GöKKuŞaĞı
|
Bir Mum da Sen Yak!
Hep şartlardan yakınırız  Zaaflarımızı, yenilgilerimizi, korkularımızı şartlarla izah etmeye çalışırız  
Biz aslında “iyi adam” olacağız, ama şartlar bırakmıyor  
Çocuklarımızı doğru düzgün yetiştireceğiz, ama sistem engelliyor  
Eşimiz aslında çok iyidir, ama çevresi kötü yapıyor  
Bence bu, sorumluluktan sıyrılma çabasıdır Vicdanlarımızı rahatlatmaya çalışıyoruz Bir de mağlubiyetimize mazeret uydurma gayretindeyiz! Çünkü aynı şartları yaşayıp paylaşan başka insanlar pekalâ şartların altında ezilmeden yaşayabilmekte, hedeflerine ulaşıp başarılı olabilmektedirler
Daha açık ifade etmeye çalışayım  
Eğer Peygamberlerimiz şartlara sığınıp yakınsalardı, Hz Âdem’in ömrü Cennet’ten çıkarıldığı için, Hz Nuh’un ömrü tufana tutulduğu için, Hz Yunus’un ömrü denize atıldığı için, Hz Yusuf’un ömrü kuyuya itildiği için, Hz İbrahim’in ömrü Nemrut’la, Hz Musa’nın ömrü (onlara selam olsun) Firavun’la karşı karşıya getirildiği, Hz Âlişan Efendimiz’in ömrü ise Ebucehil gibi bir düşmanla savaşmak zorunda kaldığı için  
Ve  Hz Havva’nın ömrü yasak meyveyi yediği için, Hz Asiye’nin ömrü Firavun’la evlendiği için, Hz Hacer’in ömrü çölde aç-susuz bırakıldığı için, Hz Meryem’in ömrü iftiraya uğradığı için yakınmayla geçerdi  
Hâlbuki içlerinde mevcut imanı ve iman eksenli aksiyonu harekete geçirip ortaya atıldılar: “Allah Kerim” diyerek olumsuz şartların üzerine yürüdüler  
Unutmayalım: Hz İbrahim’i, Nemrud gibi, kendini “tanrı” sanan bir “gurur âbidesi” karşısında galip getiren Kudret, Hz Musa’yı Firavun’un sarayında büyüten Kudretin tâ kendisidir!
Aynı Kudret, Efendimiz’in üzerine de tecelli edince, Efendimiz, bir süre önce kovulduğu Mekke’ye, muzaffer bir komutan olarak dönmüştü  
Çoğumuz günlük hayatımızda benzer tecelliler yaşarız, ama fark etmeden ıskalarız  
Halbuki peygamber kıssaları, idrakımıza yeni pencereler açan oluşlardır  
Bir bakıma her peygamber hayatın tümüne yönlendirilmiş bir ışık hüzmesidir  
Her biri, hayatın bir bölgesini aydınlatır 
Ancak tümünü idrak edebilenler, daha ışıl ışıl bir “Cadde-i Kübra”da yürümenin tadına varırlar  
Bunun tadına varanlar, her türlü olumsuz şartın, “Külli İrade”den beslenen “Cüz’i İrade” karşısında teslim olacağını ve engellerin ortadan kalkacağını bilir, yakınmak yerine çalışmayı seçen bir aksiyon içinde tüm olumsuzlukları dize getirmeye çalışırlar  
Allah da yardım eder, şartlar dize gelir  
Şartlar dize geldiğinde, olmazlar oluverir  
Örneğin Hz Âdem’le Hz Havva koskoca dünya yalnızlığında bir birlerine kavuşurlar, Hz Nuh tufanı yener, Hz Yunus sahili bulur, Hz Yusuf kuyudan çıkar, Hz İbrahim, Nemrut ateşine meydan okur, Hz Musa, Firavun’u Kızıldeniz’de boğar, Hz Âlişan Efendimiz ise Ebucehil’i yerle bir eder
Yani dostlar, “Umut fakirin ekmeği” değil, yaşama gücüdür
Yaşama gücünüzü kaybetmeyin ve şartlar karşısında asla teslim olmayın!
Gelelim masalımıza  
Masal bu ya, bir odada dört mum hem ağır ağır yanıyor, hem de aralarında dertleşiyorlarmış 
Birinci mum: “Ben barışı simgeliyorum” demiş, “yani ben barışın mumuyum  Ama ne yazık ki, dünya savaş alanına döndü  Güçlü devletler gözlerine kestirdikleri güçsüz devletleri yutuyor  Masumları, mazlumları çıkarları uğruna katlediyorlar  Anlayacağınız misyonumu tamamladım; artık kimse benim yanık kalıp ışık saçmamı istemiyor  ”
Birinci mumun alevi önce hazin hazin titremiş, sonra aniden sönmüş  
Bu kez ikinci mum alevini hafiften dalgalandırarak söze başlamış: “Arkadaşımız haksız sayılmaz” demiş, “hattâ aynı durum benim için de geçerlidir  Biliyorsunuz ben inancı simgeliyorum, yani inancın mumuyum  Hazin ki, günümüzde her şey parayla ölçülüyor  Madde mânâyı zayıflattı  Neredeyse herkes maddeci oldu  Üç kuruş için adam kesiyorlar  Bu duruma daha fazla dayanabileceğimi sanmıyorum; artık söneceğim ”
Konuşması biter bitmez esmeye başlayan hafif bir rüzgârın etkisiyle o da sönüvermiş Söz sırası üçüncü muma gelince üzgün bir sesle söze başlamış: “Biliyorsunuz ben sevgiyim! Yanık kalmak için çok çabaladım, ama olmuyor; gücüm tükendi İnsanlar çoktandır beni unuttular Bir kenara fırlattılar Aşkı, sevgiyi öldürdüler En yakınlarını bile sevmiyorlar Böyle bir dünyada yanıp duramam  ”
Üçüncü mum da sönmüş
Tam bu sırada bir çocuk girmiş odaya Dört mumdan üçünün söndüğünü görünce, merakla yanlarına gitmiş: “Neden yanmıyorsunuz? ” diye sormuş mahzun mahzun
Sönmüş mumlar cevap verememişler 
Bu kez çocuk odada yanık kalan tek muma dönmüş:
“Bunların yanmadığı yerde sen nasıl yanıyorsun?”
“Çünkü ben umudum” diye cevap vermiş, sonuncu mum; “umudun mumu hiç sönmez ”
Çocuğun yüzüne sımsıcak bir gülümseme yayılmış  
“Üzülme” diye devam etmiş sözlerine mum, “benim alevimle diğer mumları yakabiliriz Böylece hepsi yeniden işlevlerini sürdürürler ”
Böylece barış mumu, inanç mumu, sevgi mumu tekrar yanmış 
Hani ne derler biliyorsunuz: “Karanlıktan şikâyet edeceğine bir mum da sen yak!”
Yavuz Bahadıroğlu
__________________
Bıçak soksan gölgeme, Sıcacık kanım damlar
Girde bak bir ülkeme: Başsız başsız adamlar
NFK
GaLiBa Bu GeCe YaĞMuRDa GöKKuŞaĞı MiSali GüLeRKeN aĞLaMaNıN ZaMaNı
|