Yalnız Mesajı Göster

Epik Tiyatronun Türk Tiyatrosunda Yorumlanışı

Eski 06-21-2012   #2
Prof. Dr. Sinsi
Varsayılan

Epik Tiyatronun Türk Tiyatrosunda Yorumlanışı



2- ÇEVİRİLER


Brecht oyunlarının yanlış yorumlanmasında çevirilerin payı büyüktür Brecht
çevirilerini incelemeye başladığımızda, dikkati ilk çeken hemen tümünün
aşırı bağımsız oluşudur

Bunun nedenleri üç noktada toplanabilir:

1- Çevirilerde sahne dilinin gözönünde tutulması, başka deyişle Türk
izleyicisinin kolaylıkla anlayabileceği bir dilin benimsenmesi
2- Türk yazınına damgasını vurmuş kimi yazarlarımız ya da şairlerimiz
tarafından yapılan çevirilerde, yazarların kendi dil ve anlatım biçemlerini
zorlamaları
3- Çevirilerin büyük çoğunluğunun aslından yapılmayıp İngilizce ya da
Fransızca’dan yapılmış olması

1- Brecht’in dili ilk bakışta kolaymış izlenimi uyandıran açık seçik,
aydınlık bir dildir Ancak bu açık seçikliğin ardındaki incelikleri tam
olarak kavrayabilmek için, Batı kültür tarihini iyi bilmek gerekir Çünkü
Brecht geçmişe eleştirel açıdan yaklaşır, bunu yaparken de İncil’den, klasik
Batı yazınından alıntılar kullanır Alışıldık kalıplar, deyimler,
sözcüklerle sürekli oynar, yerlerini değiştirir, tersyüz eder, yeni bir
anlam katar vb Kısaca dil, yer yer parodiye dönüşerek sahnede
gösterilenleri yabancılaştıran bir işlev kazanır Bizde özellikle sahne için
hazırlanan çevirilerde, Batı kültüründen yoksun olan izleyicinin
anlayamayacağı kaygısı ağır bastığından, dilin bu incelikleri üzerinde pek
durulmamıştır

Serbest çevirilerin içinde aslına en yakın olma açısından en nitelikli
örnekleri, B Brecht’in Türkiye’de tanıtılmasında büyük katkısı olan Adalet
Cimcoz’un çevirileri verir 60’larda Almanca aslından yayınlanan ilk Brecht
çevirileri “Puntila ve Uşağı Matti” (Herr Puntila und sein Knecht Matti),
“Galilei” ve “Sezuan’ın İyi İnsanı” Adalet Cimcoz’undur Daha ilk anda sahne
diline yakınlığıyla dikkati çeken bu çevirilerin en belirgin özelliği,
Brecht’in uzun tümcelerini kısa tümcelere bölerek, kısaltmalar ya da
eklemelerle replikler üzerinde oynayarak ya da yerlerini değiştirerek, kolay
anlaşılırlığa ağırlık vermesidir “Galilei”de 14 sahnede Galilei’nin
özeleştirisi içeren uzun konuşma buna tipik bir örnek vermektedir (1)
Adalet Cimcoz’un çevirilerinde aslına bağlı, sözcüğü sözcüğüne bir çeviriden
çok, Brecht’in dünyasını Türkçe’nin olanakları içinde dilimize kazandırma
çabası ağır basar

