|
Prof. Dr. Sinsi
|
Cehov'dan Hikayeler
ŞAKA
(The Joke - Çehov)
Parlak bir kış günü ortasıydı, Nadenka'nın başında ve buklelerinde soğuk buz tanecikleri vardı, üst dudağı da gümüş rengi kar tanecikleriyle kaplanmıştı, kolumu tutuyordu ve ikimiz yüksek bir tepede duruyorduk, durduğumuz yerin aşağısında, güneş sanki ayna gibi yansıyordu, yanımızda yanları parlak kırmızı kumaş kaplı küçük bir kızak vardı
- Hadi Nadenka Petrovna, bir kere kayalım, sadece bir kez, emin ol hiçbir şey olmaz, canın yanmaz!
Fakat Nadenka korkuyordu, buz gibi tepe ona korkunç, sonsuz bir uçurum gibi geliyordu, ona kızağa binmesini söylerken, aşağı bakakarak, nefesini tuttu, ya aşağı kayarken uçuruma düşerse? Ölebilir, aklını kaybedebilirdi
- Seni temin ediyorum, korkamaman gerekir, bu korkaklık!
Sonunda Nadenka razı oldu, yüzünden ölümcül bir korku içinde olduğunu görüyordum, onu kızağa oturttum, titriyordu ve yüzü bembeyazdı, kollarımı ona doladım, ve tepeden aşağıya bıraktık kendimizi
Kızak mermi gibi uçtu, rüzgar yüzümüzü yalıyor, kulaklarımızdan içeri giriyor, sanki kızgınlıkla kafamızı koparmak istiyordu, rüzgarın basıncından zorlukla nefes alıyorduk, sanki bir şeytan bizi pençelerinin arasına almış, cehenneme doğru sürüklüyordu, çevremizdeki her şey sadece bir çizgi haline dönüşmüştü, sanki yok olacaktık,
Yavaşça 'Seni seviyorum Nadenka' dedim
Kızak gittikçe yavaşladı, rüzgarın uğultusu ve anaforu artık o kadar korkunç değildi, nefes almamız kolaylaşmıştı, ve sonunda yamacın dibindeydik, Nadenka ölmekten beter olmuştu, yüzü bembeyazdı ve zor nefes alıyordu, kalkmasına yardım ettim
Gözleri dehşet içinde açılmış bir şekilde bana bakarak:
Bir daha hiçbir güç bana böyle bir şeyi yaptıramaz dedi Hiçbir şey, korkudan öldüm!
Biraz sonra kendine geldi, soran gözlerle bana baktı, gerçekten o üç kelimeyi söylemiş miydim yoksa kasırganın gürültüsünden ona mı öyle gelmişti  ben de arkasında durmuş sigara içiyor ve eldivenlerime bakıyordum
Koluma girdi ve buz tutmuş tepede uzun bir süre geçirdik, soru onu rahat bırakmıyordu, bu sözleri duymuş muydu duymamış mıydı? Evet mi, hayır mı? Evet mi, hayır mı? Bu soru hayat memat sorusuydu, gurur, onur sorusuydu çok önemli bir soruydu, dünyadaki en önemli soruydu Nadenka, sabırsızca, üzgün bir şekilde yüzüme baktı, konuşmayacağımı anlayınca kendisi konuştu, Ah! Şu güzel yüzdeki duygular! kendisiyle mücadele ediyordu, bir şey söylemek, bir şey sormak istiyordu ama kelimeleri bulamıyordu, üzgün, şaşkın ve korkmuş gibiydi  
Bana bakmadan
- Biliyor musun dedi
- Neyi?  
- Hadi tekrar kayalım!
Tekrar tepeye tırmandık, beyaz ve tirtir titreyen Nadenka'yla kızağa oturduk, ve yeniden korkunç boşluğa uçtuk, yeniden rüzgarın uğultusu, kasırganın anaforu, ve kızağımız en hızlı, en gürültülü uçuşunu yaparken, yavaş bir sesle:
- Seni seviyorum Nadenka dedim
Kızak durduğunda, kaydığımız tepeye baktı sonra benim ilgisiz ve tutkusuz sesimi dinledi, tüm yüzünde büyük bir şaşkınlık okunuyordu, yüzünde 'ne demek istiyor? Kim söyledi bu sözleri? O mu? Yoksa sadece bana mı öyle geldi? diyen bir ifade vardı
Emin olamamak onu endişelendirmişti, zavallı kız sorularıma cevap veremedi, neredeyse ağlamak üzereydi
Eve dönsek mi? diye sordum
Şeyy  ben bu kızakla kayma işini çok sevdim, bir kez daha kayalım mı?
