (böyle can yakıcı durumlarda söylenmesi âdet olan "düşmanın helâk olsun demedi): "Mistah helâk olsun!" diye (oğluna) beddua etti Ben kadına:
-"Amma da yaptın!" Bedir gazvesine katılan bir kimseye beddua ediyorsun ha!" dedim
-"Anacığım! onun ne söylediğini işitmedin mi?" dedi
-"Ne söylemiş ki?" dedim
Bunun üzerine iftiracıların söylediklerini bir bir anlattı Hastalığıma yeni hastalık katıldı
Eve dönünce, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) yanıma girdi ve:
(İsmimi söylemeden) "Adamınız nasıl " dedi Ben:
-"Ebeveynimin yanına gitmeye izin ver" dedim Ben, haberin aslını annemle babamdan işitmek istiyordum Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) izin verdi, ben de ebeveynimin yanına geldim Anneme:
-"Ey anneciğim, halk arasında söylenen bu sözler nedir?" dedim
-"Ey kızım! Sen bu meseleyi büyütme Allah'a kasem olsun güzel ve kocasının yanında sevgili olan, birçok kumaları (ortak) bulunan bir kadın hakkında her zaman çok dedikodu ederler" dedi Ben:
-"Sübhanallah, demek halk böyle söylüyor ha!" dedim
O gece sabaha kadar hiç durmadan ağladım Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi
Sabah oldu, ben hâlâ ağlıyordum Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) o gün Ali İbnu Ebi Talib'i ve Üsâme İbnu Zeyd (radıyallahu anhüma)'i çağırmıştı Benimle ilgili vahyin gecikmesi üzerine ailesiyle ayrılma hususunda onlarla istişâre ediyordu
Üsâme (radıyallahu anh), ehlinin suçsuzluğu hususunda onlara karşı içinde beslediği sevgiye dayanarak, bildiği hususu şöyle dile getirmişti:
-"Ey Allah'ın Resûlü! Onlar zevcelerinizdir Allah'a kasem olsun, onlar hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyoruz "
Ali İbnu Ebî Tâlib de şöyle demişti:
-"Ey Allah'ın Resûlü, Allah sana darlık vermez Ondan başka kadın çoktur Sen câriyene sor, (onun hâlinni o daha iyi bilir), sana gerçeği haber verir "
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu tavsiye üzerine cariyemiz Berîre'yi çağırdı ve:
-"Ey Berîre, söyle! Aişe'de sana şüphe verici bir husus gördün mü?" diye sordu Berîre:
-"Hayır! Seni hak üzerine peygamber olarak gönderen Zât-ı Zülcelâl'e yemin olsun, ben onda fena bulduğum bir şey görmedim Ayıplanabilecek tek gördüğüm şey şudur: "Yaşı genç olduğu için, ailesi için yoğurduğu hamurun üzerine uyur, bu sırada gelen keçi, hamurdan yerdi "
(Bu soruşturma sonunda) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) kalkıp mescidde bir hutbe okur Bu iftirayı ilk defa çıkaran Abdullah İbni Ubey İbni Selûl hakkında söz etmekten özür dileyerek, minberde şunları söyler:
-"Ehlim hakkında bana sıkıntı veren adamı cezalandırmada, intikamımı almada bana kim yardım edecek? Allah'a yemin olsun ehlim hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum Adı iftiraya karıştırılan bir adamdan söz ettiler Onun hakkında da hayırdan başka bir şey bilmiyorum O ailemin yanına ben olmayınca hiç girmemiştir "
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın bu sözleri üzerine (Evs kabilesinin reisi) Sa'd İbnu Muâz (radıyallahu anh) kalktı ve:
-"Ey Allah'ın Resûlü! Allah'a yemin olsun biz ondan senin intikamını alırız! Eğer Evs kabilesindense boynunu vururuz Hazreçli kardeşlerimizden ise, bize sen emredersin, biz emrini aynen yerine getiririz!" dedi
Hazreç kabilesinin reisi olan Sa'd İbnu Ubâde ayağa kalktı Sa'd aslında salih bir kimseydi Ancak (Sa'd İbnu Muaz'ın konuşmasından alınarak) kabile hamiyet ve gayretine kapılmıştı Sa'd İbnu Muâz'a dönerek şu sert cevabı verdi:
-"Vallahi sen yalan söylüyorsun! Sen onu (Abdullah İbnu Ubey İbnu Selül'ü) öldüremezsin Öldürtmeye gücün de yetmez "
(Ensar'ın ileri gelenlerinden) Useyd İbnu Hudayr (radıyallahu anh) -ki bu zât da Sa'd İbnu Muaz'ın amcaoğludur- kalkarak Sa'd İbnu Ubâde'ye çıkıştı:
-"Allah'a yemin olsun yalan söyleyen sensin Onu mutlaka öldürürüz (Abdullah İbnu Ubey'e arka çıkıyorsan) sen de münâfıksın, münafıklar hesabına kavga ediyorsun!"
