Konu
:
En tatlı kelimelerin birleştiği yer: Büyükada.
Yalnız Mesajı Göster
En tatlı kelimelerin birleştiği yer: Büyükada.
06-26-2012
#
1
Prof. Dr. Sinsi
En tatlı kelimelerin birleştiği yer: Büyükada.
Günbatımı
faytonlar
bisikletler
kır kahveleri
balık lokantaları
köşkler
ıhlamur ağaçları ya da mimoza bahçeleri… En tatlı kelimelerin birleştiği yer: Büyükada
vapurun güvertesinde İstanbul giderek küçülür
Kentin gürültü ve koşuşturmacası çok gerilerde kalır
İskeleye adım attığınız andaysa
adanın hükmü geçerlidir artık
Renkler
mevsimler
sesler
herşey
daha kendi gibidir
Martıların sesi
mimozaların rengi
denizin kokusu her solukta ruhunuzu yeniler
İşte tam olarak bu yüzden vazgeçilmezdir Büyükada
Yazarlara ilham veren kuytu köşeleri
gösterişli köşkleri
manastırları
salaş kır kahveleri
denizin kucağındaki balık lokantaları
dillere destan günbatımları ve mimoza bahçeleriyle ilkyazı İstanbul'da karşılamak için en güzel adreslerden biridir Büyükada…
özgün halini koruyabilmiş nadir örneklerden biri olarak
zarif mimarisiyle sizi ilk karşılayan olur
1920'li yıllarda ünlü Prinkipo Gazinosu
50'lerdeyse adanın ilk kışlık sineması olarak kullanılan iskele; kubbeli çatısı
çini süslemeleri ve vitraylı terasıyla hayli etkileyicidir
Dümenler
pusulalar
kampanalar
haritalar
Şirket-i Hayriye belgeleri ve gemi maketleriyle süslenen iskelenin üst katı
zaman zaman adanın eski fotoğraf ve tablolarının süslediği bir sergi mekânı olarak da kullanılır
Büyükada aşığı
pek çok kitabını adada kaleme alan Buket Uzuner'e göre dünyanın en güzel iskelesidir burası
Nedeniyse
iskele pencerelerine yansıyan güneşin batışıdır…
tam karşınızdaki yol
sizi saat kulesinin bulunduğu çarşı meydanına ulaştırır
Faytonlar
bisikletçiler
dondurmacılar ve küçük dükkânların çevrelediği bu alanın sağında Nizam
solunda Maden Mahallesi uzanır
Hepi topu iki mahalleden oluşan Büyükada'yı iskele çevresindeki dükkânlardan kiralayacağınız bir bisiklet ile gezmek iyi bir tercih olabilir
Rıhtımın sağında
sahil boyunca uzanan 23 Nisan Caddesi'nden Dil Burnu'na doğru ilerlediğinizde
önce adanın en büyük ve en eski oteli olan çift kubbeli bir otel binası görürsünüz
Ahşap aksamlı görkemli binası ve denize hâkim konumuyla bu yapı
eski İstanbul otellerinin havasını taşır
Çaprazdaki geniş bahçede bulunan zarif yapının adı
Anadolu Kulübü
Klasik İngiliz mimarisi çizgileri taşıyan
koyu renkli ahşap çatısıyla çevredeki yapılardan ayrılan bu köşk
1907 yılında İngilizler tarafından yat kulübü olarak yaptırılmış
Uzun yıllar devlet erkânı
milletvekili ve partililerin buluşma merkezi olarak kullanılan köşkü Atatürk de pek çok kez ziyaret etmiştir
komşusu olan adalardan her zaman daha fazla ilgi görmüş
Belki de bu yüzden gerek çarşısı
gerek doğal güzellikleri
gerekse de yapı zenginliği açısından İstanbul'daki diğer adalardan çok daha özel bir yere sahip hâlâ
Bugün bile İstanbul'un hiçbir yerinde rastlayamayacağınız göz alıcı bir mimari çeşitliliğe tanık olursunuz
19
yüzyılın ortalarından itibaren Osmanlı bürokrat ve sosyetesinin
küçük bir aydın ve sanatçı topluluğunun ikamet ettiği Büyükada
kısa sürede seçkin sayfiye ve batılı yaşamın İstanbul'daki merkezlerinden biri haline gelmiş
Bu pırıltılı yaşamın sahipleri
birbirinden süslü köşkler yaptırmış; bahçelerinde nadide çiçekler yetiştirmişler
Tablolarda kalmış bir zarafeti günümüze taşıyan Büyükada evleri
adadaki yaşam biçimleri konusunda da önemli ipuçları sunuyor
Nizam ve Maden mahallerinin sahile yakın bölümlerinde yoğunluk kazanan ada evlerinin büyük çoğunluğu
19
yüzyılın ikinci yarısı ile 20
yüzyılın başlarına tarihleniyor
Klasik Osmanlı
Baltık
Akdeniz
Helenistik ve Art-Nouveau çizgileri taşıyan Rum
İtalyan ve Fransız köşklerinden; Malta
Rus ve Osmanlı yapılarına uzanan geniş mimari yelpaze
bir açıkhava müzesine dönüştürüyor sanki ada sokaklarını
Monte Carlo ve Paris gibi dünyaca ünlü turizm kentlerinde görebileceğiniz olağanüstü köşkler var adada
Birbirinden zarif elliye yakın köşk arasında en güzel örnekleri
Çankaya Caddesi üzerinde görmek mümkün
Caddenin hemen başında yer alan dört katlı
22 odalı Agopyan Köşkü
