Şengül Şirin
|
İ Harfi İle Başlayan Deyimler Ve Anlamları
İ HARFİYLE BAŞLAYAN DEYİMLER
İbret almak: Kötü bir olaydan etkilenerek ders almak ”Görmesini bilseydi ibret alırdı her hâlde ”
İcabına bakmak: 1 Gereğini yerine getirmek 2 Yok etmek, ortadan kaldırmak ”O adamın icabına bakarız, merak etme sen ”
İç çekmek: Üzüntüyle göğüs geçirmek, derin derin soluk alıp hıçkırıkla ağlamak ”Yavrucağın iç çekişi dayanılır gibi değildi ”
İç etmek: Eline geçen bir şeyi sahibine bildirmeden kendisine mal etmek, ortadan kaldırıp kimseye göstermemek ”Babasına bildirmeden o kadar parayı iç etmiş ”
İç gıcıklamak: 1 Huylandırmak 2 İstek uyandırmak
İçi açılmak: Sıkıntısı dağılıp gitmek, ferahlamak ”Denizi, kuşları, ağaçları seyre dalarım, böylelikle içim açılır, rahatlarım ”
İçi cız etmek: Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek ”O zavallı ihtiyarı birden bire karşımda görünce içim cız etti ”
İçi çekmek: Canı arzu etmek, istek duymak
İçi çıfıt çarşısı: 1 Başkaları için daima art niyet besleyen, içinden türlü kötülükler geçiren 2 Çok karışık
İçi dışı bir: İkircikli olmayan, iki yüzlü davranmayan, düşündüğünü açıkça söyleyen, özü sözü bir olan ”İçi dışı bir olan insanlara her zaman güvenebiliriz ”
İçi dışına çıkmak: 1 Kusmaktan ötürü çok fena olmak 2 Bindiği taşıtın çok sarsılması yüzünden bedenî rahatsızlık duymak
İçi erimek: Kaygı duymak, çok üzülmek
İçi geçmek: 1 İstemediği hâlde uyuya kalmak 2 İşe yaramaz duruma gelmek 3 Yaşlılıktan, zayıflıktan gücü azalmış olmak; hiçbir şeye ilgi duymamak ”O artık içi geçmiş bir ihtiyardır ”
İçi gitmek: Çok fazla istek duymak ”Vitrindeki kızarmış tavuklara içim gidiyordu ama param olmadığı için alıp yiyemiyordum ”
İçi içine sığmamak: Çok heyecanlanmak, coşkunluk duymak ve sevincini belli etmekten kendini alamamak ”Annemi karşımda görünce ne yapacağımı şaşırdım, içim içime sığmıyordu, koşup boynuna sarıldım ”
İçi kabarmak (kalkmak): 1 Midesi bulanmak 2 Duygulanıp heyecanlanmak 3 Taşkın bir ağlama duygusu içinde olmak ”Ne berbat bir koku, içimiz kabarmadan kalkalım buradan ”
İçi kan ağlamak: İçten, büyük bir üzüntü duymak; dıştan belli etmeyerek çok acımak ”Çocuğunun yüzüne bakarken içim kan ağlıyordu ”
İçi kazınmak: Çok acıktığından ötürü midesinde eziklik duymak ”Sabahtan beri açtı, içi kazınıyor ama belli etmemeye çalışıyordu ”
İçinden gülmek: Birisine sezdirmeden içten içe gülmek, eğlenmek
İçinden okumak: 1 Dudaklarını kıpırdatmadan, hiç ses çıkarmadan okumak 2 Ses çıkarmadan sövmek, beddua etmek ”Hikâyeyi şimdi de içinizden okuyacaksınız ”
İçinden pazarlıklı: Sinsi, yapacağı kötülükleri sezdirmeyen ”Senin gibi içten pazarlıklı adamlarla iş yapmam ben ”
İçine atmak: 1 Derdini, sıkıntısını kimseye söylememek 2 Kendisine yapılan kötülüğe karşı sesini çıkarmamakla beraber, bunu unutmamak ”O her şeyi içine atar, bir gün kanser olacak diye korkuyorum ”
