Yalnız Mesajı Göster

İmmanuel Kant

Eski 06-27-2012   #1
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İmmanuel Kant




İMMANUEL KANT (1724-1804)

YAŞAM ÖYKÜSÜ

Vebayla cezalandırılmış savaşlarla yerle bir edilmiş aydınlanma çağı Avrupa’sında Kant 1724 yılında bir saracın on bir çocuğunun dördüncüsü olarak Konigsberg’de doğdu Cant olan soyadlarının sonrasında Kant olarak değiştirdikleri söylenir
Ailesi çok yoksuldu Anne ve babası yoksulluk içinde gömülmüştür Üç kız kardeşi de yoksulluk yüzünden hizmetçi olmuştur Kant bu yüzden kız kardeşleriyle hayat boyu konuşmamıştır Bundan dolayı da çok eleştirilmiştir Kant ailesinden sofuluğun dinsel ahlakını almıştır Açlık, yıkılmış yine de sağlıklı bir ahlak ve şefkatli aile sevgisiyle yüceltmiş çocukluktan çıkardığı dayanma gücünü ve onurunu ruhunda taşımıştır Küçük İmmanuel 8 yaşında bir devlet okuluna girdi 16 yaşındayken kunduracı amcasının yardımıyla Konigsberg üniversitesine kaydoldu Orada üstadı Martin Knutzen’ dan Leibniz, Newton ve Wolf’ un düşünceleri yanında fizik ve doğa felsefesi öğrenerek 6 yıl okudu9 yıl soyluların ve din adamlarının evlerinde özel öğretmen olarak geçimini sağlamak zorunda kaldı 47 yaşında yılda 300 gümüş ücretle (daha sonra 6001 oldu) Ölümünden 8 yıl önce 72 yaşında bıraktığı işe mantık ve metafizik profesörü olarak atandı
Üniversitede 40 yıldan fazla bir süre ders verdi Profesörlük yıllarında Kant’ın özel yaşamı mütevazı kiralık evlerde geçti O zamanki yaşamı yoksul ve sıkıntılıydı Yokluk içinde geçen çocukluğunun izini taşıyordu Kant lüks içinde yaşamayı da dinlenmeyi de hiç bilmedi Konigsberg’ in Rus’lar tarafından işgal edildiği,5 yıl süresince 7 yıl savaşları sırasında Kant Rus subayların en gözde eğitmeni oldu Kant’ın ılımlı ve gösterişsiz yaşam biçiminin sorumlusu belki de yoksulluktu O bir “manastır insanıydı” kitaplara oburca istek duyan doymak bilmez bir okur gibi her şeyi incelemek isteğiyle zamanını geçirirdi

KANT’IN SAAT GİBİ OLAN YAŞAMI

Kant’ın günün her dakikası mükemmel bir İsviçre saatinin dakik işleyişiyle düzenlenmişti Her sabah saat 4:55’de uyanır ve çalışma masasına otururduMasasına bir yada birkaç fincan çay içip bütün gün içende içme izni verdiği tek sert tütünlü pipoyu içerdi Bu sırada çalışma ve ders programını düşünürdü Aceleyle giyinerek,saat 7’de sınıfına gider bu dersler karşılığında ona para ödeyen öğrencilere entelektüellere,öğretmenlere ve diğer öğrenme hevesli kişilere ders verirdi Kant muazzam bilgisine karşın nasıl öğrenileceğini değil,nasıl düşünüleceğini öğretmek için emek harcardı
Herder dediği gibi onun dudaklarından dökülen dil “şimdiye denk insan dudaklarından dökülen en derin dildir”2 saat sonra saat 9:00 da çalışma odasına döner ve 12:45’e kadar çalışmalarının üzerine yoğunlaşırdı12:45’te öğle yemeğini gözden geçirmek için aşçısını çağırırdı12:45’de onun için bir şarap içme zamanıdırKonuklarını ve yemek çeşitlerini özenle seçerdi yemek davetlerine asla kadınları çağırmazdı Kant yaşamı boyunca sağlığını korumak için büyük emek harcadı Öğle yemeğinden sonra Linden Alle üzerinde yürüyüşe çıkardı Saat tam altıda çalışmak için dönen Kant ertesi sabah ki dersini hazırlamak,yazmak,okumak yada düşünmek için masasının başına geçerdi Hava okuyamayacağı kadar karardığında mumları yakar 9:45’e kadar mumların yumuşak,soluk ışığında Kant çalışmaya devam ederdi
Yatak odasında düşmemek için ilginç bir düzenek kurmuştu Karyola direklerinden birine bir direk bağlamış böylece kendisini bitişik odaya güvenle götürecekti Son yılların dışında ocak hiç yanmadı Çünkü Kant terlemekten öleceğinden korkuyordu
Bundan dolayı yürüdüğü zaman çok yavaş yürürdü Terlemeye başlamışsa kuruyana kadar durur gölgede beklerdi Yatağa girmeden önce yatağın bir köşesine oturduktan sonra ortasına sıçrar battaniyenin (yazları pamuk kışları yün) bir ucunu sol omzunun altına kaydırır Sırtından geçirip sağ omzuna alır ve sonra işlemi battaniyenin öteki ucuyla da yapardı Böylece battaniyeyle sarmalanmış olur daha sonrada uykusunun gelmesini beklerdi Saat 10:00’u vurduğu zaman derin bir uykuya dalmış olurdu Bu tek düze program belki de bir aletin aynı biçimde ve dikkatle günlük egzersizlerinin yapması gibi kendini “formda” tutmanın yoluydu Belki de Kant’ın sağlığını 80 yıl sağlam bir durumda tutabilmesinin nedeni buydu

