|
Prof. Dr. Sinsi
|
1923'e Kadar Türk Tarihi
Osmanlı Devleti (1299-1923)
Anadolu Selçuklu Devleti'nin zayıflamasından sonra Anadolu'da çeşitli Türk boylarına mensup çok sayıda beylik ortaya çıkmıştı Bu beyliklerden biri de, Söğüt-Yenişehir-Bilecik bölgesinde Oğuzlar'ın Kayı boyuna mensup Osmanlı Beyliği idi Osmanlı Beyliği kısa sürede Anadolu'daki beylikleri birleştirerek Türk birliğini kurmayı başardı Komşuları Bizans Devleti ile de mücadele eden Osmanlılar, bu nedenle önce Rumeli'ye geçtiler, Sultan II Mehmet döneminde (1451-1481) İstanbul'u alarak (1453) Bizans İmparatorluğu'nun varlığını ve Ortaçağ'ı sona erdirdiler "Fatih" ünvanını alan Sultan II Mehmet'le birlikte Osmanlı devleti 16 yüzyılın sonlarına dek sürecek hızlı bir gelişme dönemine girdi
Batıda Sırplar, Bulgarlar, Macarlar, Venedikliler, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İngiltere, Papalık, İspanyollar, zaman zaman Fransa ve Rusya ile; Doğu ve Güney'de ise her biri birer Türk devleti olan Akkoyunlular, Timurlular, Memlükler, Safeviler ve Karamanoğulları devletleriyle mücadele edildi Yavuz Sultan Selim zamanında (1512-1520) Mısır fethedildi ve "Halifelik" Abbasiler'den Osmanlı hanedanına geçti Kanuni Sultan Süleyman zamanında (1520-1566), gelişmiş bir devlet teşkilatına, güçlü bir orduya ve maliyeye sahip olan devletin sınırları kuzeyde Kırım'dan güneyde Yemen ve Sudan'a, doğuda İran içlerinden ve Hazar Denizi'nden, kuzeybatıda Viyana ve güneybatıda İspanya'ya kadar uzanmıştı
Ancak 16 yüzyıldan itibaren Rönesans ve coğrafi keşiflerle gelişen Avrupa'ya karşı ekonomik ve askeri üstünlüğünü kaybeden Osmanlı İmparatorluğu yeni gelişmelere ayak uyduramadı ve bu yüzyıldan itibaren dengeler Avrupa devletleri lehine gelişti 19 yüzyılda başlayan milliyetçilik akımları ve Rusya ile bazı Avrupa devletlerinin Balkanlar'daki Hıristiyanları örgütleyerek ayaklandırmaları, Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altındaki topraklarda bağımsız devletler oluşmasına neden oldu
Fatih Sultan Mehmet
Yavuz Sultan Selim
Uğranılan yenilgiler sonucu imparatorluğun çökmeye yüz tutması, yöneticileri çağdaşlaşma yönünde adımlar atmaya zorladı İmparatorluk 19 yüzyıl boyunca sürekli reform çabalarına sahne oldu Sultan II Abdülhamid'in saltanat dönemine (1876-1909) rastlayan I Meşrutiyet'in (1876) en belirgin özelliği, Türkiye'ye ilk defa Batı modelinde bir anayasa kazandırmasıydı "Jön Türkler" adlı bir grup aydın tarafından hazırlanarak Abdülhamid'e kabul ettirilen bu anayasa ile Osmanlı devleti meşruti yönetime geçmişti Ancak 1877-78 Osmanlı-Rus savaşını bahane eden Abdülhamid, 1877'de Meclis'i kapatarak Meşrutiyet'e son verdi Jön Türkler'in muhalefet örgütü olarak etkinlik göstermeye başlayan İttihat ve Terakki Cemiyeti, 1908'de önce padişahı Meşrutiyet'i yeniden ilan etmek zorunda bıraktı, sonra da iktidarı ele geçirdi Fakat Abdülhamid'den sonra başlayan serbestleşme de uzun sürmedi İtalyanlar'la yapılan Trablusgarp Savaşı (1911-1912) ve hemen ertesinde patlak veren Balkan Savaşları (1912-1913) yeni yönetimi kısa sürede güçten düşürecek ve II

