Yalnız Mesajı Göster

İstanbul Dünyanın Gözdesi Şehir Resimli Tanıtım-İstanbul'un Tarihi Yerleri Resimleri

Eski 06-26-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

İstanbul Dünyanın Gözdesi Şehir Resimli Tanıtım-İstanbul'un Tarihi Yerleri Resimleri



Camiileri



Fatih Camii

Fatih Sultan Mehmed'in yaptırdığı ilk Fatih Camii en büyük hasarı 1509 depreminde almış ‘‘Küçük kıyamet’’ olarak tarihe geçen depremde caminin kubbesi zarar görmüş, minaresi de yıkılmış
Cami ikinci büyük darbeyi 1556 yılında İstanbul'un evlerinin tamamını, surlarının da büyük bir bölümünü yerle bir eden depremde almış

Bugünkü Fatih Camii ise 1766 depreminden sonra tamamen tahrip olunca III Mustafa tarafından tamamiyle değişik bir biçimde yeniden yaptırılıyor Padişah Haşim Ali Bey'i bina emini tayin ediyor O da önce türbe ve külliye binalarını yaptırıyor 1767'de ise yepyeni bir plan hazırlanıyor Önce Sarım İbrahim Efendi, sonra da İzzet Mehmed Bey yönetiminde çalışmalar sürüyor Dört yıl sonra 1771'de yeniden ibadete açılıyor

kısaca Günümüzdeki Fatih Camii nin aslının nasıl olduğu konusunda herhangi bir bilgi yokAncak bugün de ayakta olan en eski dönemden kalıntılar var Örneğin avluyu takip eden ve son cemaat yerini ayıran kuzey duvarı ilk camiden kalma







SultanAhmet Camii

Sultanahmet Camii, 1609-1616 yılları arasında Sultan I Ahmet tarafından İstanbul'daki tarihi yarımadada, Mimar Sedefkâr Mehmet Ağa'ya yaptırılan cami Mavi, yeşil ve beyaz renkli İznik çinileriyle bezendiği için Avrupalılarca "Mavi Cami (Blue Mosque)" olarak adlandırılır

Ayasofya'nın müzeye dönüştürülmesiyle, İstanbul'un ana camii konumuna ulaşmıştır Yapının mimari ve sanatsal açıdan dikkate şayan en önemli yanı, İznik çinileriyle bezenmesidir Bu çinilerin süslemelerinde sarı ve mavi tonlardaki geleneksel bitki motifleri kullanılmış, yapıyı sadece bir ibadethane olmaktan öteye taşımıştır

Sultanahmet, Türkiye'nin altı minareli ilk camisidir Bir efsaneye göre dönemin padişahı I Ahmet, başta minareleri altından yaptırmak istemiştir Ama kaplamada kullanılacak olan altının değeri padişahın bütçesini fazlasıyla aşınca, caminin mimarı Sedefkar Mehmet Ağa bu emri güya yanlış işiterek, "altın" sözcüğünden "altı" yaparak, camiyi 6 minareli inşa ettirmiştir

Caminin ibadethane bölümü 64 x 72 metre boyutlarındadır 43 metre yüksekliğindeki merkezi kubbesinin çapı 23,5 metredir Caminin içi 260 pencereyle aydınlatılmıştır Yazıları Diyarbakırlı Seyyid Kasım Gubarî tarafından yazılmıştır Çevresindeki yapılarla birlikte bir külliye oluşturur

Avlunun batı girişinde, demirden ağır bir kordon bulunmaktadır Bu kordon avluya atıyla giren padişahın kafasını çarpmaması için eğmesini gerektiriyordu Bu, padişahın bile camiye girerken kendisine çeki düzen vermesi gerektiğini göstermek amaçlı sembolik bir eylemdi







Ortaköy camii

Boğaziçi’nde Ortaköy semtinde ve sahildedir Cami, Sultan Abdülmecid tarafından Mimar Nigoğos Balyan’a 1853 yılında yaptırılmıştır Oldukça zarif bir yapı olan cami Barok üslubundadır Boğaziçi’nde eşsiz bir konuma yerleştirilmiştir Bütün selatin camilerinde olduğu gibi harim ve hünkar bölümü olmak üzere iki kısımdan oluşur Geniş ve yüksek pencereler Boğaz’ın değişken ışıklarını caminin içine taşıyacak biçimde düzenlenmiştir
Merdivenle çıkılan yapının tek şerefeli iki minaresi vardır Duvarları beyaz kesme taştan yapılmıştır Tek kubbenin duvarları pembe mozaiktendir Mihrap mozaik ve mermerden, mimber ise somaki kaplı mermerden yapılmıştır ve ince bir işçiliğin ürünüdür











Kuleleri


Galata Kulesi

Galata kulesi Cenevizlilerden kalan bir yapıdır Yapımı 1384 yılında tamamlanan kule Ceneviz kolonisinin surları arasındaki en yüksek tepeye yapılmıştır Osmanlılar döneminde ilk zamanlar yeniçeriler tarafından kullanılmış olan Galata kulesi, II Selim döneminde (1566-1574) Türk Astronomu Takiuddin tarafından revize edilerek gözlemevi olarak kullanılmıştır 1794 yılındaki (III Selim dönemi) büyük Galata yangını nedeniyle zarar gören kule, II Mahmut tarafından 1832 de tekrar inşaa edilmiştir 1964 e kadar yangın kontrol istasyonu olarak kullanıldı ve 1967 de turistik hizmete açılana kadar restorasyon için kapalı kalmıştır

Bugün ise yeniden keşfedilen kuledibi bölgesinde tarihi ve turistik bir değer olarak dimdik ayakta durmaktadır Kule çevresinde bulunan cafe ve restorantlar çevreye yeniden canlılık getirerek turizme hizmet etmektedir










