|
Prof. Dr. Sinsi
|
Selçuk-efes / selçuk-efes hakkında...
TİCARET AGORASI
Tiyatronun karşısında yer aşlan ünlü ticaret agorası giriş kapıları ve agora alanını çevreleyen sutünları ile dikkat çeker Esas yapı hellenistik olmakla beraber,bugün kalıntıları görülen Agora,İmparator Agustus döneminde yenilenmiştir Dört tarafı stoa ile çevrili olan Agora 2 katlı,çift kolonlu ve dorik üslupludur
MERMER CADDE
Efes’in güneydoğusunda bulunan Magnesia kapısından kuzeybatıda Koresos kapısına kadar uzanan yaklaşık 400 metrelik mermer cadde MS 5 yy ’da yeniden yapılmıştır Altından geçen kanalizasyon sistemi denize kadar uzanır Caddenin batı kanalı İmparator Neron tarafından ( MS 54-68 ) yılları arasında yapılmıştır Cadde seviyesinde yüksekte bulunan portikoya tivcari agoranın iki katı açılır Mermer Caddesi ile Celsus Kütüphanesi arasındaki açık alanda Auditorium’un bulunduğu,burada konuşmaların yapılıp,şiirler okunarak söylevler verildiği bilinmektedir
CELSUS KİTAPLIĞI

Agora’nın güney yanında yer alan Celsus Kitaplığı,MS 135 yıllarında Asya Konsülü Julius Celsus Halemaeanus adına oğlu Julius Agiula tarafından Romalı Mimar Vitruoya’ya yaptırılmıştır 60 92x16 72 metre ebatlarındaki dıştan iki katlı içten 15 metre yüksekliğinde tek bir salondan oluşur Salonu çevreleyen 3 katlı galerilerden duvarlara serpiştirilmiş pencerelerden ışık süzülür,arka duvardaki bir kapıdan Celsus’un mezarına geçilir Celsus’un burada bulunan heykeli bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde sergilenmektedir
Roma Mimarı özelliklerini tümüyle yansıtan yapının ön cephesinin dekorasyonu devrin en güzel örnekleri arasında yer alır Ön cephe kolonları arasında yer alan 4 kadın heykeli " Akıl ", " Kader ",İlim " ve " Erdem " öğelerini sembolize eder Bu heykellerin orijinalleri bugün Viyana Müzesi’nde bulunmaktadır Parşömen ruloların,kitaplıkta nemden etkilenmemesi için iki tarafı tuğladan örülmüş kapalı raflarda korundukları belirlenmiştir Bu kitaplık kendi döneminde dünyanın sayılı bilim adamı ve düşünürünün yetişmesine aracı olmuştur
AŞK EVİ
Mermer Cadddeden yukarı doğru çıkıldığında Kuretler Caddesi ile kesişen noktada " Aşk Evi " bulunur Mermer yolda mermer üzerine kazılmış sol ayak ve bir kadın başı görülür Bu dünyanın ilk reklam panosu olarak değerlendirilmektedir Az ileride kadın bulunabileceğini haber vermektedir MS 1 yy ’la tarihlenen bu ilginç ev,ana bir hol ve bu hole açılan bir çok odadan oluşmaktadır Eşk Evi’nde bulunan mozaik kız portrelerinin bu evde çalışan kızlara ait olduğu sanılmaktadır
SKOLASTİKA HAMAMI
İzmir ili Selçuk ilçesi, Ephesos antik kentinde, Kuretler Caddesi’nin kuzeyinde, Traian Çeşmesi ile Hadrianus Mabedi arasında yer almaktadır Efes’teki yapıların en büyüklerinden biri olan bu hamam üç katlı olarak yapılmıştır Skolastikia Hamamı MS I yüzyılda yapılmış ve IV Yüzyılın sonuna kadar çeşitli dönemlerde onarılmıştır