Derken (Ensâr'ın iki kabilesi) Evs ve Hazreç ayağa kalkmışlar ve Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) daha minberde iken, birbirlerine girmeye ramak kalmıştı Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) sükûneti sağlayıncaya kadar gayret sarfetmiş ve minberden inmişti
Ben o gün de ağladım Ne gözümün yaşı dindi, ne de gözüme uyku girdi Müteakip gece de hep ağladım: Ne gözümün yaşı dindi ne de bir parça olsun uykum geldi Sabahleyin annem ve babam yanıma geldiler Böylece ben, iki gece bir gündüz aralıksız ağlamıştım Öyle ki artık ağlamaktan ciğerlerim parçalanacak diye düşünüyordum
Onlar yanımda oturuyorlar, ben de ağlamaya devam ediyordum Derken Ensar'dan bir kadın izin istedi Ona, gir dedim Yanıma oturup o da benimle ağlamaya başladı Biz bu halde iken Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) girdi Sonra oturdu Hakkımda söylenen şeyler söylenileden beri yanımda hiç oturmamıştı Bu arada bir ay geçmiş ve meselemle ilgili herhangi bir vahy gelmemişti Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) otururken şehâdet kelimesini de getirmişti Sonra bana şunları söyledi:
-"Ey Aişe, senin hakkında bana şöyle şöyle sözler ulaştı Eğer bu dedikodulardan berî isen Allah seni vahiyle tebrie edecektir Şayet bir günah işledi isen Allah Teâlâ'ya tevbe et Zira kul bir günah işler, sonra da günahını itirafla tevbe ederse, Allah Teâlâ tevbesini kabul ve affeder "
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sözlerini tamamlayınca (ızdırabımın şiddetinden) gözlerimin yaşı kurudu, artık tek bir damla bile yaş hissetmiyordum Babama:
-"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın sözlerine sen cevap ver" dedim
Babam:
-"Vallahi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ne diyeceğimi bilemiyorum" dedi Anneme yönelerek:
-"Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın söylediklerine sen bâri cevap ver" dedim Annem de:
-"Vallahi Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a ne söyleyeceğimi ben de bilemiyorum" dedi
Hz Aişe devamla der ki: "Ben yaşı henüz küçük bir kadındım Kur'ân'dan da fazla okumuyordum Dedim ki:
-"Vallahi ben biliyorum ki halkın söyleştiği şeyleri işittiniz Onlar içinize yer etti ve hep inandınız Size: "Günahsızım" dedim, inanmıyorsunuz Yapmadığım bir şeyi size itiraf etsem, -Allah biliyor ki ben ondan berîyim- beni tasdik edeceksiniz Allah'a kasem olsun, sizinle benim durumumu anlatacak en iyi örnek Hz Yusuf'un babası ve onun şu sözüdür: "Bana güzelce sabır gerekir Anlattıklarınıza ancak Allah'tan yardım istenir" (Yusuf, 18) Sonra yüzümü çevirip yatağıma sokuldum Kasem olsun ben o zaman suçsuz olduğumu biliyordum ve Allah'ın benim suçsuzluğumu te'yid edeceğine inanıyordum Ancak, kesinlikle, Allah'ın benim hakkımda bir vahiy indireceğini, bunun (kıyâmete kadar) okunacağını hiç aklımdan geçirmedim Ben, kendimi, Allah'ın herhangi bir şekilde tekellüm buyurarak okunacak bir vahiy konusu edilmeye değer bulmuyordum Ancak, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın göreceği bir rüya yoluyla Allah'ın beni tebrie edeceğini ümid ediyordum
Allah'a kasem olsun, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) daha oturmuş olduğu yerden kalkmamış ve ev halkından kimse dışarı çıkmamıştı ki Allah, Resûlüne vahiy indirdi: Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı vahiy sırasında her zaman gelen hâlet istila etti Sonra da o hal zail oldu Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tebessüm içindeydiler Konuştuğu ilk kelime bana şunu söylemek oldu:
