|
Prof. Dr. Sinsi
|
Biri İle Öbürü - Metin Üstündağ
Metin Üstündağ - Metin Üstündağ Yazıları - Metin Üstündağ Sözleri - Metin Üstündağ Cümleleri
Biri ile öbürü, iki can ciğer zamir arkadaş  bulmuş buluşturmuş, buluşmuş, içiyorlar  masa paso donatılmış, öyle ki, bir kuş sütü, bir de arı çükü eksik  ve fakat, gel gör ki: ne aktüalite, ne magazin, ne memleket meseleleri, ne hatıralar, ne geyik muhabbeti  tıss  tek harf, tek hece, tek kelime, tek cümle, tek paragraf işlemiyor Gereksiz ve perakende bir off uleannn off nidaları dolaşımda  yan masalardan , biri ile öbürünün masasına, misilleme yaparcasına şen kahkahalar ve lafını balla kestim hoca cümleleri geliyor Biri ile öbürü, birbirlerinin yüzlerine ve yüzlerinin ortasında bulunan ve içlerini gösteren pencerelerine -yani gözlerine- bakmamaya büyük özen göstererek, içlerinden; ulan nereden de buluştuk, sanki içecek başka bir pipetdost yokmuş gibi diye geçiriyorlardı ki  tam bu esnada biri, öbürüne yeşil bir evlek umutla dönerek:
Bilmem farkında mısın  hayatımız son günlerde, kötü bir amerikan macera filminden daha hareketli, daha kanlı, daha gürültülü patırtılı ve daha kof geçiyor, değil mi?
Dedi  nefessiz ve binbir umutla sarfettiği bu geyik açıcı ön cümlenin sonundaki değil mi? soru kalıpçığı, mevzuyu dallandırıp budaklandırma harareti taşıyordu Lakin öbürü hafiften kıçını döndürerek, yellenir gibi  
- sana katılmıyorum
Dedi  öbürünün bu dedisi, birini anında elektrik çarpmışa dönderdi Demir ağzı kulaklarına varmak için can atan yüz derisi sinirle gerildi ama bu gerginliğini pek belli etmemeye çalışarak gene;
- peki  cümlemi şöyle baştan almak isterim  bilmem farkında mısın  hayatımız son günlerde, kötü bir hint macera filminden daha hareketli, daha kanlı, daha gürültülü patırtılı ve daha kof geçiyor, değil mi?
Dedi  cümlenin ucundaki bu, değil mi? soru kalıpçığı, artık soru kalıpçılığından çıkmış, çoktan kapçık ağızlı bir yakarış cümlesi kalıpçığına dönüşmüştü  öbürü, içkisinden bir yudum, mezesinden bir gıdım, sigarasından bir tadım aldıktan sonra, kıçının çatalına görünür bir rahatlık kazandırarak ve yine yellenir gibi;
- ben bu tezine de katılmıyorum
Dedi  biri, öbürünün bu dedisi karşısında da hormonlu domates gibi vakitsiz kıpkırmızı oldu ve o onda öbürünü dokuz bin dokuz yüz doksan dokuz nokta dokuz yerinden çatallamak istedi Ancak öbür masalara madara olup, madaralı roman ödülüne aday olmamak için alttan, yani deniz seviyesinden aldı mevzuyu ve besili taze bir umutla yeni bir cümle kurdu:
- anlıyorum  cümlemi baştan şöyle almak istiyorum  farkında mısın bilmem  hayatımız son günlerde, kötü bir singapur macera filminden daha hareketli, daha kanlı, daha gürültülü patırtılı ve daha kof geçiyor, değil mi?
Dedi  biri, bu dedisini dedikten sonra öbürünün ağzının içine bakarak, o sarımsaklı cacık kokan kıl tomarlı kunduz ağızdan: evet, evet, ne kadar da haklısın hudey hudey hey dost gibi onu onaylayıcı ve geyik muhabbetine omuz verici, küçük, minnacık bir cümlecik bekledi  lakin karşısındaki ağız, ağız değil, sanki çanakkale boğazıydı  öbürü, tekrar içkisinden bir yudum, mezesinden bir tadım, sigarasından bir gıdım aldıktan sonra, o sarımsak kokan kunduz ağzını peçeteyle ufak tefek silerek ve kıçının çatalını biraz daha gevşeterek öbürüne döndü ve yellenir gibi;
- inanır mısın?