Roma İmparatorluk döneminde hamamların kendine özgü kuralları vardı Bunlardan zengin ve yoksul tüm şehir halkı yararlanırdı Fakirlerden ücret alınmaz, zenginler ise daha çok öğleden sonra hizmetkârları ile birlikte hamamlara gider ve burada uzun süre kalırlardı Roma hamamlarında önce apoditerium (soyunmalık)denilen bölümde soyunulur, sudotoriumda terlenir, calderiumda da yıkanılırdı Yıkanmadan sonra da tepidariumda diğer kişilerle sohbet edilir, siyaset yapılırdı Son olarak da frigidarium denilen soğuk havuza girilirdi
Skolastikia Hamamı’nın iki ayrı girişi vardır Bunlardan bir tanesi Kuretler Caddesi’nde, diğeri de doğudaki sokak içerisindendir Bunlardan her iki kapı da apoditeriuma açılırdı Son derece büyük ölçüdeki bu salonun içerisinde de nişler bulunuyordu Bu nişlerden biri içerisinde MS IV yüzyılda hamamı son kez onartan Christian Skolastika’nın heykeli bulunmuştur
Apoditeriumun batısında frigidarium bulunmaktadır Bunun ortasında elips planlı soğuk su havuzu vardır Apoditeriumun kuzeyindeki kemerli bir kapıdan hamamın ılıklığı olan tepidariuma geçilmektedir Bu bölümün duvarlarında ve zemininin altında sıcak hava dolaşımını sağlayan künklere yer verilmiştir Bu bölümün doğu duvarı kenarında rastlanan renkli küçük mermerlerden mozaik parçası hamamın orijinal tabanının mozaiklerle kaplı olduğuna işaret etmektedir MS IV yüzyılda yapılan onarım sırasında bunun üzerine mermer kaplamalar yerleştirilmiştir Tepidariumdan küçük ve dar bir kapı ile calderiuma girilir Günümüze iyi bir durumda gelmiş olan bu bölümün duvarları çeşitli dönemlerde yapılmış mermer ve tuğla levhalarla kaplanmıştır Ayrıca zemine de pişmiş topraktan sıcak havayı dolaştıran kanallar yapılmıştır Sıcak havanın sağlandığı külhan (hippocaus) bu bölümün batısında bulunmaktadır
HADRİYAN TAPINAĞI
Kuretler
Caddesinde en güzel yapılardan birisi de Hadrian Tapınağı’dır Bu tapınağın geriye cephe alanlığı kalmamıştır
Tapınak Korint üsluplu olup,girişte ortada iki yuvarlak sütun ile yanlarda dikdörtgen birer paye yer almaktadır Alınlıktaki temel üzerinde " Hadrian " adı zafer tanrıçası " Tyche " kabartması görülür
YAMAÇ EVLER
Celsus Kütüphanesi’nden Kuretler Caddesine dönüşte sağ tarafta Bülbül Dağı’nın yamaçlarında Efes’li zenginlerin ikamet ettikleri belirtilen evler vardır Yakın dönemde restore edilerek orijinal durumlarına biraz daha yaklaşanbu evler geniş merdivenlerle caddeye dikey olarak açılmakta,duvarlarında fresk ve mozaiklerle süslü mermer kaplamalar bulunmaktadır
TRAİAN ÇEŞMESİ

Hadrian Tapınağı’nı geçtikten sonra biraz ileride solda Trainan Çeşmesi yer alır Çeşme 5 20x11 09 metre ebadındadır İmparator Trainan’ın o zamanki dönemde kolosal heykelinin iki kat boyunca yükseldiği ve altından suların aktığı havuz çeşmenin önünde yer alır Bu iki katlı çeşmenin katlarını süsleyen heykellerden bazıları bugün Efes Müzesi’nde sergilenmektedir Çeşme MS 11 yy ’da yapılmıştır
