Şengül Şirin
|
Cevap : Ülkeler Coğrafyası -İsviçre
BERN VE CİVARI
İsviçre eyaletleri arasında yüzölçümü bakımından ikinci büyüklüğe sahip olan Bern kantonu, kuzeybatıda Fransa sınırından, güneyde Alpler’in yüksek zirvelerine kadar uzanır Turizm otoriteleri doğal güzellikler ve arazinin farklılığı nedeniyle, bölgeyi ikiye ayırırlar: Federal başkent ve bölgenin kuzey bölümünü bir bölge olarak, Interlaken ve Alpler üzerinde yer alan dinlenme merkezlerini Bern Oberland’ı olarak ele alırlar
Bern
Bern (Berne), 1848 yılından bu yana İsviçre Konfederasyonu’nun başkentidir Kıtanın en iyi korunmuş ortaçağ şehirlerinden biri olan Bern, UNESCO tarafından dünyanın değerli hazinelerinden biri olarak kabul edilmiştir Bern ayrıca, Avrupa’nın en “çiçekli” şehirlerinden biridir Halka açık pek çok bahçe ve ormanın yanı sıra bina cepheleri ve tarihi çeşmeler de çiçeklerle süslenmiştir
Federal hükümet ile çeşitli diplomatik temsilciliklerin yanı sıra Universal Postal Union gibi çeşitli uluslararası organizasyonlara da ev sahipliği yapan şehir, romantik sakinliğini koruyan bir yerleşim bölgesidir
Bern, önemli bir bölümü kargaşa içinde geçen 8 asırlık bir tarihe sahiptir Şehir, topraklarının batı sınırında sur inşa etmek isteyen Zähringenli Dük V Berchtold tarafından 1191’de kurulmuştur Dük, surları, Aare nehrinin kıvrılmasıyla oluşan kayalık bir çıkıntının üzerine inşa etmiştir 1405’te, ahşap evlerinin tamamının harap olduğu bir yangından sonra, şehir kumtaşından yeniden inşa edilmiştir Zähringen hanedanını temsil eden sembolik ayı, heykel biçiminde, flamalar üzerinde, hatta canlı olarak her yerde karşınıza çıkar Bunların en popüleri Ayı (Bear) Pit’tir Efsaneye göre, Dük şehri kurmaya karar verdiğinde avladığı ilk hayvanın ismini şehre vereceğine yemin eder ve ilk vurduğu hayvan bir ayı (Almanca Bär) olur Bern, Habsburglarla savaştıktan sonra özgürlüğünü korumak için 1353 yılında Konfederasyona katılmıştır Sınırlarının batıya doğru genişliğinden dolayı Fransızca konuşulan bir bölgenin de Konfederasyona katılmasını sağlamış, 1848’deki anayasal değişiklikler sırasında ise federal hükümetin merkezi seçilmiştir
Tarihi Şehir
Bern’in tarihi bölgelerini gezmeye tren istasyonundan başlayabilirsiniz: Yeraltındaki alışveriş galerilerinde, bundan neredeyse altı asır önce şehir surlarının önemli bir bölümü olan Christoffelturm’un (Saint Christopher Kulesi) kalıntıları bulunur
Eğer yeraltından yukarı, sokak seviyesine çıkmak için asansöre binerseniz, canlı alışveriş caddesi Spitalgasse’nin başına çıkarsınız; şık ve eski bina cephelerinin arkasında büyük alışveriş mağazaları saklıdır Tarihi şehrin sokaklarının çoğunun üzeri (neredeyse 6 km ) kemerlerle örtülmüştür Kemerlerin altında, müzik dinleyip sokak sanatçılarını seyrederek güzel vakit geçirebilirsiniz
Bern, çoğu 16 yüzyıldan kalma çeşmelerle doludur Çeşmelerin ana sütunları, genellikle canlı renklere boyanmış, alegorik figürlerle bezenmiştir Karşınıza çıkacak ilk çeşme muhtemelen Pfeiferbrunnen’dır (Gaydacı Çeşmesi) ve pek çok yerel anıtın tasarımcısı olan Hans Gieng’in eseridir
