06-27-2012
|
#3
|
|
Prof. Dr. Sinsi
|
İmmanuel Kant
KANT’IN AHLAK –İNSAN VE ÖDEV ANLAYIŞLARI
Kant her hangi bir kavramdan değil, insanın doğal yeteneklerini geliştiren, yapıp etmelerden yola çıkıyor (bakım, eğitim, varılması gereken amacın idesini kavrama,başarıların kuşaktan kuşağa iletilmesi,öğrenme, çalışma, devlet kurma…)
Kant’ın tüm görüşlerinde öğretisinde ikililikler var; insan bir yönüyle doğa yasalarına bağlı, fenomen alanın öğesi diyor Doğada her şey kurallara bağlı Ancak insanı sadece doğa yasalarına ait bir varlık olarak görürsek ”özgürlük” ve “ahlaklılık” tan söz edemeyiz diyor Böyle bir durumda eğilim ve arzularımızın nedeni olarak yapım böyle, doğar böyle de geçeriz Bu yanda olup bitenler belirlenmiştir, belirlenmişliğin olduğu yerde; tercih, seçme imkanı, özgürlük, ahlaklılık olamaz diyor
Ancak insan ahlaklı davranışlarda bulunur ve başkasından da ahlaklı davranışlar bekler Bu onun numen alanın üyesi olan yanından kaynaklanmaktadır İnsan da ahlaklılığı, özgürlüğü olanaklı kılan yan vardır Bu onun akıl yanı numen alanıdır İnsan duyular dünyasına olduğu ölçüde doğa yasaları altındadır Düşünülür dünyada, akılda temelini bulan dünyaya aittir İnsan bu iki dünya arasında sürekli gidip gelir Eylemlerinde bu iki dünyanın etkilerini bulmak mümkündür
Fenomen dünyada ait olduğu ölçüde Doğa Yasalarına uyar Numen alanda ise etik yasalara uyar
Kant; insanda “otonomi” olmasa, canlılardan farkı kalmaz diyor Otonomi;başka türlü eyleyebilme olanağıdır Kant, doğadan gelen belirlenmişliği insan kırabilir diyor
İnsandan hareketle insan problemlerini araştıran Kant’a aklın yasalarına uygun davranmak ahlak yasalarına uygun davranmak ÖDEV’ dir
Kant’ın sadece insanda değil bütün alanlarda bu ikiliği gördüğünü söyleyebiliriz Fenomen ve Numenler; Nesnenin kendinde ne olduğu ve onun görünüşü Bu ayrımın temelini Kant’ın bilgi görüşüne bağlayabiliriz Biz nesneleri olan biteni kendi yetimize göre kavrıyoruz Bu durumda nesnelerin kendinde neliklerini de fark etmek zorundayız diyor Kendinde nesnenin bilgisi mümkün olmuyor Ama kabule götürüyor Görünenlerde doğanın yasaları hakim, her şey bu yasalara göre oluyor Bir şeyin görünüşünü kabul ediyorsak kendisini de kabul etmek zorundayız diyor
İnsanda da bu ikililiği göründüğünü söylemiştik, insan da öyle bir yan var ki kendinde şeylerin özelliğini taşıyan insan bir yandan da doğa yasalarına bağımlı (Doğa burada yasalara bağlı olan nesnelerin varlığını ifade eder )Burada kastedilen şey cansız doğa değildir yalnız anorganik varlığı değil aynı zamanda canlı varlığı da kastediyor Bu doğa bütünüyle yasalara bağlıdır, görünüşlerle kuralların birleşmesinden başka bir şey değildir; görünüşlerin ilkelerle ve bunun dile getirilmesidir Doğa da her şey kurallara bağlıdır Kurallara bağlı olmayan bir tek şey olursa, bu yasayı bilmediğimizden ötürüdür Biz bu yasaları bilmeyebiliriz ancak bu yasaların olmadığını değil onu bilmediğimizi gösterir Bu alan insanın doğal varlık yönünü oluşturur demiştik İnsan bu yanı zaman ve mekan içerisindeki her şey gibi NEDENSELLİK yasalarına bağlıdır Tesadüf yoktur İnsanı sadece doğa alanına ait bir varlık olarak görseydik ETİK mümkün olmazdı İnsanı da hiçbir şeyden ötürü suçlayamazdık, çünkü bu yanda olup biten her şey belirlenmiştir Sıkı belirlenmişliğin olduğu yerde ne özgürlük ne seçme şansı ne de tercih olur Böyle olunca da şöyle ya da böyle davranma söz konusu olamaz Kant insan da etik davranışlar mümkün diyor, ama karşımızdakinden bunu bekliyoruz yapılmadıgında kızıyoruz Peki bizi bunlara götüren nedir? İnsanda öyle bir yan olmalı ki özgürlük mümkün olsun Bu belirlenmişlik zinciri kopsun Bu olmazsa zorunluluk var demektir İşte bu ikinci yan yani numen yan; onun bir akıl varlığı olmasından kaynaklanıyor Ona ahlaklılığı olanaklı kılan yan olarak Kant bu yanı gösteriyor Bu yan öbür yan gibi açık görülebilecek bir yan değil İnsan kendinde bir yeti bulur ki bununla kendini her şeyden ayırtır Arzularından ayırır Bu yeti aklıdır Bu akıl; saf kendinde etkinlik olarak anlama yetisinden bile üstündür
Akıl sahibi bir varlık, bir düşünce varlığı olarak kendini duyular dünyasına değil anlama yetisinin dünyasına ait saymalıdır Bütün eylemlerinin yasasını bilmesi için iki açısı vardır;
Duyular dünyasına ait olduğu ölçüde Doğa Yasalarının altındadır
Deneysel olmayıp akılda temel bulunan yasalar Düşünülür dünya yanıyla yani akılla belirlenen yanıyla Aklın Egemenliğindedir
Kant, insanın bu iki dünya arasında sürekli gidip geldiğinden bahseder Hatta eylemlerinde hep bu iki dünyanın etkilerini görmenin mümkün olduğunu söylüyor Bazen biri diğerini belirliyor, yapıp etmelere baktığımızda hangisinden kaynaklandığını görebiliriz diyor Zaten başka bir şeyde göremeyiz
Akıl sahibi varlık olarak insan, kendi istemesinin nedenselliğini özgürlük idesi olmadan hiç düşünemez diyor, farz ediyor İnsan da otonomi’nin olduğu varsayılmazsa, insan temelde diğer canlılardan farklı değildir Hukukun temelinde de insanın otonom yanı kabul edilmiştir Bu yüzden insan aç kalsa dahi cezalandırılıyor Doğa belirlenmişliğini kırabilsin diyor, başka türlüyü yapabilme Kant’ta insanın bu olanağı taşımasıdır
Salt anlama yetisi dünyasına ait olsaydık bütün eylemlerimiz saf istemenin özerklik ilkesine uygun olurdu Salt duyular dünyasının üyesi olsaydım bütün yapmalarımı eylemlerimi doğa yasası belirlerdi Dolayısıyla doğa yasasının yaderkliğine tamamen uygun olurdu Oysa ben düşünce varlığı olarak, kendimi Özgürlük idesinde o dünyanın yasasını içeren aklın yasasına bağlıyorum
Yalnızca düşünülür dünyanın üyesi olsaydım, bütün eylemlerim istemenin özerkliğine uygun olurdu
Benim için ahlak yasalarına uygun davranmak ödev oluyor Bu durumda yerine getirilmesi gereken getirilebilecek bir ödev
|
|
|
|