Şengül Şirin
|
Cevap : Psikanaliz ve Folklor
Bilinç altı zihni kendini bilinçli zihinden ayıran pek çok sayıda niteliğe sahiptir ve bunların çok fazla sayıdaki işaretleri burada bilinç altı yaşantıları olarak grup-ladığım olaylardan sıklıkla takip edilebilir Onları burada numaralandırarak vaktinizi almayacağım, ama bunlardan özellikle folklor alanında aşina olduklarınızın bir veya ikisinden bahsedeceğim Psikanalizde bunu sorudaki kişinin fikirleri ve daha ziyade dileklerinin dış dünyada istediklerine ulaşma gücüne sahip olduğunu belirten bilinç altı inancı çağrıştıran düşünce*lerin sınırsız gücü olarak adlandırırız
Bu türden zihinsel süreçlerin eğitimi günlük psikanaliz işlerinde geniş bir rol oynar, ve folklor için bunun bir gösterimini seçerek kayba uğramaktayım, çünkü folklor ile ilgili verilerin çok büyük bir çoğunluğu bu ilkeye dayanmaktadır Dış dünyada sonuca ulaşmak için yapılan her âdet, veya tören veya formül, hastalıktan korunma, mahsulü iyileştirme ve bunun gibi şeyler, temel olarak insan zihninin dış dünyadaki doğa olaylarını etkileyebilecek, dinin Tanrıya devrettiği ve daha dolaylı bir dua tekniği yoluyla elde ettiği güce sahip olduğu inancına dayanmaktadır
Biraz önce bahsedilen nitelik belki de daha genel olan şeyin özel bir örneği olarak, yani gerçekliğin önemsenmemesi olarak düşünülebilir En abartılı şekliyle bu epey yanlış boyutlara ulaşabilir, ve aslında, akıl sahibi olmayanlar arasında hakiki yanılgılar olarak ortaya çıkabilir Fakat çok sıklıkla, gerçekliği görmezden gelme eğilimi, en azından onun bilinçli tezahürleri içinde mutlak değildir Folklor malzemelerinin çok büyük bir kısmına görünen mantıksızlığı veren de bu özelliktir “Görünen” kelimesini kullanıyorum, çünkü sorudaki süreç eğer birisi bunun dayanak noktalarını verirse gerçekten mantıksız değildir; fakat bu dayanak noktaları zaten dış gerçekliğin hakikatleri ile uygunluk içinde değildir Örneğin, bir güneş tutulması boyunca köylüler tencere tava çaldıklarında, eğer biri kahramanlarını yutmaya çalışan bir kurdun varlığını kabul ederse bu usulün çok da anlamsız olmadığını söyleyebiliriz
Yine daha geniş anlamda konuşmak gerekirse, burada folklor olaylarının büyük çoğunluğunda hayal gücünün oynadığı rolle ilgileniyoruz ve psikanaliz hayal gücünün yaptığı işleri dış dünyada ilgi uyandıran ve kökenini de bilinçaltı ilgiler ve dürtülerden alan içsel fantezilere kadar takip edebilir Hayal gücü tabii ki içten gelen bir ihtiyaca yanıt olarak oluşturulabilir, yani kendiliğinden gelişebilir veya içerden ha*rekete geçirilebilir Dış etkiler, hayal gücü eyleminin büründüğü şekli etkilemekten başka bir şey yapamaz Bu düşünceyi hesaba katmama sonucuyladır ki “yayı-lımcı” antropoloji okulunun belli üyeleri psikanalizci ve antropolojik bakış açıları arasında, bana göre gerçekte var olmayan bir zıtlık bulmuşlardır Belli bir inancın veya geleneğin yayılmasını gösterirken buldukları her şeyi içine alan tanım, bana her sinirsel semptomu “önerme” ye atfederek tatmin olanların psikopatolojisindeki benzer yaklaşımı hatırlatmaktadır ve her iki durumda da yapılacak eleştiri aynıdır
Sinirsel semptomlarla bir kişi, önerme dışındaki şeylerin rol oynadığını ve bunu da sadece harekete geçirilmeye yeterince hazır iç dürtülerin harekete geçmesiyle yaptığını ve bunun etkisinin de iç dürtü ürününün aldığı şekli bir dereceye kadar belirlemekle sınırlandığını ispatlayabilir Bunun bireyler için olduğu kadar kitleler için de hemen hemen bu şekilde olduğuna ikna olmuş durumdayım, çünkü iş başındaki güçler her ikisi ile de aynı psikolojik doğaya sahiptir
Buna karşıt bir kanıt olarak, yeni düzeninde bir geleneğin orijinal anlamının bazı zamanlar kaybolduğunu ve ancak tarihsel olarak köken yerinden yayılmasını araştırmakla keşfedilebilece-ğini ve hatta nakil sonucunda anlamının değişebileceğini öne sürmek geçerli olmaz Bunun için, burada bahsedilen “anlam” inanca ya da geleneğe insanlar tarafından verilmiş olan makul görünümden nadiren daha fazlasıdır ve bu görünümün arkasında onların hiç bilmediği bir şekilde gerçek ve daha derin güdü yatmaktadır, diye yanıt veriyorum Daha derin olan güdü araştırılırsa, iki durumda da çok benzer olduğu anlaşılacaktır, yani nakilden önceki ve sonraki inanç genellikle aynı öncelikli dürtünün ifadesidir
Şimdi de bilinçaltı zihinsel aktivite-lerinin en çok kafa karıştıran ve önemli özelliklerinden biri olan sembolizmi ele alacağım Bu konu üzerindeki yanılgıların çok büyük bir kısmı, epey farklı olan bir sürü sürecin aynı terimle karşılanma*sı sonucu ortaya çıkmaktadır Bir fikrin bir diğerinin yerine kullanıldığı metaforlar, simgeler, benzetmeler ve bunun gibi süreçlerin hemen hepsi sembolizm olarak adlandırılmıştır Psikanalizde ise bu keli*me, bilinçaltı zihinde bastırılmış bir halde bulunan bir fikrin veya sürecin, bağlantılı bir başkasıyla temsil edildiği özel süreci tanımlamak amacıyla, daha sınırlı ve belirli bir anlamda kullanılır
Olası sembollerin sayısı sonsuzdur, buna karşın bilinçaltında sembolize edilebilecek fikirlerin sayısı çok sınırlıdır ve bunlar sadece kan bağı olan akrabalar, bedenin çeşitli bölümleri, doğum aşk ve ölüm olayları gibi şeylerdir Aslında, sembollerin büyük bir çoğunluğu yarım düzine kadar bilinçaltı fikrini temsil eder Bunun ardından, sembollerin yorumlanması bunaltıcı bir monotonluk gösterir diyebiliriz, ama bunun bazen söylendiği gibi stereo tip olduğunu belirtmek doğru değildir Daha önemli olan yorumların doğru olup olmadığı sorusuyla her iki duygu da alakasız olmasına rağmen, bu monotonluk kişi için sıkıcı değil genellikle eğlencelidir ki bu meseleyi burada tartışma fırsatına sahip değilim Yalnızca psikanaliz açıdan folklor verilerinin sembolizm örnekleriyle dolu olduğunu ve böyle sembollerin yorumlanmasının sadece verilerin iç anlamlarına ışık tutmayıp aynı zamanda birbirine bağlı malzemenin karşılaştırmalı olarak ince*lenmesiyle de daima teyit edilebileceğini vurgulayacağım
__________________
Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır
|