17 yüzyıl tarihli Käfigturm bir zamanlar, önce gözetleme kulesi, daha sonraları da hapishane olarak kullanılmıştır Waisenhausplatz’ı solunuza aldığınızda kuzey yönünde, 18 yüzyıldan kalma harika bir yapı olan Waisenhaus’u (kimsesizler yurdu) görürsünüz Yan tarafında yer alan ve Meret Oppenheim tarafından tasarlanan modern çeşme çok tartışılan bir eklemedir
Käfigturm’un güneyinde bulunan Bärenplatz, kafeleri ve açık havada yer alan büyük boyutlu satranç tahtalarıyla, canlı bir yerdir
Käfigturm’a geri dönerek, göz alıcı iki çeşmesi bulunan Marktgasse’yi gezebilirsiniz Çeşmelerden ilki salgın hastalığa yakalananlara evini açan ve Island Hospital’in kurucusu olan Anna Seiler’e adanmış, şarabı suyla seyrelten bir kadının yer aldığı Nefse Hâkimiyet alegorisidir Diğeri de ayılı flamalarla süslenmiş Schützenbrunnen çeşmesidir Marktgasse’nin sonunda, sol tarafınızda kalan Kornhausplatz’daki Kindlifresserbrunnen çeşmesinin ana teması korkutucu bir devdir Bir zamanlar tahıl deposu olarak kullanılan Kornhaus, günümüzde sergi ve benzeri etkinliklere ev sahipliği yapan bir kültür merkezidir Bu yapı grubunda Güzel Sanatlar ve Endüstriyel Sanatlar kütüphaneleri de yer alır Tarihi duvarlar ve modern tasarımların harika bir kombinasyonu olan Kornhaus Café’ye uğramadan geçmeyin
Bern’in en eski anıtı olan ünlü Zygloggeturm (saat kulesi) o kadar sıradışıdır ki muhakkak gezi programınıza ekleyin Böylece, 16 yüzyıl İsviçre saat işçiliğinin alışılmadık biçimde sergilenişine tanık olabilirsiniz Gösteriyi izlemek için saat başından en az beş dakika önce saat kulesine gitmeye çalışın: Gösteri, soytarının başının üstündeki iki çanı çalmasıyla başlar, arkasından ayılar geçidi başlar, horoz öter ve kanatlarını çırpar, Zaman Baba kumsaatinin üzerinde döner ve benzeri olaylar gerçekleşir
Zytglogge’nin ilerisinde, Kramgasse üzerinde bulunan Zähringerbrunnen’de (Zähringen Çeşmesi), zırh kuşanmış bir ayı ve onun ayaklarının dibinde de bir yavru ayı heykeli yer alır Bern yurttaşlarının adlandırdığı şekliyle Mutz, şehrin kurucusuna adanmıştır Albert Einstein ve ailesi 1902 yılından 1909 yılına kadar Kramgasse No 49 adresinde yaşamışlardır Fizikçinin izafiyet teorisi ile madde ve enerjinin korunumu yasasını geliştirmiş olduğu ev, günümüzde müze haline getirilmiştir
Caddenin aşağılarına doğru sağ tarafta, Postgasse ve Postgasshalde’nin arasında yükselen Rathaus, Gotik tarzda inşa edilmiş son derece büyüleyici bir yapıdır Rathaus’un karşısında, tipik üniforması içinde Bern ayısının bulunduğu rengârenk Vennerbrunnen (Flama Taşıyan Çeşmesi) bulunur
Kramgasse caddesinin devamındaki Gerechtigkeitsgasse caddesinde, Adalet alegorisini temsil eden Gerechtigskeitsbrunnen çeşmesi bulunur Sokağın sonunda, önünüze, her ikisi de birbirinden çekici iki yol çıkar; isterseniz köprüyü geçer ve Ayı Pit’e doğru dümdüz gidebilir ya da dilerseniz gezinize, şehrin en tarihi bölümü olan Nydeggstalden’de devam edebilirsiniz Nydeggkirche’den (Nydegg Kilisesi) sonra Läuferplatz’a doğru inerek Bern’in en eski köprüsü olan (1461-1489) Untertorbrücke’yi görebilirsiniz Sol tarafta bulunan Läuferbrunnen (Haberci Çeşmesi), Fransa kralı tarafından Fransızca konuşmadığı için kınanan ve krala, “Siz de Almanca konuşamazsınız!” diyen Bernli bir haberciye adanmıştır