2- Yazarlarımız tarafından yapılan çevirilerin içinde en dikkat çekeni Can
Yücel’in kidir Bu çeviriler için, çeviriden çok yeniden yazma sözcüğünü
kullanma yerinde olur sanırım Çünkü serbest çeviri yaptığı halde Brecht’in
dünyasına sadık kalan Adalet Cimcoz’un tersine burada Brecht’den bütünüyle
bir kopuş söz konusudur Özellikle “Schweyk” çevirisi buna tipik bir örnek
verir Önceki bölümlerde açıklamaya çalıştığım gibi Brecht’in oyunlarında
halk güldürüsü azımsanamayacak bir yer tutar Küçük adamın Hitler yönetimine
direnişini içeren “Schweyk II Dünya Savaşı”nda güldürüye dayanan bir
oyundur Ancak Brecht güldürü öğelerinden oyunun düşünsel dengesini
bozmayacak bir biçimde yararlanmıştır Amacı izleyiciyi kahkahalara boğmak
ya da içini gıcıklamak değil, onun direniş düşüncesi üzerine güldürü
aracılığıyla düşünmesini sağlamaktır Kısaca Brecht bu oyunda güldürüye
ağırlık vermesine, yerel motifleri kullanmasına ve tarihin belli bir
dönemini canlandırmasına karşın, izleyiciyi düşünsel bir etkinliğe yönelten
bir soyutlama ve genellemeye gitmiştir Bu bağlamda Schweyk direnişi
simgeleyen kurmaca bir figürdür, kullandığı dil de her ne denli yerel
motiflerle bezenmişse de, gene de stilize bir dildir

Oysa Can Yücel’in çevirisinde dikkati ilk çeken Schweyk’ın bir Tophane
serserisi gibi konuşmasıdır “Ağzına s vb” gibi metinde
olmayan sövgüler Schweyk’ın ağzından her nedense hiç düşmez (2) Kimi kez
çevirmen “Heitler”in “Hay itler”e dönüşmesi örneği metinde olmayan bir
deyiş türetir, sonra türlü sözcük oyunları, kaba saba deyişler, sövgülerle
bu sözcükle uzun uzun oynar Gene metinde olmayan sözcüklerle günümüz
Türkiyesi’ne yapılan göndermeler de Brecht’den uzaklaşmanın başka
örnekleridir Oyun boyu yinelenen it motifi ve Hitler’in yer yer Başbuğ’a
dönüşmesi gibi Sonuçta Brecht’in incelmiş güldürü anlayışı bol bol argo
sözcükler, belden aşağı sövgüler ya da göndermelerle dolu kaba saba bir halk
güldürüsüne dönüşmüştür 3- İkinci dilden yapılan çevirilere gelince, bunun
sakıncaları çok açık olduğundan üzerinde ayrıntılı durmak istemiyorum
Özellikle yazınsal metin bir dilden ötekine aktarılırken, aslına ne denli
sadık kalınırsa kalınsın, gene de çok şey yitirir Araya ikinci bir dil
girdiği anda, ana metinden doğal olarak büsbütün uzaklaşılmış olunacaktır
Bunun en ilginç örneklerinden birini “Küçük Burjuva Düğünü” çevirisi verir
(3) Çevirinin Fransızca’dan yapılmış olduğu daha ilk anda, özel adlarda
yapılan değişikliklerden belli olmaktadır Çevirmenin metnin aslına bakmadan
bu değişiklikleri olduğu gibi Türkçe’ye aktarmış olması dikkat çekicidir



UYARLAMALAR

Brecht tiyatro dünyamıza girdikten sonra Tanzimat’tan bu yana benimsemeye
çalıştığımız tiyatro geleneğinin bize çok yabancı olduğu, buna karşılık
Brecht’in tiyatro anlayışıyla halk tiyatrosunun özünü oluşturan göstermelik
tiyatro arasında bazı ortak noktalar olduğu savı ortaya atılmıştır Bu
alanda özellikle Metin And’ın bir çalışmasında bizim tiyatromuzun daha üstün
olduğu sonucuna varıyor (4) Ne var ki halk tiyatrosundaki soyutlama eğilimi
epik tiyatrodaki soyutlamadan apayrıdır Bu ayrılık kaynağını çağ farkı ve
dünya görüşünde bulur Bunu yadsıyarak tarihsel değerlerin üstünlüğünü
onaylarsak, sığ bir öykünmeciliğin sınırlarını aşamayız Bizim geleneksel
tiyatromuz Commedia dell arte gibi bir Ortaçağ tiyatrosudur Çağ farkının
olduğu yerde bir benzerlik olsa bile, kıyaslamadan söz edilemez Biz
geleneksel tiyatrodan ancak kaynak olarak yararlanabilirsek yaratıcı
olabiliriz B Brecht’in yapıtları bize bu alanda en güzel örnekleri
veriyor Kendi kültür birikimimize, çağdaş bir anlayışla yaklaşan oyunların
içinde doğrudan Brecht’in yapıtlarına yönelen oyunlara da rastlıyoruz
Mehmet Akan “Kafkas Tebeşir Dairesi”nden uyarladığı “Analık Davası”nda
oyunun konusunu Osmanlı tarihinde bir döneme yerleştirerek, çeşitli halk
motiflerinden, sünnet töreni, köy düğünü gibi yerel motiflerden, halk
danslarından, köy oyunlarından, çalgılı sazlı bir müzikten esinlenen, ama
temelinde oyunun içeriğine ve kurgusuna oldukça bağlı kalan bir oyun
yazmıştır