DOMİTİAN TAPINAĞI
Traian Çeşmesi’nin karşısında Domitian Tapınağı bulunur MS 1 yy ’da Efes’liler ilk kez Roma İmparatoru Domitia adına bir tapınak dikmişler ve bununla da Roma ile iyi ilişkiler geliştirmek istemişler Domitian Heykeli bugün İzmir Arkeoloji Müzesi’nde tapınağın giriş altarı ise Efes Müzesi’nde sergilenmektedir 50X10 metre ölçülerindeki tapınağın önünde sunak bulunmaktadır
DEVLET AGORASI
Sütunların süslendiği Kuret Caddesi’nde ilerlenerek iki Herakles kabartmasınında yer aldığı zafer takından Devlet Agorası denen alana ulaşırız 160x73 metre boyutlarındaki Devlet Agorası’nın altında eski çağlara ait kalıntılarda bulunmuştur MS 1yy ’da devlet kontrolünde ticaretin yapıldığı dini ve resmi törenlerin düzenlendiği agoranın yanında dört basamakla çıkılan yer Efes’in ticaret borsası gibi bir işlevi olan bazilikasıdır Bazilika 165 metre uzunluğunda olup MS 1 yy ’da Romalılarca yapılmıştır Doğu kısmında ise Bizans Dönemi’nde yapıldığı sanılan Stoa’sı bulunmaktadır
BELEDİYE SARAYI
Efes’in kutsal mekanı sayılan Meclis Sarayı’nın sağ tarafında Hestia Sunağı bulunmaktadır Bu sunakta sürekli olarak bir kutsal ateş yakıldığı belirlenmiştir İki Efes Artemis’ininde Belediye Sarayı’nda bulunmuş olması buranın dini açıdan da son derece önemli bir mekan olduğunun kanıtı olarak kabul edilmektedir
ODEON
MS 2 YY ’da Efes’li zenginlerden Vedius Antonius tarafından yaptırılan Odeon’un zamanında üstünün ahşap kaplama olduğu kabul edilmektedir Yaklaşık 1450 oturma yerine sahip olan Odeon resmi toplantıların yapıldığı bir yer olmakla beraber konserlerinde verildiği bir bölümdü Odeon’un karşısında Cadde üzerinde bulunan su deposu Odeon’un önündeki bazilikanın ileri ucunda da Vedius Hamamları bulunur Belediye Sarayı’nın olduğu alandan Domitianus Meydanı’nın doğusundaki binalardan sonra güneyinde Pollio Çeşmesi görülür Abidevi kemerli çeşme MS 93 yıllarında Pollio adına inşaa ettirilmiştir Burada bulunan heykeller bugün Efes Müzesi Salonları’nda sergilenmektedir Meryem Ana’ya giden asfalt yolun üzerinde Magnesia kapısı görülür Mermer Caddenin bu kapıya kadar geldiği bilinmektedir Efes Harabeleri bu noktada sona erer
MERYEM ANA EVİ

İzmir ili Selçuk ilçesine 9 km uzaklıkta, 420 m yükseklikteki Bülbül Dağı üzerinde bulunan Meryem Ana Kilisesi ve Evi Hıristiyan inancına göre kutsal sayılmaktadır Panaya Kapulu olarak isimlendirilen bu yere Hz İsa’nın ölümünden sonra Aziz Jean tarafından Hz Meryem’in getirildiğine inanılmıştır Bu olaydan 431 yıl sonra düzenlenen konsil tutanaklarında da bu konuya geniş yer verilmiştir