Unterbrücke’den hemen sonra sağa dönerek önünüze çıkan yokuşu tırmanırsanız Ayı Pit’i (Bärengraben) görebilirsiniz Ayısı olmayan Bern, Eyfel Kulesiz Paris’e benzer Fransızların maskotlara el koyduğu işgal altındaki dönem hariç, 15 yüzyıldan bu yana ayılar her zaman bu bölgede büyük saygı görmüştür Eğer hava uygun olursa, anne ayılar ve o senenin ilk yavrularının getirildiği Paskalya sabahı, anıtın en kalabalık olduğu zamandır
Tekrar Nydeggbrücke tarafına geçerek, Junkerngasse caddesi üzerinden, geç dönem Gotik tarzında inşa edilmiş Münster’e doğru yürüyün Münster, İsviçre’nin en görkemli katedralidir Tamamlanması iki asırdan fazla sürmüştür Yapımına 1421 yılında başlanan neflerin tamamlanması için 150 yıl gerekmiştir 100 metre uzunluğundaki kule külâhı 1893 yılında tamamlanabilmiş, ağırlığı 10 tondan fazla gelen büyük çan ise, 1611 yılında eklenmiştir Ana girişin üstündeki alınlıkta, Erhart Küng’ün, her sosyal sınıftan “seçilmiş” 234 lanetlenmiş ve kutsanmış ruhu temsil eden Son Yargı (1490-1495) adlı eseri göze çarpar
Koro mahallindeki 15 yüzyıla ait, özellikle üç kral ile danse macabre tasvirli vitray pencereler, çok etkileyicidir Rönesans koro koltukları dikkat çeker Merdivenden kulenin ikinci terasına çıkarak şehrin harika manzarasını seyredebilirsiniz Eskiden beri popüler bir yer olan Matte’nin bulunduğu nehir kenarına Münsterplattform asansörüyle inerek harika manzaranın keyfini çıkarın Yeniden düzenlendikten sonra butikler, el sanatı tezgâhları ve sanatçı stüdyolarıyla dolu olan bölge yürüyüş yapmaya da uygundur
Hemen yanında, İsviçre hükümetinin merkezi olan 19 yüzyılda inşa edilmiş Bundeshaus (Federal Meclis Binası) bulunur Bina, tatiller ve meclis oturumları hariç, her zaman ziyarete açıktır Günde 6 kez bina içinde rehber eşliğinde ücretsiz turlar düzenlenir Oturumlar esnasında ise sadece ziyaretçi galerileri açıktır Bern ve etrafını çevreleyen Alpler’in harika manzarasını izlemek için kısa bir yolculukla Gurten’e (860 m ) tırmanabilirsiniz Tramvayla (9 no lu hat) 25 dakikalık bir yolculuk yaparak veya şehir merkezinin güneyinde kalan Wabern’den işleyen dağ demiryoluyla 10 dakikada zirveye ulaşabilirsiniz
CENEVRE
Kelimenin tam anlamıyla kozmopolit bir şehir olan Cenevre, hem yüksek yaşam kalitesine sahip hem de sakin bir yer olmayı başarmıştır Dünyanın dört bir yanından gelip buranın bir kez suyunu içen diplomatlar ve memurlar, herhangi bir tayin söz konusu olduğunda bu sanat ve tarih zengini şehirden ayrılmak istemezler Dağlara bir taş atımı mesafede yer alan Cenevre’nin yerleşimi lüks butikler, şık restoranlar, göl kenarı parklarıyla güzel bir şekilde düzenlenmiştir
Cenevre, Iulius Caesar ve ordusunun, Helveti askerlerinin Gaul’e doğru ilerlemelerini önlemek üzere Rhône üzerindeki eski köprüyü yıktıkları tarih olan İS 58 yılından itibaren, tarihin bütün dönemlerinde coğrafi konumundan dolayı stratejik bir yer olmuştur Önemli bir ulaşım kavşağı ve ticaret merkezi olması nedeniyle pek çok hükümdarın işgaline uğramıştır Şehir, sırasıyla, Burgonya dükleri, Germen İmparatorları, Savoy dükleri ve son olarak da Napoléon Bonaparte tarafınndan ele geçirilmiştir
Savoy dükü 1602 yılında, binlerce paralı askerle şehri kuşatmış, ve gecenin karanlığından da yararlanarak, şehrin surlarına kadar sokulmuştur Ancak Cenevrelilerin fırlattığı mızraklar ve (efsaneye göre) kadınların döktükleri kaynar çorbalarla bu işgalin önüne geçilmiştir Her yıl 11 Aralık civarında, Escalade (Surların Müdafaası), meşalelerin taşındığı geçit törenleri ve maskeli balolarla anılır