İçine dert olmak: Yapmak istediği bir şeyi yapamadığı için kaygılanıp üzüntü duymak ”Hastahanedeki arkadaşımı ziyarete bir türlü gidemedim, bu da içime dert oldu ”
İçine doğmak: Malûm olmak, bir işin olduğunu ya da olacağını sezinlemek, tahmin etmek ”Onun bize geleceği sanki içime doğmuştu ”
İçine işlemek: Duygulanmak, etkilenmek, dokunmak ”Babamın o etkili sözleri âdeta içime işlemişti sanki ”
İçine çekilmek (kapanmak): Duygularını kimseye açmamak, çevresindeki kişilerle ilişkisini kesmek, yalnızlığa gömülmek ”Kardeşinin ölümünden sonra içine çekildi, kimseyle görüşmüyor ”
İçine kurt düşmek: Kuşkulanmak, kendisine zarar geleceğinden şüphe etmek ”Tilkiyi civarda dolaşırken gördüğü andan itibaren içine kurt düşmüştü ”
İçine sindirmek: Benimsemek, iyice kabul etmek
İçine sinmemek: 1 İçi rahat etmemek, yaptığı şeyden memnun olmamak 2 İstediği gibi olmadığı için rahatlık, mutluluk duymamak; tadına varamamak ”İşi bitirdim ama hiç de içime sinmedi ”
İçine sokacağı gelmek: Birini aşırı ölçüde, çok sevmek
İçine yedirememek: Benimsememek, kabul edememek
İçini dökmek: Dertlerini, sıkıntılarını, üzüntülerini anlatmak ”Şu koca dünyada içimi dökecek bir insan bulamadım ”
İçini kemirmek: Bir üzüntü ve düşünce dolayısıyla rahatsızlık duymak ”İçini kemiren bu düşünceden kurtulmak istiyordu ”
İçini (bir) kurt yemek: Sürekli olarak bir kaygı içinde olmak
İçi parçalanmak (paralanmak): Birine acıyarak çok üzülmek ”Onun bu hâlini gördükçe içim parçalanıyor ”
İçi rahat etmek: Endişelenecek bir durum bulunmadığını öğrenerek sıkıntıdan kurtulmak, rahatlamak ”Ne yapayım, ben anneyim, onlar sağ salim dönerlerse içim rahat edecektir ancak ”
İçi sızlamak: Bir şey veya kişinin içine düştüğü durum sebebiyle üzülmek
İçi titremek: 1 Çok üşümek 2 Çok istek duymak 3 Bir zarar gelecek korkusu içinde bulunmak ”Hava iyice soğudu, içim titremeye başladı, haydi içeri girelim ”
İçi yanmak: 1 Çok susamak 2 Büyük bir acı sebebiyle çok fazla üzülmek ”Sanki yalnız onun içi yanıyordu ”
İçler acısı: Oldukça üzücü, çok acıklı
İçli dışlı olmak: Teklifsiz, çok samimi, sıkı fıkı, senli benli olmak ”Biz Fatma`yla iyice içli dışlı olduk ”
İçtikleri su ayrı gitmemek: Sıkı fıkı dost, samimi arkadaş olmak; birbirlerinden saklayacakları bir şeyleri bulunmamak
İdare etmek: 1 Yönetmek, çekip çevirmek 2 Tutumlu olmak, kullanmak 3 Elvermek, yetmek, yetişmek, korumak, kurtarmak 4 Hoş görmek, göz yummak 5 Örtbas etmek ”Bu ayakkabıyı bu fiyata veremem, çünkü idare etmez ”
İfade vermek: Sorguya cevap vermek
İflâhını kesmek: Gücünü tamamiyle yok edip bir daha karşı koyamayacak, düzelemeyecek, iş yapamayacak duruma getirmek ”Ben adamın iflâhını keserim, anladın mı?”