-"Ey Aişe Allah'a hamdet Zira, seni tebrie buyurdu "
Annem de bana:
-"Kalk Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'a teşekkür et!" dedi Ben ise:
-"Vallahi hayır, ona teşekkür etmeyeceğim, sadece Allahıma hamdediyorum Benim suçsuzluğumu Rabbim vahiy buyurdu" dedim Allah'ın indirdiği vahiy şöyleydi:
-"Muhammed'in eşine o yalanı uyduranlar içinizden bir güruhtur Bunu kendiniz için kötü sanmayın, o sizin için hayırlı olmuştur O kimselerden herbirine kazandığı günah karşılığı ceza vardır İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır Onu işittiğiniz zaman, erkek-kadın mü'minlerin, kendiliklerinden hüsnüzanda bulunup da: "Bu apaçık bir iftiradır" demeleri gerekmez miydi? Dört şâhid getirmeleri gerekmez miydi? İşte bunlar şâhid getirmedikçe, Allah katında yalancı olanlardır Allah'ın dünya ve âhirette size lütuf ve merhameti olmasaydı, o kötü sözü yaymanızdan ötürü büyük bir azaba uğrardınız  " (Nur 20)
(Bir sayfa tutan) on âyeti, Cenâb-ı Hakk benim suçsuzluğumla ilgili bu ayetleri indirince, Ebu Bekri's-Sıddîk (radıyallahu anh) -ki Mistah İbnu Üsâse'ye akrabalığı ve fakirliği sebebiyle maddi yardımda bulunuyordu- şunu söyledi:
-"Aişe (radıyallahu anhâ)'ye bu iftirayı yaptıktan sonra, ona artık bir daha yardım yapmayacağım "
Bunun üzerine şu vahiy indi: "İçinizde lütuf ve servet sahibi olanlar, yakınlarına, düşkünlere ve Allah yolunda hicret edenlere, vermemek için yemin etmesinler, affetsinler geçsinler Allah'ın sizi bağışlamasından hoşlanmaz mısınız? Allah bağışlayandır, merhametli olandır" (Nur, 22)
Bunun üzerine Ebu Bekri's-Sıddîk (radıyallahu anh): "Evet evet, Allah'a kasem olsun, Allah'ın beni affetmesini çok severim" dedi ve Mistah'a yapmakta olduğu yardımı yapmaya devam etti ve: "Ebediyyen yardımı ondan kesmeyeceğim" dedi
Hz Aieşe (radıyallahu anhâ) sözlerine devamla dedi ki:
Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) tahkik sırasında Zeyneb Bintu Cahş'a da hakkımda sormuş ve:
-"Ey Zeyneb, bu hususta ne biliyorsun, ne gördün?" demişti O da:
-"Ey Allah'ın Resûlü, ben kulağımı, gözümü işitmediğim, görmediğim şeyden muhafaza ederim Ben Aişe hakkında hayırdan başka bir şey bilmiyorum!" demişti Zeyneb (radıyallahu anhâ), Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ın zevce-i tâhireleri arasında (bazı faziletleri sebebiyle) benimle boy ölçüşen birisiydi Allah verâ ve dindarlığı sebebiyle onu (bu meselede müfteriler tarafında yer almaktan) korudu Onun kız kardeşi Hamna ise, onunla mücâdeleye koyuldu ve helâk olan müfteriler arasında helâk oldu
Müfteriler arasında (Hz Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm)'in şairi) Hassân İbnu Sâbit (radıyallahu anh) de vardı Urve der ki: "Hz Aişe (radıyallahu anhâ) yanında Hassân'a kötü söz söylenmesinden hoşlanmazdı ve derdi ki: "O şu beyti söyleyen kimsedir: "Babam, babanın babası, ırzım, size karşı Muhammed (aleyhissalâtu vesselâm)'in ırzına bekçidir "
Mesrûk İbnu'l-Ecda der ki:
-"Ben Hz Aişe (radıyallahu anhâ)'nin huzuruna girmiştim Yanında Hassân İbnu Sâbit (radıyallahu anh)'i gördüm Hz Aişe'ye şiir okuyor, bazı beyitleri kendisiyle tezyin ediyordu Şunu okudu:
"Afifdir, ağırdır, iffetinden şüphe ne mümkün!