bir zamanların meşhur Çankaya Oteli'nin ta kendisi
Toskana estetiği taşıyan ve günümüzde Kültür Evi adıyla bir kır gazinosu olarak kullanılan Fabiato Köşkü
Çelik Gülersoy'un adaya armağanı
Çapraz komşusu Hacapulos Köşkü
Hükümet Konağı olarak kullanılıyor günümüzde
Kulesiyle tanınan Mizzi Köşkü
Levant Herald gazetesinin merkeziymiş bir zamanlar
Ahşap süslemeleriyle ünlü Con Paşa Köşkü
78 numarada
Yanıbaşındaki Hamlacı Sokağı'nın ucunda yer alan
kırmızı kuleli İlyasko Köşkü
1929 yılında Stalin yönetiminden kaçan Leon Troçki'nin iki yıl kadar yaşadığı bina
ama bugün harap durumda
Kuyumcuyan ve Mahmut Esat Bozkurt köşklerinin yanı sıra
adanın güneyindeki Halik koyunda bulunan Fethi Okyar Köşkü
adanın zarif yapılarından bir diğeri
Adanın en eski yerleşim alanı olan ve adını 18
yüzyılda Osmanlıların işlettiği madenlerden alan Maden Mahallesi'nin en güzel yapılarından biri ise 'Gözlü Ev' olarak da anılan Sabuncakis Köşkü
Aya Nikola Kilisesi'nin biraz ilerisinde
Sedef Adası'nın tam karşısındaki iki katlı
bahçeli
pembe pervazlı beyaz bina ise
Türk edebiyatının ünlü kalemi Reşat Nuri Güntekin'in uzun yıllar yaşadığı zarif ev
Büyükada en büyük serveti olan mimozalı
manolyalı bahçelerini ve çam ormanlarını koruyor
Çankaya Caddesi'nin Dil Burnu'ndan önceki son sürprizi
Değirmen Plajı
Denize bir dil gibi uzanan görünümünden ötürü Dilburnu adı verilen çamlık alanın karşısındaki Heybeliada
muhteşem manzarayı tamamlıyor
Adada
günbatımının en iyi izlenebildiği yer olarak anılan Dilburnu'nun güzellikleri şarkılara konu olmuş: Tarihçi yazar Ahmet Refik Altınay'ın yazdığı “Yine bu yıl ada
sensiz içime hiç sinmedi; Dil'de yalnız dolaştım hep
gözyaşlarım hiç dinmedi” sözleriyle başlayan şarkısı
buranın romantik atmosferini özetliyor
Âşıklar Tepesi
Adını
Abdülhak Şinasi Hisar'ın ‘Ali Nizami Bey'in alafrangalığı ve şeyhliği’ romanının kahramanından alan Nizam Caddesi'nden
adanın ikinci büyük tepesi olan 164 metrelik Hristo Tepesi'ne uzanan yolun her iki yanı çam
defne ve ıhlamur ağaçlarıyla kaplı
Halid Ziya Uşaklıgil'in Aşk-ı Memnu romanında
Nihal ve Behlul'u kavuşturduğu Âşıklar Tepesi
çam ve reçine kokuları eşliğinde uzun yürüyüşler yapmayı
ıssız patikalarda kozalaklar toplamayı
çam iğnelerinden kolyeler
papatyalardan taçlar yapmayı özleyen romantik ruhlar için ideal
Tepenin en yüksek noktasında yükselen Eski Rum Yetimhanesi
terk edilmiş ahşap bir saray
1898 yılında tiyatro ve dans salonlarıyla dönemin görkemli otellerinden biri olarak tasarlanan yapının açılmasına izin alınamayınca bir Rum banker tarafından satın alınmış ve Rum Patrikanesi'ne yetimhane olarak bağışlanmış
1903 yılında Rum Yetimhanesi olarak açılan bina
1956'da kapatılana kadar binlerce kimsesiz çocuğa yuva olmuş
adanın en yüksek tepesi olan Aya Yorgi'ye tırmanma vakti
Dilek Yolu da denilen ve her inançtan insanın
taşlık yolun iki yanındaki makiliklere küçük bezler bağladığı yokuşun ucu
Agios Georgios Kilisesi ve manastırına varıyor
Rivayete göre; Bizans İmparatoru Fokas
MS 963 yılında çevresine şifalar dağıtan Kapadokyalı Aziz Georgios adına bu manastırı yaptırmış
Bizans döneminde hayattan elini eteğini çekip inzivaya çekilmek isteyen keşişler bu kutsal tepeye gelirmiş
Aya Yorgi Tepesi
özellikle Aziz Georgios'u anma günleri olan 23 Nisan ve 24 Eylül'de ziyaretçi akınına uğruyor
Her dinden
her inançtan insanın dua edip dilekte bulunduğu bu özel günler dışında
bir de festivali var adanın
Her yıl Büyükada başta olmak üzere İstanbul Adaları'nda konser
müzik
film
dans
tiyatro
sergi ve su sporları etkinliklerinin düzenlendiği Adalar Kültür-Sanat Festivali
temmuz ayının ikinci haftası başlıyor ve bir hafta boyunca ada yaşamını renklendiriyor
Aya Yorgi Tepesi'ndeki manastırın hemen yanı başında bulunan
tahta çitlerin çevrelediği kır kahvesi
uzun bir ada gezisinin finali için doğru seçim
Adanın en yüksek noktasına konumlanan mekân
panoramik bir İstanbul manzarası sunmakla kalmıyor
Büyükada'ya da âşık ediyor konuklarını
Tıpkı adanın sayısız köşesi gibi…
Prof. Dr. Sinsi
Kullanıcının Profilini Göster
Prof. Dr. Sinsi Kullanıcısının Web Sitesi
Prof. Dr. Sinsi tarafından gönderilmiş daha fazla mesaj bul