Kızakla kaymayı 'sevdiğini' söylüyordu ama geçen iki seferde olduğu gibi, yüzü yine bembeyaz, tirtirtitriyordu kızağa binerken, korkudan zor nefes alıyordu
Üçüncü kez tepeden aşağı uçtuk, yüzüme, dudaklarıma baktığını gördüm ama mendilimi ağzımın üzerine koydum, öksürdüm ve yamacın yarısındayken, yine
- Seni seviyorum Nadya, demeyi başardım
Ve esrar yine çözülmedi! Nadenka, sessizdi, bir şeyler düşünüyordu, yavaş yavaş yürüyordu, ona bu üç kelimeyi söyleyip söylemeyeceğimi merak ediyordu, ruhunun acı çektiğini hissettim, şöyle haykırmamak için kendini sanki zor tutuyordu:
- Bunları rüzgar söylemiş olamaz! Ve rüzgarın söylemiş olmasını istemiyorum!
Ertesi sabah küçük bir mesaj aldım
- Bugün de kızakla kaymak istiyorsan, bize gelen N
O günden sonra her gün Nadya'yla kızak kaymağa gittim Ve tepeden kayarken, her seferinde yavaş bir sesle 'Seni seviyorum Nadya' dedim
Zamanla, bu sözler, alkol ya da uyuşturucu gibi Nadya'da bağımlılık yaptı, bu sözleri duymadan yaşıyamıyordu, önceden buz tutmuş tepeden aşağı kaymak onu gerçekten çok korkutuyordu, fakat şimdi korku ve tehlike, sevgi sözcüklerine tuhaf bir cazibe katmıştı, üstelik sözler, eskiden olduğu gibi esrarını koruyordu, şüpheli iki kişiydik: ben ve rüzgar  Nadya aşk sözlerini hangisi söylüyordu hala bilmiyordu, fakat artık aldırmıyordu da, içkiyi hangi kadehten içtiğinizin önemi yoktur yeter ki, sizi zehirlemesin  
Öğleyin bir ara buz tutmuş paten sahasına geldim, paten kayan kalabalığın arasına karıştım, o sırada Nadenka'yı buz tutmuş tepeye tırmandığını gördüm, ve beni arıyordu, tek başına çıkmaktan korkmuştu hem de nasıl, yüzü bembeyazdı, fakat çok kararlıydı ve korkusuna rağmen tepeye tırmandı, belli ki, bir deneme yapacaktı, ben yokken de aşk sözcüklerini duyacak mıydı? kızağa binerken solgun dudaklarının korkuyla aralandığını gördüm, gözlerini kapadı ve dünyaya hoşçakal diyerek kaymaya başladı, Whrrrrr   Nadenka o sözleri duydu mu, duymadı mı bilmiyordum, sadece kızağın üzerinden bitkin ve solgun bir halde kalktığını gördüm, yüzünden sözleri duyup duymadığını kendisinin de anlamadığını söyleyebilirdi, kayarken duyduğu dehşetten ne ses, ne başka bir şeyi duyabilecek, anlayabilecek halde değildi çünkü  
Fakat sonra Mart ayı geldi  ilkbahar güneşi çok nazikti  buzdan tepemiz parlaklığını yitirdi, siyahlaştı ve sonunda eridi Kızakla kaymayı bıraktık, zavallı Nadenka'nın şimdi nerede olduğunu bilmiyorum
Yola çıkmadan iki gün önce, akşamüstü küçük bahçede oturuyordum, Nadenka'nın evi ile aramızda bir çit vardı, bayağı soğuktu, kış hala hükmünü sürdürüyordu, ağaçlar cansızdı ama yine de ilkbaharın kokusu vardı, çite doğru gittim ve çitin aralığından Nadenka'nın evini gözetlemeye koyuldum, Nadenka verandaya geldi, ve gökyüzüne doğru kederli bir şekilde bakmaya başladı, bahar rüzgarı üzgün, solgun yüzüne çarpıyordu  buz tutmuş tepede, kızakla kayarken, o üç kelimeyi duyduğu anı hatırlıyordu, ve yüzü çok çok kederli bir hal aldı, yanağına bir göz yaşı damladı, zavallı çocuk kollarını uzatarak sanki rüzgarın tekrar o üç sözcüğü söylemesini istedi, ve ben, rüzgarın esmesini bekleyerek yavaşça,
- Seni seviyorum Nadya dedim
Şükürler olsun! Nadenka'nın yüzü değişti! Bir çığlık attı, tüm yüzü güldü, neşeli, mutlu görünüyordu, kollarını uzatarak rüzgarı kucakladı
Ve ben de bavullarımı toplamaya gittim
Bu çok uzun yıllar önceydi, Nadenka şimdi evli  kendi isteğiyle mi, isteğinin dışında mı evlendi bilmiyorum, bu önemli değil, saygın bir yönetici asistanıyla evlenmişti ve üç çocuğu vardı, vaktiyle onunla kızak kaymaya gittiğimizde rüzgarın ona söylediği ' Seni seviyorum Nadenka' unutulmamıştı, bu onun hayatındaki en mutlu, en dokunaklı, en güzel hatırasıydı 
Fakat, şimdi artık yaşlandığımdan, o sözleri neden söylediğimi anlayamıyorum, bu şakayı ne sebepten yapmıştım 
|