Fransız teolog Jean Calvin, Cenevre’yi Protestanlığın merkezi haline getirmiştir 1541 yılında hemşehrileri onu ruhani liderlikle onurlandırdılar Calvin, şehre muhafazakâr bir hava ve katı bir disiplin empoze etmiş, bunun üzerine pek çok Protestan mülteci ve keşiş “Protestan Roma”ya akın etmeye başlamıştır Günümüzde şehre hoşgörü hâkimdir Cenevre’de pek çok Protestan, Katolik ve Ortodoks ibadet yerleri ile bir sinagog ve caminin yanı sıra Ekümenik Kiliseler Konsili de bulunur
Cenevre’de Gezinti
Cenevre’nin en yüksek anıtı ve şehrin sembolü olan su fıskiyesi, şehrin hemen hemen her yerinden görülür; sular neredeyse 40 katlı bir bina yüksekliğine kadar çıkar
Etkileyici Mont-Blanc köprüsü, şehrin iki kıyısını birbirine bağlar Köprü üzerinden, sakin gölün beklenmedik şekilde birden daralarak güçlü bir nehre dönüştüğü noktayı izleyebilirsiniz Alpler’den doğan Rhône nehri, Akdeniz’e dökülmeden önce Cenevre Gölü’nden geçer Eğer açık bir hava yakalayabilirseniz, köprünün sağ kıyısından, Fransız Alpleri üzerinde yükselen Mont Blanc’ın muhteşem manzarasını seyredebilirsiniz
Köprünün batısında kalan (gerçekte 16 yüzyılda yaratılmış yapay bir ada olan) Rousseau Adası’na, Bergues köprüsü üzerinden yürüyerek ulaşabilirsiniz Göl kenarındaki heykel, ünlü yazar ve filozof Jean-Jacques Rousseau’nun anısına (1712-1778) dikilmiştir Akıntı yönünde, Cenevrelilerin kısaca Island dedikleri ada, nehri iki kola böler 1219 yılında inşa edilmiş olan şatonun, sadece gözetleme kulesi ayakta kalmıştır
Nehrin öbür kıyısına geçerek, lüks alışveriş bölgesini gezebilirsiniz Neuve meydanına çıkan şık bulvar caddeleri rue du Rhône, rue de la Confédération, rue du Marché, rue de la Croix-d’Or ve rue de la Corraterie boyunca aşağı doğru yürüyerek keyifli bir yürüyüş yapabilirsiniz Burada, üçü de birbirinden etkileyici üç güzel yapı karşınıza çıkar: Paris’teki Garnier Opéra’dan esinlenilerek inşa edilen Grand Théâtre, Conservatoire de Musique ile Musée Rath Sonuncusu, İsviçre’nin ilk güzel sanatlar müzesi olarak 1826 yılında Yunan tarzında inşa edilen görkemli bir yapıdır
Neuve meydanında karşınıza çıkacak olan metal kapılardan geçerek Promenade des Bastions parkına girebilirsiniz Burada göreceğiniz Reformasyon Anıtı çok çarpıcıdır 1909 yılında, Calvin’in doğumunun 400 yılı ile Cenevre Akademisinin 350 kuruluş yıldönümü anısına inşa edilen 100 m uzunluğundaki duvarın üzerinde birkaç dilde dini yazıt bulunur Duvarın merkezinde yer alan heykel topluluğu, Calvin ve üç arkadaşının –Fransız reformcular Théodore de Bèze ve Guillaume Farel ile birlikte İskoç vaiz John Knox’un– heykellerinden oluşur Anıtın tam karşısında bulunan yapı, Calvin’in kurduğu Teoloji Akademisi’nden doğan Cenevre Üniversitesi’nin merkez binası olarak kullanılır
Bahçeleri geçtikten sonra tarihi şehre doğru yürümeye devam edin: Labirentvari sokakları ve günümüze kadar muhafaza edilmiş tarihi mekânlarıyla görülmeye değer Stratejik konumundan dolayı Romalılar surları inşa etmek için burayı seçmişlerdir