Meşrutiyet'le başlayan özgürlük ortamının tek parti diktatörlüğüne dönüşmesine yol açacaktı Birinci Dünya Savaşı'nda (1914-1918) Almanlar'ın yanında yer alan Osmanlı Devleti'nin toprakları, mihver ülkelerin yenilmesi üzerine; 1918 yılında imzalanan Mondros Mütarekesi'nin ardından İngiltere, Fransa, Rusya ve Yunanistan'ın işgaline uğradı Ülke topraklarının işgale uğraması ve İstanbul Hükümeti'nin çaresiz kalması, Anadolu ve Trakya'daki Türk halkı için direnişten başka seçenek bırakmamıştı Yunan işgali, küçük savunma cephelerinin kurulmasını, bölgesel direniş örgütlerinin oluşmasını hızlandırdı
Osmanlı İmparatorluğu, Ortaçağ ve Yeniçağ boyunca devrinin en hoşgörülü yönetimini sağlayan bir devlet hüviyeti taşımaktaydı Gerçekten de altıyüz yıl boyunca yönetiminde bulunan farklı din, dil ve ırktan insanları birarada tutabildi, din ve vicdan özgürlüğü sağlayarak, bünyesindeki ulusların kültür ve dillerinin korunmasına imkan verdi Ayrıca kendisinden önceki bütün Türk devletlerinin kültür, bilim, sanat ve devlet yönetimi birikimine sahip olarak uygarlık tarihine önemli katkılarda bulundu Kendisine has mimarisi, taş ve ahşap oymacılığı, çinicilik, süsleme, minyatür, hat sanatı, ciltçilik gibi sanat alanlarında nadide eserler meydana getirdi Hepsinin üstünde dünya siyasetinde yüzyıllarca etkili oldu

Topkapı Sarayı, Hünkar Sofası (XVI yüzyıl), İstanbul
Ulusal Kurtuluş Savaşı (1919-1923) Ulusal Kurtuluş Savaşı, ömrünü tamamlamış bir imparatorluğun yıkıntılarından çağdaş bir devletin ortaya çıkarılması çabasıdır Bu çabanın dört yıl sürmesi ise emperyalist devletlerin bu yıkıntılardan kendi siyasal amaç ve çıkarlarına uygun yeni bir tertibe hayatiyet vermek istemelerindendi
Türk direniş çabalarının tam bir bağımsızlık savaşına dönüşmesi, Mustafa Kemal'in 19 Mayıs 1919'da 9 Ordu Müfettişi olarak Samsun'a ayak basması ile başladı ve çok zor koşullarda, dünyanın büyük devletleri tarafından desteklenen ordulara karşı başarıya ulaştı
Osmanlı ordusuna 11 Ocak 1905'te yüzbaşı rütbesiyle katılan Mustafa Kemal, Birinci Dünya Savaşı'nda askeri yeteneğini hemen hemen bütün cephelerde kanıtlamıştı Birinci Dünya Savaşı'nın ardından, Yıldırım Orduları'nın kaldırılması üzerine İstanbul'a dönmüştü İstanbul Hükümeti'nin baskısı altında işgalci güçlere karşı siyasi açıdan bir sonuç elde edilemeyeceğini anlayan Mustafa Kemal Anadolu'ya geçerek mücadeleyi oradan sürdürmeye karar verdi Ulusal direnişi örgütlemek için Anadolu'daki mevcut tüm birliklerle ve direniş örgütleri ile ilişkiye geçti 22 Haziran 1919'da Amasya'da yayınladığı genelge ile ulusal hareket için ilk çağrısını yaptı, Erzurum ve Sivas Kongreleri ile bu savaşımı örgütleyerek resmi bir konum kazandırdı Sivas Kongresi'nde son şeklini alan Misak-ı Milli programına göre Türkler'in oturduğu yerler hiçbir biçimde parçalanamayacak, ülkenin siyasal, adli ve mali gelişmesini önleyecek kapitülasyon niteliğinde sınırlamalar kesinlikle kabul edilmeyecekti
Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri'nin 16 Mart'ta İstanbul'u resmen işgal ederek Meclis-i Mebusan'ı kapatmaları üzerine, Osmanlı Devleti'nin altıyüz yıllık hayat ve hakimiyetine son verildiğini, Büyük Millet Meclisi'nin 23 Nisan 1920'de Ankara'da toplanacağını ve o tarihten itibaren milleti temsil etme yetkisinin yalnızca bu meclise ait olacağını açıkladı Nitekim vatanın kurtarılması, yönetilmesi ve tam bağımsızlığa kavuşturulmasını üstlenen Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), 23 Nisan 1920'de olağanüstü yetkilerle çalışmalarına başladı ve Mustafa Kemal Meclis Başkanı seçildi

Mustafa Kemal Atatürk Sivas Kongresi sırasında Kongre Üyeleriyle
Ankara ve İstanbul arasındaki son bağlar 12 Ağustos 1920 tarihinde Sevr Antlaşması'nın imzalanmasıyla kopmuştu Anlaşma Türkler için son derece ağır koşullar içermekteydi Antlaşmaya göre Türkler, Anadolu'nun küçük bir parçasına egemen olabilecekler ve yabancı ülkelerin mali ve askeri denetimi altında bulunacaklardı
Sevr Anlaşması'na dayanılarak Doğu Anadolu'da bir Ermeni devleti kurulması için başlatılan çabalar, bu bölgedeki ordu komutanı Kazım Karabekir'in kuvvetlerince etkisiz duruma getirildi 18 Kasım 1920'de yapılan ateşkes antlaşmasından sonra, 2 Aralık 1920'de imzalanan ve TBMM'nin taraf olduğu ilk uluslararası anlaşma olan Gümrü Antlaşması ile doğu cephesinde barış sağlandı
Batı cephesinde ise 15 Mayıs 1919'da İzmir'i işgal ederek Ege içlerine doğru yayılmaya başlayan Yunan Birlikleri I ve II İnönü Savaşları'nda (Ocak-Nisan 1921) durdurulduktan sonra, Sakarya Savaşı'nda (Ağustos-Eylül 1921) ağır bir yenilgiye uğratıldı Sakarya zaferi önemli diplomatik başarılar sağladı Türkiye ve Fransa arasında imzalanan Ankara Antlaşması (Ekim 1921) ile Fransızlar, Adana ve çevresindeki topraklardan çekildiler Böylece bir cephe daha tasfiye edildi Bundan sonra ülkenin tüm güç ve kaynakları, Batı cephesinde yapılacak büyük bir saldırı için harekete geçirildi Ağustos-Eylül 1922'de Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Savaşı'nda Yunan güçleri bozguna uğratıldı 9 Eylül'de İzmir kurtarıldı Bu askeri başarı, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması sürecini daha da hızlandırdı İtilaf Devletleri ile Ankara Hükümeti arasında 11 Ekim 1922'de Mudanya Mütarekesi imzalandı ve kalıcı bir barış anlaşmasının koşullarını görüşmek üzere bir ay sonra Lozan'da bir konferans düzenlenmesi kararlaştırıldı Fakat İtilaf Devletleri'nin bu konferansa İstanbul Hükümeti'ni de çağırmaları üzerine TBMM, 1 Kasım 1922'de halifeliğin saltanattan ayrıldığını ve saltanatın kaldırıldığını açıkladı Son Osmanlı Padişahı VI Mehmed de (Vahideddin) 17 Kasım 1922'de bir İngiliz gemisiyle gizlice İstanbul'u terk etti
Ankara Hükümeti'nin tek temsilci olarak katıldığı Lozan barış görüşmeleri 21 Kasım 1922'de başladı Türk heyetine Dışişleri Bakanı İsmet İnönü'nün başkanlık ettiği görüşmeler özellikle kapitülasyonların geleceği konusundaki anlaşmazlık nedeniyle Şubat 1923'te kesintiye uğradı Nisan 1923'te yeniden başlayan görüşmeler, 24 Temmuz 1923'te Lozan Antlaşması'nın imzalanmasıyla sonuçlandı Bu antlaşma ile Türkiye, tam bağımsızlığını ve Ulusal Kurtuluş Savaşı'nın temel hedefi olan Misak-ı Milli sınırlarını güvence altına aldı
|