İfrit olmak: Çok öfkelenmek; aşırı ölçüde, kendini kaybedecek kadar sinirlenip kızmak ”İfrit oluyorum şu adamın hareketlerine ”
İğne atsan yere düşmez: Çok kalabalık, yürünecek gibi değil
İğne ile kuyu kazmak: Zor denecek bir işi yetersiz araç ve gereçlerle başarmaya çalışmak
İğne ipliğe dönmek: Aşırı derecede zayıflamak, kilo vermek ”O iri yarı adam hapisten çıktı ki iğne ipliğe dönmüş ”
İğneli söz: Dokunaklı, kırıcı, üzücü söz ”O iğneli sözlere ben bile dayanamazdım doğrusu ”
İki ahbap çavuşlar: Hemen her yerde birlikte görülen, birbirlerinden ayrılmayan iki arkadaş, dost
İki arada bir derede (kalmak): Sıkışık, zor şartlar altında (kalmak)
İki ayağını bir pabuca sokmak: Bir kimseyi, bir işi yapması için zorlamak, sıkıntıya sokmak
İki cami arasında kalmış beynamaza dönmek: İki yoldan hangisini tutacağını; şöyle mi, böyle mi yapacağını bilememek; şaşırıp bir şey yapamaz olmak
İki cihanda yüzü ak olmak: Doğru ve faziletli yaşayıp dünya ve ahrette mükâfat görmek
İki çift söz etmek: Bir araya gelip birkaç söz söylemek ”Ne zamandır seninle bir araya gelip de iki çift söz edemedik ”
İki eli kanda olsa: Ne kadar önemli olursa olsun, elindeki iş hiç bırakılamayacak derecede olsa bile ”Söyleyin ona, iki eli kanda olsa da durmasın gelsin ”
İki eli (birinin) yakasında olmak: Ahrette, hesap gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek
İki gözü iki çeşme: Sürekli, çok ağlayarak ”Kadıncağız iki gözü iki çeşme ağlayıp duruyormuş ”
İkili oynamak: Birbirine karşı olanlardan hem birini, hem ötekini çıkarı için destelemek ”Sendika başkanı ikili oynuyormuş ”
İki paralık etmek: Değerini, onurunu çok düşürmek ”Seni arlanmaz utanmaz seni, beni iki paralık ettin, senin yüzünden topluma çıkamaz oldum!”
İki rahmetten biri: Ağır hasta olan birisi için “ya şifa, ya ölüm” anlamında kullanılır
İki sözü bir araya getirememek: Düşüncelerini, duygularını düzgün bir biçimde anlatamamak, güzel konuşma becerisinden yoksun olmak
İki yakası bir araya gelmemek: Geçim sıkıntısı içinde olmak ve borçtan kurtulamamak, gelir ve giderini denkleştirememek ”Bilmiyorum ne zaman iki yakamız bir araya gelecek ”
İleri geri konuşmak: Yersiz, kırıcı, yaralayıcı biçimde konuşmak
İleri gitmek: Söz ve davranışta ölçü dışına çıkmak; gereksiz, aşırı davranışta bulunmak ve haddi aşmak ”O saygısız adamın daha fazla ileri gitmesine fırsat verilmemelidir ”
İlk göz ağrısı: 1 İlk doğan çocuk 2 İlk sevgili
İmana gelmek: 1 Hak dini olan İslâm`ı kabul etmek 2 En sonunda doğruyu söylemek 3 Önceden kabul etmediği şeyi sonradan kabul edip uymak ”İmana gel, tövbe et ki öbür dünyada mutluluğa eresin ”
İnce eleyip sık dokumak: Titizlik göstermek, bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek ”O kadar da ince eleyip sık dokunacak bir iş değil, kaygılanma ”
İn cin top oynamak: Issız, sessiz olmak, bir yerde hiçbir canlı yaratık bulunmamak ”Adada in cin top oynuyordu sanki ”
İncir çekirdeğini doldurmaz: Çok az veya pek önemsiz ”Ne akılsız adam bunlar, kavga etmelerine sebep olan mesele incir çekirdeğini doldurmaz bile, ayırın şunları ”
İnme inmek: Felç olmak, bedenin bir yeri hareketsiz ve duygusuz duruma gelmek ”Adamın sağ yanına inme inmiş diyorlar ”
İnsan eti yemek: Birini çekiştirmek
İnsan evlâdı: İyi, anlayışlı, ahlâk sahibi insan ”İnsan evlâdı olmasaydı, tanımadığı birine onca yardım yapar mıydı?”