KANT’IN SAĞLIĞI

Kant de Quince göre hepten acı çekmediği söylenmese de taşıdığı iyilik duygusuyla Kant’ın sağlığı olumluydu Yatağa giderken Kant kendi kendine şu soruyu sorardı: “sağlığı benimkinden daha mükemmel bir insan düşünülebilir mi?” Aynı biçimde, rejimini korumak için büyük çaba harcardı Tek kötü alışkanlığı, tedbirli bir düşkünlük gösterdiği sigara ve tütündü Gün boyunca yediği tek tam öğün öğle yemeğiydi Kahvaltı ve akşam yemeği yerini zaman zaman çay içerdi
KANT’IN HAYATININ HÜZÜNLÜ SONU

Filozofun son yılları üzücüydü Büyük düşünsel belleğin tam tersi olan günlük yaşamda hep yüz yüze kaldığı şeyleri yapmaktan alıkoyan kıt belleği onu zor durumda bırakıyordu Yemekte konuklarının sıkılmaması için kağıt parçacıklarına konuşma konuları yazıyordu Zayıflığı sonunda Kant’ın her türlü fiziksel hareketten vazgeçmeye zorladı Düşünme anlarında sandalyesinden düşmeye başlamıştı Düşüşlerinden birkaçında takkesi elindeki mumdan tutuştuğundan dolayı yanında bir sürahi su hazır tutar olmuştu Son zamanlarda uşağıyla çok kavga etmeye başlamıştı Bundan dolayı onu ömür boyu maaşa bağlayarak işten çıkardı ve yanına Kaufmann adlı bir uşak aldı Arkadaşlarıyla çıktığı nadir araba gezilerinde Kant hayran olduğu kuşları seyretmekten hoşlanırdı Kant’ın hastalığı migrenin başlamasıyla ve sol gözünden sağ gözünün de yavaş yavaş görme yeteneğini yitirmesiyle ağırlaştı Artık bedeni yemeklerde kısa süre kasılmalara tutuluyordu Geceler artık onu korku dolu dehşetli kabuslarla huzursuz kılan bir duruma gelmişti İmza atamıyor, çatal tutamıyor ve kimi kez hiç bir şey anımsamıyordu Bir gün yıldırım çarpmış gibi yere düştü Birkaç gün yatakta kaldı Ama birkaç hafta sonra gününden birkaç gün erken kutladığı doğum gününde konuklarıyla yine şampanya içti Kant Konigsberg’de yaşlılık bunamasından öldü Cenazesi olay oldu Binlerce hemşerisi evrenin kendisine yeterince büyük gelmediği bu cücemse adamın tabutunun ardından yürürken Konigsberg’deki bütün kilise çanları matemli çaldı