Promenade des Bastions’un sonundaki rue Saint-Léger üzerinden Place du Bourg-de-Four’a çıkabilirsiniz Meydanda harika bir çeşme vardır Burası, etrafında Palais Justice (Adalet Sarayı, 1712) ve birkaç tarihi yapının (16-18 yüzyıllar) yer aldığı hoş bir meydandır Cenevre’nin en saygın antika dükkânlarının yer aldığı rue de l’Hôtel-de-Ville üzerinde dolaşarak Taconnerie alanına doğru yürüyün; birkaç adım ileride karşınıza katedral çıkacaktır
Pagan dönemlerden bu yana her zaman bir ibadet yeri olarak kullanılmış olan alan, tarihi şehrin en görülmeye değer yeridir 12 yüzyıldan kalma Cathedrale Saint Pierre’nin (Aziz Petrus Katedrali) yapımına, önce Romanesk tarzda başlanmış, daha sonra geç Gotik tarza ağırlık verilmiştir 18 yüzyılda ise katedralin ön cephesine, günümüzde dahi tartışılan klasik sütunlar eklenmiştir
Katedralin iç mekânı, Calvin’in burada 20 yıl boyunca vaaz ettiği doktrinler gibi ağırbaşlıdır Asansörü kullanarak çıkabileceğiniz kuzey kulesinin üzerinden, çanların arasında, Cenevre ve çevresinin eşsiz manzarasını izleyebilirsiniz
Rue du Puits-Saint-Pierre üzerindeki Tavel House (Tarihi Cenevre Müzesi), Cenevre’nin ayakta kalan en eski binasıdır Bir zamanlar tahıl ambarı olarak kullanılan Silahhane, l’Hôtel-de-Ville’in hemen köşesinde bulunur Kemerlerin altındaki 17 ve 18 yüzyıllardan kalma toplar, şehrin sembolik olarak savaşa ne kadar hazırlıklı olduğunu gösterir 1949 yılından kalma üç duvar mozaiğinde, şehir tarihinden önemli olaylar tasvir edilmiştir
Caddenin diğer yakası üzerinde yer alan Hôtel de Ville (Belediye Sarayı), kanton idaresinin merkezi olarak hizmet verir Yaz aylarında Rönesans tarzındaki şık avluda konserler verilir Savaş esirleriyle ilgili ilk antlaşma olan Cenevre Konvansiyonu, 1864 yılında bu binada imzalanmıştır
Hôtel de Ville’i geçtikten sonra, 15 ve 18 yüzyıllara ait binaların sağlı sollu sıralandığı pitoresk Grand-Rue boyunca ilerleyin No 34 bir zamanlar Ferdinand Hodler tarafından atölye olarak kullanılıyordu Biraz daha aşağıda yer alan No 40, Rousseau’nun doğduğu yerdir Bu caddeye paralel uzanan Rue des Granges üzerinde Cenevreli büyük burjuva ailelerinin yaşadığı evler bulunur Burası, XVI Louis tarzında muhteşem evlerle bambaşka bir havaya sahiptir
Sanat ve Tarih Müzesi’nin hemen yanında yer alan Eglise Russe (Rus Kilisesi), başlı başına görülmeye değer bir yerdir Kilisenin 1866 yılından kalma altın yaldızlı kubbeleri muhteşemdir
Tarihi şehrin başka bir ilgi çeken yeri de Jean Calvin ve Augustin de Candolle (Sera ve Botanik Parkı’nın yaratıcısı) gibi ünlü Cenevrelilerin ebedi uykularına yattıkları Cimetière de Plainpalais’dir (Plainpalais mezarlığı)
Pont de la Coulouvrenière’in yanında 1866 yılında inşa edilen ve eskiden bir hidroelektrik santrali olan Bâtimet de Forces Motrices (Hareketli Birlikler Binası) binası göze çarpar Günümüzde, binanın büyük salonu lirik sanata ayrılmıştır
Cenevre’nin mistik bir başka yeri de, tarihi 1932’lere dayanan ve yakınlarda restore edilen Bains des Paquis’tir (Paquis kaplıcaları) Bu doğal yüzme havuzu, limana inşa edilmiştir
Tarihi Grottes mahallesinde, tren istasyonunun arkasında, karşınıza bir başka mucize, alışılmadık boyutlarda, eğlenceli, rengârenk ve parlak mozaiklerle dekore edilmiş olan Şirinler’in evleri (1982-84) karşınıza çıkar