İnsan hâli: Olabilir, doğaldır, hoş karşılamak gerekir
İnsanlıktan çıkmak: 1 Çok zayıflamış, bir deri bir kemik kalmış olmak 2 İnsanî niteliklerini yitirmek, insana yakışmayacak davranışlarda bulunmak
İnsan sarrafı (olmak): İnsanların karakterini çabucak anlayacak duruma gelmiş (olmak) ”Dedem insan sarrafıdır, onu bir görse ne biçim bir adam olduğunu hemen anlayıverir ”
İpe çekmek: Asarak öldürmek
İpe un sermek: İstenilen işi yapmamak için birtakım bahaneler, sebepler ileri sürmek, güçlük çıkarmak, engeller göstermek
İpi koparmak: Bağlı bulunduğu yer ya da kişi ile ilişkisini kesmek, aradaki anlaşmazlığı artırmak
İpin ucunu kaçırmak: Bir yeri yönetmede veya bir şeyi kullanmada gereken ölçüyü kaçırıp, artık duruma hâkim olamamak; çıkmaza girmek ”Biraz daha dikkatli olmalıyız, yoksa ipin ucunu kaçıracağız ”
İpi sapı yok: Birbirini tutmaz, yersiz, anlamsız, işsiz, yersiz yurtsuz, saçma sapan ”İpi sapı yok bu sözlerin, daha inandırıcı olmalısın ”
İpiyle kuyuya inilmez: Kendisine güvenilmez, ona güvenilerek bir işe girilmez ”O ipiyle kuyuya inilmez adamla yola çıkmam ben ”
İple çekmek: Zamanın gelmesini sabırsızlıkla beklemek, çok istemek ”Yarını iple çekiyorum ”
İpucu vermek: Aranılan şeyi bulmaya yarayan işareti, onu açıklamaya yarayan bilgiyi vermek ”Bir ipucu vermezsen bu bilmeceyi çözemeyeceğim ”
İsabet etmek: 1 Nişan alınan yere değmek, rastlamak 2 Çıkmak 3 Yerinde iş görmüş olmak ”Böyle karar vermekte çok isabet ettiniz ”
İskele vermek: Vapura binmek, vapurdan inmek için iskeleyi uzatmak
İsmi var, cismi yok: 1 Sözü edilen bir kimse veya şeyin gerçekte var olmadığını anlatmak için kullanılır 2 Adı olmasına karşılık görevini ve etkinliğini yerine getirmeyen, varlığı ile yokluğu arasında bir fark bulunmayan
İster istemez: 1 Zorunlu olarak, elinde olmadan 2 İstemesi üzerine, hiç vakit geçirmeden, istediği anda ”İster istemez ben de ona bağırdım ”
İstifini bozmamak: Bir olay karşısında aldırış etmemek, durum ve davranışını hiç değiştirmemek ”Karşıma geçmiş avazı çıktığı kadar bağırıyordu, bense istifimi bozmadan bekledim ”
İş ayağa düşmek: İş sorumsuz, yetkisiz ve beceriksizlerin elinde kalmak ”Bunlar da işi iyice ayağa düşürdüler ”
İş başa düşmek: Beklediği yardım gelmeyince, kendi işini kendisi yapmak zorunda kalmak ”İş başa düştü desene! ”
İş çatallanmak (çatallaşmak): Bir işin sonuca oluşması konusunda türlü güçlüklerle karşılaşmak, ya da çeşitli seçeneklerle yüz yüze gelmek, sonuca nasıl ulaştırılacağı bilinemez olmak ”İş gittikçe çatallaşıyor, sense aldırmıyorsun bile ”
İş çığırından çıkmak: Bir iş asıl amaçtan çıkarak düzelmesi güç bir durum almak, bir bozukluk ve kargaşalık baş göstermek
İş inada binmek: Bir işi yapmakta direnmek
İşi düşmek: Birinin yardımına ihtiyaç duymak ”Eh, onun da bize işi düşecek bir gün ”
İşe koşmak: Birini bir iş yapmak üzere görevlendirmek, göndermek
İşi ağırdan almak: Acele etmemek, bir işi yapmak için isteksiz görünmek ”Söyle onlara, işi ağırdan almasınlar, müşteriler mal bekliyor ”
İşi azıtmak: Yanlış ve aşırı yollara sapmak ”Bu çocuk da işi iyice azıttı ”
İşi Allah`a kalmak: Güç şartlar altında, beşerden hiçbir yardım umudu kalmamak ”Kime baş vurduysa bir sonuç alamadı, artık işi Allah`a kalmıştı ”
İşi başından aşmak: Pek çok işi olmak, iş içinde kaybolmak
İşi bitmek: 1 Hâli, gücü kalmamak 2 Yaptığı işi sona ermek ”Git de bak, babanın işi bitmiş mi?”