Daha serbest bir uyarı örneğini Ferhan Şensoy Brecht’in bir bale oyunundan
uyarladığı “Anna’nın Yedi Ölümcül Günahı”nda verir Kadının sömürülmesi
temasının ele alındığı bu bale oyunu, köyden kente göç eden iki kız kardeşin
(Anna’lar) yaşamından çeşitli aşamaları sergileyen özetimsi bir koreografi
metninden, oluşur F Şensoy bu şarkılardan esinlenerek müzikli danslı bir
oyunu yazmıştır Brecht’in balesindeki kız kardeşler, bu oyunda
sömürme-sömürülme, akılcılık-duygusallık gibi karşıt davranışların çatıştığı
tek bir insana dönüşür Oyundaki en ilginç motif oyunun bütününü sağlayan ve
Brecht’in oyunlarındaki anlatıcıyı anımsatan Parantez tipidir Ancak
Brecht’de anlatıcının işlevi yazarın görüşlerini dile getirmektir
Parantez’in oyundaki konumuysa farklıdır, türlü söz oyunları,
şaklabanlıklar, cambazlıklarla yazarın elinden fırlayıp başına buyruk
hareket eden bir çocuk gibidir Olaylara açıklık kazandıran ya da daha
değişik açılardan bakmamızı sağlayan bir anlatıcıdan çok, halk tiyatrosu
geleneğini sürdüren kurmaca bir figürdür Halk güldürüsünün etkisi yalnız
Parantez figüründe değil, yazarın dili kullanışında, söz oyunlarında,
tekerlemelerde, ters deyişlerde vb belirginleşir Ortaoyununda olduğu gibi
burada da sözcüklerle sürekli olarak oynanır, denenir, yeni sözcükler
türetilir Brecht’de anlatıcısından dekora dilinden oynayış biçimine değin
oyundaki her öğenin belli bir düşünceyi aydınlatmaya yarayan bir işlevi
vardır F Şensoy’un oyunundaysa bu işlevsellik zaman zaman yiter, oyun kendi
başına bir güldürüye dönüşür

Verdiğimiz iki uyarlama örneği, iki ayrı görüşü içeriyor Mehmet Akan
geleneksel motifleri Brecht’in tiyatro anlayışının doğrultusunda ve konunun
hizmetinde bir illüstrasyon gibi kullanıyor Başka bir deyişle geleneklerden
yararlanarak, Brecht’i izleyicinin kolayca benimseyebileceği “Doğulu” bir
kılıfa sokuyor F Şensoy ise tersine Brecht aracılığıyla bir halk güldürüsü
yazıyor: Her iki uyarlamanın da ilginç olduğu ve tiyatro yaşamımıza renk
kattığı tartışma ***ürmez Ancak yol açıcı bir niteliği olduğu da
söylenemez Çünkü her iki yazarın da geleneklere yaklaşımları, geleneksel
tiyatromuza yeni boyutlar kazandıracak bir hesaplaşma değildir Gelenekleri
olduğu gibi ele alarak onlardan yararlanmışlardır


Alıntı Yaparak Cevapla