Sıradışı mimariden hoşlananlara, inşa edildiği 1931-32 yıllarında avangard olarak değerlendirilen ve “Clarity” (La Clarté) adını taşıyan binayı ziyaret etmelerini öneririz Villereuse mahallesinde bulunan bu çelik giydirme bina, Le Corbusier tarafından iç mekâna maksimum günışığının girmesine izin verecek şekilde tasarlanmıştır Bina içinde, Tinguely ile Nicki de Saint-Phalle’nin çalışmalarına ayrılmış Bonnier Galerisi’nde yapacağınız gezintiden yaratıcı tasarım konusunda pek çok şey öğrenebilirsiniz
Enternasyonal Şehir Cenevre
Gölün sağ yakasındaki göz alıcı Wilson Rıhtımı, I Dünya Savaşı’ndan sonra Cenevre’nin kaderini tamamen değiştiren Amerikan başbakanının anısına adanmıştır Rıhtımın sonunda yer alan Wilson Palace 1875’te inşa edilmiştir 1987’deki yangından sonra ancak yıllar süren onarım sonucu eski görkemine yeniden kavuşmuştur Çok uzun süredir bankacılık ve saatçiliğin merkezi olan şehir, 1920 yılında Woodrow Wilson’un Milletler Cemiyeti’nin merkezi olarak Cenevre’yi seçmesiyle, uluslararası bir boyut kazanmıştır Cenevre bu tarihten sonra diplomasinin dünya başkenti olmuştur
Cenevre yine aynı nedenle, sayısız organizasyon ve uluslararası kuruluşun merkezi haline gelmiştir Bunlar arasında Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Antlaşması Merkezi (GATT), Uluslararası Kızılhaç Komitesi, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) gibi kuruluşlar bulunur
Milletler Cemiyeti’nin Merkezi olarak kabul edilen büyük Palais des Nations, savaş rüzgârlarının uluslararası işbirliği ihtiyacı doğurması nedeniyle, 1937 yılında kurulmuştur II Dünya Savaşı’ndan sonra toplanan Birleşmiş Milletler Örgütü, Avrupa merkezi olarak kullanmak üzere Ariana Parkı’nın göbeğinde bulunan binaya el koymuştur BM’nin zamanla kapsamı genişleyen faaliyetleri ve o oranda artan personeli nedeniyle bina da günümüzde genişletilmiştir Rehberli turlar eşliğinde içerideki tarihi salonları, göz alıcı fresklere sahip olan Konsey salonu ile devasa toplantı salonu ve pek çok cilt ve uluslararası belgenin arşivlendiği Rockefeller Kütüphanesi’ni gezebilirsiniz Mülteciler Yüksek Komitesi’nin Ziyaretçi Merkezi (rue de Montbrillant) 1927 yılında, eskiden bir benzin istasyonu olarak kullanılan alana kurulmuştur Maurice Braillard tarafından tasarlanan bina, tarihi eser kategorisinde değerlendirilmektedir
Parklar ve Bahçeler
Cenevre çeşmeleri, heykelleri, kameriyeleri, kafeleri ve geniş parklarıyla övünmekte çok haklıdır
İngiliz Bahçesi Sol yakadaki bu park, dev bitki saatiyle ünlüdür Saatin yılda iki kez yeniden yeşillendirilen ve binlerce çiçek ve bitkiden oluşan saat yüzeyi görülmeye değer Saat, Cenevre’nin saat endüstrisini simgeler
Parc de la Grange’ın içinde bir gül bahçesi vardır 200’den fazla gül türünün bulunduğu bahçe özellikle Haziran’da çok canlıdır
Sağ yakada yer alan 1804-73 yılları arasında yaşayan Brunswick dükünün mozolesi Cenevre’nin en görkemli anıtıdır Mozole, Quai des Mont-Blanc üzerindeki Jardin Brunswick’in (Brunswick Bahçesi) içinde yer alır Son yıllarını Cenevre’de sürgünde geçiren dük, ölümünün ardından kendi adına bir mozole yapılması şartıyla şehre muazzam bir servet bırakmıştır