Buna tutanaklara göre; Aziz Jean Hz Meryem’i burada hazırlattığı eve götürmüştür Clement Brentano 1878’de Meryem Ana’nın hayatı ile ilgili incelemeler yaparken bu evi de araştırmıştır Bunun ardından İzmir Koleji Müdürü Lazarist ve rahip Eugene Poulin Brentano’nun yazdıklarının doğruluk derecesini araştırmışlardır Bu nedenle de Efes’in güneyindeki dağlarda uzun süre dolaşmışlar ve sonunda bugün Meryem Ana Evi olarak bilinen Panaya Kapulu’daki evi bulmuşlardır Bulunan ev Katherina Emmeric (1774–1824) ve Clement Brentano’nun söylediklerine aynen uyuyordu Bundan sonra toplanan Hıristiyan din adamları Hz İsa’nın ölümünden sonra Hz Meryem’in Panaya Kapulu’da yaşadığı görüşünü benimsemişlerdir Monsenyör Timoni 1892’de burada dini bir tören yapılmasına izin vermiştir Katolik Kilisesi bu konu üzerinde önceleri çekimser kalmış ve Papa 23 Johannes 1961 yılında bu tartışmalara son vererek burasını bir haç yeri olarak ilan etmiştir
Günümüzde Ephesos Magnesia kapısından Bülbül Dağı’na uzanan yol Panaya Kapulu’ya gelmektedir Buradaki küçük bir meydanda evin yanında yuvarlak sarnıç, tepenin çevresinde kemerli duvarlar görülmektedir Ayrıca burada yapılan kazılarda da pişmiş topraktan iki lahit ve bazı mezar hediyeleri ile karşılaşılmıştır
Hıristiyanların kutsal olarak nitelendirdiği suyun bulunduğu sarnıcın yanındaki yolun sonunda haç planlı, üzeri küçük kubbe ile örtülmüş bir kilise bulunmaktadır Moloz taş ve tuğladan yapılmış olan bu kilise VII -VIII yüzyılda yapılmıştır Meryem Ana Evi’nin kutsal haç yeri ilan edilmesinden sonra buradaki Meryem Ana Evi’nin kalıntıları üzerine küçük bir şapel yapılmıştır Eski yapı ile sonradan yapılan şapelin duvarlarının birbirinden ayrılması için her ikisi arasına kırmızı renkte boya ile bir çizgi çekilmiştir İki tarafında nişler bulunan kemerli bir girişten sonra tonozlu bir sahanlığa gelinmektedir Buradaki apsiste Hz Meryem’in heykeli bulunmaktadır Bu heykelin XIX yüzyılda buraya konulduğu sanılmaktadır Bunun önünde gri renkli taban mermerlerinden ayrılan bölümün ocak olduğu saptanmıştır Nitekim burada yapılan kazılarda MS I yüzyıla tarihlendirilen ev temellerinin kalıntıları ile kömür parçaları bulunmuştur Bu bölümün güneyindeki küçük odanın doğusunda bir niş bulunmaktadır Bu odada Müslümanlar tarafından namaz kılınmaktadır Duvarlarında Kuran’da ismi geçen Meryem Ana ile ilgili surelere yer verilmiştir Bazı araştırmacılar tarafından bu odanın Meryem Ana’ya ait yatak odası olduğu iddia edilmiştir
Bu şapeli Papa VI Paulus 1967’de Papa II Johannes Paulus 1979’da ziyaret etmişlerdir
İSA BEY CAMİSİ
İ
zmir ili Selçuk ilçesinde, Ayasuluk Kalesi ile St John Kilisesi’nin bulunduğu tepenin batı yamacında olan bu cami, kapı üzerindeki kitabesinden öğrenildiğine göre h 776 (1375) tarihinde Aydınoğlu İsa Bey tarafından yaptırılmıştır Mimarı Ali Bin Müşeymeş ed-Dımışki’dir Aydınoğlu İsa Bey’in vakfiyesi günümüze gelemediğinden bu cami ile ilgili bilgiler eski gezginlerin yazdıklarından öğrenilmektedir Evliya Çelebi bu yapıdan söz ederken kitabesini de kaydetmiştir
Kitabe:
“Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla bu mübarek caminin inşa edilmesini büyük sultan, Millet fertlerinin maliki, İslam’ın ve Müslümanların sultanı, Devletin, dinin ve dünyanın medarı iftiharı Aydınoğlu Mehmet oğlu İsa emretti Tanrı mülkünü ebedi kılsın Ali İbni Dımışki yaptı ve bunu Şevval ayının 9'unda ve 776 (1375) senesinde yazdı”
Cami Selçuk’un (Ayasuluk) Osmanlı yönetimine girmesinden sonra önemini yitirmiş ve cami de kendi haline terk edilmiştir Zamanla harap olan bu yapı XIX yüzyılın sonlarında çok bakımsız duruma gelmiştir XIX yüzyılın sonlarında bir süre kervansaray olarak kullanılmış, bu sırada da yapıda bir takım değişiklikler meydana gelmiştir Örneğin; güney duvarındaki mihrap sökülmüş ve yerine bir kapı açılmıştır XIX yüzyılın sonlarında kırılan, parçalanan mihrabın üst kısmı İzmir Kestanepazarı Camisi’ne götürülmüş ve oradaki mihrabın üzerine yerleştirilmiştir Mihrap üzerindeki kitabe frizi de yine İzmir’e götürülmüştür Ayrıca kuzey ve doğu yönlerindeki kapılardan kitabeler başta olmak üzere mimari parçaları da yerlerinden sökülmüştür Bu kapıların kitabelerin XIX yüzyılın sonlarında İzmir’e götürüldüğü kaynaklardan öğrenilmektedir Yalnızca doğu kapısındaki kitabe Çorapkapı Camisi’nin mihrabı üzerine, kuzey kapısı üzerindeki kitabe de Kestanepazarı Camisi’nin son cemaat yerindeki pencere üzerine yerleştirilmiştir
İsa Bey Camisi Avusturya Arkeoloji Enstitüsü’nün Efes’te yaptığı kazı çalışmaları sırasında G Niemann 1895’te bu yapıyı da incelemiş ve küçük çapta da olsa düzenleme çalışmaları yapılmıştır Sonraki yıllarda Milli Eğitim Bakanlığı ve İzmir Vakıflar Müdürlüğü 1934 yılında ortaklaşa bir restorasyon çalışması yapmıştır 1988 yılında ise Vakıflar Genel Müdürlüğü yapıyı bir kez daha restore etmiş ve düzenlemiştir
Yapının bulunduğu alanın bir yamaçta olması, kuzey ve doğu cephelerini büyük ölçüde etkilemiştir Bu nedenle de kuzey ve doğu cephelerinde çok az sayıda pencere açılmıştır Ancak yapının anıtsal görünümü düz bir arazide bulunan güney ve batı cephelerinde açıkça görülmektedir Batı cephesinde diğer cephelerdeki kesme taş, kireç taşı ve devşirme malzeme uygulanmamış, bütün yüzey düzgün devşirme bloklarla kaplanmıştır Bezeme yönünden de bu cephe diğerlerinden daha farklı görünümdedir
Cami enine gelişen iki nefli bir ibadet mekânı ile buna kuzey yönünde eklenen revaklı bir avludan meydana gelmiştir Batı cephesinde cami ile avlu duvarlarının birleştiği noktada anıtsal bir giriş kapısı bulunmaktadır Kapının iki yanında, zemin kısmında sıra halinde nişler görülmektedir Günümüzde camekânla kapatılan bu nişlerin aslında aptes alma muslukları olarak kullanıldıkları sanılmaktadır Bu nişlerin üzerinde bulunan pencereler iki sıra halinde tüm cepheyi kaplamaktadır Böylece yapıya, alt sırada nişler, üst sırada da pencerelerle cephe üçlü bir görünüm verilmiştir Buradan iki yandaki merdivenlerle çıkılan mermerden bir taç kapı yer almaktadır Bunun üzerine de günümüzde şerefeden yukarısı yıkılmış olan minare yerleştirilmiştir Doğu kapısının üzerinde de bu minarenin bir benzerine yer verilmiştir Ancak bu minare günümüze ulaşamamış, XVII Yüzyıldaki gravürlerde de görülmemektedir