İşi duman olmak: İşi ve durumu kötü olmak, berbat bir durumda bulunmak
İşi iş olmak: İşi yolunda, iyi olmak; hâlinden memnun bulunmak ”İşi iş herifin, baksana yan gelip yatıyor her gün ”
İşinden olmak: Bir süredir yaptığı işi elinden gitmek, görevini yitirmek ”Haydi canım, yoluna git de patronunla kavga etme; yoksa işinden olacaksın ”
İşi sıkı tutmak: Gevşekliğe yol açmamak, işe gereken önemi vermek ve sağlıklı yürümesini sağlamak
İşi tıkırında olmak: İşi çok uygun ve iyi olmak ”O konuşmayacak da ben mi konuşacağım, işi tıkırında adamın ”
İşi yokuşa sürmek: Yapılabilir, görülebilir işi yapmamak için güçlük çıkarmak, bahaneler ileri sürmek
İşkembeden atmak: Uydurarak söylemek, tutarı olmayan sözler sarf etmek ”Ona sakın inanmayın, işkembeden atıyor ”
İş sarpa sarmak: İş, içinden çıkılması zor bir durum almak; engellerle karşılaşmak ”İşler sarpa sarmadan çekip gidelim buradan ”
İşten el çektirmek: Görevden uzaklaştırmak ”Yolsuzluk yaptığı iddiası ile işten el çektirdiler ona ”
İş yok: O şeyde yarar yok, faydası olmaz ”O arabada hiç iş yok, almaya değmez ”
İte kaka: Zorla, güçlükle ”Adamı her sabah ite kaka işe götürüyoruz ”
İtibar kazanmak: Saygınlık görmek, kendisine değer verilmek
İt sürüsü kadar: Gereğinden fazla, oldukça çok, kalabalık ”İt sürüsü kadar adam, nasıl başa çıkacağız bunlarla ”
İyi etmek: 1 Hastalıktan kurtarmak, sıhhatine kavuşturmak 2 Yerinde bir davranışta bulunmak 3 Bir şeyi gizlice almak, kendisine mal etmek
İyi gözle bakmamak: Birisi hakkında iyi düşünmemek, kötü niyet beslemek ”Komşuları ona hiçbir zaman iyi gözle bakmadılar ”
İyi gün dostu: Dostlarının sıkıntılı günlerinde onlardan kaçan kimse ”Bize iyi gün dostu gerekli değil ”
İyi saatte olsunlar: Cinlerden söz edilirken kullanılır
İzinden yürümek: Birine içten bağlanarak onun başladığı işi aynı anlayışla sürdürmek, fikirlerini ve hareketlerini aynen benimsemek
İzi silinmek: Yok olmak, ortadan kaybolmak ”Çiçek hastalığının bu kasabada izi silindi hemen hemen, çünkü çocuklar aşılanıyorlar ”
__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
|