Mon-Repos ve Perle du Lac parkları içinden geçerek, Botanik Bahçesi’ne gidebilirsiniz Bahçe, pek çok tropik bitkinin yetiştirildiği yemyeşil bahçeler, su bitkileriyle dolu bir havuz, bilimsel amaçlarla ağaç yetiştirilen bir alan, dağ bitkileriyle kaplı kaya bahçesi ve bir kuşhaneden oluşur
ZÜRİH
İsviçre’nin en büyük şehir merkezi olan (bir milyon nüfusa sahip) Zürih kenti, aynı isimle anılan gölün kuzey ucuna kurulmuştur Zürih, ekonomisi göz önüne alındığında, New York, Londra ve Paris gibi şehirlerle aynı sıralamada yer alır Ekonomik önemine rağmen şehir kendisine “Büyük Köy” lakabını kazandıran samimi ve insancıl özelliklerini korumuştur
Zürih (Zürich) neredeyse bir asıra yakın zamandır mali açıdan bir merkez olmayı sürdürmektedir Borsa 1877 yılında kurulmuştur Şehrin tarihi ise çok daha eskilere dayanır Neolitik dönemden itibaren insanoğlu, Zürih Gölü’nün kıyı boyunda kazıklar üzerine yerleşim alanları inşa ederek kasabalar kurmuştur Romalılar, Limmat Nehri’ne nazır bir tepe olan Turicum’da, bundan iki binyıl önce bir gümrük bürosu kurmuşlardı Günümüzde Lindenhof olarak bilinen bu yer, şehrin coğrafi merkezidir Zürih’in şehirleşmesi, özellikle ipek, yün ve pamuk dokumacılığında gelişerek önemli bir sanayi merkezi haline gelmesi için binyıl daha gerekmiştir Zürih’in 1351 yılında Konfederasyon’a katılmasıyla, soylular ve tüccarlar, güçlerini esnaf loncası temsilcileriyle paylaşmayı kabul ettiler Günümüzde esnaf loncası merkez binaları, tarihi şehrin hazine değerindeki anıtları arasında sayılabilir
16 yüzyılda, Ulrich Zwingli kente Reformasyonu getirmiştir Bunun sonucu olarak Zürih, ticari ve siyasi alanlarda gelişme göstererek kazandığı önemin yanı sıra entelektüel alanda da canlılık kazanmıştır Kent, asırlar boyunca özgürlükçü düşüncenin merkezi olmuş, Goethe, Wagner, Thomas Mann, Einstein, Joyce, (Zürih’teki Café de l’Odéon’da birlikte sayısız saatler geçiren) Lenin ve Troçki gibi pek çok düşünürü ağırlamıştır Lenin ve Bolşevik yoldaşlarını, Almanya üzerinden Petersburg’a götürmek üzere yola çıkan ünlü ‘mühürlü tren’ 1917 yılında Zürih’ten hareket etmiştir
I Dünya Savaşı esnasında ortaya çıkan Dadacı sanat hareketi de, Spiegelgasse’de sahnelenen Cabaret Voltaire’de (Voltaire Kabaresi), Zürih’te doğmuştur Günümüzde Zürih, her türden sanat eserinin sergilendiği elliden fazla galeriye ev sahipliği yapar İsviçre’nin en büyük üniversitesi University of Zurich ile dünyanın en iyi mühendislik okulları arasında anılan ünlü Federal Polytechnic şehre entelektüel bir hava katar
Zürih’i Keşfederken
Limmat nehri, modern ve ticari şehir ile tarihi şehrin hayranlık bırakan daracık sokakları arasındaki sembolik sınırı belirler İsviçre’nin en güzel alışveriş caddesi olan Bahnhofstrasse dünyanın en prestijli caddelerinden biridir 1,5 km uzunluğundaki cadde, tren istasyonundan başlayarak göl kenarına kadar uzanır Mücevher, saat, kürk, haute couture, antika eşyalar ve sanat eseri türünden her çeşit lüks ürünü burada bulabilirsiniz Ihlamur ağaçlarının gölgelediği cadde, vitrin alışverişini elverişli kılmak için sadece yaya trafiğine ayrılmıştır Tren istasyonu yakınlarında şehrin en yüksek binası olan gözlem kulesi Urania göze çarpar Kulenin içinde bar da vardır Burada bulunan 600 kez büyütme özelliğine sahip teleskopla etrafı seyredebilirsiniz
