07-10-2012
|
#1
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
Zor Karar 1
Zor bela çıktığı kayalıkların artık en tepesindeydi Yükselen dalgalar, tüm heybetiyle kayalara tokat gibi çarpıyordu
Birden yanaklarını iki elinin arasına sıkıştırdı Derinlere baktıkça yüreği deniz gibi kabarıyordu Sendeledi birden
Öne arkaya doğru yaprak gibi sallanıyordu vücudu Bacağındaki sızıya gitti eli ister istemez Geri çektiğinde avucunun içi kıpkırmızıydı Çöktü yere ve bir süre baktı bacaklarının haline Çiçek desenli elbisesinin cebinden bembeyaz bir mendil çıkardı ve açık yaranın üstüne hafif hafif dokundurdu Yüzünü buruşturdu ve kendi kendine söylenmeye başladı
- Daha küçücük bir yaraya tahammül edemiyorsun! Bir de intihara kalkışıyorsun! Senden bir halt olmaz işte! Silmeye ne gerek var ki? Zaten tuzlu su iyileştirir Sonra kafasını iki yana salladı
- Buradan atlarsam havada ölürüm ben Sanki sağ kalacakmışım gibi dizimdeki yaraların tuzlu suda iyileşeceğini düşünüyorum Ölmeyi istiyorum ama yaşamayı umuyorum Allah’ım nasıl bir çelişki bu! Deliriyorum galiba!
Derin bir iç geçirdi ve tekrar elleriyle kayalardan destek alarak ayağa kalktı Gözlerindeki kararlı bakışlar bir gidiyor bir geliyordu Haykırdı avazı çıktığı kadar:
- Ölmek istiyorum!
Sanki kulağına geri dönen ses:
- Korkuyorum
hem de çok! diyordu
Sonra dizlerine vurdu elleriyle Her vuruşunda canı o kadar acıyordu ki!
Gözlerini yumdu ve bildiği tüm duaları okumaya başladı Bir adım daha attı
Aniden arkadan bir el, belini sıkıca kavrayarak geriye doğru hızlıca çekti Bir yandan gözlerinden yaşlar dökülüyor bir yandan da bağırıyordu Yüzü pancar gibiydi
- Rahat bıraksana beni! Kimsin sen? Hem ne hakla benim işime karışıyorsun?
Adam tok ve yüksek bir sesle:
- Oldu canım! Rahat bırakayım da at kendini azgın sulara! Aklından zorun mu var senin? Daha genceciksin! Ne işin var senin bu tepelerde? Otursana sıcacık evinde! Ne çabuk yıldın bu hayattan?
Kız; yirmili yaşlarda, orta boylu ve narin yapılıydı Rüzgarın yüzünü gözünü kapattığı saçlarını elleriyle arkaya attı Simsiyah gözlerinin alfabesinden çaresizlik okunuyordu Kuruyan dudaklarını diliyle ıslattı Yutkundu ama bir türlü sesi çıkmıyordu Gözünün kenarlarından yaşlar süzülüyordu
Adam otuz yaşlarında, zayıf, uzun ve atletik yapıda biriydi Ela gözlerindeki güzel bakışı, çatık kaşları sertleştiriyordu Kızın elinden tutarak aşağı doğru indirmeye çalışıyor ancak kız sürekli kendini geriye doğru çekiyordu Sonra bir hamle yaparak elini adamdan kurtardı ve üzeri yosun tutmuş kayaya oturuverdi
- Beni bırak ve git lütfen!
- İsmini söylersen giderim Yoksa sabaha kadar otururuz böyle 
- Tamam söyleyeceğim ama gideceksin anlaştık mı?
- Anlaştık
- Adım Müge Hadi şimdi verdiğin sözü tut ve git
- Peki sen benim adımı merak etmiyor musun?
- Banane senin isminden cisminden! Çekip gider misin lütfen!
- Olsun ben yine de söyleyeyim Adım Doğan
Bir süre ikisi de sustular Güneş usul usul batarken sanki hem derin sulara hem de gençlerin yüzüne hüzün düşürmüştü Doğan, Müge’nin çenesinden tutarak yavaşça yüzünü kendine doğru çevirdi
- Benimle konuşmak istersen seni sorgusuz, infazsız dinlemeye hazırım Nedir seni bu kadar canından bezdiren?
Müge yine susmuştu Soğuk, tüylerini diken diken etmişti Avuçlarını kollarına sürterek ısınmaya çalışıyordu Dişleri zangır zangır titriyordu İçindeki karamsarlık gözlerine yansıyordu
Doğan Müge’ye, rüzgarın uğultusu ve dalgaların çılgın sesi de geceye arkadaşlık ediyordu Kararan gökyüzü Müge’yi korkutmaya başlamıştı Doğan’a kaşlarının altından kaçamak bir bakış attı Sonra hemen başını öne eğdi
Yanındaki adamı hayatında ilk kez görmüş olmasına rağmen garip bir şekilde güven duyduğunu hissetti Sanki bilinmez bir güç vardı Doğan’da  O güç ölüm ve kalım arası çizgide Müge’yi yaşam noktasına çekivermişti
DEVAM EDECEK
Aysel AKSÜMER
|
|
|
|