Kız Kulesi

İstanbul Kız Kulesi'nin tarihi MÖ 341 yılına kadar uzanır Bu tarihte Komutan Chares'in eşi için, mermer sütunlar üzerine bir anıt mezar yapılır MÖ 410'da ise Sarayburnu'nundan kulenin bulunduğu yere bir zincir gerilerek, boğazın giriş ve çıkışları kontrol edilir MS 1100'lere ilk belirgin yapı (kule), İmparator Manuel Comnenos tarafından savunma kulesi olarak inşa ettirilir Yapı, “Küçük Kale" anlamına gelen Arcla adını alır İstanbul'un fethinden sonra kule, savunma kalesi olmaktan çok bir gösteri platformu olarak kullanılır 1509 depreminde zarar gören yapı, daha sonraki yıllarda yeniden inşa edilir ve ilave edilen fenerle de gemilere yol gösterme işlevi yüklenir 1719 yılında fenerde çıkan yangınla harap olan Kız Kulesi, 1725 yılında şehrin Başmimarı Nevşehirli Damat İbrahim Paşa tarafından onarılır Kule kısmı biraz değiştirilerek üst tarafa camlı bir köşk ve onun üzerine de kurşunla kaplı bir kubbe oturtturulur ve bina kagir olarak yeniden yapılır 1830 yılındaki kolera salgınında ise karantina hastanesine dönüşür Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş döneminde toplarla donatılarak tekrar savunma kalesi olur Ünlü hattat Rakim'in yazısı ile kapısının üzerindeki mermere Sultan 2 Mahmut'un tuğrasını taşıyan kitabe yerleştirilir 1857'de tekrar ilave edilen fener, 19207de otomatik sisteme kavuşur 1959 yılında radar istasyonu olarak kullanılan Kız Kulesi 1982 yılında Türkiye Denizcilik İşletmeleri'ne devredilir 5 kat ve bir asma kattan oluşan Kız Kulesi, günümüzde restoran ve kafeterya olarak İstanbullulara hizmet vermektedir














Hisarları


Anadolu Hisarı

Yıldırım Bayezid Hanın İstanbul Boğazının en dar yerinde 1395 yılında yaptırdığı ilk hisar Göksu deresi ile deniz arasında kireç ve şist katmanlarından meydana gelen tepenin üzerindedir Eski kaynaklarda “Güzelhisar, Güzelcehisar, Yenihisar, Yenicehisar, Akhisar” isimleriyle de zikredilmektedir

Bizans’a Karadeniz yoluyla yardım gelmesini önlemek maksadıyla inşa edilmiştir

Anadolu Hisarı, asıl kale, iç kale duvarları ve üç kuleden meydana gelir Asıl kale, dikdörtgen bir plan üzerine yükselen bir kuledir Kule, üzeri toprakla örtülü yüksekçe bir kayanın üzerine oturtulmuştur Dört katlı olan bu kuleye bugün güneybatıda bulunan bir kapıdan girilmektedir İç kale duvarları ise 2-3 metre kalınlığında asıl kaleyi kuzey-batı ve kuzey-doğudan çevreler Üzerinde dört kule vardır İç kale duvarının kapısı, kuzeydoğudaki kulenin kuzeyindedir Stratejik bakımdan yeri ustalıkla seçilen kapıyı, batıdan gelen düşmanın görmesi imkansızdır Dış kale surları, çok kemerli ve çokgen bir surdur İç kale surları ile güney-doğu ve kuzey-batıdan birleşir; üzerindeki 3 kule ile korunur Surların güneyindeki bazı kısımları bugün yıkılmış haldedir Kuleler ise, bedeninden mazgallar bulunan duvarlar üzerinde kuzeyde, kuzey-batıda ve batıda, çevreye ve yollara hakim silindir biçiminde yapılardır






Rumeli Hisarı

Fatih'in İstanbul'u feth ettiği zaman yaptırdığı Rumeli Hisarı, uzaktan bakıldığı zaman eskimez harflerle "Muhammed" biçiminde okunacak şekilde inşa edilmiştirFâtih , hisarın duvarlarının Arapça "Muhammedi" kelimesi seklinde olmasını istediğinden planını da ona göre tasarlamıştı Buna göre her "Mim" (M) harfinin yerinde bir kule bulunmasını arzuluyordu Kulelerden ikisi, birbirinin yanında ve burunun eteğinde idi Üçüncüsü denize daha yakındı "H" ve "D" harflerinin bulundukları yerlerde istihkamlar yapıldı
Hisarın gizli gizli yapılışı tam altı ay sürmüş Rumeli Hisarı'nın yapılması hazırlıklarına 1451-52 kışında başlanmıştır İlkbaharın başlangıcında Mart ayinin sonlarına doğru, Rumeli tarafına Anadolu Hisarı'nın karsısına bol miktarda inşaat malzemesi, usta, amele ve kireççi gelmişti Kereste İzmit ile Karadeniz Ereglisi'nden, taslar ise Anadolu tarafından getirilmişti Çalışmak üzere külliyetli miktarda insan gelmişti Sultan Mehmed, bu sırada kara yolu ile Boğaza gelerek bilirkişilerle (teknik eleman, mühendis) o havaliyi gezdi Denizin akıntısı hakkında malumat aldı İki sahil arasındaki mesafeyi ölçtürdü Kalenin yapılacağı sahayı kendisi tayin ile hududunu tesbit ettirdi Bundan sonra bir rivayete öre önce kıyıda, hisarın güney-doğu kösesindeki kule inşa edilerek malzeme ve çalışmaların selameti emniyete alınmıştır









Sunum 1sen
oneyouu


Alıntı Yaparak Cevapla