Kutsal Fraumünster, Limmat nehrinin batı yakasında yükselir İlk olarak bir rahibe manastırının kurulduğu 853 yılından itibaren burada her zaman bir kilise bulunmuştur Günümüzde burada bulunan görkemli yapı, 13 yüzyıldan kalmadır Chagall tarafından tasarlanan modern vitrayları ve Romanesk koro mahalli muhteşemdir
Yakınlarda, şarap tüccarları loncasının 1757’de yaptırdığı, Zürih’in Barok tarzı en güzel binası Zunfthaus zur Meisen loncası yer alır Bina günümüzde, Swiss National Museum’un (İsviçre Ulusal Müzesi) seramik koleksiyonuna ev sahipliği yapar Münsterhof üzerinde 1637 yılından kalma Zunfthaus zur Waag bulunur Eskiden keten dokumacılarına ve şapkacılara ait olan bu loncalar, diğer eski lonca binaları gibi restorana dönüştürülmüştür
İki yanında sevimli butikler ile göz alıcı antika mağazalarının sıralandığı hayranlık uyandıran daracık sokaklar, Zürih’in en eski kilisesi Sankt Peterskirche’ye (Aziz Petrus Kilisesi) çıkar 13 yüzyıldan kalma çan kulesi üzerinde, dünyanın en büyük saati bulunur Saatin çapı 9 metreden fazladır Kilisenin Barok tarzı nefi pembe-turuncu mermer sütunlarla dekore edilmiştir Zarif alçı süslemeler ve kristal avizeler 18 yüzyıldan kalmadır
Eğer Lindenhof’a çıkan dik merdivenleri tırmanmayı göze alırsanız, üstü kapalı gezi tekneleri ve arka planda her zaman işlek Limmatquai’nin yer aldığı harika Limmat manzarasını görme fırsatı bulabilirsiniz Bu meydanda yer alan çeşme, 1292 yılında Habsburglar şehri kuşattıklarında, şehri kurtaran Zürih kadınlarının anısına yaptırılmıştır: Zürih kadınları düşmanı kandırmak için savaş giysilerine bürünerek, şehrin fetihlere karşı çok iyi korunduğu izlenimi uyandırıp, şehri kurtarmışlardır
Nehrin karşı yakasında Fraumünster’in tam karşısında yer alan Grossmünster katedrali, 1100 ve 1250 yılları arasında, 9 yüzyıldan kalma bir kilisenin üzerine inşa edilmiştir Grossmünster, İsviçre’nin Almanca konuşulan bölgeleri için tartışmasız, Reformasyonun “ana kilisesi” olmuştur Zwingli, 1519 yılından ölüm tarihi olan 1531 yılına kadar vaazlarını burada vermiştir Augusto Giacometti’nin tasarladığı vitraylar modern zamanların katkısıdır 15 yüzyılda inşa edilen ve 18 yüzyılda üzeri kubbeyle örtülen ikiz kuleler şehrin en dikkat çekici anıtlarıdır
Ayakları tuhaf bir biçimde Limmat nehrinin iki yakasına oturtulan Wasserkirche’nin camları da Giacometti kardeşlerin eseridir Nehrin doğu yakasında, her biri bir diğerinden görkemli eski lonca binaları dizilmiştir: Bir zamanlar soyluların toplandığı Zunfthaus zum Rüden, 1708 yılında inşa edilmiş ve cumbalı muhteşem pencerelerle dekore edilmiş marangoz loncası Zunfthaus zur Zimmerleuten ile tuhafiyeciler loncasının merkezi Zunfthaus zur Saffran Sonuncunun karşısında, yapımı 1698 yılında tamamlanmış olan zengin işlemeli Rathaus (Belediye Sarayı) bulunur Binanın inşasının tamamlanmasından bu yana olageldiği gibi, Zürih’in belediye ve kanton meclisleri hâlâ burada toplanır
Tarihi şehri gezdikten sonra göl kıyısında bir gezi yapabilirsiniz Doğu yakasında karşınıza, Zürih’in kardeş şehri Kunming’in hediyesi olan Çin Bahçesi çıkar Burada yer alan her şey Doğu esintileri taşır: Kuşlar, çiçekler, balıklar, dereler ve köprüler
__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
|