Kötü düşünceden uzak olanların etleri bile onu aç bırakır "
Hz Aişe'ye dedi ki: "Sen nasıl olur da Hassân'ın yanına girmesine izin verirsin, o ki, hakkında Allah şöyle buyurmuştur: "İçlerinden elebaşılık yapana ise büyük azab vardır " Hz Aişe (radıyallahu anhâ) şu cevabı verdi: "Körlükten daha şiddetli bir azab var mı!" Hz Aişe sonra şunu da söyledi "O, Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm)'ı müdafaa ediyordu "
Buhari, Şehâdât, 15, 30, Hibe 15, Cihad 64, Megâzi 11, 34, Tefsir, Yusuf 3, Nur 6, 11, Eyman 18, İ'tisan 28, Tevhid 35, 52; Müslim, Tevbe 56, (2770); Tirmizi, Tefsir, (3179); Nesâi, Tahâret 1194, (1, 163-164)
717 - Hz Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Benim özrümle ilgili ayet indiği zaman Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) minbere çıktı, günahsız olduğumu belirtti, arkasından ilgili ayetleri okudu ve iki kadın ve bir erkeğin cezalandırılmalarını emretti Üçü de had cezası olan celde'ye (değneklenmeye) tâbi tutuldular
Tirmizi, Tefsir, Nur (3180)
718 - Hz Aişe (radıyallahu anhâ) anlatıyor: "Allah ilk muhacir kadınlara rahmetini bol kılsın; "Kadınlar baş örtülerini yakalarının üzerini (örtecek şekilde) koysunlar" (Nur 31) âyeti indiği zaman örtülerini (kenardan) yırtarak onunla (yüzlerini de) örttüler "
Buhârî, Tefsir, Nur 12; Ebu Davud, Libas 33, (4102)
719 - İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ): "(Ey Muhamed)! Mü'min kadınlara da söyle! Gözlerini bakılması yasak olandan çevirsinler iffetlerini korusunlar  " diye başlayıp kadınlara örtünmeyi emreden âyeti (Nur 31) daha sonra gelen şu âyet neshetti ve istisna getirdi:
"Evlenme ümidi kalmayan ihtiyarlayıp oturmuş kadınlara, süslerini açığa vurmamak şartıyla dış esvablarını çıkarmaktan ötürü sorumluluk yoktur Ama sakınmaları kendileri için daha hayırlı olur" (Nur 60)
Ebu Dâvud, Libas 37 (4111)
720 - Hz Câbir (radıyallahu anh) anlatıyor: "Abdullah İbnu Übey İbni Selül câriyesine: "Git biraz fâhişelik yap (da para kazan)" diye emretti Bunun üzerine Cenâb-ı Hakk: "Dünya hayatının geçici menfaa tini elde etmek çin, iffetli olmak isteyen cariyelerinizi fuhşa zorlamayın  " (Nur 33) meâlindeki ayeti inzâl buyurdu "
Müslim, Tefsir 26, (3029); Ebu Dâvud, Talâk 50, (2311)
721 - İkrime (radıyallahu anh) anlatıyor: "Irak ahalisinden bir grub İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ)'a dediler ki:
- Şu âyet hakkında ne dersiniz? "Ey iman edenler! Ellerinizin altında olan köle ve câriyeler ve sizden henüz erginliğe ermemiş olanlar sabah namazından önce, öğle sıcağından soyunduğunuzda ve yatsı namazından sonra yanınıza gireceklerinde üç defa izin istesinler Bunlar sizin için açık bulunabileceğiniz üç vakittir Bu vakitlerin dışında birbirinizin yanına girip çıkmakta, size de, onlara da bir sorumluluk yoktur Allah size âyetlerini böyle açıklar Allah bilendir Hakim'dir" (Nur 58) Cenâb-ı Hakk burada kesin emirde bulunduğu halde biz bunları tatbik etmiyoruz, dediler
İbnu Abbâs (radıyallahu anhümâ): "Allah mü'minlere karşı halîm ve rahimdir Onları örtmeyi sever İnsanlar o zaman evlerinde ne örtü ne de perde kullanmıyorlardı Bazan hizmetçisi veya evlâdı veya yetimesi, kişi ehlinin üzerinde iken çıkagelirdi Cenab-ı Hakk bunun üzerine, mezkur avret vakitlerinde izin istemeyi emretti Böylece Allahu Teâla onlara örtü ve hayır getirdi Ne var ki, hâlâ bu emirle amel eden tek kişi görmedim "
Ebü Dâvud, Edeb 141 (5191, 5192)
|