Dedi  öbürünün dediği bu inanır mısın? başlangıcı, tam birinin tüm geyik muhabbeti yelkenlerini ve ağız kaslarını havalandırmıştı ki  öbürünün:
- inanır mısın? Sana yine katılmam mümkün değil  
İlavesiyle, birinin tüm geyik muhabbeti yelkenlerini ve ağız kaslarını suya düşürdü  biri, artık çoktan zıvanadan çıkmış ve hatta zıvanaya en uzak semtlere doğru ilerliyordu, kendi içselliği içinde  öbürünün kafasına çatalı, bıçağı, masayı, barbunyayı ve garsonları geçirmek istiyor, lakin aile, toplum ve devlet baskısından ürküyordu  kendi kendisine ulan bu gece, ya bu cümle bir geyik muhabbeti mertebesine terfi edecek, ya da ikimizden birinin nakli tahtalı köye çıkacak diye geçirerek ve de artık kuracağı cümleyi hiç de özen göstermeyerek, makinalı tüfek gibi karşılıklı iletişimsiz bir konuşmaya davrandılar :
- bilmem, farkında mısın  hayatımız, son günlerde, kötü bir cubuti macera filminden  
- katiyen katılmam  
- bilmem, farkında mısın  hayatımız, son günlerde, kötü bir yukarı volta macera filminden  
- sana katılmam imkan ve ihtimal dahilinde değil  
Biri, öbürünün tüm olumsuzlamalarına rağmen, geyik açıcı cümlesindeki ülke sineması bölümüne kuzey kore, güney yemen, endonezya, peru, san marino, papua yeni gine, çorum gibi aklına gelen gelmeyen, bilinen, bilinmeyen tüm ülke sinemalarını cümle içerisinde yad etmesine rağmen, öbürü tüm hepsini dilinin tersiyle ve de kıçının çatalıyla, yellenir gibi, o hüsnü mübarek kunduz ağzıyla savulladı  
Biri artık kendine hakim olma sınırlarını çoktan aşmış, kendine sanık olma konumuna gelmişti Birden hışımla dönerek ve öbürünün boğazına sarılarak ve de toplum , aile, devlet baskısına eyvallah etmeyerek avaz avaz:
- peki ulan, farkında mısın bilmem  hayatımız son günlerde, kötü bir NE macera filminden daha hareketli, daha kanlı, daha gürültülü patırtılı ve daha kof geçiyor, değil mi?
Diye, bağırmaya başladı  garsonlar ve şef garsonlar öbürünü birinin elinden adeta sezeryanla aldılar  masa dağılmış, sinirler iyice gerilmiş, gece bomberbatbok olmuştu Biri, biraz sonra kendine gelerek, çevresine köpek gibi gülerek, kariyerini düşünerek, yerde masada bulduğu her içkiyi kafasına dikerek, mezeleri avuç avuç yiyerek, sigaraları tomar tomar içerek sakinleşmeye çalışıyordu Öbürü ise, tüm gıcıklığı ve kunduz ağzıyla sakin sakin içkisinden bir yudum, mezelerden bir gıdım, sigarasından bir tadım alıyordu
Zaman epey geçmiş ve biraz önceki sahne unutulmuş, tam da sarhoş olmuş, tam da birbirlerini öpeyim ağbi kıvamına gelmişlerdi ki, öbürü kıçının çatalına görünür şekilde yüklenerek, adeta yelim yelim yellenir gibi;
- bilmem farkında mısın  hayatımız son günlerde, kötü bir çeçen-inguş macera filminden daha hareketli, daha kanlı, daha gürültülü patırtılı ve daha kof geçiyor, değil mi?
Dedi  öbürünün bu dedisi karşısında biri, bir an durdu (çeçen-induş sinemasının içinde bulunduğu krizi düşündü) ve sonra, gerildi gerildi ve değil uleeaan değil diyerek, öbürüne öyle bir kafa attı ki, öbürü meyhanenin camceresinden fırlayıp yirmi garson, üç patron ve yirmi yedi müşteri tarafından, kaldırımdan zor şer, ancak belki de kürek marifetiyle, kazınacak şekilde yeri öptü
|