İMMANUEL KANT:
SİYASİ HAKLARDA TEORİ-PRATİK İLİŞKİSİ ÜZERİNE 1792

Bir toplumu oluşturmak üzere bir araya gelen büyük bir insan grubu tarafından yapılan bütün sözleşmeler arasında bir anayasa teşkil eden sözleşme ayrıcalıklı bir yere sahiptir Bu anayasa, icrası göz önüne alındığında, ortak bir çabayla elde edilebilen ve seçilmiş bir amaca yöneltilen diğer bütün anayasalarla ortak birçok yönü varken oluşturulmasındaki ilkelerde diğerlerinin tamamından temelde farklıdır Bütün sosyal sözleşmelerde herkesin paylaştığı belli ortak amaçlar için sayısız insandan oluşan bir birlik olduğunu görürüz Ancak, herkesin paylaştığı ve böylece insanlar (karşılıklı olarak birbirlerini etkilemekten sakınmayan) arasındaki bütün dış ilişkilerdeki mutlak ve birincil vazife olan bir amaç olarak birlik, yalnızca bir medeni devleti yani eyaleti tesis etsin diye toplumda oluşturulabilir Ve bu tip dış ilişkilerde bir görev olan ve bütün başka dışsal görevlerin en üst formel koşulu olan amaç, herkesi başkalarının saldırılarına karşı koruyan cebri niteliğe sahip genel kanunların himayesinde insanların hakkıdır Bununla beraber bütün bir dışsal haklar kavramı tamamen insanların karşılıklı dışsal ilişkilerindeki özgürlük kavramından çıkarılmıştır ve insanların doğaları gereği sahip oldukları amaçla (yani mutlu olma amacı) ya da bu amaca ulaşmada kullanılabilecek bilinen araçlarla hiçbir ilişkisi yoktur Ve böylece ikinci amaç, dışsal hakları düzenleyen kanunların belirleyicisi olarak hiçbir suretle işe karıştırılmamalıdır Haklar, başkalarının özgürlükleriyle uyum sağlasın diye ayrı ayrı her bireyin özgürlüğüne getirilen kısıtlamalardır (Bu da genel kanunların şartları çerçevesinde mümkün olabilir) Ve genel haklar bu sürekli uyumu mümkün kılan maddi kanunların ayırıcı niteliğidir Diğer tarafın keyfi iradesi ile özgürlüklere getirilen her kısıtlama baskı olarak adlandırıldığından, anayasa, diğer insanlarla birlikte genel bir birliğin içinde kendi özgürlüğünü elinde tutarken baskıcı kanunlara muhatap olan özgür kişiler arasındaki ilişki olarak anlaşılır Bu, bütün ampirik sonuçları (hepsi mutluluk genel başlığı altında özetlenebilir) önemsemeksizin saf aklın gereksinimidir İnsanlar mutluluğun ampirik sonuçları üzerinde ve mutluluk göz önüne alındığında, mutluluğun neyi kapsadığı konusunda farklı görüşlere sahiptirler ve onların istekleri ne ortak bir ilke çerçevesinde ne de herkesin özgürlüğünü uyumlaştıran her hangi bir maddi yasa altında toplanabilir
Tam olarak bir hukuk devleti şeklinde adlandırılabilecek olan sivil devlet aşağıdaki önsel ilkelere dayanır:
1 Bir insan olarak toplumun her üyesinin özgürlüğü,
2 Bir tebaa olarak her bir kişinin başkalarıyla eşitliği,
3 Bir vatandaş olarak devletin her bir üyesinin bağımsızlığı
Bu ilkeler, dışsal insan haklarının saf rasyonel ilkelerine göre bir devletin tek başına oluşturabileceği kanunlar gibi zaten mevcut olan bir devlet tarafından verilmiş kanunlar değildir Buna göre:
1 Bir insan olarak, devletin anayasasının bir ilkesi olarak aşağıdaki formülle ifade edilebilir Hiç kimse kendi mutluluk anlayışına göre beni mutlu olmaya zorlayamaz, pratikte uygulanabilir genel hukuk kuralları içinde, yani kendisinin yararlandığı hakların aynısını başkalarına da tanıyarak, başkalarının özgürlüğü ile uzlaşabilen benzer bir amacı güden diğer kişilerin özgürlüğüne tecavüz etmediği sürece herkes kendisinin uygun bulduğu yolla mutluluğu arayabilir Bir devlet tıpkı bir babanın çocuklarına yaptığı gibi, halkına karşı iyiliksever olma ilkesi üzerine kurulmalıdır Bu tip bir pederşahi devletin idaresi altında, kendisi için gerçekten neyin zararlı ya da faydalı olduğunu ayırt edemeyen reşit olmayan çocuklar gibi, tebaa da tamamen pasif davranmaya ve kendilerinin nasıl mutlu olacakları kendilerinin mutluluğunu istemekte samimi olup olmadığı konularında devlet başkanının yargısına güvenmeye zorlanacaklardır Bu tip bir devlet akla gelebilecek en büyük despotizm, yani hiçbir hakka sahip olmayan tebaasının bütün özgürlüklerini erteleyen bir anayasadır İradeciler hayırsever olsalar bile insanların haklarına sahip olabilecekleri akla yatkın tek devlet perdişahı olan değil, vatansever devlettir Herkes kendisini çoğunluğun iradesine dayanan kanunlar ile haklarını korumaya yetkili olarak kabul eder; ancak, bu hakları kendisinin mutlak iradesi doğrutulsunda kişisel kullanıma bırakmaz Bu özgürlük hakkı, bu hakları kullanma kapasitesine sahip oldukları sürece, bir insan olarak devletin her üyesine aittir
2 Bir tebaa olarak insanların eşitliği şu şekilde formüle edilebilir: Devletin her üyesi, devlet başkanı ile olan ilişkileri hariç, başkaları ile olan ilişkilerinde zor kullanma hakkına sahiptir Tek başına devletin bir üyesi değildir, ama onun yaratıcısı ve koruyucusudur ve herhangi bir cebri yasanın öznesi olmaksızın başkaları üzerinde zor kullanma hakkına sahiptir Ancak, kanunlara tabi olan herkes kanunlara tabidir ve böylece devletteki diğer bütün üyelerle birlikte zor kullanma hakkına da tabidir Bunun tek istisnası, onun vasıtasıyla başkaları üzerinde meşru güç kullanımının gerçekleştirebileceği bir tek kişidir (kelimenin hem fiziki hem de ahlaki anlamıyla), yani devlet başkanıdır




Alıntı Yaparak Cevapla