Giriş kapısından dikdörtgen planlı, ortasında sekizgen bir havuz olan avluya girilmektedir Avlunun üç yönden revakla kuşatıldığı günümüze gelebilen izlerden anlaşılmaktadır Antik yapılardan buraya getirilmiş 12 sütun bu bölümün revaklarla kuşatıldığının kanıtıdır Geniş kemerlerle birbirine bağlanan bu sütunlar ve duvarlardaki konsollar, tuğla kemer izleri, revaklarının üzerinin örtülü olduğunu da göstermektedir
Caminin ibadet mekânı 18 00x48 00 m ölçüsünde dikdörtgen planlı olup, ortasındaki sekizer metre aralıklarla dizilmiş dört granit sütunla iki eşit sahna ayrılmıştır Bunlar mihrap yönünde dik bir sahınla (transept) kesilmiş ve ortaya çıkan birbirine eşit iki mekân yan yana 9 00 m çapında yüksek kasnaklı birer kubbe ile örtülmüştür Sekizgen kasnaklı olan bu kubbelerden birincisine Türk üçgenleri ile diğerine de pandantiflerle geçilmiştir Buradaki büyük sütunların antik limanın yanındaki hamamdan getirildiği sanılmaktadır Bu kubbelerin dışında kalan bölümler çift meyilli çatılarla örtülmüştür
İsa Bey Camisi Aydınoğulları dönemini yansıtan mimarisinin yanı sıra bezemeleri ile de dikkati çekmektedir Batı cephesindeki pencere ve giriş kapısı üzerinde zengin ve renkli taş bezemelerle karşılaşılmaktadır Ayrıca pencerelerde geçme örnekleri ile düğümlü geçmeler birlikte kullanılmıştır İbadet mekânında mihrap önü kubbesi mozaik çini tekniğinde yapılmış pandantifleri firuze, kahverengi ve koyu mavi renkte çinilerle kaplanmıştır Bu çinilerin arasına tuğlaların yardımı ile altı köşeli yıldızlar ve altıgenlerden meydana gelen geometrik bir bezeme meydana getirilmiştir
AYASULUK KALESİ

İzmir ili Selçuk ilçesinde St Jean Bazilikası ve İsa Bey Camisi’nin bulunduğu Ayasuluk Tepesi’nde bulunan kale VII -VIII yüzyıllarda Arap akınlarının yörede etkili olması üzerine Bizanslılar zamanında yapılmış ve şehir koruma altına alınmıştır Bu nedenle de St Jean Kilisesi’nin bulunduğu alanın çevresi 20 kule ve onları birbirine bağlayan surlarla çevrilmiştir Selçuklular ve Osmanlılar da bu kaleyi onarmış ve daha güçlendirerek kullanmışlardır
Kesme taş ve moloz taştan yapılan kale ve surların Ephesos antik kentine yönelik bir de görkemli bir kapısı bulunmaktadır Bu kapıdan içerisine girilen kilisenin duvarlarında ise Troia kahramanlarından Achileus’un yaşamı ile ilgili bir friz bulunuyordu ki bu friz günümüzde Abbey Galeri’sinde bulunmaktadır Kapıdan sonraki Atrium 34 70x47 00 m ölçüsünde olup, arazi konumu buradaki duvarların yükseltilmesi ile giderilmiştir
Kalenin anıtsal giriş kapısı dışında biri güneyde, diğeri de batıda olmak üzere iki giriş kapısı daha bulunuyordu Kalenin ana giriş kapısı yöredeki Roma yapılarından alınmış taşlarla yapılmıştır Surlar on beş burçla sağlamlaştırılmış olup, günümüzde büyük bir bölümü restore edilmiştir
|